LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te şiddetle ifadesini içeren 114 kelime bulundu...

alabanda

  • İtl. Gemilerde dümeni tam sancağa veya iskeleye kırma, yahut geminin bir tarafındaki toplara ateş etme kumandası.
  • Mc:Şiddetle kınama ve azarlama.

alügde

  • Saldırıcı, şiddetle saldıran. (Farsça)

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

atrese

  • şiddetle ve zorla almak.
  • Gadap etmek.

azimet / azîmet

  • Takvâ ile günahlardan şiddetle kaçınma.

aziz / azîz

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her zaman izzet ve şeref sâhibi. Gâlib, benzeri olmayan, büyük ve küçük her şeyin O'na şiddetle ihtiyâcı olan.
  • Kıymetli, şerefli, üstün.

bagare

  • Şiddetle yağan yağmur.

bagy

  • Azgınlık. Zulüm, İsyan.
  • İstemek, talep etmek.
  • Haddini tecâvüz etmek.
  • Yaranın şişmesi.
  • (Yağmur) şiddetle yağmak.

batiş

  • (Batş. dan) Sertlikle, şiddetle hareket eden. Güçlü.

batş

  • Şiddetle tutup kapma. Kuvvet. Şiddet.
  • Hastalık geçtikten sonraki zayıflık.

behz

  • Benû Selim kavminden bir cemaatin adı.
  • İleri itme.
  • Şiddetle göğse vurma.

bek'

  • Birbiri ardınca şiddetle vurmak.
  • Karşılayıp istikbâl etmek.

berd-ül acuz / berd-ül acûz

  • Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)

bezbeze

  • Şiddetle sarsma, depretme.
  • Sür'atli yürüme. Kaçma.

büak

  • Yağmuru şiddetle yağan bulut.

çal

  • İsimlere önden eklenip, onun daima hareket edip oynamakta olduğuna işaret ve delâlet eder. Meselâ: Çal-at : Durduğu yerde de hareket eden at.
  • Bir şeyi şiddetle kapmaya delâlet eder. Meselâ: Çal-yaka: Yakasından kapmak, şiddetle yakalamak.

dagr

  • şiddetle def'etmek.
  • Bir yere girmek.

dahm

  • Şiddetle def'etmek.
  • Cemaatın kuvvetli olması.

deharir

  • Zamânın şiddetleri.

derahis

  • Şiddetler.

dida'

  • Devenin şiddetle yelmesi ve sıçraması.
  • Ay sonu.

feyh

  • Sıcağın şiddetlenmesi.
  • Koku yayılmak.
  • Kazan kaynamak.
  • Yara kanamak.

gayur / gayûr

  • Gayreti çok olan. Kötülük ve çirkinlikleri şiddetle reddeden.

gazm

  • Güçle ve şiddetle yemek.
  • Defetmek, kovmak.

gıbta

  • İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin kendisinde de olmasını arzu etme.

gıllim

  • Cimâı şiddetle arzu eden.

gımar

  • (Tekili: Gamr) Gaflet. Cehalet. Şiddetler. Çok su. Büyük denizler.
  • (Gımr) Çok susuzluk.
  • Kin tutma.

gurrende

  • Hiddetle bağıran, şiddetle gürliyen. (Farsça)

hadleka

  • Şiddetle bakmak.

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

hazd

  • Ağaçtan diken koparmak.
  • Ağacın kabuğunu soymak.
  • Çok hızlı ve şiddetle yemek yemek.

hevaperest

  • Sadece gayr-ı meşru lezzet ve hevesinin peşinde. Cenab-ı Hakk'ı, dinin emirlerini unutmuş, nefsine şiddetle muhabbet eden. Nefsine tapınır derecede Haktan gafil. (Farsça)

heyecan

  • Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme.
  • Coşkunluk. Coşmak.

hırs / حِرْصْ

  • Şiddetle, açgözlülükle isteme.

ibtaş

  • Şiddetle tutma, kavrama.

indifak

  • (Su) birdenbire ve şiddetle dökülme.

indifak-ı nehr

  • Nehrin şiddetle dökülmesi.

inşilal

  • Şiddetle dökülerek akma.
  • (Su) uçurumdan dökülerek şelâle meydana getirme.

iş'al

  • Şulelendirmek. Yaymak, alevlendirmek. Tutuşturmak. Parlatmak. Şiddetlendirmek.

iştial

  • Tutuşma. Parlama. Alevlenme.
  • Mc: Şiddetlenme.

iştialat / iştialât

  • (Tekili: İştial) Parlamalar, alevlenmeler, yanmalar, tutuşmalar.
  • Mc: Şiddetlenmeler.

iştidad

  • (Şiddet. den) Şiddetlenme.
  • Sertleşme, katılaşma.
  • Büyüme. Artma, çoğalma, ziyâdeleşme.

istinşak

  • Abdest veyâ gusül esnâsında burun'a (üç defa) su çekmek.
  • Şiddetle koklamak, koklatmak.

istirvah

  • Rahatlama, istirahat etme.
  • Şiddetle koklama.

iştiyakaver / iştiyakâver

  • Çok şiddetle arzu edilen.

itab

  • Tekdir etmek. Şiddetle hitab etmek. Azarlamak. Terslemek. Paylamak. Rencide etmek. Darılmak.

kasıf

  • Kasırga. Rastladığı şeyi kıran şiddetli rüzgâr.
  • Şiddetle seslenen. Çok gürleyen.

kedş

  • şiddetle sürmek.
  • Yırtmak.
  • Kazanmak.

kesb-i şiddet

  • Şiddet kazanma, şiddetlenme.

lats

  • Dövmek.
  • şiddetle basmak.

let

  • Dayak, kötek. (Farsça)
  • Dövme, vurma. (Farsça)
  • şiddetle çarpma. (Farsça)

maaz

  • Şiddetle gadap etmek, çok fazlasıyla hiddetlenmek.
  • Bir nesne güç gelmek, zor gelmek.

melis / melîs

  • Bir şeyi şiddetle tutmak.

muannif

  • Ta'nif eden. Şiddetle azarlayan.

müşedded

  • Şiddetlendirilmiş.

müşeddid

  • (Şiddet. den) Kuvvetlendiren, azdıran, şiddetlendiren, şiddetini artıran.

müştedd

  • (Şiddet. den) Şiddetlenen, azan. Şiddetlenmiş.
  • Kuvvetlenmiş, sağlamlaşmış.

mütecadil

  • (Cedl. den) Mücadele eden, uğraşan. Şiddetle çekişen.

müteşeddid

  • (Şiddet. den) Katılaşmış, pekleşmiş, sertleşmiş olan.
  • Şiddetlenen, hızlanan.

naziat

  • Hz. Azrâil'in (A.S.) avenesi olan bir taife melâike ki; şerli ve kötü ruhlu insanların canlarını şiddetle alırlar.
  • Nez'edenler. Çekip koparanlar.

ne'ş

  • Şiddetle ve kahirle almak. Zorla almak.

nehit

  • İnlemek.
  • Şiddetle teneffüs etmek, nefes alıp vermek.

nekam

  • (A, uzun okunur) Bir kimseyi kötü bir fiilinden dolayı şiddetle cezalandırmak. İntikam almak.

netk

  • Bir şeyi şiddetle çekmek ve cezbetmek.

nevatıh

  • Şiddetler.

neyt

  • İnlemek.
  • Şiddetle teneffüs etmek.

nühud

  • (Nühuz) Kalkmak, kıyam etmek, yerinden yükselmek.
  • Şiddetle muharebe etmek.

ra'

  • Şiddetle sürmek.

ra'raa

  • Suyun şiddetle akması.
  • Depretmek. (Çocuk) büyümek.
  • Bitirmek.

racife

  • Şiddetle sarsan sarsıntı. Dünyayı yerinden oynatan vakıa. İlk nefha.

ramaz

  • Güneşin sıcaklığı şiddetle ve yakarak gelmek, şiddetli olmak, yakmak.
  • Kesinleştirmek.

recefan

  • Şiddetle sarsılma, sallanma.
  • Şiddetle gürüldeme. Şiddetli ıztırab, büyük acı.

recf

  • Şiddetle sarsmak veya sarsılmak.

remi

  • (Çoğulu: Ermiye) Yağmuru iri olan ve yere şiddetle inen bulut.

sahl

  • Ses kısıklığı. Ses bozukluğu.
  • Boğazını boğup şiddetle çağırmak.

sakme

  • Şiddetle ve kakarak vurmak.

sald

  • Kaypak taş.
  • Taş gibi çok dayanıklı şey.
  • Dağa çıkmak.
  • Şiddetle ellerini yere vurmak.

satvet

  • Ezici kuvvet. Hışım ve şiddetle kavrayıp almak. Birisinin üzerine şiddetle sıçramak ve hamle etmek.
  • Zorluluk.

sefi'

  • Şiddetle tutup çekme.

sehb

  • Çekmek.
  • şiddetle yemek ve içmek.

sekerat

  • Sarhoşluk.
  • Hayretler. şiddetler.
  • Mestlikler.

seyl

  • Sel. şiddetle gelen şey.

seyl-i dalalet / seyl-i dalâlet

  • Gürültü ve şiddetle akan inançsızlık, sapkınlık seli.

şeza

  • Kokulu şeylerin şiddetle kokması.

şiddet-i takva / şiddet-i takvâ / شِدَّتِ تَقْوَا

  • Şiddetle günahlardan sakınma.

şided

  • (Tekili: Şiddet) Şiddetler.

ta'nif

  • Şiddetle azarlamak.
  • Darılmak.
  • Meşakkat vermek. Melâmet etmek.

ta'nifat / ta'nifât

  • (Tekili: Ta'nif) Şiddetle azarlamalar, darılmalar.

taarruz

  • Bir şey veya bir kimse üzerine şiddetle saldırma. Çatma. Düşmana hücum etme. Sataşma. İlişme.

taassub-u dini / taassub-u dinî

  • Dine şiddetle bağlılık, körükörüne bağlılık.

tahmic

  • Şiddetle bakmak.
  • Gözünü açıp yummak.

tanif / tânif

  • Şiddetle kınama.
  • Şiddetle azarlama.

tasarruh

  • Şiddetle çağırmak.

tehekküm

  • İstihza.
  • Tevbih. Şiddetle azarlama. Görünüşte ciddi, hakikatta alaydan ibaret olan eğlenme.
  • Edb: Tarizin tesirli olan kısmı.

tesadüm

  • Vuruşma. Şiddetle çarpışma.

teşdid / teşdîd / تشدید

  • Şiddetlendirme, sağlamlaştırma, kuvvet verme.
  • Gr: Harfi iki defa okuma. Harfi şeddeli okumak.
  • Şiddetlendirme.
  • Şiddetlendirme.
  • Şiddetlendirme, sağlamlaştırma, kuvvet verme, güç verme.
  • Şiddetlendirme, arttırma, çoğaltma. (Arapça)
  • Teşdîd etmek: Şiddetlendirmek. (Arapça)

teşdid etmek

  • Şiddetlendirmek.

teşdit

  • Şiddetlendirme, artırma.

teşeddüd / تَشَدُّدْ

  • Sertleşme. Kuvvet ve dayanıklık kesbetme. Şiddetlenme. Çok şiddetli olma.
  • Keskinleşme.
  • Şiddetlenme.
  • Şiddetlenme.

teşeddüt

  • Şiddetlenme.
  • Şiddetlenme.

tevakkus

  • Şiddetle basmak.
  • Atın seyri.

unfen

  • Şiddetle, sertlikle. Zor kullanarak.

vakz

  • Galebe etmek.
  • Şiddetle vurup ölmeye yakın etmek.

valice

  • İnsanı şiddetle tutan bir hastalık.

vera / verâ

  • Günahtan şiddetle kaçınma hâli.

yekçeşm

  • Tek gözlü.
  • Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. "Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden" meâlinde mecazen söylenilmiştir.
  • Güneş.

za'za'

  • Bir şeyi parça parça etmek.
  • şiddetle esen yel.

za'zaa

  • Şiddetle hareket ettirmek, sarsmak.

za'zaa-i esnan / za'zaa-i esnân

  • Dişlerin şiddetle birbirine vurması.

ze'c

  • şiddetle emme, yutma.
  • Doldurmak.

zebn

  • Şiddetle def'etmek.
  • Devenin çifte vurması.

zecirkarane / zecirkârâne

  • Şiddetle sakındırarak, engelleyerek.

zemcere

  • (Çoğulu: Zemâcir) Şiddetle çağırmak.

zevh

  • Şiddetle yürümek.