LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te şahit ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

ala ruusi'l-eşhad / alâ ruûsi'l-eşhad

  • Şahitlerin gözü önünde.

beyyine

  • Delil, şahit.
  • Kur'ân'ın 97. sûresi.

bilmüşahede / bilmüşâhede

  • Şahit olmakla.

carih / cârih

  • Şahitliği reddeden, yaralayan.

delalet-i zatiye / delâlet-i zâtiye

  • Kendi zatıyla, bizzat kendisini eserleriyle göstererek delil olması, şahitlik etmesi.

delil / delîl / دليل

  • Kanıt. (Arapça)
  • Rehber. (Arapça)
  • Şahit. (Arapça)

düello

  • İtl. Hakareti tamir için iki kişi arasında hususan Avrupa'da ve şâhitler önünde yapılan silâhlı çarpışma.
  • Hakareti tâmir maksadıyla iki kişi arasında ve şâhitler önünde yapılan silâhlı çarpışma.
  • Şahitler önünde iki kişinin silahlı çarpışması.

eşhad

  • Şevâhidler. Şâhitler.

fasl-ı hitab / fasl-ı hitâb

  • İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş.
  • Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi.
  • Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal-i vüzuh ile fasledip hakikatını gö

gıbb-eş şehade / gıbb-eş şehâde

  • Şâhitlikten sonra.

güva

  • Şahit, delil. (Farsça)

güvah / güvâh / گواه

  • Şahit. Gören. Bilen. Tanıyan. (Farsça)
  • Şahit, bilen.
  • Tanık, şahıt. (Farsça)

güvahi / güvahî

  • Şahitlik. şahitlik etmek. (Farsça)

huccet

  • Senet, vesîka, delîl, burhân.
  • Şer'î mahkemelerde bir dâvânın şâhitlerini dinledikten sonra kâdının verdiği hükmün yazıldığı îlâm, belge.

iddiai / iddiaî

  • İddia ile alâkalı. Şahitsiz, delilsiz ve boş söz.

ihticac

  • (Çoğulu: İhticacat) Delil, vesika, şahit göstermek. Münâzaa ve mürâfaada hüccet ve delil göstermek. Bir mes'elenin şüphesizliğini delillerle isbat etmek.

ihticacat

  • (Tekili: İhticac) Delil, şahit göstermeler.

ihticacen

  • Delil, şahit ve vesika gösterme yoluyla.

ilan-ı şehadet / ilân-ı şehâdet

  • Şahitliğini bildirme, duyurma.

isbat / isbât

  • Doğruyu delil göstererek meydana koymak. Delil ve şâhitle bir fikrin sıhhatını göstermek. İtiraf, ikrar ve tasdik etmek.
  • Sabit ve muhkem kılmak.
  • Bâki ve pâyidar eylemek.
  • Delil. Bürhan. Şâhit.
  • Sağlamlaştırma, dayanıklı hâle getirme. Delil ve şâhit göstererek bir sözün ve fikrin doğruluğunu ortaya koyma.
  • Tasavvuf yolunda ilerlerken Lâ ilâhe dedikten sonra illallah demek.

işhad / işhâd

  • Şahit gösterme.
  • Şahit gösterme.

istişhad / istişhâd

  • Şahit gösterme, şahit tutma, delil olarak gösterme.
  • Şahit gösterme.

istişhad etme

  • Şahit gösterme, şahit tutma, delil getirme.

lian

  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.
  • Fık: Zevc ile zevcenin hâkim huzurunda şer'i usulüne uygun olarak dörder defa şahitlikte bulunduktan sonra, nefislerine lânet ve gadab okumak suretiyle olan yeminleri. Buna: Mülâene, telâun, iltiân da denir.

lillahi şehidün / lillâhi şehîdün

  • "Allah'a şahittir" (buradaki "şehîdün" erkekler için kullanılır).

lisan-ı şehadet

  • Şahitlik eden dil.

merdud-üş şehadet / merdud-üş şehâdet

  • Şahitlikleri kabul edilmiyenler.
  • Fâsık, yani devamlı günah işleyenler, yalan söyleyenler, müslümanları aldatan kimseler merdud-üş şehâdettir.

merdudü'ş-şehadet / merdûdü'ş-şehadet

  • Şahitliği kabul edilmeyen.

meşhud

  • Şahit olunan, görülen, gözlemlenen.

meşhudiyet

  • Şahit olunma hali.

mülaane / mülâane

  • Zevcesini (eşini) zinâ ile suçlayan erkeğin dört şâhit getirememesi hâlinde, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çıkarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmelerde bildirilen ifâdelerle) karşılıklı yemin etmeleri ve lânetleşmeleri.

müşahedat-ı beşeriye

  • İnsanların gözlemleri, şahit olduğu olaylar.

müşahit

  • Gören, şahit olan.

müzekki

  • (Zekâ. dan) Temizleyen, ıslâh eden, tezkiye eden.
  • Huk: Şâhitleri gizli olarak tezkiye eden kimse. Eskiden hâkimler, şâhit olarak gösterilen kişilerin iyi kimse olup olmadıklarını, şehadetlerinin kabul olunabilip olunamıyacağını icab eden kimselerden sorarlar, haklarında; "İyidir" den

na-meşhud

  • Gözle görülmemiş, şâhit olunmamış. (Farsça)

nazar-ı şuhud

  • Bakıp şahit olma.

şahadet / şahâdet / شهادت

  • Şahitlik, tanıklık.
  • Şahitlik, Allah yolunda ölmek.
  • Tanıklık, şahitlik. (Arapça)
  • Şehadet getirme. (Arapça)
  • Şehitlik. (Arapça)

şahid / şâhid

  • Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören.
  • Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı.
  • Melâike-i kiram.
  • Hazır.
  • Şahitlik yapan, bilen, tanıyan.
  • Şahit, tanık, gören.

şahid-i adil / şahid-i âdil

  • Adaletli ve doğruları söyleyen şahit.

şahid-i adil ve sadık / şahid-i âdil ve sadık

  • Adâletli ve doğru sözlü şâhit.

şahid-i daimi ve ebedi / şahid-i dâimî ve ebedî

  • Sonsuz ve dâimî şahit, tanık.

şahid-i kafi / şâhid-i kâfi

  • Yeterli seviyede şahitlik.

şahid-i kat'i / şahid-i kat'î

  • Kesin şahit.

şahid-i katı

  • Kesin şahit.

şahid-i sadık / şâhid-i sâdık

  • Doğru sözlü şahit, tanık.

şahid-i tevhid

  • Allah'ın birliğinin şahit ve delili.

şahid-zor

  • Yalancı şâhit. (Farsça)

şahit

  • Şahitlik yapan, bilen, tanıyan.

şehadat / şehâdât

  • Şahitlikler ve tanıklıklar.
  • Şahitlikler, şehitlikler.

şehadat-ı sadıka / şehâdât-ı sâdıka

  • Doğru şahitlikler.

şehadet / şehâdet / شَهَادَتْ

  • Şahitlik, tanıklık.
  • Bir şeyin gerçekliğine inanma.
  • Din uğrunda şehit olma.
  • Şehitlik, şahitlik.
  • Şahitlik, tanıklık.
  • Şahitlik.

şehadet eden

  • Şahitlik, tanıklık eden.

şehadet etmek

  • Şahitlik, tanıklık yapmak.

şehadet-i kat'iye

  • Kesin şahitlik, kesin delil.

şehadet-i sadıka

  • Doğru şahitlik, tanıklık.

şehadet-i vücud

  • Allah'ın varlığına şahitlik.

şehadet-meab

  • Şahitlik alanı.

şehid / şehîd

  • Şahit olan, Allah için ölen.

şehidetün / şehîdetün

  • Şahittir (kadınlar için kullanılır).

şehidün / şehîdün

  • "Şahittir" (erkekler için kullanılır).

şevahid / şevâhid

  • (Tekili: Şâhid) Şahitler, şehadet edenler.
  • Şahitler.

şevahid-i kevniye / şevâhid-i kevniye

  • Varlıkların şahitlikleri.

şevahid-i vahdaniyet / şevâhid-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğinin şahitleri.

sıdk-ı şehadet

  • Şahitliğin doğruluğu.

şuaat-ı istişhad / şuâât-ı istişhad

  • İstişhad ışınları; şahit ve delil gösterme ışığının hüzmeleri, ışınları.

şuhud / şuhûd

  • Şahit olma, gözlemleme.

tevhid-i şuhud

  • Görünen ve şahit olunan herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve görünen hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tezkiyeci

  • İyi hâl üzere şâhitlik eden.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın