LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kelimesini içeren 551 kelime bulundu...

a'cam

  • Acemler; Arap milletinden olmayanlar.

acaib vezaif / acaib vezâif

  • Acayip vazifeler, hayret ve hayranlık uyandıran görevler.

acam

  • Acemler, iranlılar, Arap olmayanlar.

aceb

  • Acaba, hayret.

aceba / acebâ / عجبا

  • Acaba. (Arapça)

acele / عجله

  • Acele. (Arapça)

acemane / acemâne

  • Acemlere yakışır suret. Yabancı gibi. (Farsça)

aceze

  • Âcizler, güçsüzler.

acil / âcil / عاجل

  • Acele eden.
  • Acil. (Arapça)

acilen / âcilen

  • Acele olarak. Serian, derhal, müstâcelen.
  • Acele olarak.

acizane / âcizâne / عَاجِزَانَه

  • Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler." (Farsça)
  • Âciz bir şekilde, güç yeteden anlamında kullanılan bir tevazu ifadesi.
  • Âciz olarak.

acizem / âcizem

  • Âcizim, güçsüzüm.

acizi / âcizî / عاجزی

  • Acizlik. (Arapça - Farsça)

aciziyyet / âciziyyet / عاجزیت

  • Acizlik. (Arapça)

acube-i hilkat / acûbe-i hilkat

  • Acayip, hayrette bırakan bir yaratılışta.

acul / acûl / عجول

  • Aceleci.
  • Aceleci, sabırsız.
  • Aceleci. (Arapça)

aculane / aculâne / acûlâne / عجولانه

  • Acele edene yakışır suretde.
  • Acele acele. (Arapça - Farsça)

aculiyet

  • Acelecilik.
  • Acelecilik. Sabırsızlık.
  • Acelecilik, sabırsızlık.

acuz / acûz

  • Âcizler, beceriksizler, yaşlı kadın.

acz / عجز

  • Acizlik, güçsüzlük.
  • Âcizlik.
  • Acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama. (Arapça)

acz-alud / acz-âlûd

  • Âcizlik, kuvvetsizlik, güçsüzlük. (Farsça)
  • Âcizlik, güçsüzlük.

acz-mend

  • Acizlik, mahviyet sâhibi.

acz-mendi / acz-mendî

  • Âcizlik, iktidarsızlık. Fakr. (Farsça)

ahamire

  • Acem milletinden bir tâife.

ahendil / âhendil / آهن دل

  • Acımasız. (Farsça)

ahkam-ı zımniye / ahkâm-ı zımniye

  • Açıkça söylenmeyip dolayısıyla anlatılan hükümler, esaslar.

alani / alânî

  • Açıkta, meydanda, herkesin gözü önünde.

alenen / علنا

  • Açıktan, açıkça.
  • Açıkça, saklanmadan.
  • Açıkça. (Arapça)

aleni / alenî / علنى / عَلَن۪ي

  • Açık olarak, meydanda. Gizli olmayarak.
  • Açık.
  • Açık, gizli olmayan.
  • Açık, aşikâr. (Arapça)
  • Açık olarak.

aleniyye

  • Açık, aleni, göz önünde.

alkam

  • Acı salatalık, hıyar.

alkame

  • Acılık, acı tat. Acı hıyar.

aşikar / âşikâr / آشكار

  • Açık, belli, meydanda.
  • Açık, belli, aşikâr. (Farsça)
  • Âşikâr etmek: Ortaya çıkarmak, belli etmek. (Farsça)
  • Âşikâr olmak: Ortaya çıkmak, belli olmak. (Farsça)

aşikare / âşikâre / آشكاره / آشِكَارَه / aşikâre / اٰشِكَارَه

  • Açık bir şekilde.
  • Açık, belli. (Farsça)
  • Açıkça.
  • Açıkça.

aşikaren / âşikâren

  • Açıkça.
  • Açıkça.

aşkar / âşkâr / آشكار

  • Açık, belli, aşikâr. (Farsça)

aşkara / âşkârâ / آشكارا

  • Açık, belli, aşikâr. (Farsça)

ateşdem / âteşdem / آتش دم

  • Acı sözlü. (Farsça)

aya / âyâ / آیا / اٰيَا

  • Acaba.
  • Acaba, hayret!
  • Acaba. (Farsça)
  • Acaba.

ayan / ayân / عيان

  • Açık, belli, aşikâr. (Arapça)

ayanen / ayânen / عَيَانًا

  • Açıkça.
  • Açıkça, besbelli.
  • Açık olarak.

ayat-ı bahire / âyât-ı bâhire

  • Açık âyetler, deliller.

ayat-ı beyyinat / âyât-ı beyyinat

  • Açık seçik âyetler.

ayn-ı elem

  • Acının tâ kendisi.

ayn-ı zahir / ayn-ı zâhir

  • Açıklık içinde, bizzat görünende.

azab-ı elim / azâb-ı elîm

  • Acı veren azap.

azap / azâp

  • Acı, sıkıntı.

bahir / bâhir / باهر

  • Açık, berrak.
  • Açık.

bariz / bâriz

  • Açık, göz önünde, besbelli.
  • Açık, belli, âşikâr, zâhir.

basal-i harif

  • Acı soğan.

basıt / bâsıt

  • Açan, yayan, genişleten.

bed-reng

  • Açıkla koyu arasında kirli bir renk. (Farsça)

bedahet / بداهت

  • Açıklık.

bedaheten / bedâheten

  • Açıkça.

bedahetle

  • Açıklıkla.

bedihi / بديهي

  • Açık.

bedihiyyet

  • Açıklık. Kolayca anlaşılır ve görülür olmak.

belağat-ı beyan / belâğat-ı beyan

  • Açıklama ve ifadenin yerine ve hedefine ulaşması.

beşişe

  • Açık yüzlü olmak.

beşş

  • Açık yüzlü olmak.

beyan / beyân / بيان / بَيَانْ

  • Açık olmak, açıklamak, bildirmek. Konuşma, yazma, anlama, anlatma, ifâde etme.
  • Açıklama, anlatma.
  • Açıklayıp bildirme.
  • Açıklama, ifade etme, dile getirme. (Arapça)
  • Beyân edilmek: Açıklanmak, dile getirilmek. (Arapça)
  • Beyân etmek: Açıklamak, dile getirmek. (Arapça)
  • Açıklama.

beyan buyurulan

  • Açıklanan, anlatılan.

beyan eden

  • Açıklayan, anlatan.

beyan edilen

  • Açıklanan.

beyan et!

  • Açıkla!.

beyan etme

  • Açıklama, anlatma.

beyan etmek

  • Açıklamak, izah etmek.

beyan olunan

  • Açıklanan.

beyanat / beyânat / beyânât / بيانات / بَيَانَاتْ

  • Açıklamalar.
  • Açıklayıp bildirmeler.
  • Açıklamalar, demeç. (Arapça)
  • Açıklamalar.

beyani / beyanî / beyânî

  • Açıklama olarak.
  • Açıklanıp bildirilen.

beyanname / beyannâme

  • Açıklama yazısı, bildiri.

beyyinat / beyyinât

  • Açık, belli şeyler.

beyyine

  • Açık delîl.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Mûcize.
  • Delil, şâhid.
  • Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
  • Peygamber efendimizin isimlerinden.

bi-insaf / bî-insaf

  • Acımasız, insafsız. (Farsça)

bi-vare / bî-vare

  • Âciz, fakir, miskin, zavallı, kimsesiz, garib. (Farsça)

biinsaf / bîinsaf

  • Acımasız, insafsız.

bil'ayan

  • Açık olarak. Meydanda olarak.

bilamerhamet / bilâmerhamet / بلامرحمت

  • Acımasızca. (Arapça)

bilbedahe / bilbedâhe / بالبداهه

  • Açıktan. Aşikâr olarak. Meydanda olarak. Besbelli.
  • Açık seçik.
  • Açıkça.

bimerhamet / bîmerhamet / بى مرحمت

  • Acımasız. (Farsça - Arapça)

bizz

  • Açmak, feth.

bür'um

  • Açılmamış gonca çiçek.

bürehne

  • Açık, yalın çıplak. (Farsça)

cayi' / câyi' / جایع

  • Aç. (Arapça)

cehr

  • Açıktan söyleme, açık olarak okuma.
  • Açıktan söyleme.

cehren / جهرا

  • Açıktan, alenen.
  • Açıktan.
  • Açıkça. (Arapça)

cehri / cehrî

  • Açıktan, alenî olarak, yüksek sesle söylemek, okumak.
  • Açık sesle.

cehva'

  • Açık.

celi / celî

  • Açık, parlak.

celse-i aleniyye

  • Açık oturum.

ciharen / cihâren / جهارا

  • Açıkça. (Arapça)

cihetinden

  • Açısından.

cu' / cû' / جوش

  • Açlık.
  • Acıkma, açlık.
  • Açlık. (Arapça)

dar-ı elem / dâr-ı elem / دَارِ اَلَمْ

  • Acı yeri.

dari / darî / dâri

  • Acı ve dikenli bir ağaç.
  • Acı bir bitki.

daü'l-cu / dâü'l-cû

  • Açlık illeti, hastalığı.

def-i cu' / def-i cû'

  • Açlığı gidermek. Birşey yemek.
  • Açlığı giderme.

delail-i zahiriye / delail-i zâhiriye / delâil-i zâhiriye

  • Açık olarak zâhirde görünen deliller. Maddi deliller.
  • Açıkta olan, görünen deliller.

delil-i vazıh / delil-i vâzıh

  • Açık delil, anlaşılır delil.

der tarik-ı acz-mendi / der tarîk-ı acz-mendi

  • Âcizliği kendine meslek edinenin gittiği yol.

derkenar

  • Açıklama, dipnot.

derya-yı umman

  • Açık deniz. Umman Denizi. Okyanus.

dev-i acib-i cehennem / dev-i acîb-i cehennem

  • Acayip ve dehşet veren cehennem devi.

dirkite

  • Acem diyarında bir oyun adıdır. (Bir yere gelip raks ederler.)

efgan

  • Acı ile bağırıp çağırmalar. Feryatlar ve istimdat. (Farsça)

ehülacaib / ehülacâib

  • Acayip şeylerin kardeşi.

el-aceb

  • Acayip, Şaşılacak şey. Tuhaf şey.

elem / الم / اَلَمْ

  • Acı, keder, sıkıntı.
  • Acı.
  • Acı, üzüntü. (Arapça)
  • Acı.

elem-zede

  • Acılı. Kederli. Dertli. (Farsça)

elemkarane / elemkârâne

  • Acı duyarak, üzüntülü bir şekilde.
  • Acılı bir biçimde.

elemli

  • Acı veren, üzücü.

elemnak / elemnâk

  • Acı verici, acılı.

elim / elîm / اليم / اَل۪يمْ

  • Acıklı, üzücü.
  • Acı veren, acılı.
  • Acı veren.
  • Acı, acıklı. (Arapça)
  • Acı veren.

elimane / elîmâne

  • Acılı biçimde.
  • Acı çektiren, elem veren.

elime / elîme / اليمه

  • Acılı hâl.
  • Acı, acıklı. (Arapça)

emel-i acizane / emel-i âcizane

  • Âcizane ümit; bu âcizin emeli.

enaet

  • Acele etmeyip teenni üzere olmak. Yavaş hareket.

enin

  • Acı ve sızıdan inleyiş.

esas-ı bahire / esas-ı bâhire

  • Açık ve âşikâr esas.

esef-han

  • Acıyan, merhamet eden, şefkat eden, esef eden. (Farsça)

eser-i acz

  • Acizliğin, çaresizliğin sonucu.

esrar-ı acibe / esrar-ı acîbe

  • Acaip, tuhaf sırlar.

evtar-ı acile / evtar-ı âcile

  • Acil ihtiyaçlar.

eya

  • Acaba mânasına nidâdır. "Hey, ey" gibi çağırma, nidâ, seslenme edatı olarak da kullanılır. (Farsça)

facia / fâcia

  • Acıklı olay.

facia-nüvis / fâcia-nüvis

  • Acıklı ve hazin tiyatro romanı yazan kimse. (Farsça)

fagr

  • Açmak.

farisi / farisî

  • Acemce, Farsça. İran'la alâkalı ve ona müteallik. İran dili veya halkı ile alâkalı olan.

faş etme / fâş etme

  • Açığa vurma, yayma.

