LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te şahid ifadesini içeren 64 kelime bulundu...

abdulaziz

  • 32. Osmanlı Padişahıdır. Hilâfeti (Hi: 1277-1293) seneleri arasındadır. Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından bilek damarları kesilerek şehid edilmiştir.

abdulhamid ll

  • (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)

berahin

  • (Tekili: Bürhan) Deliller. Şâhidler. Bürhanlar.

beyyin

  • Aşikâr. Açıklanmış. Gün gibi vâzih delil.
  • Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan.
  • Şâhid. İsbat vasıtası. Kavi bürhan.

beyyine

  • Açık delîl.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Mûcize.
  • Delil, şâhid.
  • Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
  • Peygamber efendimizin isimlerinden.

cerh

  • Yara.
  • Baş ve yüzden başka uzuvlardan birisini yaralamak.
  • Bir kimseye söğmek. Taan etmek. Sözle gönül incitmek.
  • Birisinin fikrini çürütüp kabul etmemek.
  • Şahid, yalancı ve fâsık olduğundan dolayı mahkemede hâkimin şâhidin şehâdetini reddetmesi.
  • Kesb u kâ

cürha

  • Birtek yara.
  • şehadette yani şahidlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.

delalet-i zatiye / delalet-i zâtiye

  • Kendi zatı ile, bizzat kendisini eserleri ile göstermek suretiyle olan delâlet, şahidlik.

düello / دُوئَلْلُو

  • Şâhidler huzurunda iki kişinin silahlı çarpışması.

el-alaü lillahi şehidetün / el-âlâü lillâhi şehîdetün

  • "Allah'ın verdiği nimetler" Allah için şâhiddir ("şehîdetün" kelimesi dişilik kipidir).

hazır ve müşahid

  • Hazır bulunma ve şahid olma.

hüccet

  • Senet. Vesika. Delil. Bir iddiânın doğruluğunu isbat için gösterilen resmi vesika.
  • Şâhid.

iddiaiyyat

  • (Tekili: İddiaî) İddia ile ilgili. Şahidi olmayan sözler.

ikame-i beyyine

  • Şâhid getirme.

işhad

  • Delil getirme, delil olarak gösterme. Şehadet ettirme, şâhid gösterme.
  • Şehid olma.

isticvab

  • Cevab istemek. Sorguya çekmek.
  • Mahkemede şahidlerin ifadelerini almak. Söyletmek.

isticvabname

  • Şahidlerin ve maznunun ifadelerinin yazılı olduğu kâğıt. (Farsça)

istinabe / istinâbe

  • Niyabet istemek.
  • Huk: Başka bir tarafta görülen bir muhakeme için, şahid veya maznunun yazılı ifadesinin alınması. Muhakemenin icab ettirdiği muameleleri yapması için bir mahkeme tarafından başka bir mahkemeye veya kendi âzâsından birisine salâhiyet verilmesi.
  • Başka yerde bulunan şahidin ifadesinin alınması.

istişhad / istişhâd

  • Birisinin şâhidliğini istemek. Şâhid göstermek. Delil olarak ileri sürmek.
  • Şehid olmak.
  • Şahid gösterme. Delil getirme, belge.
  • Şehid olma.

istişhadat

  • (Tekili: İstişhad) Şâhid göstermeler, delil olarak misâl göstermeler.
  • Şehid olmalar.

istişhaden

  • Şâhid göstererek, şâhid getirerek.

lian / liân

  • Lânetleşmek, erkeğin zevcesini (hanımını) zinâ etmekle suçlaması veya bu çocuk benden değildir demesi hâlinde dört şâhid getiremezse, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çağrılarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmedeki bildirildiği şekilde) kar şılıklı yemîn etmeleri ve lânetleşmeleri. Buna mu

makbul-üş şahade / makbul-üş şahâde

  • Şahâdeti kabul edilen. Şahidliği kabul edilmiş olan.

makna'

  • Kanaat edip râzı olacak yer.
  • Şâhid, adâlet şâhidi.

meşhudiyyet

  • Gözle görüş. şâhid oluş. şâhidlik.

muan'an

  • An'aneli. Senedli. Kimden kime haber verildiği şâhid ve râvilerin isimleri ile bildirilmiş olarak.

mübaşir

  • Müjdeleyen.
  • Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi.
  • Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan.
  • Müfettiş. Kontrolör.

mubikat-ı seb'a

  • İnsanı felâkete götüren yedi kebâir, yedi büyük günah: Katil, zinâ, şarab içmek, ukuk-ı vâlideyn (yâni; sılâ-yı rahmi terk), kumar oynamak, yalan şâhidliği, dine zarar verecek bid'alara tarafdarlık.

müdellelen

  • Delil gösterecek ve şahid ile isbat edilerek.

müdli / müdlî

  • Şâhid ve delil gösteren.

müşahid / müşâhid

  • Gören, şahid olan.

müşahidin / müşahidîn

  • (Tekili: Müşahid) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler.

müşhid

  • (Şehadet. den) Şâhid getiren. İşhad eden.

müstenid

  • Bir şeye dayanan. Bir şeyin üzerine koyulmuş.
  • İstinad eden, dayanan, güvenen.
  • Bir delili, şâhidi olan.

müsteniden

  • İstinad ederek, dayanarak, güvenerek.
  • Bir delil ve şâhid göstererek.

müsteşhed

  • (Çoğulu: Müsteşhedât) şâhid olarak gösterilen. şâhid tutulan.

müsteşhedat / müsteşhedât

  • (Tekili: Müsteşhed) şâhid olarak gösterilen kimseler. şâhid tutulan kişiler.

müsteşhid

  • Şâhid gösteren, şâhid tutan.

müt'a nikahı / müt'a nikâhı

  • Şâhidsiz olarak bir kadına belli miktarda para verip, belli bir zaman için berâber yaşamağı sözleşmek.

mütemessik

  • Temessük eden. Sıkı sıkı yapışıp tutan.
  • Bir delil ve şahide dayanan, delile istinad eden.

nazar-ı şuhud

  • Şâhidlerin, şehâdet edenlerin görmesi ve tetkikleri.

nikah / nikâh

  • Evlilik için yapılan akit, sözleşme. Evlenecek müslüman bir erkek ile kadının şâhidler huzûrunda ben seni zevceliğe (hanımlığa) aldım, diğerinin de kabûl ettim demesi.

nikah-ı müt'a / nikâh-ı müt'a

  • Şâhidsiz olarak, bir kadınla belli para verip, belli zaman için berâber yaşamağı sözleşmek.

sadık-ı şahid

  • Doğru şahid, delil.

şahadet

  • (Şehâdet) Şâhidlik.
  • Bir şeyin doğruluğuna inanmak.
  • Delâlet. Alâmet, işaret, iz.
  • Allah (C.C.) rızâsı yolunda hayatını fedâ etmek. Din için muharebeden şehitlik.

şahid / şâhid

  • Şâhidlik eden, görüp bilen. Birinin başkasında hakkının bulunduğunu isbat için şehâdet (şâhidlik) ederim demek sûretiyle hâkimin huzûrunda ve hasmın karşısında haber veren.

şahid-i adil / şâhid-i âdil

  • Doğru sözlü şâhid.

şahid-i adl / şâhid-i adl

  • Âdil şahid, doğru sözlü şahid.

şahid-i ezeli / şâhid-i ezelî / شَاهِدِ اَزَلِي

  • Ezelden beri bütün zamanları ve herşeyi gören ve herşeye şahid olan Allah.
  • Başlangıcı olmayan şahid (Allah).

şahid-i gaybi / şahid-i gaybî

  • Görünmeyen, gizli şahid.

şahid-i sadık / şâhid-i sâdık / شَاهِدِ صَادِقْ

  • Doğru şâhid.

şahid-i sādık / şâhid-i sādık / شَاهِدِ صَادِقْ

  • Doğru şâhid.

şahid-i vahdaniyet / şahid-i vahdâniyet

  • Allah'ın bir ve tek oluşunu gösteren şahid, delil.

şahide

  • (Müe.) Kadın şâhid. (Farsça)
  • Mezar taşı. (Farsça)
  • Mezara dikine dikilen ve üzerinde yazı ve çiçek motifi bulunan baş ve ayak taşları. (Farsça)
  • Dilber, güzel. (Farsça)

şehadet / شهادت

  • Şahid olma.

şehadet-i sadıka / şehâdet-i sâdıka / شَهَادَتِ صَادِقَه

  • Doğru şahidlik.

şehd-i şehadet / شَهْدِ شَهَادَتْ

  • Şâhid olma, görme balı.

şehid

  • Şâhid olan.
  • Meşhude. Allah (C.C.) yolunda canını feda eden müslüman. Hak için hayatını feda ederek ölen. Allah'ın rızasına eren. (Naklinde ve gaslinde Rahmet melekleri hazır oldukları için yahut kıyamette ümem-i sâlife hakkında istişhad olunan zevattan olduğu için yahut vefat etmeyip

şevahid

  • (Tekili: Şâhid) Şahitler, şehadet edenler.

şüheda

  • (Tekili: şâhid ve şehid) şâhidler.
  • şehidler.

şuhud

  • Görme, şahid olma.

şühud

  • şâhidler.
  • Görme, şahid olma.
  • Müşahede etme.
  • Görünecek halde şekillenme.

sultan reşad

  • (Mi: 1844-1918) Meşrutiyet devri Osmanlı Padişahıdır. Merhametli ve halim tabiatlı olan bu dindar ve abdestsiz gezmiyen padişah, Mevlevi Tarikatına bağlı idi. Boş vakitlerini Mesnevi okumakla geçirirdi.

tezvir

  • Söze yalan karıştırma. Yalan söze ziynet verme.
  • Şahidin şehadetini iptal etme.
  • Kendini ziyaret edene ikram etme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın