LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ın kelimesini içeren 1265 kelime bulundu...

a'cef

  • İnce, zayıf.

a'dad

  • İnce ve kısa kollu adam.

a'mal-i beşeriye / a'mâl-i beşeriye

  • İnsanların yaptığı iş ve hareketler.
  • İnsanların amelleri, iş ve hareketleri.

acmi / acmî

  • İnce fikirli. Akıllı, anlayışlı.

acz-i beşer

  • İnsanın âcizliği.

acz-ı beşeri / acz-ı beşerî

  • İnsanın acizliği, güçsüzlüğü.

acz-i beşeri / acz-i beşerî / عَجْزِ بَشَرِي

  • İnsanın acizliği.
  • İnsanın güçsüzlüğü.

acz-i insani / acz-i insanî

  • İnsanın acizliği, güçsüzlüğü.

adakk

  • İnce, dakik.

adalet-i beşeriye

  • İnsanlığın adaleti.

adat-ı küfriye ve zalimane / âdât-ı küfriye ve zâlimâne

  • İnkâra ait ve zâlimlere yakışan âdet ve uygulamalar.

adat-ı nas / âdât-ı nâs

  • İnsanların adetleri.

adem / âdem

  • İnsan. İlk insan ve ilk peygamber (A.S.)

adem-i inkar / adem-i inkâr

  • İnkâr etmeme. İnkârsızlık.

ademi / âdemî

  • İnsanlardan olan, insana âit, insana dair ve müteallik.
  • İnsanoğluna ait, insan.

ademiyan / âdemiyân / آدميان

  • İnsanlar. (Arapça - Farsça)

ademiyet / âdemiyet / اٰدَمِيَتْ

  • İnsanlık.
  • İnsanlık.
  • İnsanlık.

ademiyyet / âdemiyyet

  • İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.

ademoğlu / âdemoğlu

  • İnsanlık, insanlar.

afak / âfâk

  • İnsanın dışı ve dışındaki şeyler. Ufk'un çokluk şeklidir.

ah / âh

  • İnleme.

ahd-i cedid / ahd-i cedîd / عهد جدید

  • İncil. (Farsça)
  • İncil ve ekleri.

ahiret / âhiret

  • İnsanın ölümü ile başlayan ebedî (sonsuz) hayat. Âhirete îmân, inanılması lâzım olan altı esastan beşincisidir.

ahiret kardeşi / âhiret kardeşi

  • İnanç ve ibadette birbirinden ayrılmayan kişilere verilen ad.

ahlak / ahlâk

  • İnsanda yerleşmiş huylar. Hulkun çokluk şeklidir.
  • İnsanın iyi veya kötü hâlleri, bunlarla ilgili ilim.

ahlak-ı insaniye / ahlâk-ı insaniye

  • İnsan ahlakı.

ahlat-ı erbaa

  • İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur veya üsareler.

ahmeş

  • İnce, dakik.

ahsen-i takvim

  • İnsanın en güzel bir şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olması.

ahval-i beşer / ahvâl-i beşer

  • İnsanoğlunun halleri.

ahval-i beşeriye / ahvâl-i beşeriye

  • İnsanların halleri, durumları.

akaid / akâid / عقائد

  • İnançlar, akideler. (Arapça)

akaid-i beşer

  • İnsanların inançları.

akaid-i insaniye

  • İnsanlığa ait inançlar.

akaidi / akaidî

  • İnançla ilgili, iman esaslarıyla ilgili.

akide / akîde / عقيده / عَق۪يدَه

  • İnanç.
  • İnanılacak şey.
  • İnanç, akide. (Arapça)
  • İnanç.

akidefuruş / akîdefurûş / عقيده فروش

  • İnanç tüccarı. (Arapça - Farsça)

akil-ül beşer / âkil-ül beşer

  • İnsan eti yiyen.

akıs

  • İnatçı, muannid.

akl-ı beşer

  • İnsan aklı. İnsan düşüncesi.
  • İnsan aklı.

akl-ı beşerin karı / akl-ı beşerin kârı

  • İnsan aklının yapacağı bir iş.

akna

  • İnce, yumru burunlu kimse.

akvam-ı beşer / akvâm-ı beşer

  • İnsan toplumları. İnsan kavimleri.

akvam-ı beşeriye / akvâm-ı beşeriye

  • İnsan kavimleri, toplulukları.

ala-yı illiyyin-i insaniyet / âlâ-yı illiyyîn-i insaniyet

  • İnsanlığın en yüksek derecesi.

alam-ı beşer / âlâm-ı beşer

  • İnsanların elemleri ve acıları.

ale-l-insan

  • İnsan hakkında. İnsana dâir. İnsan üzerine.

alem-i beşer / âlem-i beşer

  • İnsanlık âlemi, dünyası.

alem-i beşeriyet / âlem-i beşeriyet

  • İnsanlık âlemi.

alem-i insan / âlem-i insan

  • İnsan âlemi.

alem-i insani / âlem-i insanî

  • İnsanlık âlemi.

alem-i insaniyet / âlem-i insâniyet

  • İnsanlık âlemi.

alem-i islamiyet ve insaniyet / âlem-i islâmiyet ve insaniyet

  • İnsanlık ve İslâm âlemi.

alem-i kebir / âlem-i kebîr

  • İnsandan başka bütün mahlûkât, kâinat ve içindekiler.

alem-i nasut / âlem-i nâsut

  • İnsanlar âlemi ve dünya hayatı. Mahlukiyet. Âlem-i Lâhut'un zıddı.

alemiyan / âlemiyân / عالميان

  • İnsanlar. (Arapça - Farsça)

alet-i tenasül-ü insan

  • İnsanın üreme organı.

allah

  • İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve

amal-i beşerin tenahisizliği / âmâl-i beşerin tenâhîsizliği

  • İnsanın arzu, istek ve emellerinin sonsuzluğu, bitmez ve tükenmez olması.

amas

  • İnsan vücudunda meydana gelen sis ve kabarcık. (Farsça)

amel defteri

  • İnsanların dünyâda iken yaptığı bütün işlerinin yazıldığı ve Arasât meydanında herkese verilecek olan defter.

amenna / âmenna / âmennâ

  • İnandık, öylece kabul ederiz, ona diyecek yok (meâlindedir.)
  • İnandık.

amika / amîka

  • İnceden inceye, derinlemesine yapılan araştırmalar.

an-ı nüzul / ân-ı nüzul

  • İnme (gönderilme) ânı.

anasır-ı mecruha cerrahı / anâsır-ı mecrûha cerrahı

  • İnsanların mânevî açıdan yaralayan unsunları bertaraf eden mânevî doktor.

anglikan

  • İngiliz kilisesi.
  • İngiliz kilisesine bağlı kimse.

anglikan kilisesi

  • İngilizlerin resmî kilisesi.

anglikanizm

  • İngiltere kralı Sekizinci Henry'nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi.

anik

  • İnce, zarif, güzel. Acaib.

anud / anûd / عنود

  • İnatçı. (Arapça)

anudane / anûdane / anûdâne

  • İnat ederek.
  • İnat edercesine, inat ederek.

arim / ârim

  • İnatçı, kafa tutan.

asa-yı inkar / asa-yı inkâr

  • İnkâr değneği. Kabul etmeme.

asab-ı veçhiye / âsâb-ı veçhiye

  • İnsanın yüzünde bulunan sinirler.

asar-ı beşeriye / âsâr-ı beşeriye

  • İnsan eserleri.

aşk-ı insaniye

  • İnsanın aşkı.

ati

  • İnatçı, muannid. Kalın kafalı.

atub / atûb

  • İnatçı, muannid.

ayb-cu / ayb-cû

  • İnsanın ayıplarını araştıran, herkesin ayıbını, noksanını meydana çıkarmak isteyen. (Farsça)

ayine-i insani / âyine-i insanî

  • İnsan aynası.

aza-yı insani / âzâ-yı insanî

  • İnsanın azaları, organları.

azar

  • İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet. (Farsça)

azar-mend

  • İncitilmiş, zulmedilmiş. (Farsça)

azar-mendi / azar-mendî

  • İncitilmiş, kırılmış olma. (Farsça)

azariş

  • İncitme, kalb kırma. (Farsça)

azürde / âzürde / آزرده

  • İncinmiş, gücenmiş. (Farsça)

bakara

  • İnek.
  • İnek. Dişi sığır.

bakarperest

  • İneğe tapan.
  • İneğe tapan.

balast

  • ing. Demir yollarında traverslerin altına; şoselerde ise düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş parçaları.

barik / barîk / bârîk / باریك

  • İnce. Nârin. Dakik. (Farsça)
  • İnce. (Farsça)

barik-bin / barik-bîn

  • İnce gören, dikkatle inceleyen, bir şeyi iyice gözden geçiren. (Farsça)

basil

  • İnce, uzun bir bakteri çeşidi. (Fransızca)

basiret / بصيرت

  • İnce anlayış.

batıni / bâtınî

  • İnsanın içinde bulunan, içsel, görünmeyen.

baz-güşa

  • İnsandaki ayırdetme kuvveti. (Farsça)

beden-i insan

  • İnsan bedeni.

beden-i insani / beden-i insanî

  • İnsan bedeni.

behak

  • İnsanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk peyda eden bir çeşik hastalık.

beles

  • İncire benzer bir yemiştir ve Yemen'de çok olur.

bene

  • İnce urgan, ip. (Farsça)

beni adem / benî âdem

  • İnsanoğlu, insanlık.
  • İnsanoğlu.

beni beşer / benî beşer

  • İnsanlar.
  • İnsanlar.

beniadem / benîâdem / بنى آدم

  • İnsanlar, Adem oğulları.

ber-endaz

  • İnceden inceye ölçerek.

berahin-i latife / berâhîn-i lâtife

  • İnce ve güçlü deliller.

bernun / bernûn

  • İnce tül. Çok ince ipek kumaş. (Farsça)

beşer / بَشَرْ

  • İnsan, insanlık.
  • İnsan, âdemoğlu.
  • İnsan, bütün insanlar.
  • Ebu'l-Beşer: İnsanlığın babası, Hz. Âdem.
  • İnsan.
  • İnsan.

beşer haşri

  • İnsanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah huzurunda toplanmaları.

beşer kelamı / beşer kelâmı

  • İnsan sözü.

beşeri / beşerî / بشری

  • İnsanî, insanla ilgili.
  • İnsanî, insana has olan.
  • İnsana ve insanın fıtrî hallerine mensub ve müteallik. İnsanla ilgili.
  • İnsanlıkla ilgili, insanî. (Arapça)

beşerin ca'li

  • İnsanın yaratılması, halife kılınması.

beşerin hayat-ı nev'iyesi

  • İnsan türünün hayatı.

beşeriyet / بَشَرِيَتْ

  • İnsanlık.
  • İnsanlık.
  • İnsanlık.

beşeriyyet / بشریت

  • İnsanın tab' ve hilkati ve fıtrî halleri. İnsanlık.
  • İnsanlık. (Arapça)

beyan-ı intizam

  • İntizamın anlatılması.

beyn-nas

  • İnsanlar arasında, halk beyninde.

beynennas / beynennâs

  • İnsanlar arasında.
  • İnsanlar arasında.

bi-aman / bî-aman

  • İnsafsız, merhametsiz.

bidayet-i inkılab / bidayet-i inkılâb

  • İnkılâbın başı, 1908'de yapılan inkılâbın ilk günleri.

biinsaf / bîinsâf / بى انصاف

  • İnsafsız. (Farsça - Arapça)

bilintikal

  • İntikal etmekle, naklederek.

bina emini

  • İnşaatı kontrol eden.

blöf

  • ing. Karşısındakini yanıltmak veya yıldırmak için aslı olmayan şeyleri gerçekmiş gibi göstermek.

bülbül-i zar / bülbül-i zâr

  • İnleyen bülbül.

büleğa-yı muanidin, hasidin / büleğâ-yı muânidîn, hâsidîn

  • İnatçı, kıskanç belâgatçiler.

bürhan-ı enfüsi / bürhan-ı enfüsî

  • İnsanın içinde ve hayatında görünen bürhan. Nefse ve şahsa ve içe ait bürhan.

burhan-ı inni / burhân-ı innî

  • İnneli (elbetteli) delîl. Eserden müessire (o eseri yapana), san'attan san'atkâra ve netîceden sebebe götüren delîl. Kelâm (akâid) ilminde daha çok bu delîl kullanılır.

cadde-i tetkik

  • İnceleme yolu.

cahil-i anud / cahil-i anûd

  • İnatçı cahil.

camiiyet-i tamme / câmiiyet-i tâmme

  • İnsanın İlâhî ilimlerin tecellîlerini mükemmel bir şekilde mahiyetinde toplanması.

cebri / cebrî

  • İnsan iradesini inkâr eden batıl bir mezhebe inanan kimse.

cebriye

  • İnsandaki iradeyi inkâr eden batıl bir mezhep.

cefa / cefâ

  • İncitmek, eziyet etmek, kötülük.

cefale

  • İnsan topluluğu.

cehve

  • İnsanın dübür yeri.

cemaat-i beşeriye

  • İnsan toplulu-ğu.

cemaat-i insaniye

  • İnsan toplulukları.

cemiyet-i beşer

  • İnsan topluluğu.

cemiyet-i beşeriye

  • İnsanlık topluluğu.

cennet

  • İnananların dünyadaki güzel amellerine mükafaten sonsuza kadar kalacakları güzellikler âlemi.

centilmen

  • ing. Kibar erkek, çelebi, görgülü kişi.

cereyan-ı dalalet / cereyan-ı dalâlet

  • İnançsızlık akımı.

cesed-i insani / cesed-i insanî

  • İnsanın cesedi, bedeni.

cevahir-i insaniyet

  • İnsanlığın cevherleri, yetenekleri.

cevher-i insaniyet

  • İnsanlığın cevheri, özü.

cif

  • ing. Bir malın fiyatına, nakliye ve sigorta ücretinin de katılmış olduğunu gösteren bir kısaltma.

cihad / cihâd

  • İnsanların, İslâmiyeti işitmeleri, müslüman olmakla şereflenmeleri veya müslümanların dînine, vatanına ve nâmusuna saldıran düşmanı defetmek için yapılan muhârebe yâhut mal, can, söz, neşriyat ve diğer vâsıtalarla İslâmiyeti anlatmak ve müdâfa etmek.

cihaz-ı insaniye

  • İnsandaki bir duygu.

cihazat-ı insaniye / cihâzât-ı insaniye

  • İnsanın cihazları, duyu ve organları.

cima

  • İnsanların cinsî münasebetleri.

ciro

  • ing. Bir senet veya havalenin alacaklı tarafından diğeri namına çevrilmesiyle üzerine buna dair şerh verilmesi.

cism-i beşeri / cism-i beşerî

  • İnsan cismi, bedeni.

cism-i insan

  • İnsan bedeni.

cism-i insani / cism-i insanî

  • İnsan bedeni.

cism-i insani ve hayvani / cism-i insanî ve hayvanî

  • İnsan ve hayvan bedeni.

cuham

  • İnsanı zayıflatan ve gözleri irinleten bir hastalık.

cumhur-u nas / cumhur-u nâs

  • İnsanların ekserisi, halk kalabalığı.

cümmeyz

  • İncire benzer bir yemişin adı.

cürbüz

  • İnsanlar arasında fesâdçılık yapan gaddâr kişi.

cüz'i ihtiyar / cüz'î ihtiyar

  • İnsandaki sınırlı irade.

cüz-i ihtiyar

  • İnsandaki çok az seçim gücü, irade.

cüz-i ihtiyari / cüz-i ihtiyarî

  • İnsanın sınırlı iradesi.

cüz-ü ihtiyar

  • İnsandaki çok az seçim gücü, irade.

cüz-ü ihtiyari / cüz-ü ihtiyârî

  • İnsanda bulunan sınırlı irade.

cüziirade / cüziirâde

  • İnsanın azıcık iradesi.

daavat-ı insaniye / daavât-ı insaniye

  • İnsanların duaları.

dabiret-ül insan / dâbiret-ül insan

  • İnsanın ökçe siniri.

daire-i akaid

  • İnançların, itikatların dairesi.

daire-i akide

  • İnanç dairesi.

daire-i insaniye

  • İnsanlık dünyası.

daire-i itikad

  • İnanç ve iman dairesi.

dakik / dakîk / دَق۪يقْ

  • İnce.

dakik ve amik / dakik ve amîk

  • İnce ve derin.

dakik ve amik işarat / dakik ve amîk işârât

  • İnce ve derin işaretler, belirtiler.

dakika-bin

  • İncelikleri bilen, ince noktaları gören. (Farsça)

dakika-şinas

  • İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen.

dalalat-ı beşeriyye / dalâlât-ı beşeriyye

  • İnsanlığın sapıklığı, beşerî sapıklık.

damar-ı insani / damar-ı insânî

  • İnsana ait duygular.

damar-ı müteassıbane / damar-ı müteassıbâne

  • İnandığı şeylere körü körüne, katı bir şekilde bağlılık damarı.

damping

  • ing. Bir pazarı elde etmek veya bir malı elden çıkartabilmek için benzerlerinden çok düşük fiyatla satma.

dar-ül-gurur / dâr-ül-gurûr

  • İnsanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden yer. Dünyâ.

defter-i a'mal / defter-i a'mâl

  • İnsanların amellerinin iyilik veya, kötülüklerinin meleklerce kaydolunduğu manevî defter.

defter-i amel

  • İnsanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter.

dekaik

  • İncelikler, ayrıntılar.
  • İncelikler.

delail-i afakiye / delâil-i âfâkiye

  • İnsanın kendi dışındaki deliller, kâinattaki deliller.

demar-aver / demar-âver

  • İntikam alan, müntakim. Helâk eden. (Farsça)

derari / derâri

  • İnciler gibi olan.

derecat-ı insan

  • İnsanların seviyeleri, dereceleri.

derk-i dekaik

  • İnce ve dakik şeyleri iyice kavrama, anlama.

destroyer

  • ing. Çok sür'atli giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

devam-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatının devam etmesi.

deyseme

  • İnci.

dik / dîk

  • İnce, dar.

dikkat

  • İncelik.
  • İncelik, dakik oluş. Ehemmiyet ve kıymet verme.

dikkat-i nazar

  • İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.

dikkat-i nazara alınsa

  • İnceden inceye düşünülse, göz önünde bulundurup bakılsa.

dil-azurde

  • İncinmiş. Gönlü, kalbi kırılmış. (Farsça)

dildil-künan / dildil-künân

  • İnleyenler, acı çekenler, ıztırab çekenler.

dimağ-ı insani / dimağ-ı insanî

  • İnsan beyni.

din-i fıtri / din-i fıtrî

  • İnsanın yaratılışına uygun olan din; İslâmiyet.

din-i hakk-ı fıtri / din-i hakk-ı fıtrî

  • İnsanın yaratılışına en uygun olan hak din; İslâmiyet.

dirayetli

  • İncelikleri kavrayış gücüne sahip.

divan-ı muhasebat

  • İnsanların sorgulanıp hesaba çekileceği yüksek makam; mahşerdeki hesap.

dominyon

  • ing. Büyük Britanya İmparatorluğu'nun, anavatanla aynı hakları olan deniz aşırı parçalarından beherine verilen isim.

dünyalık / dünyâlık

  • İnsanın hayatta muhtâc olduğu şeyler, para, mal v.s.

dür

  • İnci, inci tanesi.

dürer / درر

  • İnciler.
  • İnciler. (Arapça)

dürer-i ahkam / dürer-i ahkâm

  • İnci tanesi gibi çok değerli hükümler, esaslar.

dürr / در

  • İnci.
  • İnci.
  • İnci. (Arapça)

dürr-efşan

  • İnci serpen. Söylediği sözler inci olan ağız. (Farsça)

dürri-misal

  • İnci gibi.

düstur-u itikadiye

  • İnanç prensibi.

eazım-ı insaniye / eâzım-ı insaniye

  • İnsanların ileri gelenleri.

ebna-i beşer / ebnâ-i beşer

  • İnsan oğulları.

ebna-yı beşer / ebnâ-yı beşer

  • İnsan oğulları, insanlar.

ebras

  • İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi.

ebu'l-beşer

  • İnsanlığın atası. Hz. Âdem.

ecel-i insan

  • İnsanın ölüm vakti.

ecerran

  • İns ve cinn.

ecsad-ı insaniye / ecsâd-ı insaniye

  • İnsanların cesetleri bedenleri.

ecved-ün nas / ecved-ün nâs

  • İnsanların en iyisi olan Hz. Peygamber (A.S.M.)

edviye-i ruhaniye

  • İnsan ruhunu tedavi eden ilaçlar.

ef'al ve a'mal-i beşeriye / ef'al ve a'mâl-i beşeriye

  • İnsanların iş ve davranışları.

efazıl-ı beni adem / efâzıl-ı benî âdem

  • İnsanlığın en faziletlileri.

efazıl-ı beşer / efâzıl-ı beşer

  • İnsanlığın en faziletlileri.

efrad-ı beşer / efrâd-ı beşer

  • İnsanlığın fertleri, insanlar.

efrad-ı beşeri

  • İnsanlığı oluşturan fertler.

efrad-ı insaniye

  • İnsan fertleri, insanlar.

egniş

  • İnşa etme, bina yapma. Yapı meydana getirme. (Farsça)

egzost

  • ing. İçten yanmalı motorlarda yanmış akaryakıt gazı. Bu gazın boşaltılması tertibatı.

ehdam

  • İnce belli.

ehl-i ilhad / ehl-i ilhâd

  • İnkarcılar, dinsizler.

ehl-i inad

  • İnat edenler; Allah'ın emir ve yasaklarına boğun eğmeme konusunda inat edenler.

ehl-i insaf

  • İnsaf sahibi kimseler.

ehl-i insaf ve dikkat

  • İnsaf sahibi ve dikkatli kimseler.

ehl-i küfr

  • İnkârcılar.

ehl-i küfür

  • İnkârcılar, inançsızlar, kâfirler.

ehl-i küfür ve dalalet / ehl-i küfür ve dalâlet

  • İnkârcılar, hak yoldan ayrılanlar.

ehl-i küfür ve tuğyan

  • İnkârcılar, inanmayanlar ve azgınlık ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehl-i nefiy ve inkar / ehl-i nefiy ve inkâr

  • İnkâr edenler, reddedenler.

ehl-i sünnet alimleri / ehl-i sünnet âlimleri

  • İnanılması lâzım olan din bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin arkadaşlarından) doğru olarak öğrenip, kitablara yazan ve Ehl-i sünnet îtikâdında olan İslâm âlimleri.

ehl-i tetkik ve tenkid

  • İnceden inceye araştıran ve kritik eden uzmanlar.

ehlihal / ehlihâl

  • İnandıkları mânâları hâlleriyle yaşayanlar.

ehliinsaf

  • İnsaflılar.

ehliyet-i vücub / ehliyet-i vücûb

  • İnsanın, lehine ve aleyhine olan hakların doğmasına elverişli olması. Vücûb ehliyeti.

ehsas-ı rakika / ehsâs-ı rakika

  • İnce hisler, ince duygular.

ekabb

  • İnce belli.

ekser-i nas / ekser-i nâs

  • İnsanların çoğunluğu.

ekspres

  • ing. Seyahatı esnasında ancak büyük duraklarda duran ve çok hızlı giden vasıta.

el'insaf

  • İnsaf edilsin, insaf edilmeli.

el-bakara

  • İnek, dişi sığır.

el-insaf

  • İnsaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim.

elil

  • İnlemek, enin.

em'a-i rakika / em'â-i rakika

  • İnce bağırsaklar.

emr-i küfri / emr-i küfrî

  • İnkârla ilgili husus.

emr-i tacizi / emr-i tâcizî

  • İnsanı âciz bırakan emir; Allah'ın, iman etmeyenlerden Kur'ân'ın benzerini ortaya koymalarını istemesi böyle bir emirdir.

emval-i müttefika

  • İnsanlığın ortak malı.

enaniyet-i beşeriye fihristesi

  • İnsanın benliğinin mahiyeti, yapısı, içeriği,.

enaniyet-i insaniye / enâniyet-i insaniye

  • İnsanın benliği.

encir / encîr / انجير

  • İncir meyvesi. (Farsça)
  • İncir. (Farsça)

enfüs

  • İnsanın iç dünyâsı, iç âlemi.

enfüsi / enfüsî / اَنْفُسِي

  • İnsanın iç âlemine ait.

enin / enîn / انين / اَن۪ينْ

  • İnleme.
  • İnilti.
  • İnleme, inilti. (Arapça)
  • İnleme.

enindar / enindâr / enîndar / enîndâr

  • İnleyen, enin eden. (Farsça)
  • İniltili, inleyen.
  • İnleyen.

enzar-ı nas / enzâr-ı nâs

  • İnsanların bakışları, görüşleri.

erzak-ı hayvaniye ve insaniye

  • İnsanların ve hayvanların rızıkları.

erzel-i nas / erzel-i nâs

  • İnsanların en rezili, en fenası.

esas-ı insaniyet / esâs-ı insâniyet

  • İnsaniyetin aslı, temeli.

esbab-ı nüzul

  • İniş sebepleri.

eşerr-i nas / eşerr-i nâs

  • İnsanların en şerlisi, nasın en kötüsü.

etvar-ı müdakkikane

  • İnceden inceye araştıran tavırları, davranışları.

evham-ı batıla / evham-ı bâtıla

  • İnsanları haktan uzaklaştıran bâtıl vehimler ve kuruntular.

evkat-ı nüzul

  • İniş zamanı.

ez'af-ı nas / ez'af-ı nâs

  • İnsanların en zayıf olanı.

ezell-i nas / ezell-i nâs

  • İnsanlar içinde en rezil ve aşağılık olan adam.

ezhan-ı nas

  • İnsanların zihinleri, fikirleri, anlayışları.

eziyet

  • İncinme. Sıkıntı çekme.

fahr-i beşer / فَخْرِ بَشَرْ

  • İnsanlığın iftiharı olan Hz. Muhammed (a.s.m.).
  • İnsanlığın kendisi ile övündüğü Peygamberimiz (asm).

fakr-ı beşeri / fakr-ı beşerî

  • İnsandaki fakirlik, her şeye muhtaç olma özelliği.

fakr-ı insani / fakr-ı insanî

  • İnsanın fakirliği.

faraklit

  • İncilde mezkur olan Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ismidir. El-Faraklit, El-Baraklit de hamdeden, hak ile bâtılı birbirinden ayıran, fâruk, hakperest mânalarına gelir.

faran

  • İncil'de Mekke dağlarına verilen isim. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Faran dağlarında zuhur edeceği İncil'de haber verilmiştir.

fark-ı dakik

  • İnce fark.

fazail / fazâil

  • İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar, güzel huylar.

fazilet

  • İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf, iyi huy, erdem.

felaket-i maneviye-i beşeriye / felâket-i mâneviye-i beşeriye

  • İnsanın başına gelen mânevî felâket, musibet.

felan

  • İnsanlar içinde alem isimlerden kinâye bir isim.

felç

  • İnme.

felc / فلج

  • İnme, felç. (Arapça)

felsefe ve hikmet-i insaniye

  • İnsanların geliştirdikleri fikir, felsefe ve ilim.

felsefe-i beşeriye

  • İnsanların geliştirdikleri fikir, felsefe.

fen ve san'at-ı beşeriye

  • İnsanlara ait bilim ve sanat.

fena-i nefs / fenâ-i nefs

  • İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup, bırakması. Yâni Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi.

fenk

  • İnat.

fenn-i iaşe / fenn-i iâşe

  • İnsanlar ve hayvanların besleniş ve yaşayışları hakkında bilgi veren ilim dalı.

fenn-i menafiü'l-aza / fenn-i menâfiü'l-âzâ

  • İnsan organlarının neye yaradığını araştıran ilim.

ferd-i insan

  • İnsanlardan bir fert.

feribot

  • ing. Araba vapuru.

ferse

  • İnsanın boynunda ve arkasında olan ve gittikçe zaaf verip boynunu ve belini eğip, helâk eden yel.

feryad ü fizar / feryad ü fîzar

  • İnleyip feryad etme.

fesad-ı beşeri / fesad-ı beşerî

  • İnsanlığın fesada girmesi, bozulması.

fetret-i mutlaka

  • İnsanlara, doğru ile yanlışı ayırt ettirecek hiçbir semâvî dinin hükmetmediği dönem.

fevka'l-beşer

  • İnsanüstü.

fevkalbeşer / فوق البشر

  • İnsanüstü.
  • İnsan üstü. (Arapça)

fihrist

  • İndeks, içindekiler.

fıkıh

  • İnce anlayış, islâm hukuku.

fikr-i beşer

  • İnsan fikri.

fikr-i beşeri / fikr-i beşerî

  • İnsanlara ait düşünce.

fikr-i insani / fikr-i insanî / فِكْرِ اِنْسَانِي

  • İnsan fikri.
  • İnsanın fikri.

fikr-i intikam / fikr-i intikâm

  • İntikam düşüncesi.

firma

  • ing. Tescil edilmiş ticarî müessese.

fıtrat-ı beşeriye

  • İnsanın yaratılışı, tabiatı.

fıtrat-ı insan

  • İnsanın fıtratı, tabiatı, yaratılışı.

fıtrat-ı insaniye

  • İnsanın yaratılışı, tabiatı.

fıtrat-ı insaniyet

  • İnsanlığın yaratılışı, tabiatı.

fizar / fîzâr

  • İnilti, inleme.

fünuk

  • İnat etmek.

füru-nihade

  • İndirilmiş, tenzil edilmiş. (Farsça)

gang

  • ing. Haydut çetesi.

gavs-üs-sakaleyn

  • İnsanlara ve cinlere yardım eden büyük velî Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin lakabı.

gaye-i insaniyet

  • İnsanlığın gaye ve maksadı.

gayr-ı ademi / gayr-ı âdemî

  • İnsan türünden olmayan.

gayr-ı insani / gayr-ı insanî

  • İnsana ait olmayan, insana yakışmayan şeyler.

gayr-ı kabil-i inkar / gayr-ı kabil-i inkâr

  • İnkâr edilemez.

gaza / gazâ

  • İnsanların İslâmiyet'i işitmeleri, müslüman olmakla şereflenmeleri yâhut müslümanların dînine, vatanına ve nâmusuna tecâvüz eden düşmanı kovmaları için yapılan muhârebe.

gıda-yı insaniye

  • İnsanlığın gıdası, beslenmesi.

gılaf-ı latif / gılâf-ı lâtif

  • İnce, soyut kılıf, örtü.

girdab-ı inkar / girdâb-ı inkâr

  • İnkâr girdabı, çıkmazı.

gıta-yı rakik

  • İnce örtü.

golfstrim

  • ing. Atlas Okyanusunda, Meksika Körfezinden başlayarak Norveç kıyılarından Avrupa Rusyası'nın kuzey kıyılarına kadar gelen ılık bir deniz akıntısı.

gul

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayâlet.

gülu

  • İnsan veya hayvan boğazı. (Farsça)

gulyabani / gulyabânî

  • İnsanı felâkete attığına itikad edilen vahşi bir mahluk ismi.
  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet, hayâlî varlık.

gürültühane-i insan

  • İnsanın gürültü yeri.

güzide-i beni adem efendimiz / güzide-i benî âdem efendimiz

  • İnsanlar içerisinden seçilmiş olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

hacat-ı beşeriye / hâcât-ı beşeriye

  • İnsanî ihtiyaçlar.

hacat-ı hayvaniye ve insaniyeye / hâcât-ı hayvâniye ve insâniyeye

  • İnsanların ve hayvanların ihtiyaçları.

hacat-ı insaniye / hâcât-ı insaniye

  • İnsanın ihtiyaçları.

hadde-i tedkik

  • İnceden inceye araştırmak.

hadise-i müthişe / hâdise-i müthişe

  • İnsanı hayrete ve dehşete düşüren olay.

hakaik-ı dakika

  • İnce hakikatler.

hakikat-ı insaniye

  • İnsanın hakikati, mahiyeti.

hakikat-i insaniye

  • İnsanın gerçek mahiyeti.

hakikat-i remziye

  • İnce işaret şeklinde ifade edilen mânânın gerçeği.

halet-i ruhiye / hâlet-i ruhiye

  • İnsanın ruh hâli.
  • İnsanın ruh hâleti, manevi ve iç durumu.

halife-i raşide / halîfe-i râşide

  • İnsanlara, İslâm dînini anlatma vazîfesini Peygamber efendimiz gibi yapan ve âyet-i kerîmelerde veya hadîs-i şerîflerde halîfe olacağı işâret olunan halîfe. Buna, Halîfe-i âdile de denir.

halk

  • İnsan topluluğu.

halka-i dürr

  • İnci dizisi.

hane-i insan

  • İnsanın evi.

hannas / hannâs

  • İnsanların kalblerine vesvese veren sinsi şeytan.

hararet-i gariziyyenin iltihabı zamanı

  • İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi.

harika-i beşeriye

  • İnsanlık harikası.

harısa

  • İnsanın başında veya yüzünde kan çıkmaksızın yalnız deri yırtılmış olarak peyda olan yara.

hasais-i insaniyye / hasâis-i insâniyye

  • İnsanlık hassaları.

hasaret-i insaniye / hasâret-i insaniye

  • İnsanın zararı.

hasb-el beşeriyye

  • İnsanlık hali olarak, insanlık dolayısıyla.

hasbe'l-beşeriye

  • İnsanlık cihetiyle, insanlık icabı.
  • İnsanlık gereği.

hasbelbeşeriye

  • İnsanlık icabı olarak.

hasbelbeşeriyye

  • İnsanlık dolayısıyla.

haşed

  • İnsan topluluğu, cemaat.

haşir

  • İnsanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah'ın huzurunda toplanması.

haşir ve neşr-i insani / haşir ve neşr-i insanî

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanması ve tekrar dağılıp yayılması.

haslet

  • İnsanın yaratılışındaki huy, mîzâc, tabîat, karakter.

hasm-ı bieman / hasm-ı bîeman

  • İnsafsız düşman.

hasm-ı eledd

  • İnatçı düşman, muannid hasım.

haşr

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i beşer

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i beşeri / haşr-i beşerî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i cismani / haşr-i cismânî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i insani / haşr-i insanî

  • İnsanın öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzuruna getirilmesi.

haşrin cismaniyeti

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması.

hata-yı beşeri / hatâ-yı beşerî

  • İnsanlığın yanlışı.

hatib-i beliğ

  • İnsanlara son derece derin ve hikmetli sözler söyleyen hatip.

havarık-ı beşeriye / havârık-ı beşeriye

  • İnsanlık harikaları.

havas ve hissiyat-ı insaniye / havâs ve hissiyât-ı insâniye / حَوَاسْ وَحِسِّيَاتِ اِنْسَانِيَه

  • İnsana ait his ve duygular.

havass-ı beşeriye / havâss-ı beşeriye

  • İnsanların âlim ve aydın kesimi.

havatır / havâtır

  • İnsanın kalbine gelen düşünceler.

hayal / hayâl

  • İnsanın kafasında tasarladığı şey.

hayal-i beşer

  • İnsan hayali.

hayalat-ı rakika / hayâlât-ı rakika

  • İnce, derin hayâller.

hayat-ı beşer

  • İnsanlık hayatı.
  • İnsan hayatı.

hayat-ı beşeriye

  • İnsan hayatı.

hayat-ı beşeriye-i sefihane / hayat-ı beşeriye-i sefihâne

  • İnsanların haram ve yasak eğlence hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i beşeriye

  • İnsanların sosyal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i insan

  • İnsanların sosyal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i insaniye

  • İnsanlığın toplum hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriye

  • İnsanlığın sosyal ve siyasî hayatı.

hayat-ı insan

  • İnsan hayatı.

hayat-ı insani / hayat-ı insanî

  • İnsana ait hayat.

hayat-ı insaniye

  • İnsanlık hayatı.

hayat-ı şahsiye-i insaniye

  • İnsanın şahsî hayatı.

hayr-ul beşer

  • İnsanların en hayırlısı olan Hz. Muhammed (A.S.M.)

hayr-ül-beşer

  • İnsanların en hayırlısı, her bakımdan en iyisi mânâsına. Peygamber efendimizin lakablarından biri.

hayrü'l-beşer

  • İnsanların hayırlısı Hz. Muhammed.

hayrü'n-nas / hayrü'n-nâs

  • İnsanların hayırlısı.

hayvanat-ı ehliyye

  • İnsanlara alışık olan hayvanlar, evcil hayvanlar.

hayvani ruh / hayvânî rûh

  • İnsanda istekli hareketleri yaptıran kuvvet.

hebut

  • İniş yer.

hefhefe

  • İnce belli olmak.

heyef

  • İnce belli olmak.

heyet-i mecmua-i insaniye

  • İnsanın genel yapısı.

heyula / heyulâ

  • İnce madde.

hezza

  • İnsan topluluğu, hayvan sürüsü.

hidfe

  • İnsan cemaati, insan topluluğu.

hikem-i dakika

  • İnce hikmetler, maksat ve gayeler.

hikmet-i aliye-i beşeriyet / hikmet-i âliye-i beşeriyet

  • İnsanlığın yüksek hikmeti, gayesi.

hikmet-i beşer

  • İnsanın bilgi ve felsefesi.

hikmet-i beşeriye

  • İnsanların bilgisi.

hikmet-i cüz-ü ihtiyariye

  • İnsanın elindeki seçim gücünün hikmeti.

hikmet-i dakika / حِكْمَتِ دَق۪يقَه

  • İnce hikmet.

hikmet-i felsefe-i insan

  • İnsan aklının ürünü olan felsefe hikmeti, ilmi.

hikmet-i insaniye

  • İnsanların ortaya koyduğu ilim.

hikmet-i nüzul

  • İniş gayesi, hikmeti.

hikmet-i teklif

  • İnsanlara dünya hayatında bazı sorumlulukların yüklenmesinin hikmeti, imtihan gayesi.

hilal / hilâl

  • İncecik yeni ay.

hilkat-ı beşer

  • İnsanın yaratılışı.

hilkat-i beşer

  • İnsanın yaratılışı.

hilkat-i insan

  • İnsanın yaratılışı.

hilkat-ı insaniye

  • İnsanın yaratılışı.

hilkat-i insaniye / خِلْقَتِ اِنْسَانِيَه

  • İnsanın yaratılışı.
  • İnsanın yaratılışı.

hımasa

  • İnce bellilik.

hiramis

  • İnsanın üstüne sıçrayıp hamle eden arslan ve kaplan eniği.

hırs-ı intikam

  • İntikam hırsı.

hiss-i inkar / hiss-i inkâr

  • İnkâr duygusu.

hiss-i intikam

  • İntikam hissi.

hiss-i sabia-i barika / hiss-i sâbia-i bârika

  • İnce ve parlak olan yedinci his.

hiss-i sadise-i batıniye / hiss-i sâdise-i bâtıniye

  • İnsanın içinde ve ruhunda bulunan altıncı his.

hiss-i saika

  • İnsanları bir yöne sevk eden, yönlendiren his, duygu.

hiss-i şaika

  • İnsanları bir hedefe teşvik eden, şevklendiren, duygu.

hissiyat-ı beşeriye

  • İnsanî hisler, duygular.

hissiyat-ı dakika

  • İnce ve derin hisler.

hissiyat-ı insaniye / hissiyât-ı insaniye

  • İnsanlarda bulunan hisler, duygular.

hissiyat-ı süfliye

  • İnsanları kötülüğe yönelten aşağılık duygular.

hissiyat-ı ulviye-i insaniye / hissiyât-ı ulviye-i insaniye

  • İnsanın yüksek duyguları.

hitap çiçeği

  • İnsanın Allah'ın hitabına muhatap olabilme özelliği.

hobi

  • ing. Her zamanki çalışmaların haricinde yer alan dinlendirici bir merak veya işlem. Severek yapılan iş, vakit geçirme yolu.

hol

  • ing. Sofa.

holding

  • ing. Bir şirketin diğer bir şirkete, onun idaresine hâkim olacak oranda iştirak etmesini ifade eden hukuki alâka.

hostes

  • ing. Umumi taşıtlarda, daha ziyade uçaklarda yolcuları ağırlayan kız veya kadın.

hubb-u insaniyet

  • İnsanlık sevgisi.

hücre-i insani / hücre-i insanî

  • İnsan hücresi.

hüddam

  • İnsana hizmette bulunan cin.

hukuk-u insaniye

  • İnsan hakları.

hukuk-u tabiiyye

  • İnsanın fıtratında bilkuvve mevcut olup, hak ile bâtılı, iyi ve fenayı bildiren ve insanların toplu bir şeklide yaşamalarını mümkün kılan hükümler.

hukuk-ul-ıbad / hukûk-ul-ıbâd

  • İnsanlara âit haklar.

hulabis

  • İnce ses.

hulkum

  • İnsan veya hayvan boğazı. Ağızdan mideye giden yol.

hüllas

  • İnsana ârız olan gevşeklik.

hulle-i inayet / hulle-i inâyet

  • İnâyet elbisesi.

hümanizm

  • İnsancılık iddiasıyla insanı tanrılaştıran sapık bir felsefe.

hums-u beşer / خُمْسِ بَشَرْ

  • İnsanlığın beşte biri.
  • İnsanların beşde biri.

hunhah

  • İntikam alıcı, öç alıcı, kan isteyen. (Farsça)

hurde-binane / hurde-bînane

  • İnceden inceye. Kılı kırk yararak.

hüsn-ü hilkat-ı insan

  • İnsanın yaratılışının güzelliği.

hüsn-ü insaniyet

  • İnsanlığın güzelliği.

huy

  • İnsandaki yerleşmiş özellik.

huyut-i rakika / huyut-i rakîka

  • İnce iplikler.

i'dam-ı nefs

  • İntihar. Kendi kendini öldürmek.

i'tikad / اِعْتِقَادْ

  • İnanmak. İnanç. Sıdk ve doğruluğuna kalben kararlı olmak. Gönülden tasdik ederek inanmak. Dinin temelini meydana getiren şeylere inanmak.
  • İnanç.

i'tikād / اِعْتِقَادْ

  • İnanç.

ibadet-i ins ü cann / ibadet-i ins ü cânn

  • İnsanların ve cinlerin ibadeti.

iblis

  • İnsanları Allah yolundan çıkarmağa çalışan şeytan.

ibn-i insan

  • İnsanoğlu.

ibret

  • İnsanın karşılaştığı, gördüğü veya işittiği hâdiselerden ders alması, kendi hâlini düşünmesi.

icare-i faside / icare-i fâside

  • İn'ikad şartlarını câmi' olduğu halde sıhhat şartlarını tamamen veya kısmen cami olmayan icaredir. Bu, aslen meşru olduğu hâlde vasfen meşru bulunmamış olur. Binaenaleyh böyle bir icareyi mucir ile müstecirden herhangi biri fesh edebilir.

icare-i gayr-i mün'akide

  • İn'ikad şartlarını tamamen veya kısmen câmi' olmayan icaredir ki, buna "İcare-i batıla" da denir.

icare-i sahiha

  • İn'ikad ve sıhhat şartlarını tamamen câmi' olan icaredir ki, şuyu'ı asilden ve şartı mufsidden hâli olmak üzere malum bir menfaatı, malum bir bedel mukabilinde temlik etmekten ibarettir.

ıcaz

  • İnat etmek.

icbar-ı nefs / icbâr-ı nefs

  • İnsanın kendini bir işe zorlaması.

ictihad / ictihâd

  • İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarma.

içtimaat-ı beşeriye / içtimâat-ı beşeriye

  • İnsan toplulukları ve sosyal yapıları.

içtimaat-ı insaniye / içtimaât-ı insaniye

  • İnsanlığın sosyal hayatları.

içtimaiyat-ı beşeriye / içtimaiyât-ı beşeriye

  • İnsanlığın sosyal hayatı.

içtimaiyat-ı insaniye / içtimaiyât-ı insaniye

  • İnsanlığın sosyal hayatları.

içtimaiye-i beşeriye

  • İnsanlığın toplum hayatı.

ideoloji

  • İnsanların düşünce ve hareketlerine muayyen bir istikamet vererek, siyasî veya ictimaî bir doktrin meydana getirmek isteyen fikir sistemi. (Fransızca)

idlaliyyat / idlâliyyât

  • İnsanı doğru yoldan saptıracak fikirler, azdıracak mevzular. Kur'ânla muaraza eden safsata ve bâtıl felsefi nazariyeler.

idrak-i dakik

  • İnce idrak.

ıdtımar

  • İnce belli, karınsız olmak.

iffet

  • İnsan rûhundaki yapıcı kuvvetin, yâni şehvetin iyiye kullanılmasından ortaya çıkan huy. Nefsi kötü isteklerinden men etmek. Âr, nâmus, hayâ duygusu.

ihtikar / ihtikâr

  • İnsan ve hayvan için lüzumlu gıdâ maddelerini şehre girmeden yâhut girince halka satılmadan toplayıp, stok edip, pahalandığı zaman satmak.

ihtilal-i beşer / ihtilâl-i beşer

  • İnsanlıktaki bozukluk, karışıklık.

ihtilalat-ı beşeriye / ihtilâlât-ı beşeriye

  • İnsanlardaki ihtilaller, karışıklıklar.

ihtilat etme / ihtilât etme

  • İnsanlarla diyalog kurma.

ihtiraat-ı beşeriyye / ihtirâât-ı beşeriyye

  • İnsanlığın gerçekleştirdiği icatlar, buluşlar.

ihtiyac-ı beşer / ihtiyâc-ı beşer

  • İnsanın ihtiyacı.

ihtiyar-ı beşer / ihtiyâr-ı beşer / اِخْتِيَارِ بَشَرْ

  • İnsan iradesi.
  • İnsanın tercîhi.

ihtiyar-ı beşeri / ihtiyar-ı beşerî

  • İnsanın iradesi, tercihi.

ikbal-i beşer

  • İnsanın saadeti.

ikna / iknâ / اقناع

  • İnandırma.
  • İnandırma.

iktidar-ı beşer

  • İnsanın güç ve kudreti.

ilahiyyat / ilâhiyyât

  • İnanılacak şeylerden bahseden kelâm ilminin; Allahü teâlânın varlığı, zâtı, sıfatları ve fiillerinden (işlerinden) bahseden bölümü.

ilm-i beşer

  • İnsanlığın ortaya çıkardığı ilim.

ilm-i nafi' / ilm-i nâfi'

  • İnsana aczini, kusurunu, Rabbinin büyüklüğünü bildiren, kalbde Allah korkusunu ve mahluklara karşı tevâzû, alçak gönüllülüğü artıran, kul haklarına ehemmiyet vermeyi temin eden sonsuz seâdeti (mutluluğu) ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîle olan ilim.

iltika'

  • İnsanın rengi değişmek. Benzi sararmak.

iman / îmân / ایمان

  • İnanmak. İtikad. Hakkı kabul, tasdik ve iz'ân etmek. İslâmiyeti kabul edip amel etmek. Dini bütün hakikatleri kabul edip gereğini yerine getirmek.
  • İnanma.
  • İnanma.
  • İnanmak. "Allahü teâlâdan başka mâbud, ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın O'nun kulu ve Resûlü olduğuna" ve O'nun Allahü teâlâdan getirdiklerine kalb ile inanıp dil ile söylemek.
  • İnanma. (Arapça)
  • İman etmek: İnanmak. (Arapça)

iman etmek

  • İnanmak.

iman-ı tahkiki / îman-ı tahkikî

  • İnandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman.

imtihan-ı beşer

  • İnsanlığın denenmesi, sınavı.

inad / inâd / عناد

  • İnat. (Arapça)

inaden

  • İnad olsun diye, inat için.
  • İnad olsun diye. Tersine olarak.

inadi / inâdî

  • İnada dayanan.
  • İnada dayanan.

inayat / inâyât

  • İnâyetler, yardımlar.

inayeten

  • İnayet, yardım ve iyilik olarak.

inayethah

  • İnayet isteyen, meded bekleyen. (Farsça)

inayetkarane / inayetkârâne

  • İnayet edene yakışır surette. Yardım ve iyilikte bulunan kimseye yakışacak şekilde. (Farsça)

incu

  • İnci, lü'lü', dürr. (Farsça)

infialat / infiâlât

  • İnfialler.

inhaf

  • İnceltme, zayıflatma.

inhilal-pezir

  • İnhilali mümkün olan. Dağılabilen. Çözülebilen. Eriyebilen. (Farsça)

inkar / inkâr

  • İnanmama, kabul etmeme.
  • İnanmama.

inkar eden / inkâr eden

  • İnanmayan, kabul etmeyen.

inkar etmek / inkâr etmek

  • İnanmamak, kabul etmemek, reddetmek.
  • İnanmamak, kabûl etmemek.

inkar-ı haşir / inkâr-ı haşir

  • İnsanların âhiret âleminde tekrar diriltileceğinin inkâr edilmesi.

inkari / inkârî

  • İnkârla alâkalı.
  • İnkârla ilgili.

inkıbazi / inkıbazî

  • İnkıbazla ilgili.

inkılab / inkılâb

  • İnkılâp, değişme, dönüşme.

inkılabat / inkılâbât

  • İnkılâblar, değişmeler.

inkılabat-ı beşeriye / inkılâbât-ı beşeriye

  • İnsanlığın köklü değişimleri.

inkılabvari / inkılâbvârî

  • İnkılâp gibi.

inkılapvari / inkılâpvâri

  • İnkılâba benzer değişim, dönüşüm.

inkişafat / inkişâfât

  • İnkişaflar, gelişmeler.

inkısarat / inkısarât

  • İnkısarlar.

inkıyaden

  • İnkıyad suretiyle. Teslim olarak. İtaat ederek, boyun eğerek.

ins / انس / اِنْسْ

  • İnsan.
  • İnsanlar.
  • İnsan.
  • İnsan.
  • İnsan.
  • İnsan.

ins ü cann

  • İnsan ve cin taifesi.

ins u cin

  • İnsan ve cin.

ins ü cin

  • İnsanlar ve cinler.

ins ü cinn

  • İnsan ve cin.

ins ve cin

  • İnsanlar ve cinler.

insafkar / insafkâr

  • İnsaflı, insaf sahibi, haksızlık yapmayan.

insafkarane / insafkârâne / insâfkârâne

  • İnsaflı bir şekilde.
  • İnsaflıca.

inşaiyye

  • İnşâât işleriyle uğraşanlar. Bina ve gemi yapma işleriyle meşgul olanlar.

insani / insanî

  • İnsana ait.
  • İnsana ait, insanla alâkalı.

insani arş / insanî arş

  • İnsanların ulaşabileceği en yüksek derece.

insanın haşri

  • İnsanların, öldükten sonra dağılmış olan zerreleri âhirette Allah tarafından tekrar bir araya getirilerek bedenlerinin inşa edilmesi ve diriltilmesi.

insaniye

  • İnsanlar, insan cinsi, beşeriyet.

insaniyet / insâniyet / اِنْسَانِيَتْ

  • İnsanlık, vicdanlılık. İnsana yakışır hâl ve durum.
  • İnsanlık.
  • İnsanlık.
  • İnsanlık.

insaniyeten

  • İnsanlık bakımından.

insaniyetkarane / insaniyetkârâne

  • İnsanlığa yaraşır şekide.
  • İnsanlığa yakışırcasına, insanca.

insaniyetperver / اِنْسَانِيَتْ پَرْوَرْ

  • İnsanlığı seven, iyi insan.
  • İnsanları ve insanlara hizmet etmeyi seven.
  • İnsanlıksever.
  • İnsanlığa hizmet etmeyi seven.

insaniyetperverane / insaniyetperverâne

  • İnsancıl bir şekilde.

insaniyetperverlik

  • İnsanlığı sevmek.

insaniyu'l-merkez / انسانى المركز

  • İnsan merkezli. (Arapça)

insaniyyet / insâniyyet / انسانيت

  • İnsanlık. (Arapça)

insi / insî / اِنْس۪ي

  • İnsana âit ve müteallik. İnsan cinsinden.
  • İnsan cinsinden olan.
  • İnsanla ilgili, insan cinsinden.
  • İnsan cinsinden.

insi ve cinni / insî ve cinnî

  • İnsanlardan ve cinlerden olan.

insifar

  • İnkişaf etme, açılma.

insikab-ı lü'lü'

  • İncinin delinmesi.

insiyaki / insiyakî

  • İnsiyak ile alâkalı. İnsiyak, İlâhî sevk ve his ile alâkadar.

insücin / انس و جن

  • İnsanlar ve cinler. (Arapça)

intibah-ı beşer

  • İnsanlığın uyanışı.

intihabi / intihabî

  • İntihabla alâkalı, seçim ve seçme işlerine ait.

intikalen

  • İntikal suretiyle.

intikali / intikalî

  • İntikal ile ilgili.

intikamcu / intikamcû / intikâmcû / انتقام جو

  • İntikam almağa çalışan, öç almak isteyen. İntikam arıyan.
  • İntikamcı. (Arapça - Farsça)

intikamkarane / intikamkârâne

  • İntikam besleyerek.
  • İntikam alırcasına.

intizamat / intizamât

  • İntizamlar.

intizamın ilcaı

  • İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması.

intizamperver

  • İntizamı çok seven, herşeyi tertipli ve düzenli yapan.

inzal / inzâl / انزال / اِنْزَالْ

  • İndirme.
  • İndirme, inme.
  • İndirme, indirilme.
  • İndirme. (Arapça)
  • İndirme.

inzal eden / inzâl eden

  • İndiren, gönderen.

inzal etme

  • İndirme.

inzal olunan

  • İndirilen.

inziva-gerde

  • İnzivaya çekilen. (Farsça)

inzivagah / inzivagâh / inzivâgâh

  • İnziva yeri, yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmaksızın yaşanan yer.
  • İnziva yeri

irade-i cüz'iye-i insaniye

  • İnsanın elindeki çok az seçme gücü.

irca / ircâ

  • İndirme, döndürme.

irtidatkar / irtidatkâr

  • İnkâr eden, kabul etmemekte direnen.

iskalarya

  • ing. Çarmıkların halat basamakları.

ıskuna

  • ing. İki direkli bir nevi yelkenli gemi.

ismen

  • İnce isim olarak.

ismet-i beşer

  • İnsanlığın masumluğu, suçsuzluğu.

isti'nad

  • İnatlaşma, inat yapma. Muannidlik.

istidad-ı beşer

  • İnsanların yetenekleri.

istidad-ı insani / istidad-ı insanî

  • İnsanın yaratılışında var olan bütün özellikleri, konuşma, sevme gibi.

istidadat-ı beşeriye / istidâdât-ı beşeriye

  • İnsandaki kabiliyetler, yetenekler.

istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniye / istidâdât-ı gayr-ı mahdude-i insaniye

  • İnsanın sınırsız istidat ve potansiyel yetenekleri.

istidadat-ı insaniye / istidâdât-ı insaniye

  • İnsanın yaratılışında var olan kabiliyet.

istidkak

  • İncelemek, dakik olmak.

istidrac

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

istidraç

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

istifade-i beşer

  • İnsanlığın faydalanması, yararlanması.

istihza / istihzâ

  • İnce alay.

istima-ı nas / istimâ-ı nas

  • İnsanların dinlemesi, kulak vermesi.

istimbot

  • ing. Küçük vapur, çatana.

istinkar / istinkâr

  • İnkâra yeltenme, inkâr etme çabası içinde olma.
  • İnkâr etme.

istinkar etmemek / istinkâr etmemek

  • İnkâra yeltenmemek, reddetmeye kalkışmamak.

istirahat-i beşeriye

  • İnsanlığın rahatı, huzuru.

itab-ı nas / itâb-ı nâs / عِتَابِ نَاسْ

  • İnsanların azarlaması.

itad

  • İnekten süt sağarken, hayvanın ayağına geçirilen ip.

itfal

  • İnsan vücudunun fenâ bir şekilde kokması.

itikad / اعتقاد / itikâd

  • İnanç.
  • İnanç.
  • İnanç. (Arapça)
  • İtikâd etmek: İnanmak. (Arapça)

itikad eden

  • İnanan.

itikad etme

  • İnanma, iman etme.

itikad etmek

  • İnanmak, iman edip kabul etmek.

itikadat / itikadât / îtikâdât / itikâdât / اعتقادات

  • İnançlar.
  • İnanmalar.
  • İnançlar. (Arapça)

itikaden / îtikaden / îtikâden

  • İnanç gereği.
  • İnanma bakımından.

itikadi / itikadî / îtikâdî

  • İnançla ilgili.
  • İnanmakla ilgili.

itikadiyat / itikadiyât / اعتقادیات

  • İnançla ilgili şeyler. (Arapça)

itikadperverlik

  • İnanç besleme. (Arapça - Farsça - Türkçe)

itikadsız

  • İnançsız.

itikat

  • İnanç.

itikatsız

  • İnançsız.

itirazat-ı muannidane / itirâzât-ı muannidâne

  • İnat ederek yapılan itirazlar.

ittihad-ı ehl-i iman

  • İnananların birliği.

ıttılak

  • İnşirahlı olma, ferahlı ve sevinçli olma.

ıttırad

  • İntizamlı, uygun şekilde. Saat gibi intizamlı hareket. Sıra ile birbirini takib eden. Ritmik.

iza

  • İncitmek, eziyet etmek. İncitilmek. (İza-i mü'min haramdır)

izhar-ı tecellüd

  • İnad edip kafa tutma, yalandan cesaretlilik gösterme.

ızrar-ı nas / ızrar-ı nâs

  • İnsanlara zarar verme.

izzet-i nefis

  • İnsanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi.

izzet-i nefs

  • İnsanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi.

izzetinefis

  • İnsanın kendine saygısı.

jüri

  • ing. Herhangi bir mes'ele için hüküm vermek üzere toplanan hey'et, cemaat.

ka'va'

  • İncikleri ince olan kadın.

kaba necaset / kaba necâset

  • İnsandan çıkınca abdesti veya guslü gerektiren her şey, eti yenmeyen hayvanların, (yarasa hâriç) ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ile süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanlar ın kanı ile şarab, leş, domuz eti ve kümes ve yük

kabba

  • İnce belli, zayıf kadın. (Müz : Akbeb)

kabil-i emanet / kabil-i emânet

  • İnsan.

kabr hayatı / kabr hayâtı

  • İnsanın ölüp kabre konmasından, kıyâmet koparak, mahlûkların diriltilmelerine kadar geçen zaman.

kadere rıza / kadere rızâ

  • İnsanın, Allahü teâlânın kendisi hakkında takdîr ettiği şeylere rızâ göstermesi, hoşnud olması başına gelen belâ ve musîbetlere sabredip, boyun eğmesi.

kadro

  • ing. Bir işin yürütülebilmesi için icab eden bir cinsten şeylerin, bilhassa insanların tamamı veya bütünü.

kafile-i beni-adem / kafile-i benî-âdem

  • İnsanlık topluluğu.

kàfile-i beşer

  • İnsan topluluğu.

kafire / kâfire

  • İnkârcı; Allah'ın kesin olarak bildirdiği birşeyi inkâr eden.

kail

  • İnanmış.

kail olma

  • İnanma.

kalb-i beşer

  • İnsan kalbi.

kalb-i insan

  • İnsan kalbi.

kalb-i insani / kalb-i insanî

  • İnsan kalbi.

kalita

  • ing. Eskiden kalyon cinsinden yük gemisi.

kamet-i namiye-i istidad-ı insani / kamet-i nâmiye-i istidad-ı insanî

  • İnsan istidadının büyüyüp gelişen kameti, endamı, boyu.

kamilin-i nev'-i beşer / kâmilîn-i nev'-i beşer / كَامِل۪ينِ نَوْعِ بَشَرْ

  • İnsan nev'inin mükemmelleri.

kamilin-i nev-i beşer / kâmilîn-i nev-i beşer

  • İnsanların içinde kemâl ve fazilet sahibi, mânevî yönden olgunluğa erişmiş olanlar.

kanaat eden

  • İnanan.

kanaat verici

  • İnandırıcı, razı edici.

kanaat verme

  • İnandırmama, razı etme.

kani

  • İnanmış, tatmin olmuş.

kanib

  • İnsan topluluğu.

kanun-u beşer

  • İnsanlar tarafından konulan kanun.

kanun-u beşeri / kanun-u beşerî

  • İnsanların koyduğu kanunlar.

kanun-u esasi-yi beşeriye / kanun-u esasî-yi beşeriye

  • İnsanların temel kanunu, anayasası.

katı-ı tarik-ı ilahi / kâtı-ı tarîk-ı ilâhî

  • İnsanların Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymalarına ve rızâsına kavuşmasına mâni olan, hidâyet ve saâdetlerini engelleyen, saptırıcı, yol kesici.

katibin / kâtibîn

  • İnsanın amelini yazan melekler.

katibin-i kiram / kâtibîn-i kiram

  • İnsanın yaptığı bütün amelleri yazan melekler.

katil / kâtil

  • İnsan öldüren.

katl

  • İnsan öldürme.

katl-i nefs

  • İntihar. Kendi kendini öldürme.

kavanin-i beşer

  • İnsanlarca ortaya konulan kanunlar, yasalar.

kayyım

  • İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) verilen bir isim.

kefir

  • İnek ve deve sütlerinin mayalanmasından elde edilen tadı keskin alkollü bir içki.

kelam-ı beşer / kelâm-ı beşer

  • İnsan sözü.

kemal-i beşeri / kemâl-i beşerî

  • İnsanın mükemmelleşmesi, olgunlaşması.

kemalat-ı beşeriye / kemâlât-ı beşeriye

  • İnsanlara ait mükemmellikler.

kemalat-ı insaniye / kemâlât-ı insaniye

  • İnsana ait mükemmel ve benzersiz özellikler.

kervan-ı beni beşer / kervân-ı benî beşer

  • İnsanlık kervanı, dünya yolculuğunu sürdüren insanlık kafilesi.

kes

  • İnsan. Kişi. (Farsça)

kesane

  • İnsan gibi. İnsana yakışır şekil ve surette. (Farsça)

kesb-i insan

  • İnsanın bir fiili işlemesi, yapması.

kesb-i insani / kesb-i insanî

  • İnsanın çalışarak kazanması, elde etmesi.

kesb-i letafet

  • İncelik, nuraniyet kazanma.

kibar

  • İnce, nazik.

kimya-yı gayr-ı uzvi / kimya-yı gayr-ı uzvî

  • İnorganik kimya.

kinehah / kinehâh

  • İntikam ve öc almak istiyen. Müntakim, kinci. (Farsça)

kiramen katibin / kiramen kâtibîn / kirâmen kâtibîn

  • İnsanların iki tarafında bulunup, sevablarını ve günahlarını yazan meleklerin adı.
  • İnsanların iki omuzunda bulunup, onların sevâb ve günâhlarını yazan iki melek. Hafaza melekleridir diyen âlimler de olmuştur.

kisb-i insani / kisb-i insanî

  • İnsanın çalışması.

kıssa-i lut ve davud / kıssa-i lût ve davud

  • İncil ve Tevrat'ta Hz. Lût (a.s.) ve Hz. Davud'un (a.s.) hayatıyla ilgili aktarılan hadiseler.

kitab-ı akide / kitab-ı akîde

  • İnanç esaslarını ele alıp açıklayan kitap.

kitab-ı münzel

  • İndirilen, indirilmiş kitap.

kitab-ı muteber

  • İnanılır, güvenilir kitap.

kitablı kafirler / kitablı kâfirler

  • İncîl ve Tevrât'tan birine inanan kâfirler. Hıristiyanlar ve Yahûdîler.

kızıl alev

  • İnsanlığı inkarcılığa yönelterek dünyada da, âhirette de ateşe atan dinsizlik rejimi.

kızıl ejder

  • İnsanlığı inkarcılığa yönelten dinsizlik rejimi.

klüp

  • ing. Eğlenerek boş olarak vakit geçirmek yahut okumak, konuşmak üzere üyelere mahsus toplantı veya eğlence yeri.

koalisyon

  • ing. Bir maksad için birleşen kuvvetler yahut partiler topluluğu.

kotra

  • ing. Tek direkli, yelkenli, narin küçük gemi.

kötü arkadaş

  • İnsanın dînini, îmânını, edebini, hayâsını ahlâkını bozan, dünyâ ve âhiret seâdetini kaybettiren arkadaş.

kudret-i beşer

  • İnsan kuvveti, gücü.

küfr

  • İnkâr ve inançsızlık.

küfr-i inadi / küfr-i inadî

  • İnadî dinsizlik, inadî küfür. Hakikat isbat edildiği halde yine imana gelmemek. Bilip de kabul etmez olmak.

küfr-ü inadi / küfr-ü inadî

  • İnada dayalı küfür.

küfr-ü meşkuk / küfr-ü meşkûk / كُفْرِ مَشْكُوكْ

  • İnkârda, küfürde şüpheye düşme.
  • İnkârında şüpheye düşme.

küfri / küfrî

  • İnkârcılığa ait, inkâr ve inançsızlığa sebep olan iş, söz.

küfriyat / küfriyât

  • İnkâr ve inançsızlığa sebep olan işler, sözler.

küfür / كُفُرْ

  • İnkâr etme, kabul etmeme.
  • İnkâr etme.

kul

  • İnsan.

kur'an-ı hatib-i mu'cizbeyan / kur'ân-ı hatib-i mu'cizbeyan

  • İnsanlığa hitap eden açıklama ve ifadeleriyle mu'cize olan Kur'ân.

kurbiyet-i ilahiye / kurbiyet-i ilâhiye

  • İnsanın Allah'a olan yakınlığı.

kuşe-i ferag

  • İnsanın, herşeyden feragat edip çekildiği köşe.

kutb-i irşad / kutb-i irşâd

  • İnsanların irşâdına (doğru yolu bulmasına) ve hidâyetine (saâdete ve kurtuluşa ermesine) vesîle kılınan zâtların reisi.

kuva-yı insaniye / kuvâ-yı insaniye

  • İnsandaki güçler, duygular, duyular.

kuvve-i beşeriye

  • İnsanî güç, kapasite.

kuvve-i hafıza-i insaniye / kuvve-i hâfıza-i insaniye

  • İnsandaki hafıza duygusu, bellek.

kuvve-i maneviye-i itikad / kuvve-i mâneviye-i itikad

  • İnançtaki mânevî kuvvet, dayanak.

kuvve-i sebuiye

  • İnsanda başkalarına hücum ve zararları defetmek kuvvesi.

lafz-ı kafir / lâfz-ı kâfir

  • İnkârcı söz, hakkı örten söz.

lasta

  • ing. Bir geminin alabildiği yük.

latif tevafuk

  • İnce mânâlar içeren hoş, güzel uygunluk.

latife / lâtife

  • İnce duygu, hoş söz, nazik şaka.

latife-i insani / lâtife-i insani

  • İnsanda bulunan lâtif duygulardan birisi.

latife-i insaniye / lâtife-i insaniye

  • İnsandaki ince duygular.

latife-i rabbaniye

  • İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhî hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir.

leal

  • İnci.

leali / leâli / لئالى

  • İnciler. (Arapça)

leali-feşan

  • İnciler saçan. (Farsça)

lecacet / lecâcet / لجاجت

  • İnat. (Arapça)

lecuc / lecûc / لجوج

  • İnatçı. (Arapça)

ledün

  • İnd kelimesi gibi, zaman ve mekân zarfıdır.Hel-i istifhâmiye mânasına geldiği de vaki'dir. Kamus Müellifine göre ledün ile leda, aynı şeydir. Başkaları ise tefrik etmişlerdir. Demişlerdir ki: Ledün kelimesi zaman ve mekânın evvel ve ibtidasından muteberdir. Onun için ekseri harf-i cer olan "min" kel

legorn

  • ing. Çok yumurtlayan bir tavuk cinsi.

lehviyat-ı nevmiye

  • İnsanları uyutucu zevk ve eğlenceler.

letafet-i tab'

  • İnsan tabiatındaki, mizacındaki hoşluk, şirinlik.

letaif / letâif

  • İnce duygular, incelikler, güzellikler.

letaif-i beşer / letâif-i beşer

  • İnsanın lâtileferi; insanın yapısındaki duyular ve duygular.

letaif-i insaniye / letâif-i insaniye

  • İnsandaki ince ve yüce duygular.

levazım-ı beşeriyet / levâzım-ı beşeriyet

  • İnsan için gerekli olan şeyler.

levazımat-ı hayat-ı insaniye / levâzımât-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatına gerekli olan şeyler.

levazımat-ı insaniye / levâzımât-ı insaniye

  • İnsanlar için gerekli şeyler.

licac

  • İnat ve düşmanlığı devam ettirme. Hasımlığı sürdürme.

lisan-ı adem / lisân-ı âdem

  • İnsan dili.

lisan-ı nas / lisan-ı nâs

  • İnsanların dili.

lokavt

  • ing. Bir işverenin, isteklerini kabul ettirmek gayesiyle işyerini kapaması.

lombar

  • ing. Harp gemisinin topun ağzı önündeki deliği.

lü'lü / لؤلؤ

  • İnci. (Arapça)

lü'lü'

  • İnci.

lü'lü'-bar / lü'lü'-bâr

  • İnci yağmuru. İnci yağdıran. (Farsça)

lü'lü'-feşan

  • İnci saçan, inci dağıtan. (Farsça)

lü'lü'-misal

  • İnci gibi.

lü'lü'-paş / lü'lü'-pâş

  • İnci dağıtan, inci saçan. (Farsça)

lü'lü-misal / lü'lü-misâl

  • İnciye benzeyen, inci gibi.

lülü

  • İnci.

ma'deletgüster

  • İnsaflı, adaletli, vicdanlı ve doğru kimse. (Farsça)

ma'mure

  • İnsanların bulunduğu bayındır yer. Ma'mur olan yer. Şehir, kasaba.

ma'nevi temizlik / ma'nevî temizlik

  • İnsanın iç temizliği, kalb temizliği; kalbini her türlü bozuk inanış ve düşüncelerden fenâ huylardan arındırmak.

ma-i mukattar / mâ-i mukattar

  • İnbikten geçirilmiş (damıtılmış), saf su.

maaliyat / maâliyât

  • İnsan aklının yetişemediği veya zor yetiştiği yüksek fikir ve derin bilgiler.
  • İnsan aklının yetişemediği veya zor yetiştiği yüksek fikirler ve derin bilgiler.

maari / maarî

  • İnsanın daima çıplak kalan organ veya azası.

maaşir-i beşer

  • İnsanoğlunun toplulukları; gelmiş geçmiş tüm insanların bulunduğu dev topluluklar.

maden-i insaniyet

  • İnsanlığın özü.

maglata-i şeytaniye

  • İnsanları aldatmak ve yoldan çıkarmak için söylenen karıştırıcı sözler. Şeytanın insan kalbine vesvese vermesi.

mağruren

  • İnanarak, güvenerek.

mahall-i nüzul

  • İndirildiği yer.

mahiyet-i beşer

  • İnsanın mahiyeti, niteliği.

mahiyet-i beşeriye

  • İnsanların yapısında bulunan temel özellik.

mahiyet-i beşeriyet

  • İnsanlık mahiyeti, özelliği.

mahiyet-i insaniye / mâhiyet-i insaniye / مَاهِيَتِ اِنْسَانِيَه

  • İnsana ait temel özellik, insanın içyapısı.
  • İnsanlığın iç yüzü.

mahiyet-i maneviye-i insani / mahiyet-i mâneviye-i insanî

  • İnsanın mânevî mahiyeti, öz niteliği.

makalid-i inkıyad

  • İnkıyad, bağlılık kilitleri.

makasıd-ı insaniyet / makasıd-ı insâniyet

  • İnsanlık maksadları. İnsanlığın gayeleri.

makdur-i beşer

  • İnsanın yapabileceği şey.

maksad-ı insani / maksad-ı insanî

  • İnsanî hedef.

mal / mâl

  • İnsanın arzuladığı, ihtiyâç, yâni lâzım olunca, kullanmak için saklanabilen ayn, yâni madde, cisim.

malarya

  • ing. Sıtma.

mamure / mamûre

  • İnsan bulunan, bayındır, şenlikli yer, şehir, kasaba.

maneviye-i beşeriye / mâneviye-i beşeriye

  • İnsanlığın mânevî dünyası.

maslahat-ı beşer

  • İnsanlığın yararı.

maslahat-ı beşeriye

  • İnsanlığın yararı.

maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriye

  • İnsanın ihtiyaçlarına faydalı olan şey.

matta

  • İncil kitaplarından birisinin adı. Tahrif edilmiş dört yüz muhtelif İncil içinden seçilen biri.

mayın

  • ing. Karada ve denizde, daha çok gizlendirilerek konulan ve temas edilince patlayan bomba.

mazmun

  • İnce anlamlı söz.

me's

  • İnsanların arasını bozmak, araya fesad sokmak.

mebde-i nüzul

  • İnmeye başladığı zaman.

mecma-ı nas / mecma-ı nâs

  • İnsanların toplandığı yer.

medar-ı inkar / medâr-ı inkâr

  • İnkâra sebep.

meded

  • İnayet, yardım, imdad, eman. Eyvah.

mededres

  • İnayet eden, imdada yetişen.

medeniyet-i beşeriye

  • İnsanlığın medeniyeti.

medeniyet-i insaniye

  • İnsanlık medeniyeti, uygarlığı.

medeniyet-i sefihe

  • İnsanları zevk ve eğlenceye yönelten medeniyet; Batı medeniyeti.

medine-i medeniyet-i insaniye

  • İnsanlığın uygarlık şehri.

mehbit / mehbît

  • İnilen yer.

mehd-i beşer

  • İnsanın beşiği.

melek-ül mevt

  • İnsanların ruhlarını kabzeden Azrâil. (A.S.)

menafi-i beşeriye / menâfi-i beşeriye

  • İnsanlığın yararına olan şeyler.

menazil / menâzil

  • İnilen yerler.

menfaat-i beşer

  • İnsanlığın menfaati, yararı.

menfaat-i insaniye

  • İnsanlığın yarar ve çıkarı.

menkur / menkûr

  • İnkâr olunmuş.
  • İnkâr edilen.

menzil

  • İnilen yer.

menzilgah / menzilgâh

  • İnme yeri.

meratib-i beşeriye

  • İnsanlığa ait mertebeler, dereceler.

merdüm

  • İnsan. Adam. (Farsça)

merdüm-azar

  • İnsanları inciten. Halka eziyet veren. (Farsça)

merdum-girizane / merdum-girîzâne

  • İnsanlardan sıkılarak, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyerek.

merdümgiriz / مرمگریز

  • İnsanlardan sıkılan, yalnızlığı seven.
  • İnsanlardan sıkılan, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyen.
  • İnsanlardan kaçan. (Farsça)

merdümgirizlik

  • İnsanlardan sıkılganlık, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteme hâli.

merdümhar / مردم خوار

  • İnsan yiyen, yamyam. (Farsça)

merdumharlık

  • İnsan eti yeme, yamyamlık. (Farsça - Türkçe)

merdümzad

  • İnsan oğlu. Beni Adem. (Farsça)

mereb

  • İnsan toplanan yer.

meşahir-i insaniye / meşâhir-i insaniye

  • İnsanların meşhurları, ünlü kişiler.

mesail-i dakika / mesâil-i dakika / مَسَائِلِ دَقِيقَه

  • İnce ve hassas meseleler.
  • İnce meseleler.

mesele-i insaniye

  • İnsanlık meselesi.

meşiet-i insaniye

  • İnsanın dilemesi, iradesi.

mevlim

  • İncitip acıtan. Elem veren.

mevzuat-ı beşer

  • İnsanların koyup kabul ettikleri hükümler ve kanunlar.

meydan-ı imtihan-ı ins ü can / meydan-ı imtihan-ı ins ü cân

  • İnsan ve cinlerin imtihan meydanı, yani dünya.

meyl-i intikam

  • İntikam hissi.

meyl-i tahakküm

  • İnsanları zorla hâkimiyeti altına alma meyli, eğilimi.

mia-i rakik / miâ-i rakik

  • İncebağırsak.

mide-i insaniyet

  • İnsanlık midesi, insanî değerlerle doyan mide.

mil

  • İnce metal, sel birikintisi.

mil-i bahri / mil-i bahrî

  • İngiliz deniz mili. (1852 metre)

milel-i insaniye

  • İnsan milletleri.

millet-i insaniye

  • İnsanlık milleti, bütün insanoğlu.

miting

  • İng. İçtimaî ve siyasî bir mes'ele için yapılan büyük toplantı.

mizac-ı nazik / mizac-ı nâzik

  • İnce yaradılış. Nâzik tabiat.

mu'amelat / mu'âmelât

  • İnsanların birbirleri arasında olan işler. Alış-veriş, kirâ, şirketler, fâiz, mîrâs gibi insanlar arasında meydana gelen işler. Fıkıh ilminin dört kısmından biri.

mu'aşeret / mu'âşeret

  • İnsanların birbirleriyle görüşmelerinde ve işlerinde karşılıklı uymaları gereken usûller, kurallar.

mu'ciz

  • İnsanı âciz bırakan iş. Aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, kudretsiz kılan, kimsenin yapamıyacağı yolda olan.

mu-şikafane / mu-şikâfane

  • İnceden inceye. (Farsça)

mu-şikafi / mu-şikâfî

  • İnceden inceye araştırma.

muanid / muânid / معاند

  • İnadcı. Kimseye uymayan. Dediğini yapmak isteyen.
  • İnatçı. (Arapça)

muannid / معند / مُعَنِّدْ

  • İnadcı. Muânid.
  • İnatçı.
  • İnatçı.
  • İnatçı.
  • İnatçı. (Arapça)
  • İnatçı.

muannidane / muannidâne

  • İnat edercesine.
  • İnatçı bir şekilde.

muannit

  • İnatçı, dikkafalı.

muaşeret / muâşeret

  • İnsanlarla birlikte yaşayıp iyi geçinmek, insanların içine girme.

mubikat-ı seb'a / mûbikat-ı seb'a

  • İnsanı felâkete götüren yedi kebâir, yedi büyük günah: Katil, zinâ, şarab içmek, ukuk-ı vâlideyn (yâni; sılâ-yı rahmi terk), kumar oynamak, yalan şâhidliği, dine zarar verecek bid'alara tarafdarlık.
  • İnsanı felâkete götüren yedi en büyük günah.

muciz / mûciz

  • İnsanı aciz bırakan.

mucize / mûcize

  • İnsanların benzerini yapmakta aciz kaldıkları olağanüstü iş.
  • İnsanların benzerini yapmakta aciz kaldıkları olağanüstü şey.
  • İnsanların yapamadığı harikalar.

müdakkik

  • İnceleyen.

müdakkikane / müdakkikâne

  • İncelercesine.

müdakkikin / müdakkikîn

  • İncelemeciler.

müdekkikane

  • İnceden inceye tedkik ederek, en ince noktaları, mes'eleleri de görmeğe, bilmeğe çalışarak. (Farsça)

müfti-yüs-sekaleyn / müftî-yüs-sekaleyn

  • İnsanlara ve cinnîlere fetvâ veren büyük âlim.
  • İnsanlara ve cinnîlere fetvâ veren büyük âlim.

muhabbet-i insaniye

  • İnsanlık sevgisi.

muhabbet-i insaniyet

  • İnsanlık sevgisi.

muhakkikin-i nev-i beşer / muhakkikîn-i nev-i beşer

  • İnsan türünün gerçekleri araştıran ve hakikatleri delilleriyle bilen fertleri.

mühbit

  • İndiren. Nâzil eden.

mühefhef / مُهَفْهَفْ

  • İnce, nârin.

muhtekir

  • İnsan ve hayvan yiyecek maddelerini piyasadan toplayıp pahalanınca satan kimse. Karaborsacılık yapan.

muhzar

  • İnce belli. Beli ince olan.

mukadderat-ı beşer / mukadderât-ı beşer / مُقَدَّرَاتِ بَشَرْ

  • İnsanın kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.
  • İnsana (kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı beşeriye

  • İnsanlığın kaderi; Allah tarafından insanlık için takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.

mukadderat-ı nev-i beşer

  • İnsanlığın kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.

mukaddesat-ı beşeriye / mukaddesât-ı beşeriye

  • İnsanların kutsal değerleri.

mukteza-yı beşeriyet / muktezâ-yı beşeriyet

  • İnsanlık gereği, insan olmanın icabı.

mukteza-yı insaniyet

  • İnsanlığın gereği.

muktezā-yı insaniyet / مُقْتَضَايِ اِنْسَانِيَتْ

  • İnsanlığın gereği.

mukvere

  • İnce, zayıf kadın.

mülk-ü ten

  • İnsan vücudu.

mülkiyet

  • İnsanın bir şeyi başkasının rızâsını, iznini almadan kullanabilme yetkisi gücü.

mümahık

  • İnat eden kimse, inatçı.

mümhat

  • İnce sütlü dişi deve.

mümin / مؤمن

  • İnanan, iman eden. (Arapça)

müminin / müminîn / مؤمنين

  • İnananlar, iman edenler. (Arapça)

münafık / münâfık

  • İnanmadığı hâlde, müslümanları aldatmak için, inanmış görünen kimse.

münbasit

  • İnbisat eden, yayılan, genişleyen. Yaygın, münteşir, yayılmış, açık. Şen.

münci

  • İncâ eden. Kurtaran, necat veren.Resul-i Ekremin (A.S.M.) insanların azabtan kurtulmasına ve dünyâ ve âhiret saadetlerine sebeb olmasından mübarek isimlerinden birisi de münci olmuştur.

mündefi'

  • İndifâ etmiş, geçmiş, atlatılmış. Def olunmuş.

mündemic

  • İndimac eden, dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan. İçine alınmış olan.

münderis

  • İndiras eden. Eseri, izi nişânı kalmamış olan.

munfasıl

  • İnfisal etmiş. Birbirinden ayrılmış. Yerinden ayrılmış, fasl olmuş. İşinden ayrılmış.

münfetih

  • İnfitah eden, açılan, açılmış.

münhadar

  • İnecek yer.

münkad

  • İnkıyad eden, uyan, boyun eğen.

munkalib

  • İnkılâb eden. Dönen. Dönmüş. Başka bir şekle ve kılığa girmiş olan. Değişmiş, değişen.

münkalib

  • İnkılab eden. Dönen, dönmüş. Başka bir hale girmiş olan. Değişen.

munkarız

  • İnkıraz bulmuş. Batmış. Bitmiş. Son bulmuş. Mahvolmuş. Sönmüş.

münker / منكر

  • İnkâr edilen. (Arapça)

münkir / منكر / مُنْكِرْ

  • İnkârcı, inançsız.
  • İnanmayan, kabûl etmeyen, inkâr eden kimse.
  • İnkâr eden, dinsiz.
  • İnkâr eden. (Arapça)
  • İnkâr eden.

münkirane / münkirâne

  • İnkâr edercesine.
  • İnkâr edercesine.

münkirin / münkirîn

  • İnkâr edenler, münkir olanlar.

münşerih

  • inşirahlı, gönlü açık, sıkılmayan, eğlenen

münşi

  • İnşa eden, yapan.

munsıf

  • İnsaflı. Merhametli. Hakkı kabul eden. Hakka riayet eden.
  • İnsaflı.
  • İnsaflı.

munsif / منصف

  • İnsaf eden, insaflı.
  • İnsaflı. (Arapça)

munsıf / مُنْصِفْ

  • İnsaflı.

munsıfane / munsıfâne

  • İnsaflıca.
  • İnsaflıca.
  • İnsaflıca. İnsaflılıkla.

muntabık

  • İntibak eden. Birbirine uyan. Uygun.

müntakil

  • İntikal eden, sürüp gelen.

muntakim

  • İntikamcı, intikam davası güden.

müntakim / منتقم

  • İntikam alan, öc alan.
  • İntikam alan.
  • İntikam alan. (Arapça)

müntakimane / müntakimâne

  • İntikam almak tarzına.

müntefi

  • İntifa edilen, sönen, ortadan yok olan.

müntehirane / müntehirâne

  • İntihar ederek, kendini öldürüyor gibi. (Farsça)

müntekim

  • İntikam alıcı. Zâlim ve mütekebbir (kibirli) cânîleri başkalarına ders olacak şekilde cezâlandıran, âsîleri ve taşkınlık yapanları şiddetli azâb ile azablandıran.

müntesib

  • İntisab etmiş, intisab eden, giren, alâkası olan.

müntesibin / müntesibîn

  • İntisab edenler, alâkası olanlar, girenler,
  • İntisab edenler, bağlananlar.

müntic

  • İntâc eden, netice veren. Sebebiyet veren, meydana getiren. Bir şeyin neticelenmesine sebep olan.

münzel

  • İndirilmiş, indirilen.
  • İndirilmiş.

münzeviyane / münzeviyâne

  • İnzivaya çekilircesine, tek başına kalır gibi. (Farsça)

münzil

  • İnzal eden, aşağı indiren. Bir şeyi indiren.
  • İndiren.

mürevvic-üş-şeria / mürevvic-üş-şerîa

  • İnsanları dînin emirlerine uymaya teşvîk eden mânâsında Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin üçüncü oğlu Muhammed Ubeydullah Serhendî'nin lakabı.

mürüvvet

  • İnsanlık, yiğitlik. Muhtâc olanlara, lâzım olan şeyleri vermek, başkalarına faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu, insanlık. Adâleti yerine getirme ve hiç kimseden intikam almayı istememe.
  • İnsaniyet, mertlik.

mürüvvetkarane / mürüvvetkârâne

  • İnsanca, mertçe.

mürvarid

  • İnci. (Farsça)

müşahedat-ı beşeriye

  • İnsanların gözlemleri, şahit olduğu olaylar.

musibet-i beşeriye

  • İnsanlara gelen belâ ve musîbetler.

müstenker

  • İnkâr edilmiş.

müstenkir

  • İnkâr eden. Münkir.

mut'a

  • İntifa, faydalanma.

mütalaa / mütâlââ

  • İnceleme, düşünme, okuma.

mütalaagah / mütâlââgâh

  • İnceleme yeri.

mütali / mütâlî

  • İnceleyen.

mütasarrıfa

  • İnsandaki görünmeyen his organlarının beşincisi; his organları vâsıtası ile elde edilen duyuları ve mânâları karşılaştırıp, yeni mânâlar elde etmeye yarayan kuvvet.

müteannid / متعند

  • İnad eden, direnen.
  • İnad eden, ayak direyen, inatçı.
  • İnat eden, direnen.
  • İnatçı. (Arapça)

müteannidane / müteannidâne

  • İnadçılıkla, inad ederek. (Farsça)

muteber / mûteber

  • İnanılır, güvenilir, saygın.

müteezzi / müteezzî

  • İncinen.
  • İncinen.

mutekadat / mutekadât

  • İnanılan şeyler.

mutekid / mûtekid / معتقد

  • İnanmış, dindar.
  • İnanmış.
  • İnanan, inançlı.
  • İnanan, inancında olan. (Arapça)

mütemerrid / مُتَمَرِّدْ

  • İnatçı, ısrar eden, dik kafalılık eden. Kibirlilik eden.
  • İnatçı, inanmamakta direnen.
  • İnat eden, direnen.
  • İnat eden.

mütemerridane / mütemerridâne

  • İnatla, inatçı bir şekilde.
  • İnatla, direnerek, dikbaşlılıkla. (Farsça)

mütenazilen

  • İnerek, inmekle.

müzekki-i nefs

  • İnsanın nefsini ıslâh eden. Terbiyeye sebeb olan.

müzill

  • İndiren, alçaltan, zillete düşüren, Allah.

na-insaf

  • İnsafsız. İnsafı bulunmayan. (Farsça)

nafaka

  • İnsanın yaşayabilmesi için, yiyecek, giyecek ve ev gibi lâzım olan şeyler.

nafi / nâfî / نَاف۪ي

  • İnkâr eden.

nalan / nâlân / نالان / نَالَانْ

  • İnleyen, sızlayan, figân eden. (Farsça)
  • İnleme, sızlama.
  • İnleyen, sızlayan.
  • İnleyen. (Farsça)
  • Nâlân etmek: İnletmek. (Farsça)
  • Nâlân olmak: İnlemek. (Farsça)
  • İnleyen.

nale / nâle / ناله

  • İnilti.
  • İnilti. (Farsça)

nalekar / nalekâr

  • İnleyen, figân eden, feryad eden. (Farsça)

nalende / nâlende / نالنده

  • İnleyen, feryad eden, inleyici. (Farsça)
  • İnleyen. (Farsça)

nalesenc

  • İnleyen, inildiyen. (Farsça)

nalesenci / nalesencî

  • İnleyicilik, feryad edicilik. (Farsça)

nalezenan

  • İnildiyerek, inleyerek. (Farsça)

naliş

  • İnleme, inilti, inleyiş. (Farsça)

nalişzen

  • İnleyen. (Farsça)

narin / nârin

  • İnce.

nas / nâs / ناس / نَاسْ

  • İnsanlar. (Farsça)
  • İnsanlar.
  • İnsanlar.
  • İnsanlar. (Arapça)
  • İnsanlar.

nastan istiğna / nâstan istiğnâ

  • İnsanlara ihtiyaç duymama.

nasut

  • İnsanlık. İnsanlar ve onlarla alâkalı şeyler.

nasuti / nâsûtî / ناسوتى

  • İnsanlık ile ilgili. (Arapça)

nasutiyan / nasutiyân

  • İnsanlar.

nazar-ı beşer / نَظَرِ بَشَرْ

  • İnsanın dikkati.
  • İnsanın bakışı.

nazar-ı dekaik-aşina / nazar-ı dekaik-âşinâ

  • İnceliklere nüfuz eden bakış.

nazar-ı insaf

  • İnsaf bakışı.

nazar-ı insan

  • İnsanın dikkati, bakışı.

nazar-ı teemmül

  • İnceden inceye araştırma, inceden inceye düşünme, dikkate alınma.

nazargah-ı enam / nazargâh-ı enâm

  • İnsanların gözü önüne.

nazenin / nâzenin

  • İnce, nazlı, zayıf, lâtif, hoş eda olan, nazlı yetişmiş, şımarık. Oynak. Nazik endamlı (Farsça)
  • İnce, duyarlı.

nazik / nâzik

  • İnce, kibar.

nazil / nâzil / نازل / نَازِلْ

  • İnme.
  • İnen. (Arapça)
  • Nâzil olmak: İnmek. (Arapça)
  • İnen.

nazil olan / nâzil olan

  • İnen, indirilen.

nazil olma / nâzil olma

  • İnme, indirilme.

nebati ve hayvani kuvveler / nebâtî ve hayvânî kuvveler

  • İnsandaki bitkisel ve hayvanî duygular.

nebiyy-i ekrem

  • İnsanlığın en şereflisi olan peygamber; Hz. Peygamber (a.s.m.).

nefer-i ingiliz

  • İngiliz askeri.

nefiy / نَفِيْ

  • İnkâr, kabul etmeme.
  • İnkâr.

nefretbahş

  • İnsana nefret veren, iğrendiren, tiksindiren. (Farsça)

nefs

  • İnsanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu.

nefs muhasebesi / nefs muhâsebesi

  • İnsanın, dâimâ kötülük ve günâh işlemek istiyen nefsini hesâba çekip, kontrol etmesi ve gerektiğinde onu cezâlandırması

nefs-i beşer

  • İnsanın kendisi.

nefs-i emmare / nefs-i emmâre

  • İnsanın çirkin ve şeytanın teşviklerine itirazsız ve mücahedesiz tâbi olması hâli.
  • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu.

nefs-i insani / nefs-i insanî

  • İnsanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu.

nefs-i insaniye

  • İnsanda bulunan ve onu kötülüğe yönelten duygu.

nefs-i kafir / nefs-i kâfir

  • İnanmayan kişinin kendisi.

nefs-i natıka / nefs-i nâtıka

  • İnsanı hep kötülük ve aşağılık işler yapmaya sürükleyen nefs. Nefs-i emmâre.

nefs-i rezile

  • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

nefs-i rezile ve deniye

  • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

nefsiemmare / nefsiemmâre

  • İnsanı kötülüğe sürükleyen nefis.

nefyeden

  • İnkâr eden, reddeden.

nefyetme

  • İnkâr etme.

nefyetmek

  • İnkâr etmek, reddetmek.

nehib

  • İnlemekle ve ses ile olan ağıt.

netice-i hilkat-i insaniye

  • İnsanın yaratılış neticesi.

nev'-i beşer / نوْعِ بَشَرْ

  • İnsan türü, cinsî.
  • İnsanlar, beşer nev'i.
  • İnsan nev'i.

nev'-i insan / نَوْعِ اِنْسَانْ

  • İnsan nev'i.

nev'i beşer

  • İnsan türü, insanlık.

nev'in saadeti

  • İnsanlık türünün, insanlığın mutluluğu.

nev-i beni beşer / nev-i benî beşer

  • İnsanoğlu, insanlık türü.

nev-i beşer

  • İnsanlar.

nev-i beşerin humsu

  • İnsanlığın beşte biri.

nev-i insan

  • İnsan türü, insanlık.

nev-i insani / nev-i insanî

  • İnsan türü, insanlık.

nevibeşer

  • İnsan cinsi, insanlık.

nezaket

  • İncelik, zariflik.

nihal-i zarif

  • İnce, güzel dal.

nikar

  • İnat. Kin.

nişib ü firaz

  • İniş ve yokuş.

nive

  • İnleme, ağlama, sızlanma. (Farsça)

nüans

  • İnce fark. (Fransızca)

nüfus-u emmare / nüfus-u emmâre

  • İnsana daima kötülüğü emreden, yasak zevk ve isteklere teşvik eden nefisler.

nükte / نكته / نُكْتَه

  • İnce mânâlı söz.
  • İnce anlam. (Arapça)
  • İnce mana.

nükte-i azime / nükte-i azîme

  • İnce sözdeki mânâ yüceliği.

nüktebin / nüktebîn

  • İnceliği gören, nükteyi anlıyabilen. Kavrayışlı, anlayışlı, zeki. (Farsça)

nükteli

  • İnce ve derin anlamlı.

nutk-u beşeri / nutk-u beşerî / نُطْقُ بَشَر۪ي

  • İnsan konuşması.
  • İnsanın konuşması.

nüzul / nüzûl / نُزُولْ

  • İnme.
  • İnme, iniş.
  • İnmek. Tasavvuf yolunda ilerleyerek, sebebler âlemini görmeyip yalnız sebeblerin sâhibini yâni Allahü teâlâyı bilme hâline ulaşan bir velînin insanları irşâd ve terbiye için, tekrar sebebler âlemine inmesi.
  • İnmek, inme, felç.

ömr-ü beşer

  • İnsan ömrü.

örf-i nas / örf-i nâs

  • İnsanların âdet edindikleri, beğendikleri alışkanlık hâlleri, an'aneleri ve telâkkileri. (Farsça)

örf-ü nas / örf-ü nâs

  • İnsanlar arasında yaygın bir gelenek hâline gelen hususlar.

örfünas

  • İnsanlar arasındaki genel anlayış.

pajeh

  • İnleme, inilti. (Farsça)

papez

  • İnişi ve yokuşu olan yer. (Farsça)

parlamento

  • İng. Millet meclisi. Milletvekillerinden meydana gelen meclis ve senatonun tamamı.

patiska / پَاتِسْقهَ

  • İnce ve düzgün beyaz bez.

penciş

  • İncinme. (Farsça)

perde-i dalalet / perde-i dalâlet

  • İnançsızlık perdesi.

perde-i inayet / perde-i inâyet

  • İnayet perdesi.

pernih

  • İnce düz taş. (Farsça)

pernun

  • İnce ve zarif dokunmuş ipek kumaş. (Farsça)

rabb-i nas / rabb-i nâs

  • İnsanların Rabbi.

rağmen

  • İnadına, zıddına.

rahat-ı beşeriye

  • İnsanlığın rahatı.

rakik

  • İnce, nazik.
  • İnce, duygulu.

rakik ü nizar / rakik ü nizâr

  • İnce ve zayıf.

rapor

  • İnceleme sonucunu bildiren yazı.

refref

  • İnce, yumuşak kumaş, bir çeşit döşek; Peygamber efendimizin mîrâc esnâsında (bilinmeyen yerlere götürüldüğü, Cennet'i ve Cehennem'i gördüğü gece) bindikleri Cennet yaygısı.

rehafe

  • İncelik.

rejim-i küfri / rejim-i küfrî

  • İnkârcılık rejimi.

remadet

  • İnsan veya hayvan kırımı.

remiz / رَمِزْ

  • İnce işaret.

remz

  • İnce işaret.

remzen / رَمْزًا

  • İnce işaretle.

remzi / remzî / رَمْز۪ي

  • İnce işaret yoluyla kastedilen mânâ.
  • İnce işaretle.

renanet

  • İnleme.

rencide / rencîde / رنج دیده / رَنْج۪يدَه

  • İncinmiş, kırılmış. (Farsça)
  • İncitme.
  • İncinmiş. (Farsça)
  • Rencîde etmek: İncitmek. (Farsça)
  • Rencîde olmak: İncinmek. (Farsça)
  • İncinmiş.
  • İncinmiş.

rencide etme

  • İncitme.

rencide etmek

  • İncitmek, kırmak.

rencur

  • İncinmiş. Sıkıntılı, rahatsız, dertli, hasta. (Farsça)

resul-üs-sakaleyn / resûl-üs-sakaleyn

  • İnsanlara ve cinne peygamber olarak gönderilen Muhammed aleyhisselâm.

resulü's-sakaleyn

  • İnsanların ve cinlerin peygamberi, Hz. Muhammed (s.a.s.)

revzen-i mahlu

  • İndirilmiş pencere.

rikkat / رِقَّتْ

  • İncelme, acıma.

risde

  • İnsan cemaatı, insan topluluğu.

rub'-u nev-i beşer

  • İnsanlığın dörtte birisi.

ruh-u beşer / rûh-u beşer / رُوحِ بَشَرْ

  • İnsan ruhu.
  • İnsan ruhu.

ruh-u beşeri / ruh-u beşerî

  • İnsan ruhu.

ruh-u insan

  • İnsan ruhu.

ruh-u insani / ruh-u insanî

  • İnsan ruhu.

ruh-u insaniyet

  • İnsan ruhu.

ruh-u kafir / ruh-u kâfir

  • İnkâr eden, inanmayan insanın ruhu.

rumuz / رُمُوزْ

  • İnce işaretler.

ruz-i ceza / rûz-i cezâ

  • İnsanların diriltilip, hesâba çekilerek amellerinin karşılığının verileceği gün; mahşer günü, kıyâmet günü.

ruz-i mahşer / rûz-i mahşer

  • İnsanların diriltilip toplanacağı gün.

ruz-u haşr / rûz-u haşr

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanacağı gün.

sa'sa

  • İnci, sedef.

sa'y-i insani / sa'y-i insânî

  • İnsanın çalışması.

saadet-i beşer / saâdet-i beşer

  • İnsanın mutluluğu.

saadet-i beşeriye

  • İnsanlığın mutluluğu.

saadet-i nev'iye

  • İnsan türünün, insanlığın mutluluğu, huzuru.

saddakna / saddaknâ

  • İnanıyor ve tasdik ediyoruz.

sadef

  • İnci kabuğu, içinde inci bulunan kabuk ambalaj.

sahe

  • İnce ve zayıf deve.

sahib-i insaf

  • İnsaf sahibi, insaflı.

şahne

  • İnzibat memuru, emniyet memuru.

şahs-ı insani / şahs-ı insânî

  • İnsan şahsı, ferdi.

şahs-ı manevi-i dalalet / şahs-ı mânevî-i dalâlet

  • İnkârcılığı yaymaya çalışan kişilerden oluşan manevî kişilik.

şahsımanevi / şahsımânevî

  • İnsanların bir araya gelip oluşturdukları mânevî kişilik.

şahsiye-i insaniye

  • İnsanın şahsiyeti.

şahsiyet-i ademiyet / şahsiyet-i âdemiyet / شَخْصِيَتِ آدَمِيَتْ

  • İnsanoğlunun şahsiyeti, kişiliği.
  • İnsanlığın şahsiyeti ve kişiliği.

şahsiyet-i beşeriyet

  • İnsanlık şahsiyeti, beşeri kişiliği.

şahsiyet-i insaniye

  • İnsan şahsiyeti, insan olma özelliği.

şahsiyet-i insaniyet

  • İnsanın şahsiyeti.

sakaleyn

  • İnsanlar ve cinler.

saltanat-ı insaniyet

  • İnsanlık saltanatı; otorite ve egemenliği.

san'at ve fünun-u beşeriye

  • İnsanlığa ait san'at ve ilimler.

san'at-ı acip

  • İnsanı hayrette bırakıp hayranlık veren sanat.

sanayi-i beşeriye

  • İnsanlığa ait san'atlar, endüstri.

sar

  • İntikam, öç.

sar'a

  • İnsanın kendini kaybederek düşmesine sebep olan sinir hastalığı.

sarsar-ı ilhad

  • İnançsızlık ve inkâr kasırgası.

şart-ı intizam

  • İntizamın, düzenliliğin şartı.

şathiyyat / شطحيات

  • İnce anlamlı ve eğlendirici manzume. (Arapça)

saud

  • İnişli ve yokuşlu yer.

sayb

  • İnmek.

sayyad-ı bi-insaf / sayyad-ı bî-insaf / sayyâd-ı bî-insâf

  • İnsafsız avcı. (Farsça)
  • İnsafsız avcı.

sebeb-i hilkat-i insan

  • İnsanın yaratılış sebebi.

sebeb-i nüzul

  • İndirilme, iniş sebebi.
  • İndiriliş sebebi.

sefahet-i beşeriye

  • İnsanların zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlükleri, budalalıkları.

şefkat-i insaniye

  • İnsanın şefkati.

şefkat-i nev'iye

  • İnsanın kendi cinsinden olana şefkat etmesi.

şekk-i küfri / şekk-i küfrî

  • İnkâr ettiği şey hakkında şüpheye düşme.

semavi din / semâvî din

  • İnsanları dünyâ ve âhirette seâdete, mutluluğa kavuşturmak için, Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol.

şeref-i beni adem / şeref-i benî âdem

  • İnsanoğlunun şerefi, şeref vesilesi.

şeref-i insaniyet

  • İnsanlığın şerefi.

şeref-i nev-i insan

  • İnsanlığın şerefi.

şereh

  • İnsanın muhtâc olduğu şeylerin lüzûmundan fazlasını istemesi, şiddetli hırs, tamahkârlık, aç gözlülük.

serkeş

  • İnatçı, isyan eden. Kafa tutan. Asi. (Farsça)

sermaye-i insaniye

  • İnsanın sermayesi.

şerr-ün nas / şerr-ün nâs

  • İnsanların en kötüsü, en zararlısı.

sertab

  • İnatçı, muannid. (Farsça)

servet-i insaniye

  • İnsanlığın serveti.

sevad-ı azam / sevâd-ı âzam

  • İnsanların çoğunluğu.

sevadıazam / sevâdıâzam

  • İnsanların ekseriyeti, büyük çoğunluk.

sevile

  • İnsan topluluğu.

sevk-i insani / sevk-i insanî

  • İnsanda bulunan meyil.

sevk-i insaniyet

  • İnsanlığın sevki; beşerî istidat ve kabiliyetlerin yönlendirmesi.

sevkü'l-insaniyet

  • İnsanlığın yönlendirilmesi.

seykane

  • İnce bellilik.

şeytan / şeytân

  • İnsanı azdırmaya çalışan görünmez yaratık.

şeytan-ı ins

  • İnsan ve cinlerden olan şeytanlar.

şeytan-ı ins ve cin

  • İnsan ve cinlerden olan şeytanlar.

şeytan-ı insi / şeytân-ı insî

  • İnsanlardan şeytanlaşmış olan.

seyyid-ül beşer

  • İnsanların seyyidi, efendisi olan Hz. Muhammed (A.S.M.)

seyyidü'l-beşer

  • İnsanların efendisi, Hz. Muhammed.

seyyidü'l-beşer muhammed

  • İnsanlığın efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.).

şib

  • İniş. Aşağı doğru eğiklik. (Farsça)

şibh-i beşer

  • İnsana benzeyen şempanze, goril gibi hayvanlar.

sika

  • İnanç, güven, itimat, emniyet, güvenilir inanılır kimse.

silah-ı insani / silâh-ı insanî

  • İnsana ait silah.

siret / sîret

  • İnsanın mânevî hâli, ahlâkı.

sırr-ı ahsen-i takvim

  • İnsanın en güzel şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olmasının sırrı.

sırr-ı dakik / sırr-ı dakîk / سِرِّ دَق۪يقْ

  • İnce sır.
  • İnce sır.

sırr-ı dekaik

  • İnceliklerin sırrı; Kur'ân ve imanın ince hakikatlerinin sırrı.

sırr-ı insani / sırr-ı insanî / سِرِّ اِنْسَان۪ي

  • İnsanın mânevî duygusu.
  • İnsana âid sır.

sırr-ı teklif

  • İnsanların dünyaya gelip, Allah (C.C.) tarafından vazifelendirilmelerinin hikmeti. Dünyaya gelip vazife sahibi olmanın sırrı.

slogan

  • ing. Kısa ve te'sirli propaganda sözü.

spiker

  • ing. Konuşmacı. Radyo programlarını takdim eden, haber bültenlerini okuyan kişi.

sübbet

  • İnsanın oturak yeri.

sukut-u insaniyet

  • İnsanlığın alçalışı.

sultan-ı insaniyet

  • İnsanlığın sultanı, hükümdarı.

süluk yolu / sülûk yolu

  • İnsanı Allahü teâlânın sevgisine kavuşturan yollardan biri.

sun'i / sun'î

  • İnsan yapısı, uydurma, takma, sahte, yaradılıştan olmayan.

sünnet-i seyyie

  • İnsanları kötülüğe yönelten yol ve yöntemler.

suret-i insaniye

  • İnsanî görünüş, insan şekli.

ta'niye

  • İncitmek.

taannüd / تعند

  • İnat etme, ayak direme, direnme.
  • İnat etme, direnme.
  • İnat etme. (Arapça)
  • Taannüd etmek: İnat etmek. (Arapça)

tabaka-i beşer

  • İnsanların ayrıldığı sınıfların her biri.

tabaka-i beşeriye

  • İnsanların ayrıldığı sınıfların her biri.

tabaka-i insaniye / tabaka-i insâniye

  • İnsanlık tabakası, derecesi.

tabaka-i nebatiye

  • İnsanın bitkisel yönü.

tabakat-ı beşer

  • İnsan tabakaları.

tabakat-ı beşeriye

  • İnsan tabakaları, sınıfları.

tabakat-ı insaniye

  • İnsanların sosyal sınıfları, dereceleri.

tabakat-ı nas / tabakat-ı nâs

  • İnsan sınıfları.

tabakat-ı ömr-ü insan

  • İnsan ömrünün aşamaları.

tabayı'

  • İnsanların tabiatları, mizaç ve karakterleri.

tabiat-ı beşer

  • İnsan yapısı, fıtratı.

tabiat-ı insani / tabiat-ı insanî

  • İnsanın tabiatı, karakteri.

tabs

  • İnsan.

tadarru'

  • İnlemek.

tafa

  • İnce bulut.

tahaf

  • İnce ve şeffaf bulut.

tahammül-ü beşer fevkinde

  • İnsanın tahammül gücünün üstünde.

tahannün

  • İnleme.

tahkikan

  • İnceleyerek. Araştırma suretiyle. Hakikatını öğrenerek.

tahlil / تحليل

  • İnceleme.

tahsir

  • İnce belli etmek.

taife-i beşeriye

  • İnsanlardan oluşan topluluk.

taife-i insaniye

  • İnsan taifesi, topluluğu.

takat-ı beşer / tâkat-ı beşer

  • İnsan gücü.

takat-i beşer / tâkat-i beşer

  • İnsanın bir şeyi yerine getirebilme gücü.

takat-i beşeriye / tâkat-i beşeriye

  • İnsan gücü.

taklidi iman / taklîdî îmân

  • İnanılacak şeylerde düşünmeden anlamadan, yalnız başkasından işiterek inanma, îmân etme.

tanker

  • ing. Akaryakıt taşıyan gemi veya kamyon.

tansis etmek

  • İnceden inceye araştırmak ve delille ispat etmek.

tarih-i beşer

  • İnsanlık tarihi.

tarih-i beşeri / tarih-i beşerî

  • İnsanlık tarihi.

tarih-i beşeriye

  • İnsanlık tarihi.

tarih-i beşeriyet

  • İnsanlık tarihi.

tasarrufat-ı beşeriye / tasarrufât-ı beşeriye

  • İnsanların gerçekleştirdikleri tavır, davranış, faaliyet ve uygulamalar.

tasavvur-u dalalet / tasavvur-u dalâlet

  • İnançsızlığı zihinde şekillendirme.

tasavvurat-ı insaniye / tasavvurât-ı insaniye

  • İnsanın düşünceleri, hayalleri.

tatil / tâtil

  • İnkâr, îmansızlık.

taun-u beşeri / tâun-u beşerî

  • İnsanlık hastalığı.

tavaif-i beşer / tavâif-i beşer

  • İnsan taifeleri, grupları.

taviyyet

  • İnsanın gönlünde gizli olan istek veya niyet.

tavk-ı beşer

  • İnsanın takati, gücü.

teanüd

  • İnatlaşma.
  • İnatlaşma, kutuplaşma.

teayyün-i imkani / teayyün-i imkânî

  • İnsanın hakîkati olan teayyün-i vücûbîsinin zılli yâni görüntüsü. Ehlullah (evliyâ) kendi yaratılışlarına, güçlerine göre tasavvuf mertebelerine kavuşmakta birbirlerinden çok ayrıdırlar. Evliyâ arasında Allahü teâlânın ismine kavuşanlar pek azdır. Ço ğu bu ismin teayyün-i imkânîsine kavuşmuştur. (İm

tebsir

  • İnsanın gözünü açacak şekilde tarif ve izah etmek ve kalbine basiret vermek.

tecahüd

  • İnkâr etmek.

tecessüs

  • İnsanların gizli hallerini, ayb ve kusûrunu merâk edip, iç yüzünü araştırıp öğrenmeye çalışmak.

tecrübe-i küfran

  • İnkârcılık tecrübesi.

tedbir-i menzil / tedbîr-i menzil

  • İnsanın çoluk-çocuğuna karşı hareketlerinin nasıl olacağı ve ev idâresi ile ilgili husûslardan bahseden ilim.

tedelli / tedellî

  • İnme, eğilme.

tedkik / tedkîk / تدقيق

  • İnceleme.
  • İnceleme, tetkik. (Arapça)
  • Tedkîk edilmek: İncelenmek. (Arapça)
  • Tedkîk etmek: İncelemek. (Arapça)
  • Tedkîk olunmak: İncelenmek. (Arapça)

tedkikat / tedkîkât / تدقيقات

  • İncelemeler, tetkikler. (Arapça)

teezzi

  • İncitme.
  • İncitme.

tefekkür-ü dalalet / tefekkür-ü dalâlet

  • İnançsızlığı düşünme.

teftiş eden

  • İnceleyen, araştıran.

teheyyüf

  • İnceltmek.

tekemmülat-ı insaniye / tekemmülât-ı insaniye

  • İnsana ait mükemmellikler, ilerlemeler.

tekerrür-ü nuzul / tekerrür-ü nuzûl

  • İnişin tekrarlanması.

temahuk

  • İnat etmek.

temerrüd / تَمَرُّدْ

  • İnat, karşı gelme.
  • İnat etme.

temerrüt

  • İnat.

tenakür / tenâkür

  • İnkâr etme.

tenezzül

  • İnme, alçalma.

tenezzül etmek

  • İnmek, alçalmak.

tenkiz

  • İnkaz etmek, kurtarmak. Kurtarılmak.

tenzil / tenzîl / تَنْز۪يلْ

  • İndirme, alçaltma.
  • İndirme.
  • İndirmek, indirilmek; Allahü teâlâ tarafından indirilen kitab, Kur'ân-ı kerîm. İnzâl kelimesinde bir defada indirmek mânâsı bulunduğu halde, tenzîlde azar azar indirme mânâsı vardır. Kur'ân-ı kerîm Levh-i mahfûzdan Beyt-ül-izze (Kur'ân-ı kerîmin bir bütün hâlinde indirildiği ve dünyâ semâsında bulun
  • İndirme.

tenzil etme

  • İndirme, düşürme.

tenzil etmek

  • İndirmek.

tenzilat / tenzîlât / تنزیلات

  • İndirim. (Arapça)
  • Tenzîlât yapmak: Fiyat düşürmek, indirim yapmak. (Arapça)

terakkiyat-ı beşer

  • İnsanlığa ait kalkınmalar, yükselmeler, ilerlemeler.

terakkiyat-ı beşeriye / terakkiyât-ı beşeriye

  • İnsanlığa ait terakkiler, kalkınmalar.

terakkiyat-ı insaniye / terakkiyât-ı insaniye

  • İnsanların manevî açıdan gelişme ve ilerlemeleri.

terakkiyat-ı maneviye-i beşeriye / terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriye

  • İnsanlığın mânevî ilerlemesi, yükselmesi.

terkik

  • İnceltme .

teşaub-u akvam / teşâub-u akvam

  • İnsanlığın çeşitli milletlere ayrılması, etnik çeşitlilik.

teşeffi

  • İntikam alma, kalbi buz gibi olma.

teşrih-i beden-i insani fenni / teşrih-i beden-i insanî fenni

  • İnsan bedenini tüm yönleriyle ele alan, inceleyen bilim; anatomi.

tetebu'at / tetebu'ât / تتبعات

  • İncelemeler. (Arapça)

tetkik

  • İnceleme, araştırma.

tetkik eden

  • İnceleyen, araştıran.

tetkik edilen

  • İncelenen, araştırılan.

tetkik olunmak

  • İncelenmek.

tetkikat

  • İncelemeler.

tetkiki / tetkikî

  • İnceleyerek, araştırarak.

tetkiksiz

  • İncelemeksizin.

tevafukat-ı latife / tevafukat-ı lâtife

  • İnce ve güzel uygunluklar, uyumluluklar.

teveccüh-ü nas / teveccüh-ü nâs / تَوَجُّهُ نَاسْ

  • İnsanların yönelmesi, ilgi göstermesi.
  • İnsanların, bir kimseyi beğenip, ona teveccüh etmeleri ve medh ü senâ etmeleri.
  • İnsanların (kabûl ile) yönelmesi.

tevfik / tevfîk

  • İnsan iradesiyle ilâhî iradenin birbirine uygunluğu.

teyettün

  • İncir yemek.

tılsım-ı acib / tılsım-ı acîb

  • İnsanları hayrette bırakan sır, gizem.

tin / tîn

  • İncir.
  • İncir.
  • İncir.

ubudiyet-i beşeriye / ubûdiyet-i beşeriye

  • İnsanlığın ibadeti, kulluğu.
  • İnsanlığın ibâdet ve kulluğu.

ubudiyet-i insaniye

  • İnsanın kulluğu.

ubudiyet-i külliye-i insaniye / ubûdiyet-i külliye-i insaniye

  • İnsanın geniş ve kapsamlı kulluğu.

udi

  • İnce taştan kapak.

uhuvvet-i insaniye

  • İnsanların birbirlerine olan kardeşliği, insanlık kardeşliği.

ukala-yı nas / ukalâ-yı nâs

  • İnsanların akıllıları, zekileri.

ukul-u beşer

  • İnsanoğlunun akılları.

ukul-ü beşer

  • İnsanların akılları.

ulum-u arziye / ulûm-u arziye

  • İnsanların bilgi ve tecrübelerinin ürünü olan ilimler.

ulum-u beşeriye / ulûm-u beşeriye

  • İnsanla ilgili ilimler, sosyal ilimler.

um'ume

  • İnsan topluluğu.

umur-u nas

  • İnsanlara ait işler.

ünan

  • İnleme.

unsur-u akide

  • İnanç unsuru; Muhâkemât'ın üçüncü makalesi.

uruk-u beşer

  • İnsan ırkları.

uruk-u insaniyetkarane / uruk-u insaniyetkârane / uruk-u insaniyetkârâne

  • İnsanlığa yakışır damar, kök veya huylar. (Farsça)
  • İnsanlık değerlerini harekete geçiren damarlar, insanlık damarı, insanî duygular.

üryani erik

  • İnce kabuklu erik türü.

utaş

  • İnsana ârız olan bir hastalıktır ve hasta insanın yüreği yanar, suyu içer, yine kanmaz.

uzletgah / uzletgâh / عزلتگاه

  • İnziva yeri. (Arapça - Farsça)

uzv-u insani / uzv-u insanî

  • İnsan bedeninin bir organı.

vahdet-i itikad

  • İnanç birliği.

vakt-i nüzul

  • İnme zamanı, yağmurun yağma zamanı.

valice

  • İnsanı şiddetle tutan bir hastalık.

vasıta-i nüzul

  • İniş, inme vasıtası.

vasıta-i tahakküm

  • İnsanları baskı altına alma aracı.

vatan

  • İnsanın yerleştiği, oturduğu yer, memleket.

vatan-ı asli / vatan-ı aslî

  • İnsanın doğduğu veya evlendiği veya ayrılmamak niyeti ile yerleştiği yer.

vaveyla-yı intikam / vâveylâ-yı intikam

  • İntikam feryadı.

vazife-i beşeriye

  • İnsanlık görevi.

vazife-i beşeriyet

  • İnsanlığın görevi.

vazife-i insaniye

  • İnsanlık görevi.

vazife-i insaniyet / vazife-i insâniyet

  • İnsanlık görevi.

vazife-i zaruriye-i insaniye

  • İnsanın zorunlu vazifesi, görevi.

vaziyet-i insaniye

  • İnsanlıkgörevi.

vaziyet-i muntazama

  • İntizamlı, düzenli vaziyet.

vehm

  • İnsanın kalbinde bir şey hakkında iki ihtimâlden az, zayıf olanı.

vesika-i itikad

  • İnanç belgesi.

vicdan / vicdân

  • İnsanın iyiyi kötüden ayırma hissi.

vicdan-ı munsıfane

  • İnsaflı vicdan.

vicdan-ı münsıfane / vicdan-ı münsıfâne

  • İnsaf ölçülerine göre hareket eden vicdan.

vücud-u beşer

  • İnsan vücudu.

vücud-u insan

  • İnsan bedeni.

vücud-u insaniyet

  • İnsanın vücudu, beden.

yehr

  • İnat etmek.

yevm-i fasl

  • İnsanların kısım kısım ayrıldığı ve davalarının halledildiği kıyamet günü. Bundan başka kıyamet gününe aşağıdaki isimler de verilir: Yevm-ül cem', yevm-ül cevab, yevm-ül cezâ, yevm-üd din, yevm-ül ahd, yevm-ül feza-ul ekber, yevm-ül haşr, yevm-ül hisâb, yevm-ül ivaz, yevm-ül karar, yevm-ül karia, ye

yümn-ü iman

  • İnanmanın getirdiği bereket ve uğur.

zaaf-ı akide

  • İnanç zayıflığı.

zahir ve batın duygular / zâhir ve bâtın duygular

  • İnsanın maddî ve mânevî duyuları.

zaman-ı fetret

  • İnsanlara peygamber gönderilmeyen mânevî buhran dönemi.

zaman-ı nüzul

  • İnme zamanı.

zaman-ı tereddüt ve evham

  • İnsanların şüpheye düştüğü ve kuruntulara kapıldığı dönem.

zar u zar / zâr u zâr

  • İnleyerek ağlama, feryat etme.

zarafet / zarâfet

  • İncelik, kibarlık.

zari / zârî / زاری

  • İnleme, zar zar ağlama. (Farsça)

zarif

  • İnce, nazik, narin.

zarif-üt tab'

  • İnce, zarif tabiatlı, güzel huylu.

zaruri / zarurî

  • İnkâr edilemeyen, zorunlu olan.

zaruriyyat-ı din / zarûriyyât-ı din

  • İnanılacak ve yapılacak işlerle ilgili, âlim ve câhil herkesin bilmesi lâzım olan din bilgileri.

zayh

  • İncir ağacı.

zeal

  • İnkârdan sonra ikrâr etmek.

zeka-yı beşeri / zekâ-yı beşerî

  • İnsan zekası.

zelzele-i beşeriye

  • İnsanî zelzele; insanın maddî ve mânevî hayatında meydana gelen sarsıntı, Dünya Savaşları, dinsizlik gibi.

zelzele-i içtimai ve beşeri / zelzele-i içtimaî ve beşerî

  • İnsanın sosyal hayattaki sarsıntıları.

zemaniyan

  • İnsanlar. Beşer. (Farsça)

zerafet

  • İncelik, zariflik.