faşeden / fâşeden

  • Açığa vuran.

fasih / fasîh / فَص۪يحْ

  • Açık ve güzel konuşan.

fasık / fâsık

  • Açıkça günah işlemekten çekinmeyen, âsî, günahkâr mü'min.

fasık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecâhir

  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen; işlediği günah ile övünen.
  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.)

fasıkımütecahir / fâsıkımütecâhir

  • Açıkça günah işlemekten utanmayan.

fatih / fâtih

  • Açan, fetheden.

fatiha / fâtiha / فَاتِحَه

  • Açan, başlangıç.

fecaat / fecâat

  • Acıklı durum.

fecet

  • Acıklı hâl.

fekk

  • Açma, ayırma.

feng

  • Acı hıyar, ebucehil karpuzu. (Farsça)

ferah-rev

  • Acele acele ve geniş adımlarla yürüyen. (Farsça)

fesahat / fesâhat

  • Açık ve düzgün konuşma.

feth

  • Açma, fetih.
  • Açma.

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i
  • Açık ve parlak zafer.

fetheden

  • Açan.

fethetmek

  • Açmak.

fetih / فتح / فَتِحْ

  • Açma; bir şehir veya ülkeyi İslâm topraklarına katmak.
  • Açma, ele geçirme.
  • Açma.
  • Açma.

firak-ı elim / firak-ı elîm

  • Acı veren ayrılık.

firak-ı elimane / firâk-ı elîmâne

  • Acı ve üzüntü verici ayrılık.

firuze-fam

  • Açık mavi renkli, gök renkli.

gaddar / gaddâr

  • Acımasız, çok zulmeden.
  • Acımasız.

gaddarane / gaddârâne

  • Acımadan, merhametsizcesine, zulmedercesine. (Farsça)
  • Acımasızca, zulmederek.
  • Acımasızca.

gaddarlık

  • Acımasızlık.

gares

  • Açlık.

garv

  • Acip.

gavelan

  • Acı bir ot.

gayr-ı sarih

  • Açık olmayan.

geda-çeşmane

  • Açgözlülükle, açgözlücesine. (Farsça)

germ-mend

  • Acele eden, aceleci. (Farsça)

girye-feşan

  • Acıklı acıklı ağlayan, gözyaşı saçan. (Farsça)

gonca / غنجه

  • Açmamış tomurcuk, gonca. (Farsça)

gürisnegi / gürisnegî

  • Açlık, sefalet. (Farsça)

güşa

  • Açıcı, açan mânâsına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dil-güşa : Gönüle ferahlık veren. Gönül açan. (Farsça)

güşayende

  • Açan, açıcı. (Farsça)

güşayiş / güşâyiş / گشایش

  • Açıklık, açılış, açılma. (Farsça)
  • Açılış. (Farsça)

güsn

  • Açlık, sefalet. (Farsça)

güşude

  • Açılmış. (Farsça)

hakk-ı acizi / hakk-ı âcizî

  • Âciz olan kendim hakkında.

hakk-ı sarih

  • Açık hak.

hanin-i hazin

  • Acıklı sızlanma.

haris / harîs

  • Aç gözlü, çok hırslı.

havadar / هوادار

  • Açık mekanlı (Farsça)

hayıflanmak

  • Acınmak, üzülmek. Esef etmek.

hayyehele

  • Acele et (mânasınadır).

hediye-i rahmani / hediye-i rahmânî

  • Acıma ve merhamet sahibi Allah'ın hediyesi.

hefv

  • Açlık.

herf

  • Acele. Sür'at, hız Hezeyan.

hibriziyy

  • Acem askerlerinden şanlı bir süvârinin adı.

hicran

  • Acı.

hırrif / hırrîf

  • Acılığından dili acıtan nesne.

hırs

  • Aç gözlülük, aşırı düşkünlük.

hiss-i elim / hiss-i elîm

  • Acı veren duygu.

hülasa-i meal / hülâsa-i meâl

  • Açıklamanın özeti.

hurufilik / hurûfîlik

  • Acem yahûdisi Fadlullah-ı Hurûfî'nin v.796 (m. 1393) kurduğu bozuk yol. Küfür ve sapık inançları sebebiyle Timur'un oğlu Mîrânşâh tarafından öldürülmüştür.

hüveyda / hüveydâ / هویدا

  • Açık, aşikâr, besbelli. (Farsça)

hüzn-ü elim / hüzn-ü elîm

  • Acı verici hüzün, üzüntü.

huzuz

  • Acı bir devânın adı.

i'caz / i'câz

  • Âciz bırakma, benzerini ortaya koymada herkesi acze düşürme.

i'caz-ı beyan / i'câz-ı beyan

  • Açıklama ve anlatımın mu'cize oluşu.

i'cazkar / i'câzkâr / اِعْجَازْكَارْ

  • Âciz bırakan.

icaleten / icâleten / عجالة

  • Aceleyle, acele olarak. (Arapça)

idab

  • Acib nesne.

idb

  • Acib iş.

ifhah

  • Âciz bırakma.

ifşa / ifşâ / افشا / اِفْشَا

  • Açığa vurma. (Arapça)
  • İfşâ edilmek: Açığa vurulmak. (Arapça)
  • İfşâ etmek: Açığa vurmak. (Arapça)
  • Açığa çıkarma.

ifşaat / ifşâât / افشاآت / اِفْشَاآتْ

  • Açığa vurmalar. (Arapça)
  • Açığa çıkarmalar.

ifsah

  • Açmak, genişletmek.

iftah

  • Açmak. Fethetmek.

ihna'

  • Acıma, merhamet etme, şefkat etme.

ihtifad

  • Acele yapma, sür'atle ve çabuk olarak işleme.

iltihas

  • Açlık veya susuzluktan dolayı soluma.

inbisat / inbisât

  • Açılmak, yayılmak, açık yüzlü olmak, mütebessim çehreli, sevinçli olmak. Gönül açıklığı, kalb ferahlığı hâli.

infilak

  • Açılma. Yarılma. Patlama. İnşikak etme.

inkılab-ı acibe / inkılâb-ı acibe

  • Acayip, hayret verici köklü değişim, dönüşüm.

inkılab-ı acip / inkılâb-ı acip

  • Acayip köklü değişim.

inkimaş

  • Acele etme. Çabuk iş görme.

inkişa / inkişâ

  • Açılma.

inkişaf / inkişâf / انكشاف / اِنْكِشَافْ

  • Açılma, gelişme.
  • Açığa çıkma, açılma.
  • Açılma.
  • Açılma, açığa çıkma.

inkişaf etme

  • Açığa çıkma.

inkişaf etmek

  • Açığa çıkmak.

inkişafat

  • Açılmalar, gelişmeler.

insaf / insâf / انصاف

  • Acıma. (Arapça)

insafsızca

  • Acımasızca.

inşirah / inşirâh / انشراح

  • Açılma, ferahlama. (Arapça)

işkence / اشكنجه

  • Acı verme, eziyet etme. (Farsça)

ism-i zahiri

  • Açık, görünen isim.

isti'cal / isti'câl / استعجال

  • Acele olmasını istemek. Acele etmek.
  • Aceleci davranış. (Arapça)

istibane

  • Açıklama, belli olma. Meydanda ve âşikâr olma.

istical / istîcâl

  • Acele etme.
  • Acele etme.

istifsar / istifsâr / اِسْتِفْسَارْ

  • Açıklanmasını istemek, sormak.
  • Açıklama isteme, sorma.

ıstırab / اضطراب

  • Acı, ızdırap. (Arapça)

istizah / istizâh / istîzâh / اِسْت۪يضَاحْ

  • Açıklama talebi.
  • Açıklama istemek.
  • Açıklama isteme.

istizahta bulunan

  • Açıklama isteyen.

istuh

  • Âciz, güçsüz, kuvvetsiz. Perişan, mahzun, biçare. (Farsça)

itibarıyla / itibârıyla

  • Açısından.

itibariyle

  • Açısından.

ittizah / ittizâh

  • Açıklık.

ivedi

  • Aceleci, savruk. Çabuk.

ivme

  • Acele etme, koşma.

iyan / iyân / عيان

  • Açık, ayan beyan. (Arapça)

izah / izâh / îzâh / ايضاح / ایضاح / ا۪يضَاحْ

  • Açıklamak. Bir şeyi anlaşılır hâlde söylemek veya yazmak.
  • Açıklama.
  • Açıklama.
  • Açıklama.
  • Açıklama. (Arapça)
  • Îzâh edilmek: Açıklanmak. (Arapça)
  • Îzâh etmek: Açıklamak. (Arapça)
  • Açıklama.

izah buyurulan

  • Açıklanan.

izah eden

  • Açıklayan.

izah edilen

  • Açıklanan.

izah edilme

  • Açıklanma.

izah edilmek

  • Açıklanmak.

izah etme

  • Açıklama.

izah etmek

  • Açıklamak.

izah ve beyan

  • Açıklama.

izahat / izâhât / îzâhât / ایضاحات / ا۪يضَاحَاتْ

  • Açıklamalar.
  • Açıklamalar.
  • Açıklamalar. (Arapça)
  • Îzâhât vermek: Açıklamada bulunmak, açıklama yapmak. (Arapça)
  • Açıklamalar.

izahen / îzâhen / ایضاحا

  • Açıklayarak, izah ederek.
  • Açıklama ile.
  • Açıklayarak. (Arapça)

izahsız

  • Açıklamasız.

ızdırap / اضطراب

  • Acı. (Arapça)

izhar / izhâr

  • Açığa çıkarma, gösterme.
  • Açıklamak, ortaya çıkarmak. İki harfi birbirinden ayırmak mânâsına tecvîd ilminde bir terim.

izhar edilme

  • Açıklanma, gösterilme.

izhar-ı acz

  • Âcizliğini gösterme.

ıztırab / ıztırâb

  • Acı, elem, sıkıntı, vesvese, azab.
  • Acı, darlık, sıkıntı.

ıztırabaver / ıztırâbâver / اضطراب آور

  • Acı verici. (Arapça)

kaa'

  • Acı su.

kaide-i külliye

  • Açık ve sarih olan kaide ve hüküm. Herşey hakkında tatbik edilebilen, umumi kaide.

kaide-i külliyye

  • Açık, sarih olan hükümler, genel kurallar.

kalb-i acizane / kalb-i âcizâne

  • Aciz kalp (tevazu için kullanılan bir ifade).

kanaat

  • Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.

kanaat-ı acizane / kanaat-ı âcizane

  • Âcizin kanaati; benim fikrim anlamında tevazu ifadesi olarak kullanılan söz.

karar-ı seri

  • Acele karar, seri karar.

kasırane

  • Âcizane, beceriksizcesine.

kavl-i şarih / kavl-i şârih

  • Açıklayıcı söz.

kavl-i şarihi / kavl-i şârihi

  • Açıklayıcı söz.

kebiru'l-müteal / kebîru'l-müteâl

  • Açık ve gizli her şeyi bilen, büyük ve yüce olan. Allah Teâlâ.

kemter

  • Âciz, fakir, hakir.

kemterane / kemterâne

  • Acizce, aşağıca.

keramet-i aleniye

  • Açık, gözle görünür kerâmet.

keramet-i zāhire / kerâmet-i zāhire / كَرَامَتِ ظَاهِرَه

  • Açık, görünür olan keramet.

keşf

  • Açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme.
  • Açma, bulma.

keşif

  • Açma, bulma.

kitab-ı mu'cizü'l-beyan

  • Açıklaması ve ifadesi mu'cize olan kitap, Kur'ân.

kitab-ı mübin

  • Açık, hak ile batılı ayıran kitap, Kur'ân-ı Kerim.

kıyas-ı celi / kıyas-ı celî

  • Açık ve belirli olan kıyas.

kubkuba

  • Acele etmek.

kulunç

  • Acı veren bir hastalık.

kur'an-ı azimü'l-beyan / kur'ân-ı azîmü'l-beyan

  • Açıklamaları pek yüce ve benzersiz olan Kur'ân.

kur'an-ı mu'cizi'l-beyan / kur'ân-ı mu'cizi'l-beyân

  • Açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur'ân-ı Kerim.

kur'an-ı mu'cizü'l-beyan / kur'ân-ı mu'cizü'l-beyân

  • Açıklamalarıyla mu'cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur'ân.

kur'an-ı mu'cizü'l-beyan-ı azimüşşan / kur'ân-ı mu'cizü'l-beyân-ı azîmüşşân

  • Açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları aciz bırakan, şan ve şerefi yüce olan Kur'ân.

kur'an-ı mucizü'l-beyan / kur'ân-ı mucizü'l-beyân

  • Açıklamalarıyla mu'cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur'ân.

küşa / küşâ

  • Açan.

küşad / küşâd

  • Açmak, açılış.
  • Açma.

küşade / küşâde / كُشَادَه

  • Açık.
  • Açılmış.
  • Açık, şen.

küşadetmek

  • Açmak. Açış merâsimi.

küşat / küşât

  • Açma.

küşayiş / küşâyiş

  • Açıklık. Ferahlık. (Farsça)
  • Açıklık.

kusure

  • Acizlik, güçsüzlük.

kuvvet-i beyan

  • Açıklamadaki, anlatımdaki güç.

lagıb

  • Acıkmış ve yorulmuş kişi.

lahib

  • Açık yol.

lahn-ı celi / lahn-ı celî

  • Açık ve herkesin bildiği tecvîd hatâsı.

lehib

  • Açık yol.

limmi / limmî

  • Açıklık.

limmiyet / limmîyet

  • Açıklık.

lisan-ı acz

  • Âcizlik dili.

lisan-ı kur'an-ı mu'cizü'l-beyan / lisan-ı kur'ân-ı mu'cizü'l-beyan

  • Açıklamaları mu'cize olan Kur'ân'ın dili.

lisan-ı tasrih

  • Açıkça ifade eden dil.

ma'na-yı sarih / ma'nâ-yı sarîh / مَعْنَايِ صَر۪يحْ

  • Açık ma'nâ.

ma'na-yı zahiri / ma'nâ-yı zâhirî / مَعْنَايِ ظَاهِر۪ي

  • Açık ma'nâ.

ma'raz-ı acaib / ma'raz-ı acâib

  • Acâiblerin teşhir olunduğu yer.

ma'rez-i acaip ve garaip

  • Acayip ve garipliklerin teşhir edildiği sergi, fuar.

maani-i sariha / maânî-i sariha

  • Açık mânâlar.

mahmasa hali / mahmasa hâli

  • Açlıktan ölmek üzere olma hâli.

mana-yı sarih / mânâ-yı sarîh

  • Açık mânâ.

mantıki kıraet / mantıkî kırâet

  • Acele etmeyerek fakat imlâ kaidelerine dikkat ederek, yâni virgüllerde biraz, noktalı virgüllerde biraz daha durmak, teâcüb ve istifhamları anlatmak, muhaverelerde konuşanların sözlerini ayırmak suretiyle okumaktır.

maruz bırakılma / mâruz bırakılma

  • Açık hâle getirilme, açık hedef yapılma.

mazhariyet-i münkeşife / مَظْهَرِيَتِ مُنْكَشِفَه

  • Açılmış, açığa çıkmış bir şekilde kendinde gösterme.

meca'

  • Açlık.

medar-ı acz

  • Acizlik, güçsüzlük sebebi, kaynağı.

medar-ı beyan

  • Açıklama konusu.

medayih-i bahire / medâyih-i bâhire

  • Açık ve aşikâr övgüler.

mefhum-u sarih / mefhûm-u sarîh / مَفْهُومُ صَر۪يحْ

  • Açık anlam.
  • Açık ma'nâ.

melulane / melulâne

  • Acıklı ve mahzun bir hâlde.

menbuş

  • Açılmış, soyulmuş.

meraret / merâret / مرارت

  • Acılık. Tatsızlık.
  • Acılık. (Arapça)

merhamet / مرحمت

  • Acıma, şefkat.
  • Acıma.
  • Acıma. (Arapça)
  • Merhamet etmek: Acımak. (Arapça)

merhameten

  • Acıyarak, merhamet ederek.

merhametli

  • Acıyan. (Arapça - Türkçe)

merhametperverane

  • Acıma ve şefkat ile, esirgeyip acımak suretiyle. (Farsça)

merhametsiz

  • Acımasız.
  • Acımasız. (Arapça - Türkçe)

merhametsizlik

  • Acımasızlık.

mesgabe

  • Açlık. Meşakkat ve yorgunluk içinde açlık.

meslek-i acz

  • Aczini Allah'a bildirme mesleği, yolu.

meşruh / meşrûh / مشروح

  • Açıklanmış.
  • Açıklanmış, şerhedilmiş. (Arapça)

meşruhat / meşruhât / meşrûhât / مشروحات

  • Açıklamalar, izahlar.
  • Açıklama ve izahlar.
  • Açıklananlar.
  • Açıklamalar. (Arapça)

metfuh

  • Açılmış.

mevsim-i elimane / mevsim-i elîmâne

  • Acılarla dolu mevsim.

meyasir

  • Acem merkepleri. (Atlas ve ipek ile süslenen eşeklerdir.)

miftah

  • Açan âlet. Anahtar. Kilidleri açan anahtar.

mihre

  • Acemi ördekleri avlamak için su kenarlarına bağlanan ördek. (Farsça)

miskinlik

  • Âcizlik, uyuşukluk, beceriksizlik, güçsüz ve tepkisiz kalma.

miyah-ı merre

  • Acı sular.

mu'cizbeyan

  • Açıklama ve anlatış tarzı mu'cize olan.

mu'cizü'l-beyan

  • Açıklamaları mucize olan.

muaccel / مُعَجَّلْ

  • Acele olunmuş, ta'cil edilmiş, mühletsiz. Peşin. Va'desiz.
  • Acele, peşin.
  • Acele olan, peşin.

muaccelane / muaccelâne

  • Acele olarak. Peşin olarak.

muazzeb / معذب

  • Acı çeken, azap çeken. (Arapça)

mübeyyen

  • Açıklanmış. Beyan ve izah edilmiş.
  • Açıklanan.

mübeyyin

  • Açıklayan. Beyan eden. Meydana koyan.
  • Açıklayan, açıklık getiren.
  • Açıklayan.

mübin / مبين

  • Açıklayan, açıklayıcı. (Arapça)

mücaa

  • Acıkmak.

mucizane / mûcizane

  • Aciz bırakırcasına.

müfecci'

  • Acıtan, üzen, keder veren, dertli eden.

müfesser

  • Açıklanan. Usûl-i fıkıhta, nass denilen lafzdan daha açık olan lafızdır. Nass, sevkedildiği mânâya açıkça delâlet eden lafızdır.

muhit-i acib

  • Acayip, tuhaf çevre.

münakasa / münâkasa / مناقصه

  • Açık eksiltme. (Arapça)

münkeşif

  • Açılmış, açılan, görünen.
  • Açılmış, bulunmuş.

müptedi

  • Acemi.

müratane

  • Acem dilini konuşmak.

müsaraa / müsâraa

  • Acele, teşebbüs.

musarrah / مُصَرَّحْ

  • Açık, apaçık.
  • Açıklanmış.
  • Açıklanmış.

musarraha

  • Açık ve bütün ayrıntılarıyla anlatılmış.

musarrahan

  • Açık olarak. Sarih bir tarzda.

müşkil-küşa / müşkil-küşâ

  • Açılması çok zor.

müsta'cel / مُسْتَعْجَلْ

  • Acele yapılması lüzumlu olan, çabuk yapılması gereken.
  • Acele yapılması istenen.

müsta'cil

  • Acele yapan, çabuklaştıran.

müstacel / müstâcel

  • Acele yapılması gereken.

müstaceliyet / müstâceliyet

  • Acele yapılması gerekmek, ivedilik.

müstacil / müstâcil

  • Acele yapan.

müstebin

  • Açık ve meydanda olan. Zâhir, âşikâr.

müstehcen

  • Açık, saçık. Edepsizcesine, ayıp, iğrenç.
  • Açık saçık, ayıp, edepsizcesine.

müştehire

  • Açıkça ortaya konulan, sergilenmiş, meşhur.

mutabassır

  • Açıkgöz.

müteaccilane / müteaccilâne

  • Acelecilikle, acele ederek. (Farsça)

mütearife

  • Açıkça bilinen.

mütebariz / mütebâriz / متبارز

  • Açığa çıkan.
  • Açık seçik, belirgin. (Arapça)

mütecahir / mütecâhir

  • Açıktan günah işleyen.

müteellim / مُتَأَلِّمْ

  • Acıyan, elemli ve kederli olan.
  • Acı çeken, üzülen.
  • Acı duyan.
  • Acı çeken.

müteellimane

  • Acı hissedercesine.

mütefecci'

  • Acınan, dertli olan.

mütehalikane / mütehâlikâne

  • Acelecilikle, çabuklukla. (Farsça)

mütelaşiyane

  • Acele ve telaş ile.

müterahhimane / müterahhimâne

  • Acıyarak. Merhamet ederek. (Farsça)

müttezih

  • Açık ve meydanda olan.

muvazzah

  • Açıklanmış. İzahı yapılmış. Açık, anlaşılır şekilde.
  • Açıklanmış.

muvazzahan

  • Açıklanarak. Etraflı ve açık şekilde izah olarak.

muvazzıh

  • Açıklayan, izah eden.

müzayede / مزایده

  • Açık arttırma. (Arapça)

muztarib / مضطرب

  • Acı çeken, ızdıraplı. (Arapça)

na'ab

  • Aceleci. Hızlı yürüyen, tez giden kişi.

na-şüküfte

  • Açılmamış, taze. (Farsça)

nakl-i kat'i / nakl-i kat'î

  • Açık ve kesin rivayet.

nakş-ı beyan

  • Açıklama ve anlatım nakşı.

nas / نَصّ

  • Açık hüküm.

nass

  • Açık ve kesin hüküm.

nazar-ı acizi / nazar-ı âcizî

  • Âcizin nazarı; benim bakışım anlamında, tevazu ifadesi olarak kullanılan söz.

ne-şüküfte

  • Açılmamış. (Farsça)

nebat

  • Acem fellahlarından bir kabile.

nehy-i sarih

  • Açık bir şekilde yasaklama.

netice-i burhan-ı bahir / netice-i burhan-ı bâhir

  • Açık, parlak, kesin ve sağlam delilin sonucu.

nev-amuz

  • Acemi. Yeni alışan. (Farsça)

nev-inan

  • Acemi at, bineğe yeni alıştırılan at. (Farsça)

nevkar

  • Acemi. İşe yeni başlamış. (Farsça)

nümayan / nümâyân

  • Açık, parlak, görünen.

nutk-u iftitahi / nutk-u iftitahî

  • Açış nutku.

nüv'

  • Açlık.

rahimane / rahîmane

  • Acıyarak.

rahm / رحم

  • Acıma, esirgeme.
  • Acıma, merhamet. (Arapça)
  • Rahm etmek: Acımak, merhamet etmek. (Arapça)

rahmet

  • Acıma, esirgeme, şefkat.

rauf

  • Acıyan ve esirgeyen, Allah.

rayik

  • Acib ve hâlis nesne.

re'fet

  • Acıma, merhamet.

resm-i küşad / resm-i küşâd / رسم كشاد

  • Açılış töreni.

resm-i küşat

  • Açılış merasimi.

resmi küşat / resmî küşat

  • Açılış merasimi.

resmiküşad / resmiküşâd

  • Açılış töreni.

rikkat

  • Acıma, incelik, yufka yüreklilik. Yumuşaklık.
  • Acıma, yufka yüreklilik.
  • Acıma, yumuşaklık, yufka yüreklilik, kalb inceliği.

rikkat-amiz / rikkat-âmiz

  • Acıma veren, kalbe hüzün verecek olan, acındıran.

rikkat-aver / rikkat-âver

  • Acıma ve merhamet uyandıran. (Farsça)

rikkat-engiz

  • Acıklı. (Farsça)

rikkat-yab / rikkat-yâb

  • Acıyan, merhamet eden. (Farsça)

rikkatli

  • Acınacak, acındırıcı.

riyazet / riyâzet / رِيَاضَتْ

  • Açlıkla nefsi terbiye etme.

ruh-u acizane / ruh-u âcizâne

  • Âciz ruhum anlamında, tevazu ifadesi olarak kullanılan söz.

ruh-u gaddar

  • Acımasız, çok zulmeden.

ruh-u kemterane / ruh-u kemterâne

  • Âciz ve fakir olan kimsenin ruhu.

sabır

  • Acıya ve zorluğa katlanma.

safre

  • Açlık.

sagıb

  • Aç kimse. (Müe: Sagbâ)

saha-i ıtlak

  • Açık alan, sınırsız meydan.

sahil-i beyan

  • Açıklama, anlatım sahili.

şahs

  • Acı çekmek. Iztırab çekmek.

sarahat / sarâhat / صراحت / صَرَاحَتْ

  • Açıklık.
  • Açıklık. Açık anlatım.
  • Açıklık.
  • Açıklık. (Arapça)
  • Açık ifade.

sarahaten / sarâhaten / صراحة / صَرَاحَتاً

  • Açıkça.
  • Açık ve sarih olarak. Açıktan açığa.
  • Açıkça.
  • Açıkça. (Arapça)
  • Açıkça.

sarahatle

  • Açık bir şekilde.

sarih / sarîh / صريح / صریح / صَر۪يحْ

  • Açık, belirli âşikâr. Sâf ve hâlis olan.
  • Açık.
  • Açık.
  • Açık.
  • Açık, kuşku götürmeyen. (Arapça)
  • Açık.

sarihan / sarîhan / صریحا

  • Açıkça.
  • Açık ve belirli olarak. Açıkça. Meydanda ve âşikâr olarak.
  • Açıkça.
  • Açıkça. (Arapça)

şaşaalandırmama / şâşaalandırmama

  • Açıkça yayılmama, gösterişli hale getirmeme.

sebeb-i merhamet

  • Acıma, merhamet sebebi.

sebil / sebîl

  • Açık ve büyük yol, büyük cadde, Allah rızası için su dağıtılan yer.

şefkat

  • Acımak, merhamet etmek.
  • Acıyarak karşılıksız sevme.

segab

  • Açlık.

segabet

  • Açlık.

şehav

  • Açmak, feth.

sengdilane / sengdilâne / سنگ دلانه

  • Acımasızca. (Farsça)

şenun

  • Aç. Ne zayıf, ne semiz olan deve.

şerh / شَرْحْ

  • Açıklama.
  • Açıklama ve tefsir, bir kitabı bütün ayrıntılarıyla anlatma.
  • Açma, yayma, açıklama, açık açık anlatma.
  • Açıklama.

şet'

  • Açlıktan veya hastalıktan dolayı acı duymak.

şiddet-i beyan

  • Açıklamanın şiddeti.

şiddet-i zuhur

  • Açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti.

şifa-i acil / şifa-i âcil

  • Acil şifa, hastalıktan çabuk kurtulma, çabuk iyileşme.

şifa-yı acil / şifâ-yı âcil

  • Âcil şifâ.

sırr-ı acib

  • Acip, hayret veren sır.

şitab / şitâb

  • Acele etme.

sudre

  • Acem gömleği.

şuh-meşreb

  • Açık meşrebli, şen ve neşeli. (Farsça)

şuhudi / şuhudî

  • Açıkça, gözle görür derecede.

suhulet-i beyan / suhûlet-i beyân / سُهُولَتِ بَيَانْ

  • Açıklama kolaylığı.
  • Açıklamada kolaylık.

şüküfte / شكفته

  • Açılmış, çiçek açmış. (Farsça)

ta'cil / ta'cîl / تعجيل

  • Acele ettirme, hızlandırma.
  • Acele ettirme. (Arapça)

taaccül

  • Acelecilik. Acele etmek.

taacib

  • Acayib şeyler. Tuhaf şeyler.

taattuf / تَعَطُّفْ

  • Acıma, esirgeme.
  • Acıma, merhamet etme.

tabir / tâbir

  • Açıklama, yorum.

tabiri caizse

  • Açıklanması uygunsa.

tacil / tâcil

  • Acele ettirme, çabuklaştırma.

taciz / tâciz

  • Âciz bırakma, çaresiz kılma.

tafsil / tafsîl / تَفْص۪يلْ

  • Açıklama.

tafsilat / tafsîlât / تَفْص۪يلَاتْ

  • Açıklamalar.

tafsili / tafsîlî / تَفْص۪يل۪ي

  • Açıklamalı olarak.

tagris

  • Aç etmek.

takdim-i acizane / takdim-i âcizâne

  • Âciz bir şekilde sunma.

taklid-i tufeylane / taklid-i tufeylâne

  • Acemiler gibi taklit etme.

tama / tamâ

  • Açgözlülük, aşırı istek.

tama' / tamâ' / طَمَعْ

  • Aç gözlülük, dünyâ malına aşırı düşkünlük.
  • Aç gözlülük, şiddetli arzu.
  • Aç gözlülük, hırsla isteme.
  • Aç gözlülük.

tama'kar / tama'kâr / طمعكار

  • Aç gözlü. Cimri.
  • Açgözlü. (Arapça - Farsça)

tamah

  • Açgözlülük, hırs.
  • Açgözlülük.

tamahkar / tamahkâr

  • Aç gözlü, cimri.

tamahkarane / tamahkârâne

  • Aç gözlü bir şekilde.

tamahkarlık / tamahkârlık

  • Aç gözlülük, cimrilik.

tamakarane / tamâkârane

  • Açgözlü biri gibi.

tansis

  • Açıklama, bildirme, tayin etme.

tarik-i acz ve fakr

  • Âcizlik ve fakirlik yolu.

tarik-i acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür / tarîk-i acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür

  • Acz, fakr, şefkat ve tefekkür yolu.

tarik-i cehir / tarîk-i cehir

  • Açık olarak ve yüksek sesle zikir eden tarikat.

tarik-i cehri / tarîk-i cehrî

  • Açık olarak ve yüksek sesle zikir yapan tarikat. (Kadirî gibi)

tarik-i cehriye

  • Açık olarak ve yüksek sesle zikir eden tarikat.

tarz-ı beyan

  • Açıklama tarzı.

tarz-ı ibare

  • Açıklama şekli, ifade tarzı.

tasrih / tasrîh / تصریح / تَصْر۪يحْ

  • Açıklama.
  • Açıkça anlatma.
  • Açıkça belirtme. (Arapça)
  • Tasrîh etmek: Açıkça belirtmek. (Arapça)
  • Açıkça ifade etme.

tasrih etme

  • Açıkça ifade etme.

tasrih etmek

  • Açıklamak, açıkça bildirmek.

tasrihat / tasrihât

  • Açık açık anlatmalar.
  • Açıkça anlatmalar.

tasrihen / tasrîhen / تصریحا

  • Açıkça belirterek.
  • Açık olarak, açıktan bildirerek.
  • Açıkça bildirerek. (Arapça)

tatalluk

  • Açılmak.

tavazzuh / تَوَضُّحْ

  • Açıklığa kavuşma, aydınlanma.
  • Açıklanma, aydınlanma.
  • Açıklığa kavuşma.

tavr-ı acib / tavr-ı acîb

  • Acayip tavır, davranış.

tavy

  • Açlık.

tavzih / tavzîh / توضيح

  • Açıklama.
  • Açıklamak, açık olarak bildirmek.
  • Açıklamak, izah etmek.
  • Açıklamak. Açık olarak beyanda bulunmak.
  • Açıklama. (Arapça)
  • Tavzîh etmek: Açıklamak, açıklığa kavuşturmak. (Arapça)

tavzihat / tavzîhat / توضيحات

  • Açıklamalar. (Arapça)

tebarüz / tebârüz

  • Açıkça ortaya çıkma, görünme.

tebaruz etmek

  • Açığa çıkmak, görünmek.

tebarüz etmek

  • Açık bir şekilde ortaya çıkmak.

tebarüz ettiren

  • Açıkça ortaya çıkaran, gösteren.

tebkir

  • Acele etmek.

tebyin

  • Açıkça anlatma, gösterme, meydana çıkarılma.

teellüm / تَأَلُّمْ

  • Acı hissetme.
  • Acı çekme.

teellümat / teellümât

  • Acı hissetmeler.

teenni / teennî / تَأَنّ۪ي

  • Acele etmeden düşünerek iş görme, dikkatli davranma.
  • Acele etmeme.

teflic

  • Açmak.

tefris

  • Acıktırmak.

tefsir / تفسير

  • Açıklama.

tefsir eden

  • Açıklayan, yorumlayan.

tefsir etmek

  • Açıklamak, yorumlamak.

tefsir-i vazıh / tefsir-i vâzıh

  • Açık tefsir.

tekemmüş

  • Acele etme.

telh / تلخ

  • Acı. (Farsça)
  • Acı. (Farsça)

telhbar / telhbâr

  • Acı olan meyve. Meyvesi acı olan. (Farsça)

telhgu / telhgû

  • Acı söyleyen. (Farsça)

telhgüftar

  • Acı sözlü. (Farsça)

telhi / telhî

  • Acılık.

telvih

  • Açıklama, kinayeli söyleyiş.

telvihen

  • Açıklayarak.

telvihi / telvihî

  • Açıklamalı.

temrir

  • Acılık verme.

tenaşir

  • Acemi yazısı, çocuk yazısı.

tengçeşm

  • Açgözlü. (Farsça)

tensik

  • Açıklama.

tenşir

  • Açıp yayma. Serpme.

terahhum / ترحم

  • Acıma, merhamet etme. (Arapça)
  • Terahhum etmek: Acımak, merhamet etmek. (Arapça)
  • Terahhum kılmak: Acımak, merhamet etmek. (Arapça)

terahhumen

  • Acıyarak, merhamet ederek.

terakkud

  • Acele etmek.

tereyy

  • Açık olmak.

teselli etmek

  • Acısını dindirmek.

tesettürsüzlük

  • Açık saçıklık.

teşrih

  • Açma, açıklama.

teşrih etme

  • Açıklama.

teşrihat

  • Açıklamak, tafsilât vermek, inceden inceye araştırmak.
  • Açıklamalar.

tevhiye

  • Acele etmek.

tibyan / tibyân

  • Açıklama, anlatma.

tılsım-ı müşkilküşa / tılsım-ı müşkilküşâ

  • Açılması ve anlaşılması zor olan İlâhî gizli mânaları, hakikatları açan tılsım.

u'cube / u'cûbe / اعجوبه

  • Acayip, şaşılacak şey. (Arapça)

ucbe

  • Acaib ve şaşılacak şey.

ucle

  • Acele ile ve çabuk yapılan iş.

üşküfte

  • Açılmış çiçek. (Farsça)

üslub-u beyan / üslûb-u beyan

  • Açıklama tarzı.

vazahat

  • Açıklık, vâzıhlık.

vazıh / vâzıh / واضح / وَاضِحْ

  • Açık, belli.
  • Açık, âşikar.
  • Açık, net. (Arapça)
  • Açık.

vazıhan / vâzıhan / واضحا

  • Açık açık.
  • Açıkça, âşikâr bir şekilde.
  • Açık olarak. Açıkça. Açık açık. Aşikâr surette.
  • Açıkça, açık olarak. (Arapça)

vaziyet-i elimane / vaziyet-i elîmâne

  • Acı ve üzüntülü bir vaziyet.

vicdan-suz

  • Acı ve keder veren, kalb yakan, vicdânen çok ıztırab verici. (Farsça)

vuzuh / vuzûh / وضوح / وُضُوحْ

  • Açıklık.
  • Açıklık.
  • Açıklık, netlik.
  • Açıklık. (Arapça)
  • Açıklık.

vuzūh / وُضُوحْ

  • Açıklık.

ya'zid

  • Acı marul.

zahir / zâhir / ظَاهِرْ

  • Açık, belli, görünür, meydanda olan.
  • Açık, âşikar.
  • Açık, görünür olan.

zahirane / zahirâne

  • Açıkça.

zaman-ı elim / zaman-ı elîm

  • Acı veren, sıkıntılı zaman.

zaviye / zâviye

  • Açı, tekke, dergâh.

zehr-ab

  • Acı su. (Farsça)

zehr-amiz

  • Acı, zehirli. (Farsça)

zehr-hand

  • Acı acı gülme. (Farsça)

zehrhand / زهرخند

  • Acı gülüş. (Farsça)

zemeyan

  • Acele.

zeval-i elem

  • Acı ve kederin sona ermesi.

zımnen

  • Açıktan olmayarak, dolayısıyla, ima yolu ile. İçinden olarak.

zımnında

  • Açıkça olmayıp, dolayısıyla üstü kapalı olarak içinde var olan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR