LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ŞUUR ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

alet-i layeş'ur / âlet-i lâyeş'ur

  • Şuursuz ve düşüncesiz bir âlet.

altbilinç

  • (Bak: Şuuraltı)

ashab-ı şuur

  • Şuurlu kimseler.

atuh / atûh

  • Mâtuh. Bunak. Şuurunu kaybetmiş ihtiyar.

ayine-i zişuur / âyine-i zîşuur

  • Şuur sahibi âyine. (Yani: İnsan, cin, melek)
  • Şuur sahibi ayna.

ayn-ı şuur

  • Saf bilinç, şuurun tâ kendisi.

ben

  • (Bak: Ene) t. Psk: Şuurlu kişiliğimiz. Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir. Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canlı olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şuursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkası arasındaki farkı anlamaya, münasebetler kurmaya, düşünmeğe başlayınca şuurl

bila-şuur / bilâ-şuur

  • Şuursuzca; körü körüne.

bilinç

  • Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuu (Türkçe)

bilinçaltı

  • Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız, şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hare (Türkçe)

cevher-i ruh

  • Canlı, şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık.

cinn

  • Bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan sonra en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi "Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla" insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. İnsanlar gibi

daire-i ihtiyar ve şuur

  • İrade ve şuurun kullanıldığı alan.

dimağ / dimâğ / دماغ

  • Beyin. (Arapça)
  • Bilinç, şuur. (Arapça)

ehl-i şuur

  • Şuur ehli, bilinç sahibi olanlar.

erbab-ı kulub / erbâb-ı kulûb

  • Gönül sâhipleri. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (içerisinde bulundukları mânevî hallere dalıp kendilerini unutan) kimseler. Bunlara İbn-ül-vakt de denir.

eser-i kast ve şuur

  • Bilerek, isteyerek ve şuurlu bir şekilde yapılmanın izi, işareti.

etnik

  • yun. Bir kavim, bir ırkla ilgili olan. İslâmiyet, kavmiyeti ve ırkçılığı reddeder. Etnik bölücülüğe karşı en kuvvetli siper, İslâm şuuru ve kardeşliğidir.

fıtrat-ı zişuur / fıtrat-ı zîşuur

  • Şuurlu, bilinçli yaratılış.

gayr-ı meş'ur

  • Şuursuz, bilinçsiz; şuurla bağlantısı olmayan, farkedilmeyen.

gayr-ı şuuri / gayr-ı şuurî

  • Şuursuz, şuurun dışında.

hal-i sahv / hâl-i sahv

  • Arızi veya dâimi sebeplerle, şuurunu kaybetmiş bir kimsenin, muvakkaten şuurunun yerine gelmesi hâli.

hayret

  • Taaccüb, şaşkınlık. Şuuru yerinde olmama hâli.

hayvan-ı zişuur / hayvan-ı zîşuur

  • Şuur sahibi canlı varlık.

hilaf-ı şuur / hilâf-ı şuur

  • Bilince aykırı, şuur dışı.

hiss

  • Duymak. Farkına varmak. Duygu.
  • Bir kimsenin haline acıyıp rikkat ve şefkat eylemek.
  • Bir şeyi idrak edip şuur hâsıl eylemek. Bedendeki his uzuvlarından birisini müteessir eden bir şeyin mevcudiyetini idrak eylemek.

ibn-ül-vakt

  • Kalbi halden hâle değişen velî. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (kendilerinden geçen, kendilerini unutan) kimseler. Bunlara erbâb-ı kulûb da denir.

insan

  • (Bu kelimenin aslı, lugat âlimlerince "ins" den geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun'a göre "Nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir.)Akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denil

itaat-i amya / itaat-i amyâ

  • Körü körüne itaat; bilinçsiz ve şuursuz bir şekilde itaat etme.

kanun-u zişuur / kanun-u zîşuur

  • Şuur sahibi kanun.

kompleks

  • Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli sebeblerden, unsurlardan meydana gelmiş. (Fransızca)
  • Basit olmayan. Mürekkep. (Fransızca)
  • İnsanların davranışlarına, ruh hâllerine yön veren birbirine bağlı şuuraltı hayallerinin bütünü. (Fransızca)
  • Karmaşık, şuur dışı meyillerin tümü.

makes-i şuur / mâkes-i şuur

  • Şuur ve düşüncenin yansıdığı yer, ayna.

mektub-u samedani / mektub-u samedânî

  • Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eser.

meş'ur / meş'ûr / مشعور

  • Bir şeyi iyice idrak eylemek.
  • Şuurlu. Kendini bilen.
  • Tanımak.
  • Bilinçli, şuurlu. (Arapça)

meş'urat

  • (Tekili: Meş'ur) şuur hâlinde geçmiş şeyler.

mesih

  • Mesh olunmuş. Başka bir şekle, hayvan kılığına girmiş.
  • Şuurunu kaybedecek hale gelen. Sarhoş ve şuursuz.
  • Acibe. Garibe.
  • Güzelliği olmayan.
  • Tuzsuz ve tatsız yemek.

meslub-üş şuur

  • Anlayışsız, idraksiz, şuursuz.

meşur / meşûr

  • Şuurlu.

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

meyve-i zişuur / meyve-i zîşuur

  • Şuur sahibi, bilinçli meyve.

müskir

  • (Sekr. den) Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, kullanılması ve içilmesi haram olan zararlı madde.
  • Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, aklı gideren ve keyf veren madde.

müsteş'ar

  • (şuur. dan) Bildirilen, haberli.

namus-u zişuur / namus-u zîşuur

  • Şuur sahibi yasa, kanun.

nazar-ı şuur

  • Şuurlu ve bilinçli bakış.

şa'r

  • (Çoğulu: Şüur-Eşâr) Kıl. Saç.
  • Ateş yakmak.
  • Cenk koparmak, kavga çıkarmak.

sahv

  • Uyanıklık, aklı başında, şuuru yerinde olma hâli, sekr hâlinin zıddı. Tasavvufta kendini kaybetme hâlinden kurtulup, ayılma hâli. Fenâdan sonraki bekâ hâli.

sani-i zişuur / sâni-i zîşuur

  • Her şeyi san'atla yaratan, şuur sahibi olan Allah.

sekr

  • Şuursuzluk, kendinde olmama hâli. Tasavvufta mânevî sarhoşluk.

sivar

  • (Çoğulu: Esvire - Esâvir-Suur) Bilezik.

şuur-u iman

  • İman şuuru, bilinci.

şuur-u imani / şuur-u imanî

  • İmanî şuûr, imana dayalı bilinç.

şuur-u kainat / şuur-u kâinat

  • Evrenin şuuru, bilinci.

şuur-u külli / şuur-u küllî

  • Kapsamlı şuur, bilinç.

şuurane / şuurâne

  • Şuurlu bir şekilde.

şuurdarane / şuûrdârâne

  • Şuurlu bir biçimde.

şuuren / şuûren

  • Şuurlu bir şekilde.
  • Şuur ile.

şuuri / şuurî

  • Bilinçli şekilde, şuurla.

şuurkarane / şuurkârâne / şuûrkârâne

  • Şuurlu ve bilinçli bir şekilde.
  • Şuurlu bir biçimde.

taht-eş şuur

  • Şuur altı. Şuur haricinde olarak açılıp yayılan zihnî faaliyet.

tahteşşuur / tahteşşuûr

  • Şuuraltı.

tavr-ı şuurdarane / tavr-ı şuurdârâne

  • Şuurlu hareket.

vicdan

  • İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his.
  • Kendinden geçme, dalma.
  • Bir şeyi bir halde görme, bulma.
  • Duyma, duygu.
  • İnanç.
  • Şuur.
  • Bâtın ile Hakkı tanımak.
  • Din.

yakzaten

  • Uyanık olarak. Şuurlu ve dikkatli surette.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR