LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ķapa ifadesini içeren 273 kelime bulundu...

müteşabihat / müteşâbihât

  • Mânâsı kapalı âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler. Müteşâbihâta îmân etmeli, mânâsını Allahü teâlâya bırakmalıdır. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiklerine bildirdiği sırların sembolleri, işâretleridir. Bunları anlıyanlar açıklamamışlardır.

adem-i kabul

  • İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak.

aglak

  • (Tekili: Galak) Kilitler.
  • Kapalı, anlaşılmaz şeyler.

aglef

  • Sünnetsiz.
  • Sandıkta kapalı.
  • Mc: Katılaşmış, duygusuz kalb.

agmaz-ul ayn

  • (Egmaz-ul ayn) Gözü kapalı kimse. Çok müsamahakâr. Gafil.

ahen-rüba / ahen-rübâ

  • Demiri kapan, mıknatıs. (Farsça)

ahfa / ahfâ

  • Kalbe bağlı duyguların en gizli, en kapalı olanıdır ki, Cenâb-ı Hak sıfat, şuûnat ve Zât'ına ait en gizli, en mahrem mânâları izin verdiği ölçüde bu duyguya hissettirir.

akliyat / akliyât

  • Aklın kapasitesine göre ele alınan meseleler, bilimsel şeyler.

akustik

  • Sese ait.Ses mevzuu. Kapalı yerde ses dağılma sistemi. (Fransızca)

ampul

  • İçinde elektrik akımı yardımıyla ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan, havası boşaltılmış olan cam şişe. (Fransızca)
  • İçinde sıvı ilâç bulunan, ağzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe. (Fransızca)

aruz

  • Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere etrafındaki nahiye ve köyler.
  • Edb: Şiirin ahenk ölçülerinden, nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap, Fars, Türk şiirinde kullanılan vezin ki, hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (açıklık) değerlerine dayanır.
  • Bir beytin birinci

atbak

  • (Tekili: Tabak) Tabaklar. Kapaklar.

atf-ı beyan

  • Kapalı bir sözü, açıklayan cümle.

avret

  • Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım.
  • Kadın. Zevce. Nikâhlı.
  • Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde

baha / bâhâ

  • Suyun derin yeri.
  • Açık meydanlık. Alan.
  • Bir evin çevresindeki kapalı avlu veya bahçe.

bam-ı çeşm

  • Gözkapağı.

barikat

  • Bir yolu kapamak üzere, ele geçirilen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel. (Fransızca)

bedel-i küll

  • Kapalı bir söze bütün yönleriyle yapılan açıklama.

beste / بسته

  • Bağlanmış, bitiştirilmiş, bağlı. (Farsça)
  • Kapalı. Tutucu. Donmuş. (Farsça)
  • Bir nevi ipek kumaş. (Farsça)
  • Gr: "Besten" fiilinin ism-i mef'ulüdür. Kelimelerin başına veya sonuna getirilerek mürekkeb kelimeler (Birleşik kelimeler) yapılır. (Farsça)
  • Müzikte: Şarkının makam ve âhengi. (Farsça)
  • Kapalı. (Farsça)
  • Beste. (Farsça)

beste-dehan / beste-dehân

  • Dili bağlı. Ağzı kapalı, susan, sükût eden. (Farsça)

beste-gi / beste-gî

  • Bağlılık. Kapalılık. (Farsça)

beste-leb

  • Dudağı kapalı. (Farsça)

bevatın

  • (Tekili: Bâtın) Gizli ve kapalı şeyler. Aşikâr olmayan şeyler. (Zıddı: Zevahir'dir.)

beyzat-ül hıdr

  • Kapalı, örtülü güzel kadın.

bezesten

  • Değerli eşyanın satıldığı kapalıçarşı. (Farsça)

çağz

  • Kurbağa. (Farsça)
  • Korku, havf. (Farsça)
  • Kapandığı halde hâlâ içinde cerahat bulunan yara. (Farsça)
  • Ah ü fizar. İnilti. (Farsça)

canrüba

  • Gönül alan, gönül kapan dilber. (Farsça)

cefn

  • Göz kapağı.
  • Asma çubuğu.
  • Bıçak ve kılıç kını.

çile

  • Eziyet. Sıkıntı. (Farsça)
  • İplik. (Farsça)
  • Yay kirişi. (Farsça)
  • Tas: Dervişlerin kapalı bir yere çekilerek ibadetle geçirdikleri kırk gün. (Farsça)
  • Nefsi ıslah için bir yere kapanıp ibadet etmek.

conta

  • Birbirinin üzerine kapanan iki madeni parça arasında, açıklık kalmamasını te'min etmek için konulan karton, kösele, lâstik vs. şey.

cürcani / cürcanî

  • (Seyyid Şerif Ali Bin Muhammed) : (Hi: 760-830) Astarabad (Cürcan) civarında Tacu'da doğmuştur. Mısır'a giderek orada çeşitli âlimlerden ders okumuştur. Şiraz'da müderrislik yapmıştır. Sa'duddin-i Taftazanî ile kapanan Mütekaddimîn devrinden sonra açılan Müteahhirîn-i Ulemâ devrinin birincisi bu Sey

cürsume

  • (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik.
  • Gırtlak kapağı.
  • Karınca yuvası.

dam / dâm / دام

  • Tuzak, kapan. (Farsça)
  • Besi hayvanı. (Farsça)

der-best

  • Kapalı kapı. (Farsça)
  • Kapanmış susmuş. (Farsça)

dil-rüba

  • Gönül alan, gönül kapan. (Farsça)

dücne

  • (Çoğulu: Dücen-Dücenât) Kapalı hava, karanlık.

ebu leheb

  • (Ebi Leheb) Asıl adı: Abduluzza'dır. Güneş gibi, âlemleri aydınlatan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm'ın nurundan gözünü kapadı ve küfre hizmete çalıştı, iman etmedi. Peygamberimizin amcası idi. Karısı ve oğulları sırf düşmanlık için çalıştılar. Adı "Alev babası" mânasında olan "Ebu Leheb" kaldı

ecfan

  • (Tekili: Cefn) Göz kapakları.
  • Asma çubukları.
  • Kirpikler.

elips

  • Odaklar adı verilen sabit iki noktasından uzaklıkları toplamı sabit olan noktaların gösterdiği kapalı eğridir. Eğri ve kapalı bir geometrik şekildir. Karşılıklı iki tarafından genişlemiş bir çemberi andırır. (Fransızca)

enbar

  • (Tekili: Nibr) Anbarlar, nibrler. İçinde çeşitli mallar saklanan kapalı mahfaza, oda.

eşfar

  • (Tekili: Şüfr) Göz kapağının kenarları, kirpik yerleri.

esma-i mevsule ve müpheme / esmâ-i mevsûle ve müpheme

  • Gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; mânâsı kendisinden sonra gelen cümle ile açıklanan ve bir ismi başka bir cümleye bağlayan kelimedir.

esma-i müpheme / esmâ-i müpheme

  • Gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler.

etajer

  • Kapaksız ve rafları olan taşınabilir dolap. (Fransızca)

fahh

  • Ağ, kapan, tuzak.

fahh-ul far / fahh-ul fâr

  • Fare kapanı.

fanus

  • yun. Fener. Sâbit ve süslü fener.
  • Kim: Bazı şeylerin üstüne kapatmak için camdan yapılmış kapak.

fasikül

  • Bir kitabın ayrı bir kapak içinde satılan bölümlerinden her biri. (Fransızca)

fehh

  • (Çoğulu: Fihâh-Fuhuh) Avlanacak âlet.
  • Kapan.

fettah / fettâh

  • Zafer kazanmış, üstün gelmiş.
  • Fetheden, açan.
  • Kullarının kapalı işlerini açan, Cenab-ı Hakk.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına hayır kapılarını, dileklerine kavuşmak istiyen kullarına kapalı kapıları açan, peygamberlerini düşmanlarının elinden kurtarıp, memleketlerin fethini müyesser (kolay) kılan; evliyâsına (sevdiği kullarına) melekûtünün (gözle görülmeyen

galk

  • Kapıyı kapamak, kapıyı kilitlemek.

gamız

  • Kapalı.
  • Anlaşılmaz, anlaşılması güç.
  • Kapalı ve karışık söz.
  • Çukur yer.
  • Zayıf kişi.

gàmız

  • Anlaşılması zor, kapalı, muğlak.

gasl

  • Yıkamak, yıkanmak. Ölünün cenâze namazı kılınmadan ve kefenlenmeden önce teneşir tahtası üzerinde, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırıp, göbeğinden dizlerine kadar bir örtü ile kapatılarak yıkanması.

gumuz

  • Sözün kapalı ve karışık oluşu.

guşe-bend

  • Köşebent. (Farsça)
  • Ciltli kitaplarda kapağın dört köşesine yapılan süsleme. (Farsça)

habs

  • Hapis, alıkoyma, bir yere kapatıp dışarı çıkarmama. Salıvermeme.
  • Zaptetme, tutma.

haddimin fevkinde

  • Sınır ve kapasitemin üzerinde.

hafa

  • Gizlilik, kapalılık.

hafi / hafî

  • Gizli. Açıkta olmayan. Saklı.
  • Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
  • Gizli, kapalı.
  • Usûl-i fıkıh ilminde, mânâsı açık olduğu hâlde söyleyenin maksadını ifâde etme husûsunda kapalı, gizli söz.
  • Tasavvufta âlem-i kebîrdeki beş latîfeden biri.

halvet

  • Yalnızlık, yalnız olarak kalma.
  • Yabancı bir kadınla yabancı bir erkeğin bir odada, kapalı bir yerde yalnız kalmaları.
  • Tasavvuf yolunda olgunlaşmak ve ilerlemek için belli bir müddet tenhâda kalma hali yalnız kalmak.

halvethane

  • Yalnızca ibadet etmek ve çile doldurmak için kapanılan yer.

hapis / حبس

  • Bir yere kapatma veya kapanma. (Arapça)

hark ve iltiyam / hark ve iltiyâm

  • Delinme ve deliğin kapanması.

hasr

  • Göz kapağında sivilce çıkmak.

hayat

  • Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa.
  • Avlu.

haylulet / haylûlet

  • Yolu kapamak.
  • Araya girme. İki şey arasına girip hicab olmak.
  • Araya girip perde olma, kapama.

hazel

  • Göz kapaklarında olan kabarcıklar.

hazile

  • Kenarlarında kirpik bulunmayan kırmızımsı gözkapağı.

heylulet / heylûlet

  • Araya girme, perdeleme, kapama.

hudre

  • Göz kapağının içinde çıkan çıban.

hükm-ü zımni / hükm-ü zımnî

  • Gizli, kapalı, örtülü hüküm.

huşrüba

  • Akıl kapan, aklı baştan alan. (Farsça)

i'tikaf / i'tikâf / اعتكاف

  • Bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama. (Arapça)

ibham / ibhâm

  • Mübhem, kapalı bırakmak. Belirsiz olmak. Muayyen olmayan.
  • Edb: Sözün kolayca anlaşılmayacak şekilde kapalı olması, vâzıh olmayışı.
  • Baş parmak.
  • Birşeyi üstü kapalı anlatma.
  • Kapalı bırakma, açıklamama.

ibhamat

  • (Tekili: İbham) Mübhem şeyler, açıklanmayan mes'eleler, üstü kapalı sözler.

ibhamen / ibhâmen

  • Üstü kapalı olarak.

ıfas

  • Şişe ve divit ağzını kapatmakta kullanılan deri.

iglak

  • Karıştırmak. Kapamak. Muğlak yapmak. Anlaşılmaz hâle koymak.
  • Zorla iş yaptırmak.
  • Edb: Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme.

iğlak / iğlâk / اغلاق

  • Kapalılık, anlaşılmazlık.
  • Kapalılık.
  • Üstü kapalı konuşma. (Arapça)

iğlak-ı uslub / iğlâk-ı uslûb

  • Üslubun kapalılığı; ifade tarzının kapalı oluşu, anlaşılmasının zorluğu.

iğmaz-ı ayn / iğmâz-ı ayn

  • Gözünü kapamak.

igşa

  • Örtmek. Bürümek. Kapamak. Perdelemek.

igtimaz

  • Gözünü kapatma, gözünü yumma. Uyuma.

ihsas

  • Hissetmek. Hissettirmek. Açık anlatmadan kapalıca bahsetmek.
  • Bulmak. Görmek. Bilmek. Zannetmek. İdrak etmek. Duyurmak.

ikbab

  • Yüzüstü düşme, kapanma.
  • Bir şeyin üstüne fazla düşme. Olması için aşırı derecede çalışma.

ilbad

  • Yamama, yırtıkları kapatma.
  • Yapıştırma veya yapıştırılma.

iltiham / iltihâm / التهام

  • Yaranın iyi olup ağzının kapanması, etlenerek iyileşmesi.
  • Muharebenin kızışması.
  • Yara kapanması. (Arapça)

iltisak-ı ecfan

  • Tıb : Ağrı ve sızıdan dolayı gözkapaklarının birbirine bitişmesi.

iltiyam

  • Yaranın kapanıp iyi olması.
  • Cem' olmak.
  • Zemmolunmak.
  • İyileşme, yaranın kapanması.

iltiyam-napezir / iltiyam-nâpezir

  • İyi olmaz, kapanmaz yara. (Farsça)

iltiyam-pezir

  • İyi olabilir, kapanabilir yara. (Farsça)

ima etme / imâ etme

  • Bir meseleyi dolaylı ve üstü kapalı olarak ifade etme.

ima-i rahmet / îmâ-i rahmet

  • Rahmete işaret etme, üstü kapalı olarak rahmeti gösterme.

imdadiye

  • Savaş zamanlarında harp masrafını karşılamak, sulh vaktinde de bütçe açığını kapatmak için halktan alınan örfi vergi. Harp için alınana "imdadiye-i seferiye", açığı kapatmak gayesiyle alınana da "imdadiye-i hazariye" denilirdi.

indimal

  • Yara iyi olma, kapanma.

infitahiyyet

  • Kapalılığın açılıp inkişaf etmesi. (Tohumların açılarak nebât hâline gelmesi gibi olan hâl.)

inkibab

  • Yüzüstü düşme, yere kapanma.

insidad

  • (Sedd. den) Tıkanma, kapanma.

ipham

  • Üstü kapalı bırakma.

irtac

  • Bir kimsenin sözünü kesme, konuşturmama.
  • Devamlı yağmur ve kar yağma.
  • Kapıyı örtme, kapama.
  • Kıtlık her tarafa yayılma.

işguh

  • Yere yıkılış, yüz üstü kapanış. (Farsça)

işkal / işkâl

  • Sözün kendisinde bulunan bir incelik, derinlik sebebiyle veya bir edebi san'attan dolayı mânâsı, düşünülmeden anlaşılamayacak derecede kapalılık.

işkal ve iğlak / işkâl ve iğlâk

  • Zor anlaşılma, kapalılık.

islamiyet

  • İslâmlık.
  • İslâm oluş. Teslimiyet, inkıyad, bağlılık, hakka tarafgirlik ve iltizamdır. (İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Münazarat)

işrab

  • (Şürb. den) İçirme veya içirilme.
  • Bir maksadı açıktan değil de, dolayısıyla gösterme. Kapalı surette anlatma.

isti'ab / istî'âb / استيعاب

  • Kapasite, alım gücü, sığıdırma. (Arapça)

isti'kaf / isti'kâf / اسعكاف

  • Bir yere kapanma. Bir yerde kendini hapsetme.
  • Bir yere kapanma. (Arapça)

istiare-i mekniye

  • (Kapalı istiare) Teşbihin temel unsurlarından yalnız benzetilenle yapılan istiare. Meselâ: Merhum Mehmed Akif'in:Şu karşımızda mahşer kudursa, çıldırsa,Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz.Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz...beyitlerinde düşman k

istihsan

  • Korunmak. Korumak, müdâfaa etmek, karşı koymak.
  • Sağlam bir yere kapanmak.
  • Güzel bulma, güzel görme.
  • Kıyas denilen delîlin iki kısmından birisi olan hafî (gizli, kapalı) kıyas, yâni asl (hakkında açıkça hüküm bulunan şey) ile, fer' (hakkında açıkça hüküm bulunmayan şey) arasında müşterek (ortak) olan ve aslın hükmünün fer'e verilmesine sebeb olan illetin (vasfın, ö

istişrab

  • İmâ ederek ve kapalı olarak anlatmak isteme.
  • İçmek isteme.

istitar / istitâr

  • Kapanmak, örtünmek.
  • Örtünmek, kapanmak.

istiva / istivâ

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih, yâni görülen, ilk anlaşılan mânâların verilmesi akla ve dîne uygun olmayıp günâh olan ve bu sebeble tevîl etmek yâni uygun olan mânâları vermek îcâb eden kapalı sözlerden biri.

itbak

  • (Itbak) Kaplamak. Kapamak. Kapaklamak.
  • İttifak etmek.
  • Tecvidde: Harf okunduğunda, dilin üst damağa kapanması. (Bu halde okunan harfler sad, dât, tı, zı harfleridir.

kabil-i iltiyam

  • Kaynaşabilir, kapanabilir.

kàbiliyet-i makam

  • Konunun kaldırabileceği kapasite.

kapora

  • (Kaparo) Pey olarak verilen para.

kaput

  • Askerlerin üstlük elbisesi, yağmurluğu. (Fransızca)
  • Otomobillerin motor kısmını örten kapak. (Fransızca)

kasm

  • Kapa kapa yemek, bütün bütün yutmak.
  • Kesmek.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • İ'tâ etmek, vermek.

kehrüba

  • Saman kapan. (Farsça)
  • Bir yere hızlıca sürüldüğü zaman, hafif şeyleri kendine çeken bergâmi taş. (Türkçede tahrif edilerek "Kehribâr" denilir.) (Farsça)

kellit

  • Sırtlanın yataklandığı inin ağzını kapattıkları taş.

keşf

  • Açmak, gizli bir şeyi bulmak, ortaya çıkarmak. Bir şeyin üzerindeki kapalılığı kaldırmak.
  • Evliyânın, his ve akılla anlaşılmayan şeyleri, kalbine gelen ilhâm yoluyla bilmesi.

kıl-ı zulmettar

  • Büyük bir hakikatin önünü kapatan bir kıl.

kinai / kinâî

  • Maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı olarak anlatan söz biçimi.

kinayeten

  • Hem gerçek, hem de mecâzi mânâya gelebilecek bir sözü mecaz yönüyle kullanmak suretiyle, maksadını kapalı bir şekilde, dolaylı anlatarak.

kirpik

  • Göz kapağının kenarındaki kıllar.
  • Bir nevi taş.
  • Hayvan ve nebatların beden yapısında bâzı küçük ve ince uzantılar.

kısım

  • (Kısm) Bir parça, bölük, takım, kesim.
  • Kapalı avucunun alabildiği miktar.

küfr

  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

kur'a

  • Talih denemek maksadı ile çekilen kapalı pusla veya fal açma.

kuvve-i beşeriye

  • İnsanî güç, kapasite.

lahs

  • Gözün üst kapağının etli olması.

lahza / lâhza

  • Göz açıp kapayacak kadar kısa zaman. Bir an. En kısa zaman. Göz ucu ile bir bakış. Zaman.
  • Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an.

lando

  • Üstü önden ve arkadan açılıp kapanır, körüklü, geniş araba nevilerinden biridir. Halk arasında "Landon" şeklinde telâffuz edilen bu araba, fayton ve kupalara nazaran daha ağır ve gösterişli idi. (Fransızca)

lemha-i basar

  • Pek az bir zaman. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.

lokavt

  • ing. Bir işverenin, isteklerini kabul ettirmek gayesiyle işyerini kapaması.

ma'kum

  • Kapalı.

maariz / maarîz

  • (Tekili: Mi'raz) Kapalı mânâlar.
  • Edb: Birden fazla mânası olan bir kelimenin, en uzak mânasını kasdetmeler.

maariz-ül kelam / maarîz-ül kelâm

  • Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler.

maarizü'l-kelam / maarîzü'l-kelâm

  • Kapalı mânâlar; birden fazla anlamlı kelimelerin en uzak mânâsı.

magluk

  • Kapalı. Kilitli.

magmum

  • Gamlı. Kederli. Tasalı. Sıkıntılı.
  • Bulutlu. Kapalı.

magmumiyet

  • Kederli, gamlı olma.
  • Hava bulutlu ve kapalı olma.

mahabis

  • (Tekili: Mahbus) Hapsedilmişler, mahbuslar. Bir yere kapatılmış olanlar.

mahaffe

  • Mahfe. Deve veya katır üzerine konan ve içinde iki kişi oturabilecek yeri olan kapalı mahmil.

mahbusin / mahbusîn

  • (Tekili: Mahbus) Hapsolunmuş kimseler. Bir yere kapatılmış olanlar.

mahcub

  • Utanan. Utangaç.
  • Perdeli, örtülü. Kapalı.
  • A'ma.
  • Yaşmak veya perde ile mestur olan.

mahdure

  • Örtülü ve kapalı kadın veya kız.

mahfel

  • Kapalı bölme, oda.
  • Kapalı yer, camilerde yüksek yer.

mahfuz liman

  • Bütün rüzgarlara kapalı olan ve her türlü hâllerde emniyet ile barınmağa müsâit bulunan limanlar.

mahya

  • Ramazanlarda, kandillerde veya bayramlarda çifte minâreli olan camilerde iki minare arasına gerilen ipe asılmak suretiyle ışıklarla yazılan yazı veya yapılan resim.
  • Dam çatısında iki eğik sathın birleştiği çizgi ve buradaki aralığı kapatmak için kullanılan uzunca, oluk biçiminde kire

meflul

  • Kınında bulunan kılınç.
  • Kapalı, kilitli.

mesdud / mesdûd / مسدود

  • Seddedilmiş. Kapatılmış. Hududlanmış.
  • Kapalı, set çekili, tıkalı. (Arapça)

mestur / mestûr / مستور

  • Örtülü, gizli, kapalı. (Arapça)

mesturiyet / mestûriyet

  • Kapalılık, gizlilik.

mıkleb

  • Eski kitap ciltlerinin sol kenarındaki kapak. Ekseriya okunan yer belli olsun için araya konurdu.
  • Saban demiri.

mısyed

  • Av avlamağa mahsus âlet. Tuzak, kapan.

mu'sade

  • (İ'sad. dan) Sımsıkı kapatılmış, kilitlenmiş olan.

mü'sade

  • (İsad. dan ism-i mef'uldür) "Asadet-ül bab" denir ki; kapıyı kapadım, sımsıkı kilitledim demektir. Üzerlerine ateşin yakılıp fırın gibi kapısının kapanması ateşin şiddetini icab edeceğinden, Cehennemde azabların şiddet ve ebediyetinden kinayedir.

mu'tekif

  • İtikâfa çekilmiş olan. İtikâf için bir camiye veya bir odaya kapanıp ibâdete çalışan. Devamlı olan.

mübhem

  • Kapalı, belirsiz.

mücessime

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu fırkaya müşe bbihe de denir.

mücif / mücîf

  • İçe işleyen.
  • Kapıyı kapatan.

mücmel

  • Kısa ve az sözle anlatılmış, öz. Kapalı ifade. (Çoğulu) Mücmelat.
  • Bir açıklayıcı tarafından, açıklanmadıkça mânâsı anlaşılmayan kapalı lafız (söz).

muglak

  • (Galak. den) Kapalı, kilitli.
  • Anlaşılmaz, çapraşık söz.

muğlak / muğlâk

  • Kapalı, anlaşılması zor.
  • Kapalı, anlaşılması zor.

muğlakat

  • (Tekili: Muğlak) Kapalı ve anlaşılması zor olan şeyler.

muhadder

  • (Muhaddere) Kapalı, örtülü.
  • Nâmuslu müslüman kadını.

muhammes

  • Beşli. Beş katlı. Tahmis edilmiş.
  • Edb: Her bendi beş mısrâlı olan manzume.
  • Birbiri ardından gelen ve kapalı olarak uç uca eklenmiş beş kenarın meydana getirebileceği çeşitli şekillerden her biri. Beşgen.

mührdehan

  • Ağzı mühürlü, kapalı. (Farsça)
  • Oruçlu. (Farsça)

mülteim

  • (Le'm. den) İyileşen ve kapanan (yara).
  • Cem'olucu, toplanan.
  • Ulaşan, ulaşıcı.

mümtezic

  • İmtizac eden. Birleşmiş olan, birleşik.
  • Birbirine tamamen uygun olarak karışmış olan.
  • Aralık bırakmayan, birbirine karışık, tamamen kapanan.
  • Birbiriyle iyi geçinen.

müneddeb

  • (Nedbe. den) Kapanmış ve iyileşmiş yara.

münekkib

  • Yüzüstü düşen, kapanan.

müngalika

  • Kapalı, mesdud.
  • Kilitli.

münsedd

  • (Sedd. den) Seddedilen, kapanan, tıkanan. Tıkalı.

müntabıka

  • Söylenirken dilin üst damağa kapanması. Bu hâlde ağızdan çıkan harfler; sad, dad, tı, zı.

müphem

  • Kapalı, örtülü, belirsiz.

murakabe

  • Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek.
  • Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek.
  • Hıfz etmek.
  • Beklemek. İntizar.
  • Dalarak kendinden geçmek.
  • Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.

müşebbihe

  • Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri görünen lugat mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının olduğunu iddiâ eden bozuk fırka.

müşkil

  • Anlamı kapalı olan ve ancak bir ipucu sayesinde anlaşılabilen âyet.

müşkil istiare

  • Kapalı istiare; içinde "kendisine benzetilen"in bizzat yer almadığı ancak ona işaret edilen bir istiare.

müsned

  • (Çoğulu: Mesânid) İsnad edilmiş, nisbet edilmiş olan.
  • Gr: Haber (yüklem). Meselâ: "Bu yazı güzeldir" cümlesindeki (güzeldir) kelimesi gibi.
  • Edb: Açık olmayan heceye (kapalı heceye) de müsned denir.
  • Ehl-i Hadis ıstılahınca: Müsned; içindeki metinler, senetleri ile mezk

mütehabbis

  • Bir yere kapanan. Kendini hapseden.

mütehabbisane / mütehabbisâne

  • Bir yere kapanıp kendini hapsedene yakışır surette. (Farsça)

mütehassın

  • (Hısn. dan) Kaleye veya istihkâmlı bir yere kapanmış.

müteşabih / müteşâbih

  • Birbirine benzer, mânâsı kapalı âyet ve hadîs.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Edebî sanatlarla ifade edilmesi sebebiyle mânâsı kapalı olan sözler, âyet ve hadîsler.

müteseccid

  • Secdeye kapanan, secde eden.

müzayede

  • Artırma, ziyadeleştirme.
  • Devletçe veya bir müessesece satılığa çıkarılan bir malın veya arazinin arttırılmaya konulması. Müzayede; biri kapalı zarfla, diğeri açık arttırma ile olmak üzere iki türlü yapılır. Müzayedede konulan şey, en çok arttırma yapana ihâle edilir.

na-güşade

  • Kapalı, açılmamış. (Farsça)

nekre

  • Gr. başına "el" takısı almamış, mânâsı kapalı, belirsiz isim.

nevres

  • Su kuşlarından mavi renkli bir kuştur; başının yarısı siyah yarısı beyaz olur; güvercin büyüklüğündedir. Su üstüne yakın uçar ve balık gördüğü gibi kapar.

puşide / pûşîde / پوشيده

  • Örtülü. (Farsça)
  • Gizli. (Farsça)
  • Kapalı. (Farsça)
  • Örtü. (Farsça)

puşide olma / pûşide olma

  • Örtülü, kapalı kalma.

redm

  • (Çoğulu: Rüdum) Bir şeyin önüne sed yapma.
  • Bir şey dâimi olmak ve akmak.
  • Pencere, kapı ve delik gibi yerleri tıkama. Tamâmen kapama.
  • Zülkarneyn seddinin ismi.

rek'at

  • (Rik'ât) Huzur-u İlâhîde beli eğip yüzü üzeri kapanmak.
  • Bir kıyam, bir rüku' ve iki secdeden ibaret olan namazın bir rüknü.

remed

  • Gözün ağrıması, göz kapağı iltihabı.

remiz

  • Kapalı söyleyiş, işaretle anlatma.

remz

  • İşaret. İşaretle anlatmak.
  • Güç anlaşılır.
  • Gizli ve kapalı söyleme.

remzşinas

  • Bir maksad anlatan şekil, resim vb. (Farsça)
  • Gizli ve kapalı olarak anlatılan şeyleri ve işaretleri bilen. (Farsça)

rüba / rübâ

  • Kapan, çalan, alan (mânâsına birleşik kelimeler yapılır). Meselâ: Dil-rüba : Gönül kapan, gönül alan. İz'an-rüba : Aklı alan, hayret veren. (Farsça)
  • "Alan, çalan, kapan" mânâsında son ek.

rükbe

  • (Çoğulu: Rükeb-Rükebât) Diz. Dizkapağı.

rükeb

  • (Tekili: Rükbe) Dizler, dizkapakları.

rümmane

  • Kapan taşı.
  • Kırkbayır.

rüs'

  • Göz kapağında olan hastalık.

saddetmek

  • Bir şeyin gediğini kapamak, tıkamak, engel olmak.

şari' / şârî'

  • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

satir

  • Setreden, örten, kapatan.
  • Günahları, kusurları örten.

secde

  • Allah'ın (C.C.) huzurunda yere kapanış. İbadet ve Allah'a (C.C.) memnuniyetini ve itaatini bildirmek veya şükretmek için yere kapanarak alın, burun ucu, eller, dizler ve ayak uçları yere gelecek şekilde yapılan en büyük tazim ifade eden hareket. Namazın bir rüknü.
  • Namazda yere kapanmak.
  • Allah için yere kapanış.
  • Namazda yüzünü yere koyma, yere kapanma.

sed-i rah / sed-i râh

  • Yol kapayan, yola mâni olan.

sedd / سد

  • Tıkamak, kapamak, mâni olmak.
  • Baraj.
  • Perde, Mânia.
  • Rıhtım.
  • Set, tümsek.
  • Set. (Arapça)
  • Baraj. (Arapça)
  • Engel. (Arapça)
  • Kapama, tıkama. (Arapça)
  • Kapatılma. (Arapça)
  • Sedd edilmek: Örtülmek, örülmek, kapatılmak. (Arapça)

sedd-i turuk eden

  • Yolları kesen, kapayan.

serbeste

  • Başı bağlı. (Farsça)
  • Gizli, kapalı, örtülü. (Farsça)

şernak

  • Göz kapağının ağır ve kalın olması.
  • Ekinin bir mertebe uzun olması.

şeter

  • Gözün kapaklarının devrik olması.
  • Bir kale adı.

setir

  • Örtülmüş, kapalı. Mestur.

setr

  • (Setir) Örtme, kapama, gizleme.

settar

  • Örten, kapayan gizleyen. En çok gizleyen ve örten.

settare

  • Görünmemek için girilecek yer, örten, kapatan.

şicab

  • Divit kapağı.
  • Her nesnenin ağzına, yarığına ve gedik yerine koyup tıkadıkları nesne.

sidad

  • Şişe tıpası. Yarık kapatacak şey.

şiddet-i hafa / şiddet-i hafâ

  • Aşırı gizlilik, kapalılık.

sücced

  • (Tekili: Sâcid) Secde edenler. Secde edip yere kapananlar.

sücud / sücûd / سجود

  • Secdeye varmak. Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hiçliğini, aczini bilip teslimiyetle yere kapanıp duâ ve tesbih etmek.
  • (Tekili: Sâcid) Secde ederek yere kapananlar, secde edenler.
  • Namazda yere kapanma, secde etme.
  • Secde etme, yere kapanma. (Arapça)

şühus

  • Yüksek olmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Gözünü bir yere dikip hareket ettirmeden ve kapağını açıp yummadan durmak.
  • Bir hâdisenin meydana gelmesinden dolayı acı çekip kararsız olmak.

suver-i müteşabihe

  • Müteşâbih ifadeler; Kur'ân-ı Kerimde mânâsı kapalı olan ve yorumlara açık olan suretler, temsiller.

ta'miye

  • (Amâ. dan) Körletme. Kör etme.
  • Kapalı şekilde anlatmak.
  • Edb: Ebced hesabiyle düşürülen bir tarihin, hesabı doldurmak için çıkartılacak veya eklenecek sayılarını işaret etme.

ta'riz / ta'rîz

  • Dokunaklı söz söylemek. Kapalıca yapılan sitem. Kinâye ile söylemek.
  • Dokunaklı söz söylemek, kapalıca yapılan sitem, kinaye ile söylemek.
  • Üstü kapalı ve dokunaklı söz; kapalı îtirâz etmek; bir tarafı gösterip diğer tarafı kasd etmek.

ta'til / ta'tîl / تعطيل

  • Durdurma. (Arapça)
  • Kapatma. (Arapça)
  • Faaliyete son verme. (Arapça)

taglik

  • (Çoğulu: Taglikat) (Galak. dan) Kapama, kapanılma.
  • Kilitleme.
  • Edb: Muğlak ve kapalı söz söyleme.

tağlik / تغليق

  • Kilit vurma. (Arapça)
  • Kapama. (Arapça)

tahassun

  • Bir kaleye kapanmak. Korunmak. İstihkâma çekilmek. Tahkim edilmiş bir yere sığınmak.

takaffül

  • Kapamak.
  • Kilitlemek.
  • Tilki eniği.

tandır

  • Ufak fırın.
  • Elleri ve ayakları ısıtmak için üstü kapalı küçük mangal.

tarf

  • Göz, bakış, nazar. Göz ucu.
  • Soyu temiz kimse.
  • Her şeyin nihayeti, sonu.
  • Göz kapaklarını yummak veya oynatmak.
  • Göze bir şey dokundurmakla yaşartmak.
  • Koz: Menazil-i Kamer'den bir menzil adı. (Kamer menzillerinden birisinde aslanın alnını teşkil eden dört

tarfe / طرفه

  • Göz kapağının bir defa kapanıp açılması.
  • Göz kırpmak.
  • Bir yıldız ismi.
  • Ayın bir menzili.
  • Göz açıp kapayış. (Arapça)

tarfet-ül ayn

  • Göz kapağının bir kere açılıp kapanması kadar geçen kısa ân.

tarfetü'l-ayn

  • Göz kapağının açılıp kapanışı kadar geçen kısa zaman.
  • Bir göz açıp kapayıncaya kadar olan an.

tarfetülayn / طرفة العين

  • Göz açıp kapayıncaya kadar.
  • Göz açıp kapayıncaya dek, bir anda. (Arapça)

tarizat-ı zımniye / târizat-ı zımniye

  • Üstü kapalı ve dolaylı ifadelerle saldırma, tenkit etme.

tasfiye

  • Saflaştırmak. Olduğundan daha temiz bir hâle getirmek. Temizlemek.
  • Hesabı kapatmak.

tefe'ül

  • Kapalı bir kitabı, belirli dualar okuyarak rastgele açma ve açılan sayfayı ibret alma maksadıyla okuma işlemi.

tefsir / tefsîr

  • Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur'ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir.

tehabbüs

  • (Habs. den) Kendini bir yere kapama. Hapsetme.

tehendüm

  • Kapanmak.

tele / تله

  • Kapan, tuzak. (Arapça)

telmih / telmîh

  • Bir şeyi açıkca söylemeyip ibarede bahsi geçmeyen bir kıssaya, bir fıkraya, bir ata sözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etmek. Kapalı söylemek.

teneddüb

  • (Nedbe. den) (Yara) kapanma.

tenkir / tenkîr

  • Gr. belirsiz kılma; bir kelimeyi nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma.

tennur / tennûr

  • Kapalı ocak, fırın, tandır.

tenvin-i tenkir

  • Gr. nekre tenvini; kelime sonlarına gelerek o kelimeye kapalılık ve belirsizlik mânâsı veren iki üstün (en), iki esre (in) ve iki ötre (ün) işareti.

terdiye

  • (Ridâ. dan) Örtme. Örtü ile kapatma.

teseccüd

  • (Secde. den) (Çoğulu: Teseccüdât) Secde etme, secdeye kapanma.

tesettür

  • Kapanıp gizlenme. Örtünme.
  • Fık: Kadınların ve erkeklerin başkasına, nâmahremlere vücutlarının haram kısımlarını örtüp göstermemeleri.

tesviye / تسویه

  • Eşitleme. (Arapça)
  • Düzleme. (Arapça)
  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Hesap kapatma. (Arapça)
  • Tesviye edilmek: (Arapça)
  • Eşitlenmek. (Arapça)
  • Düzlenmek. (Arapça)
  • Sonuçlandırılmak. (Arapça)
  • Hesap katılmak. (Arapça)
  • Tesviye etmek: (Arapça)

tevfik / tevfîk

  • Allahü teâlânın kullarının işini, rızâsına muvâfık (uygun) kılması, şer (kötülük) yolunu kapayıp, hayır (iyilik) yolunu kolaylaştırması.

tevkif / tevkîf / توقيف

  • Durdurma. (Arapça)
  • Kapatma. (Arapça)
  • Tutuklama. (Arapça)
  • Tevkîf edilmek: (Arapça)
  • Durdurulmak. (Arapça)
  • Kapatılmak. (Arapça)
  • Tutuklanmak. (Arapça)
  • Tevkîf etmek: (Arapça)
  • Durdurmak. (Arapça)
  • Kapatmak. (Arapça)
  • Tutuklamak. (Arapça)
  • < (Arapça)

tılsım-ı muğlak / طِلْسِمِ مُغْلَقْ

  • Anlaşılması zor, kapalı gizli şey.
  • Açılması müşkül olan tılsım, kapalı ve gizli haber.
  • Anlaşılması zor kapalı şey.

tılsım-ı muğlak-ı alem / tılsım-ı muğlak-ı âlem / طِلْسِمِ مُغْلَقِ عَالَمْ

  • Alemin anlaşılması zor ve kapalı sırrı.

tonaj

  • Bir vasıtanın iç hacmine göre taşıma kapasitesi.

udi

  • İnce taştan kapak.

vazıh / vâzıh

  • Açık, ayan, âşikâr. Besbelli. Kapalı olmayan.
  • Edb: Vuzuhlu söz. Bir okunuşta mânâsı anlaşılacak ifâde.

vest

  • Ev içerisinde olan her bir kapalı mekân.

vücud-u müteşabihat ve müşkilat / vücud-u müteşabihat ve müşkilât / vücud-u müteşâbihat ve müşkilât

  • Kur'ân'da müteşâbih ve müşkillerin bulunması (birbirleriyle benzerlik içinde birden fazla mânâya gelen ve anlaşılması zor olan kapalı ifadelerin bulunması).
  • Sözün hangi mânâya geldiği kapalı ve zor anlaşılır ifadelerin varlığı.

vüs' / وسع

  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Takat. (Arapça)

vüs'at / وسعت

  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Parasal yeterlik. (Arapça)
  • Genlik. (Arapça)

vüs'at-i istidat

  • Kabiliyet genişliği, kapasitesi.

zamya

  • Yufka dudaklı.
  • Yufka kapaklı.
  • Dişinin etleri boz olup kanı az olan kimse.

zarfiyyet / ظرفيت

  • Kapasite. (Arapça)

zemm-i zımni / zemm-i zımnî / ذَمِّ ضِمْنِي

  • Üstü kapalı kötüleme.

zımnen

  • Kapalı olarak.

zımni / zımnî / ضمنى

  • Dolaylı, üstü kapalı. (Arapça)

zımnında

  • Açıkça olmayıp, dolayısıyla üstü kapalı olarak içinde var olan.