LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te şahas ifadesini içeren 32 kelime bulundu...

cebhe

  • Yüz, ön taraf. Harp sahası. Muharebe edilen yer.
  • Alın.
  • Bir binanın veya o cinsten bir şeyin ön tarafı.
  • Gökteki ayın menzillerinden birisinin ismi olup arslan suretinin cephesidir, dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir.
  • Bir kavmin ve cemaatin seyyidi.

cezalet-i beyaniye

  • Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet.

daire-i esma / daire-i esmâ

  • Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sahası ve dairesi.

daire-i haşir ve neşr

  • Yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası.

daire-i vücud

  • Vücud ve varlık dairesi ve sahası.
  • Varlık dairesi, alanı, sahası.

ehl-i ihtisas

  • Sahasında uzman olan kimseler.

feza-yı feyz / fezâ-yı feyz

  • Feyiz sahası, feyiz semâsı.
  • Feyiz sahası, feyzin fezası.

hadis alimi / hadîs âlimi

  • Hadîs-i şerîf sahasında mütehassıs kimse.

imam-ı ebu yusuf

  • (Hi: 113-182) İmam-ı A'zam'ın fıkha dair eserlerini te'lif etmiştir. Fıkıh sahasının büyük imamlarındandır. Dedesi Sahabe-i Kiramdan Sa'd'dır. (R.A.) İmam-ı Muhammed'le ikisine Fıkıh kitablarında "İmameyn" denir. (K.S.)

inkılab-ı acib-i medeni ve dünyevi / inkılâb-ı acîb-i medenî ve dünyevî

  • Medeniyet sahasında ve dünya hayatıyla ilgili acayip köklü değişim.

isbatiyecilik

  • Bu felsefe nazariyesine göre, isbat yolu ile yakîn, şüphesiz bilginin elde edilebilmesi, tecrübelerle müşahadelerle ve vakıalara istinaden mümkün olacağı iddia edilir. İsbat şeklini ve sahasını daraltıp sadece maddiyata münhasır kılan bu anlayış yalnız maddiyata ait mes'eleler için doğrudur.

kar-zargah / kâr-zârgâh

  • Savaş meydanı. Harp alanı. Muharebe sahası. (Farsça)

kinegah / kinegâh

  • Savaş meydanı, muharebe alanı, harp sahası. (Farsça)

mantuk

  • Bir lâfzın nutuk hâlinde, söz sahasında üzerine delâlet ettiği şey. " Şu kitabı satın aldım", sözünde bu lâfzın mantuku, o kitabın satın alınmış olmasıdır.
  • Söz, nukut, mânâ, mefhum.

medar-ı hareket / medâr-ı hareket

  • Hareket sahası, alanı.

melhame

  • Kanlı harb.
  • Büyük muharebe sahası.

mevki-i fiil

  • İş, hareket yapma sahası.

meydan-ı hamiyet

  • Din, vatan, millet gibi değerleri savunma alanı, sahası.

meydan-ı ilim

  • İlim sahası.

meydan-ı istifade

  • İstifâde sahası, alanı.

meydan-ı münakaşat / meydan-ı münakaşât

  • Tartışma ve anlaşmazlıkların alanı, sahası.

mızmar

  • (Çoğulu: Mezâmir) Koşu meydanı. Yarışma sahası.

naverdgah / naverdgâh

  • Savaş alanı, harb sahası, muharebe meydanı. (Farsça)

neberdgah / neberdgâh

  • Savaş yeri, muharebe sahası. (Farsça)

necaset-i kalile

  • Katı şeylerden ise miskalden; sıvı ise el ayası sahasından geniş olan necaset, namaza mânidir. Bu miktardan fazlası necaset-i galizadır.

rezmgah / rezmgâh

  • Savaş meydanı, muhârebe sahası. (Farsça)

saha-i faaliyet

  • Çalışma sahası.

saha-i ukba-yı ferda / saha-i ukbâ-yı ferdâ

  • Yakın gelecekteki âhiret sahası.

saha-i vücud

  • Varlık sahası, alanı.

saha-yı tatbik / sâha-yı tatbik

  • Uygulama sahası, alanı.

sahsah

  • (Çoğulu: Sahâsıh) Düz yer.

tevessü-ü tesir

  • Tesir sahasının genişlemesi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın