LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ıtr ifadesini içeren 178 kelime bulundu...

akar

  • Köşk, yüksek bina.
  • Bâbil vilayetinde bir yer adı.
  • Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak.
  • Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.

akl-ı matbu'

  • Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

ali-fıtrat / âli-fıtrat

  • Yüksek fıtratta olan.

alz

  • (Çoğulu: Alzât) Sabırsızlık.
  • Hastaya ârız olan titremek.
  • Hafiflik.
  • Acele

arra'

  • Sıtma tutmak, titremek.

arv

  • Sıtma ve diğer ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme.
  • İş için birinin yanına varma.
  • Yemişsiz bir çeşit ağaç.

aselan

  • Süngü titrediğinden acı çekmek.
  • Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.

aşk-ı kimyevi / aşk-ı kimyevî

  • Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir.

atır

  • (Itr. dan) Güzel kokulu, ıtırlı.
  • Kokuları seven kimse.

atire

  • Receb ayında keferenin putları için boğazladıkları koyun ki, o puta "itrâ" derler.

atr

  • Depretmek.
  • Titremek.

attar

  • (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan.
  • Itriyat dükkanı, güzel koku satan adam.

bayram

  • İslâm dîninin bildirdiği ve müslümanların neşelenip sevindikleri Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramı.
  • Cumâ günü.
  • Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, haram lokma yemeden geçirilen günler.
  • Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zama

bayram namazı

  • Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramının birinci günü güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra erkeklerin cemâat hâlinde kılmaları vâcib olan iki rek'atlik namaz.

bed-tıynet

  • Yaradılışı, fıtratı, tabiatı fena ve kötü olan, soyu bozuk, bayağı adam. (Farsça)

beşeri / beşerî

  • İnsana ve insanın fıtrî hallerine mensub ve müteallik. İnsanla ilgili.

beşeriyyet

  • İnsanın tab' ve hilkati ve fıtrî halleri. İnsanlık.

bikle

  • Fıtrat, yaradılış, tabiat.
  • Kılık, kıyafet. Şekil, biçim.

büniyye

  • (Çoğulu: Büniyyat) Her nesnenin aslı ve yaratılması, fıtrat.
  • Sazan balığı.
  • Meçhul yol.

bünye

  • Bir şeyin vücut yapısı. Vücut, beden. Fıtrat.
  • Şekil, tarz, sûret.

camekan / câmekan / جامكان

  • Camlı bölme. (Farsça - Arapça)
  • Vitrin. (Farsça - Arapça)

cerib

  • İmparatorluk zamanında Arabistan ülkelerinde kullanılan takriben 216 litrelik bir hacim ölçüsü.
  • Dönüm.
  • Eni ve boyu 60 arşın olan arazi ölçüsü.

cesaret-i fıtriye

  • Fıtrî bir cesaret, yaratılıştan gelen cesaret.

cibillet

  • Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet.

ciriyya

  • Tabiat, mizac, fıtrat, yaradılış.
  • Huy, haslet.Adet, alışkanlık.

da's

  • Titremek.
  • Zayıf olmak, zayıflamak.

def-i tabii / def-i tabiî

  • Bünyede ve içte olan şeyi, fıtrî ve normal şekilde dışarı atmak.

desatir-i fıtrat / desâtir-i fıtrat

  • Fıtrata, yaratılışa ait düsturlar, prensipler.

efakil

  • (Tekili: Efkel) Titrekler, titreyenler.

efkel

  • (Çoğulu: Efâkil) Titremek.

eftar

  • (Tekili: Fitr) Baş ile şehâdet parmaklarının araları.

ehdab-ı mühtezze / ehdâb-ı mühtezze

  • Titrek kirpikler.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.

esis

  • Titremek.
  • Küp veya desti saksısı ki, içinde reyhan ekerler.

fıtnat

  • Cibillî ve fıtrî ve âni anlamak ve idrak etmek.
  • Hikmet.
  • Zekâvet, basiret, tedbir, fatânet, zeyreklik. Fıtnet diye de okunur. (Zıddı: Gabâvet'tir.)

fıtra / فطره

  • Fitre; ihtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü) miktârı malı, parası olan her hür müslümanın Ramazan bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya kıymetleri kadar altın v
  • Fitre: Ramazan'da bölünmeden verilmesi şer'ân vacip olan fıtr, sadaka.
  • (Fitre) Fıtrat sadakası, yaradılış atiyyesi.
  • Fitre, her zenginin vermesi gereken sadaka.
  • Fitre. (Arapça)
  • Kuru üzüm. (Arapça)

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • İlâhi fıtrat, yaratılış kanunları.
  • San'at-ı Rabbaniye ve kudret-i İlâhiyenin dâima değişen bir defteri olan ve yanlış olarak "Tabiat" namı verilen Cenab-ı Hak'ın fıtrat kanunları ve mahlukatın yaradılışı.

fıtrat-ı insan

  • İnsanın fıtratı, tabiatı, yaratılışı.

fıtrat-ı selime

  • Selim fıtrat. Kusursuz sağlam huy.
  • Ahlâk, din. Haram ve çirkin işlerden uzak ahlâk.
  • Noksansız yaradılış.

fıtraten

  • Yaradılıştan, fıtrî olarak.

fıtri / fıtrî

  • Doğuştan, yaradılıştan, fıtrata âit ve müteallik. Hayat kanunlarına uygun.

futr

  • (Fitre) Yaratmak, halk.

gatarif

  • (Tekili: Gıtrîf) Başkanlar, başlar, reisler, önderler.
  • Soylu ve asaletli kimseler, itibarlı ve seçkin kişiler.

gayr-i fıtri / gayr-i fıtrî

  • Fıtrî olmayan. Doğuştan olmayan.

gülhane hatt-ı hümayunu

  • Tar: Gülhanede okunan hatt-ı hümayun münasebetiyle meydana gelmiş bir tabirdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir zamanlar dünyayı titreten kuvvet ve kudreti, çeşitli sebep ve te'sirlerle büyük bir zaafa uğramış ve en nihâyet devlet, bir vilâyet hükmünde olan Mısır'ın idaresini ele geçiren Mehmed Ali Pa

hafc

  • Titremek.
  • Ayağını eğri basan.

halecan / halecân / خَلَجَانْ

  • Titreme. Kalb çarpıntısı. Heyecan.
  • Titreme, çarpıntı.
  • Titreme, heyecan.

hamasi / hamasî

  • Hamâsetle alâkalı. Fıtrî cesarete âit ve müteallik.

hararet-i gariziye

  • Fıtrî vücut ısısı.

helecan

  • Titreme, heyecan, kalp çarpıntısı.

hey'atın feletatı / hey'atın feletâtı

  • Birini taklit eden kimsenin taklitçiliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları. Kemalât-ı ruhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvaldeki fıtrîlik ve müvazeneyi o seviyede olmayanın sun'î taklitteki gayr-ı fıtrîliği.

hezheze

  • Cisimlerin, hava yahut başka bir şey dokunmasiyle titremesi.

hilkat

  • Yaratılış, yaratılma.
  • Doğuştan gelen vasıf, cibiliyet, fıtrat.

hukuk-u tabiiyye

  • İnsanın fıtratında bilkuvve mevcut olup, hak ile bâtılı, iyi ve fenayı bildiren ve insanların toplu bir şeklide yaşamalarını mümkün kılan hükümler.

ibadet-i maliyye / ibâdet-i mâliyye

  • Zekat, sadaka-i fıtr gibi mal ile yapılan ibâdetler.

ibtika'

  • Bir şeyin renginin fıtri olarak değişikliğe uğraması.

id-i fıtr / îd-i fıtr

  • Fıtr Bayramı, Ramazan Bayramı.

iğreti

  • t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran.
  • Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici.
  • Fıtrî olmayan, sahte, sun'î.

ihtiyacat-ı fıtriye

  • Fıtrî, yaratılıştan gelen ihtiyaçlar.

ihtizaz / ihtizâz / اهتزاز / اِهْتِزَازْ

  • Hafif titremek. Deprenmek.
  • Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme.
  • Sallanma, sıçrayıp oynama.
  • Titreme, hoşlanma.
  • Titreşim, sarsıntı.
  • Haz duymak, ferahlanmak.
  • Titreşim.
  • Titreme, titreyiş. (Arapça)
  • Titreme.

ihtizaza gelmek

  • Titremek, harekete geçmek.

ihtizaza getirmek

  • Titretmek, harekete geçirmek.

ihtizazat / ihtizazât / ihtizâzât

  • Titremeler, hoşlanmalar.
  • Sarsmalar, titretmeler.

ihtizazi / ihtizazî

  • İhtizaza ait. Titremekle alâkalı.

iptida-yı tahsil-i fıtri / iptidâ-yı tahsil-i fıtrî

  • Fıtrî, doğal öğrenimin başlangıcı.

ir'as

  • Titretme.

irtiad

  • (Ra'd ve Ri'd. den) Iztırablı ve sıkıntılı olmak.
  • Deprenme. Titreme.

irtiaş / irtiâş / ارتعاش

  • Ra'şeye tutulma, titreme, sarsılma.
  • Titreme. (Arapça)

irtiaş-ı mest

  • Sarhoş ve baygın titreyiş.

irziz

  • Dik ses.
  • Titreme.
  • Dolu tânesi.

işmi'zaz

  • Can sıkma, üzülme, yüzünü ekşitme.
  • Titreyip ürperme.

ıspazmoz

  • Sinirlerde beliren gerginlik ve titreme.

isti'dad

  • Bir şeyin kabulüne ve kazanılmasına olan fıtrî meyil.
  • Kabiliyet. Akıllılık. Anlayışlılık. Allah Teâlâ Hazretlerinin (C.C.) insanlara ve sâir mahluklara tevdi buyurduğu kabiliyet kuvveleri.

istitradi / istitradî

  • İstitrad ile alâkalı. Asıl mevzudan olmayan.

istitradiyat

  • (Tekili: İstitrad) İstitrad şeklinde söylenen sözler.

ıter

  • (Tekili: Itret) Nesiller, akrabalar, zürriyetler, aynı soydan gelenler.

ıtri / ıtrî

  • Itra mensub, ıtır gibi kokan.
  • Müzik ilminde bir üstaddır. Asıl adı Mustafa'dır. Bayramlarda okunan tekbirin ilâhi ve kuvvetli bestesi onundur. Bestelere âid Segâh, Ayin-i Şerif gibi 25 eseri olduğu söylenir. Osmanlı padişahı IV. Mehmed'in nedimlik ve esirler kethüdalığında bulunmuştu

ıtriyyat

  • (Tekili: Itr) Güzel kokulu yağ, esans gibi maddeler.

kafkafe

  • Titremek, titretmek.

kalkale

  • Bir şeyi titretmek.
  • Tecvidde: Okurken harflerin üzerinde birden durarak harfi, mahrecinden çıkar çıkmaz kesmek suretiyle bu harfleri tekrar okumak. Kalkale ile okunan harfler şunlardır: Kaf, tı, ba, cim, dal. (Hakk kelimesinde okunduğu gibi)

kaş'arire

  • Ürpermek, titremek.

kesis

  • Titremek. Deprenmek.
  • Eğrilik.

kile

  • 40 litrelik hububat ölçüsü. Eski bir ağırlık ölçüsü.
  • 40 litrelik tahıl ölçüsü.

kıllet

  • Titremeğe benzer bir hâlet ki hiddet vaktinde ârız olur.
  • Azlık. Nâdirlik. Kıtlık.

kitabet-i fıtriye

  • Fıtri olan yazılmış şeyler.
  • Kâinat sahifelerinin kitab gibi oluşu.

kuşa'rire

  • Titreme.
  • Tavuk derisi gibi ürperip kabarmış deri.

lerzan / lerzân / لرزان

  • Titrek, titreyerek. (Farsça)
  • Titrek.
  • Titrek. (Farsça)

lerze

  • Titreme.
  • Titreme, titreyiş. Sallantı. (Farsça)
  • Titreme, titreyiş.

lerzebahş

  • Titreme veren, titreten. (Farsça)

lerzedar / lerzedâr

  • Titrek, titreyici. (Farsça)

lerzenak / lerzenâk

  • Titrek, titreyici. Titremeğe tutulmuş. (Farsça)

lerzende

  • Titreyen, titrek. (Farsça)

lerzeresan

  • Titreme veren, titreten. (Farsça)

lerziş / لرزش

  • Titreme, titreyiş. (Farsça)
  • Titreme. (Farsça)

letafet-i fıtriye / letâfet-i fıtriye

  • Fıtrî letâfet, doğal şirinlik.

maftur

  • (Fıtrat. dan) Yaradılışta olan. Fıtratta bulunan.
  • Yaradılmış.

matarid

  • (Tekili: Mıtred) Mızraklar, zıpkınlar.

matarık

  • (Tekili: Mıtrak ve Mıtraka) Demirci çekiçleri.

me'd

  • Yumuşak taze ot.
  • Titremek.
  • Sallanmak.

mefatır

  • Yaradılıştan olan huylar. Fıtri olan huylar.

melaik

  • (Tekili: Melek) Melekler. Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, makamları sabit, kendileri ma'sum mahluklar.

melek

  • Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk.
  • Güzel huylu ve güzel olan kimse.

metarık

  • (Tekili: Mıtrak ve Mıtraka) Mızraklar. Tokmaklar. Çekiçler. Değnekler, sopalar.

mevc

  • Dalga. Denizin dalgası.
  • Titreşim.
  • Mc: Devir, devre.

mıtraka

  • (Bak: MITRAK)

mizac

  • Huy, tabiat, fıtrat, bünye.
  • Bir şeyle karıştırılmış olan başka bir şey.

muamelat-ı fıtriye / muamelât-ı fıtriye

  • Doğuştan gelen, fıtrî olan davranışlar, işler.

mübarek geceler / mübârek geceler

  • İslâm dîninin kıymet verdiği geceler. Kadir, Arefe, Fıtr ve Kurban bayramı ile Mevlid, Berât, Mi'râc, Regâib, Muharrem, Aşûre geceleri.

mübayenet-i cevheriyye

  • Her nev'in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu. Cevherdeki farklılık.

muftır

  • (Fıtr. dan) Oruç açan, iftar eden.

muhtelic

  • (Halecân. dan) (Kendi elinde olmıyarak) titreyen.

mühtez / مهتز

  • Titrek. (Arapça)

mühtezz

  • (İhtizaz. dan) Sevinç ve neşeden dolayı oynayan.
  • Titreyen, ihtizaz eden.

mükerrem

  • Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan. (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.)

muntabı'

  • (Tab. dan) Yaradılışdan olan, fıtraten.
  • Basılmış, tab' edilmiş, damgalanmış.
  • Hoş görülen, güzel.

mürteid

  • (Ra'd. dan) Ürken, korkan. Korkup titreyen.

mürteiş / مرتعش

  • (Ra'ş. dan) Titreyen.
  • Titrek. (Arapça)

mutaattır

  • (Itr. dan) Güzel kokular sürünen.

mütehezziz

  • İhtizaz eden, titreyen.

mütehezzizane / mütehezzizâne

  • Titreyerek, titremek suretiyle. (Farsça)

mütera'id

  • Titreyen.

müzahrefiyet

  • Fıtri olmayan, yapmacık.
  • Dışı süs içi pis olma, fıtri olmama, yapmacık.

nafız

  • Çok titreten. Sıtma.

nafiz

  • Çok fazla titreten sıtma.

nefs

  • (Nefis) Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi.
  • Göz.
  • Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri.
  • Ruh, hayat, asıl.
  • Maya.
  • Hamiyet.

nihadi / nihadî

  • Yaradılışta olan, fıtrî. (Farsça)

nokta-i istinad

  • Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı.

nuhas

  • Bakır. Bakır para.
  • Kızgın mâden.
  • Kıtr. Ateş. Tunç ve demir döğülürken sıçrayan şerâre.
  • Dumansız alev.
  • Bir şeyin aslı.
  • Tütün.

piştahta

  • Çekmece. Küçük sandık. (Farsça)
  • Mal serilen yer, vitrin. (Farsça)

ra'şan

  • Titreme, titreyiş.

ra'şe / رعشه

  • Titreme. (Arapça)
  • Ra'şe vermek: Titretmek. (Arapça)

ra'şe-i dest

  • El titremesi.

ra'şeaver

  • (Ra'şe-âver) Titretici. (Farsça)

ra'şedar / ra'şedâr / رعشه دار

  • Titreyen, ürken. (Farsça)
  • Titrek, titreyen. (Arapça - Farsça)

ra'şet

  • Titreme, titreyiş.
  • Korkmak, havf ve dehşete giriftar olmak.
  • Titreyiş, ürperme.

ra'şever

  • Titretici. (Farsça)

raaş

  • (Ra'şe-Ra'şen) Titretmek.

raşe / râşe

  • Titreme.

raşet / râşet

  • Titreme, ürperme.

ratl / رطل

  • Hemen hemen bir litrelik sıvı ölçeği. (Arapça)
  • Kadeh. (Arapça)

raus

  • İhtiyarlıktan dolayı başını titreten kişi.

recrece

  • Sarsılma, titreme, sallanma.

rem

  • Titreme. (Farsça)
  • Ürkme. (Farsça)
  • Sürü. (Farsça)

remgerde

  • Titremiş. (Farsça)
  • Ürkek, ürkmüş. (Farsça)

rı'de

  • Titremek, hareket etmek.

sa' / sâ'

  • Hanefî mezhebinde 3500 gr'lık veya 4.2 litrelik ölçü birimi. Bu miktar diğer mezheblerde farklıdır.

sadaka-i fıtr

  • Ramazan bayramından evvel fıtra olarak verilen sadaka. Zengin (nisaba mâlik) her müslümanın (ihtiyar, genç, çocuk ve hattâ bunak da olsa) fakirlere vermeye mükellef olduğu sadakadır, vâcibdir. Nisaba mâlik olan bir müslüman, hem kendi nefsi için, hem de çocukları, hizmetçisi için sadaka-i fıtır veri

salib

  • Titreten.
  • Hareketli.

sebuiyet

  • Yırtıcılık, parçalayıcılık. Yırtıcı hayvanın fıtri hassası.

şefşef

  • Yaramaz huylu.
  • Titremek.

selamet-i fıtrat / selâmet-i fıtrat

  • Fıtratın temizliği; kusursuzluğu, doğruluğu.

şeriat-ı fıtriye

  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta vaz'ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar.

sevk-i fıtri / sevk-i fıtrî

  • Allah'ın yaratılışta koyduğu fitrî meyil ve sevk, yönlendirme.

şinik

  • On litre su alabilen teneke kutu kadar olan mahsul ölçüsü. Yarım gaz tenekesi. (Isparta havalisine mahsus hububat ölçüsü)
  • Yaklaşık on litre su alabilen mahsul ölçüsü.
  • On litrelik kap.

sosyalizm

  • İktisadî teşebbüsleri ve teşekkülleri devlete vermek isteyen görüş. İştirakiyecilik. Güya, herkese müsavi mal verme esasını idare sisteminde yerleştirmeyi ve mal birliğini iddia eden ve insan fıtratına zıt olarak hürriyetleri daraltıcı ve din aleyhdarı bir sistem. Serserilere, zenginlerin mallarını (Fransızca)

sütur

  • (Tekili: Sitr) Örtüler. Perdeler.

ta'tir

  • (Itr. dan) Güzel koku ile kokulandırma.

taattur

  • (Itr. dan) Güzel kokular sürünme.

tabiat

  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük

tabiat-ı beşer

  • İnsan yapısı, fıtratı.

tabii / tabiî

  • Doğal, fıtrî.

takafkuf

  • Titremek.

tehezzüz

  • Hafif titreme, deprenme, ihtizâz.

tehziz / tehzîz / تهزیز

  • (Çoğulu: Tehzizât) Hafif titreme, hareket ettirme. Deprendirme.
  • Titretme. (Arapça)

tekvinen / tekvînen

  • Kâinat ve fıtrat kanunları ile.

temermür

  • Titremek.

temevvücat / temevvücât

  • Dalgalanmalar, titreşimler.

ter'is

  • Titremek.

ter'iş

  • Titretme. Titretilme.

tera'ud

  • (Ra'd. dan) Titreme.

terefrüf

  • Titremek.
  • şefkat göstermek.

teşennüc

  • (Şenc. den) (Çoğulu: Teşennücât) Buruşuk olma, buruşma.
  • Adalelerin gerilip büzülmesi, kasılması.
  • Korkmak.
  • Titremek.

vaziyet-i fıtriye

  • Fıtrî vaziyet, doğal durum.

yasin

  • Yâ Seyyid yâ insan gibi muhtelif manalar rivayet edilir. Şifredir Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) fıtraten, hilkaten, edeben ve ahlâken en yüksek olduğu herkesçe bilindiğinden bu isim kendisine verilmiştir.

zamm-ı sure / zamm-ı sûre

  • Farz namazın ilk iki rek'atinde, sünnet namazların ve vitrin her rek'atinde ayakta Fâtiha'dan sonra okunan sûre veya en az üç kısa âyet.

zebzebe

  • Muallâkta kalma.
  • Mütereddit.
  • Titreme.
  • Asılı bir şeyi havada oynatmak.

zefzefe

  • Titreme, sarsılma.

zehv

  • Bâtıl.
  • Yalan.
  • Fahirlenmek, gururlanmak, tekebbürlenmek.
  • Güzel manzara.
  • Taze ot.
  • Otun çiçeği.
  • Titremek.
  • Yürümek.
  • Yel esmek.
  • Alacalanmış hurma koruğu.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR