LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te İb kelimesini içeren 126 kelime bulundu...

a'mal-i mükellefin / a'mâl-i mükellefîn / اَعْمَالِ مُكَلَّف۪ينْ

  • İbâdetle yükümlü olanların amelleri.

abid / âbid / عابد

  • İbadet eden.
  • İbâdet eden. Farzları ve vâcibleri yerine getirdikten sonra çeşitli nâfile ve yapılması sevab olan işlere de devam eden. Çokluk şekli, ubbâd'dır.
  • İbadet eden.

abidane / âbidane

  • İbadet eden gibi.

abide

  • İbâdet eden kadın. (Abide-i zâhide gibi)

aftabe / âftâbe / آفتابه

  • İbrik. Su kabı. (Farsça)
  • Ibrık, su kabı. (Farsça)

azer / âzer

  • İbrâhim aleyhisselâmın amcası ve üvey babası.

berahin-i mabudiyet / berâhîn-i mâbûdiyet

  • İbadet edilmeye lâyık olmanın delilleri.

büdbüdek

  • İbibik kuşu, çavuş kuşu, hüdhüd. (Farsça)

ca-yı ibret / câ-yı ibret

  • İbret edilecek nokta, ibret verici.

cihan-ı ibret

  • İbret dünyası.

ders-i ibret

  • İbret dersi.
  • İbret dersi. Göz ve fikir açacak hâdise.

dimkis

  • İbrişim.

ebresim

  • İbrişim.

ebresimi / ebresimî

  • İbrişimci.

eda-yı ibadet

  • İbadeti yerine getirme.

ehl-i temaşa ve tefekkür / ehl-i temâşâ ve tefekkür / اَهْلِ تَمَاشَا وَ تَفَكُّرْ

  • İbret nazarıyla seyredenler ve düşünenler.

el-evvel

  • İbtidası olmayıp, herşey üzerine sâbık olan.

elh

  • İbadet.

enva-i ibadat / enva-i ibâdât

  • İbadet çeşitleri.

ezel

  • İbtidası ve başlangıcı olmayan, her zaman var olan.

gaye-i ibadet

  • İbadetin gayesi.

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

harekat-ı ubudiyet / harekât-ı ubudiyet

  • İbadet hareketleri.

hatır-ı melekani / hâtır-ı melekânî

  • İbâdete, tâate rağbet etmeye dâir insanın kalbine melek tarafından getirilen düşünce. Buna ilhâm da denir.

hazret-i ibrahim

  • İbrahim (a.s.).

hıllet-i ibrahim

  • İbrahim'in (a.s.) dostluğu, dostluk sıfatı olan samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık.

hızır aleyhisselam / hızır aleyhisselâm

  • İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî.

huc-i hüdhüd

  • İbibik ibiği, hüdhüd kuşunun ibiği.

hülasa-ı ubudiyet / hülâsa-ı ubûdiyet

  • İbadetin, kulluğun özü.

i'tikaf / i'tikâf

  • İbâdet niyetiyle câmide bir müddet bulunmak. Îtikâf, nezr (adak) olursa vâcib, Ramazan ayının son on gününde sünnet, bunların dışında herhangi bir zamanda namaz kılmayı beklemek, göz-kulak günâh işlemesin niyetiyle mescidde bulunmak ise müstehâbdır (sevâbdır). Îtikâfa girene mü'tekif denir.

ibadat / ibâdât / عبادات

  • İbadetler.
  • İbadetler.
  • İbadetler.
  • İbadetler. (Arapça)

ibadetgah / ibadetgâh / ibâdetgâh / عبادتگاه

  • İbadet edilen yer.
  • İbadet yeri.
  • İbadet yeri, mabet. (Arapça - Farsça)

ibadethane / ibadethâne / ibâdethâne / عبادت خانه

  • İbadetgâh. Allah'a ibadet edilen yer. (Farsça)
  • İbadet edilen yer.
  • İbâdet yapmak için toplanılan yer.
  • İbadet evi.
  • İbadet edilecek yer. (Arapça - Farsça)

ibadetkar / ibadetkâr / ibâdetkâr

  • İbâdet eden.
  • İbadet yapan. İbadete düşkün. (Farsça)
  • İbadetli, ibadet eden.

ibahiyyun

  • İbaheciler. Her şeyi mübah sayan bâtıl bir zümre.

ibarat / ibârât

  • İbareler, sözler.
  • İbareler, metinler, yazılar.

ibkaen

  • İbka suretiyle.

ibnü'l-hacer

  • İbn Hacer el-Heysemî'nin (ö.1567) fıkıh esasları üzerine kaleme aldığı eseri.

ibrahim

  • İbrahim kelimesi, İbranicede baba anlamına gelen "eb"; ve cumhur demek olan "reham" kelimelerinden meydana gelmiştir. "Ebu-l cumhur" ise; cumhurun babası demektir. Bu ismi meydana getiren kelimelerin ikisinin de hareke veya telaffuzlarını az bir değişiklik yapmakla yine bu mânalar Arapçada vardır. B
  • İbrahim (a.s.).

ibrahim-vari

  • İbrâhim (A.S.) gibi. Fani, gelip geçici şeylere kalbini bağlamamak sureti ile. (Farsça)

ibrahimvari / ibrâhimvârî

  • İbrahim aleyhisselâm gibi.

ibrani / ibrânî

  • İbranice; İbrani diline ait.

ibret-engiz

  • İbret verici.

ibret-feşan

  • İbret saçan; ibretli.

ibretamiz / ibretâmiz / ibretâmîz / عبرت آميز

  • İbret öğreten.
  • İbret verici, ders verici. (Arapça - Farsça)

ibretbahş / عبرت بخش

  • İbret veren, ibreti iktiza eden. (Farsça)
  • İbret verici. (Arapça - Farsça)

ibretbin

  • İbret almış, ders almış. (Farsça)

ibreten / عبرة

  • İbret olmak üzere, intibah ve ibret vesilesi olmak için.
  • İbret olsun diye, ibret olarak. (Arapça)

ibretfeşan / ibretfeşân

  • İbret dağıtan, çok mühim ders verici hâdise. (Farsça)
  • İbret saçan.

ibretgah / ibretgâh

  • İbret yeri.

ibrethane / ibrethâne

  • İbret yeri.

ibretnüma / ibretnümâ

  • İbret gösteren. İbret veren. (Farsça)
  • İbret olan, ibret alınan.
  • İbret gösteren.

ibretnümun

  • İbret olan, ders olan. (Farsça)

ibrik / ibrîk / ابریق

  • İbrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap. (Arapça)

ibtinaen

  • İbtinâ ederek, mübteni olarak, dayanarak.

ıdric

  • İbrişim kilim.

ihlas / ihlâs

  • İbadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihlas-ı hakiki / ihlâs-ı hakikî

  • İbadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; gerçek samimiyet.

ihlaslı / ihlâslı

  • İbadet ve davranışlarında sadece Allah'ın rızasını gözeten.

ihtilaf-ı ibadat / ihtilâf-ı ibâdât

  • İbadetlerin farklı farklı olması.

ilahe / ilâhe

  • İbadet edilen bâtıl şey.

ilm-i hal / ilm-i hâl

  • İbadet usullerini, din kaidelerini bildiren kitap.

kahz

  • İbrişim karışıklı beyaz bez.

kalender

  • İbâdetlerin görünmesine önem vermeyen, herkese tatlı söyleyerek kalb kazanmağa çalışan, farzları yapmaya dikkat eden ve dünyâya düşkün olmayan kimse.

kanzaa

  • İbik.

kemal-i uluhiyet / kemâl-i ulûhiyet

  • İbadete ve itaat edilmeye layık olmanın, ilâhlığın mükemmelliği.

kıssa

  • İbretli hikâye.
  • İbretli hikâye.

kura'

  • İbâdet eden.

kuvvet-i ihlas / kuvvet-i ihlâs

  • İbadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetmeyle elde edilen kuvvet.

lafz-ı zahir / lafz-ı zâhir

  • İbaresi işitilmekle ancak bilinen, yâni söyleyenin maksadı düşünülmeye muhtaç olmadan derhal mânâsı anlaşılan sözdür. Bunun zıddına hafi denir.

ma'bed

  • İbâdet edilen yer.

ma'bud-u cemil-i zülcelal / ma'bûd-u cemîl-i zülcelâl / مَعْبُودُ جَمِيلِ ذُوالْجَلَالْ

  • İbâdete yegane lâyık, nihâyetsiz güzellik ve haşmet sâhibi olan (Allah).

ma'bud-u ezeli / ma'bûd-u ezelî / مَعْبُودِ اَزَل۪ي

  • İbâdete yegane lâyık olup başlangıcı olmayan (Allah).

mabed / mâbed

  • İbadet edilen yer.

mabud / معبود

  • İbadet edilen, ilah.
  • İbadet edilen, (Arapça)

mabud-u baki / mâbûd-u bâkî

  • İbadete lâyık olan ve varlığı hiçbir zaman son bulmayan Allah.

mabud-u mutlak / mâbud-u mutlak / mâbûd-u mutlak

  • İbadete lâyık tek varlık olan Allah.
  • İbadete layık tek varlık olan Allah.

mabudiyet / mâbudiyet / mâbûdiyet

  • İbadet edilmeye lâyık olma.
  • İbadet edilmeye lâyık olma.

mana-yı ibadet / mânâ-yı ibadet

  • İbadet mânâsı, özü, asıl maksadı.

maye-i ibret / mâye-i ibret

  • İbret aynası, ibret levhası.

medar-ı ibret / medâr-ı ibret / مَدَارِ عِبْرَتْ

  • İbret almağa yarıyan.
  • İbret vesilesi.
  • İbret almaya sebeb.

medar-ı ibret ve dikkat / medâr-ı ibret ve dikkat

  • İbret ve dikkat sebebi, vesilesi.

mehasin-i ubudiyet / mehâsin-i ubudiyet

  • İbadetin kazandırdığı iyilik ve güzellikler.

menasık / menâsık

  • İbadet yerleri.

menasik / menâsik

  • İbadet yerleri, görevleri.

mil

  • İbre, ince ve uzun metal çubuk.

millet-i ibrahim

  • İbrahim milleti, tevhid inancını benimseyenler.

millet-i ibrahimiye

  • İbrahim milleti, tevhid inancını benimseyenler.

mirsad-ı ibret

  • İbretle seyretme yeri.

mülhim

  • İbrişimden olan elbise.

müsareat / müsâreat

  • İbâdetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmek.

mutekif / mûtekif

  • İbadet için bir köşeye çekilen.

nahur / nâhûr

  • İbrâhim aleyhisselâmın amcası ve üvey babası olan Âzer'in asıl ismi.

nasihat

  • İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.

nazar-ı ibret / نَظَرِ عِبْرَتْ

  • İbretle bakış.
  • İbret bakışı.

nefs-i ibadet

  • İbâdetin kendisi.

nemrut

  • İbrahim (a.s.).

nüsük

  • İbâdet. Hac ve umrede yerine getirilmesi lâzım olan işlerin herbiri.

perestişkar / perestişkâr

  • İbâdet edercesine seven, çok ileri sevgi ve hürmet besleyen.

sahife-i ibret

  • İbret sayfası.

şat-ı ibni mes'ud / şât-ı ibni mes'ud

  • İbni Mes'ud'un keçisi.

şe'n-i uluhiyet / şe'n-i ulûhiyet

  • İbadete ve itaat edilmeye layık olan ilâhlık şanı.

secdegah-ı ubudiyet / secdegâh-ı ubudiyet

  • İbadet edilen yer.

şeytan

  • İblis. (Cenab-ı Hakk'ın emrine isyan ettiğinden rahmetinden kovulmuş, şerleri ve muzır şeyleri temsil eder ve ateşten yaratılmıştır. Bütün melekler Cenab-ı Hakk'ın emriyle Hazret-i Âdem'e secde ettiği halde Şeytan: "O, topraktan yaratılmıştır, ben ateşten yaratıldım. Ben ondan daha kıymetli ve yükse

siyera'

  • İbrişimle karışık alaca bez.

ta'at / tâ'at

  • İbâdet. Allahü teâlânın beğendiği, râzı olduğu şeyler. Hasene.

taabbüd / تَعَبُّدْ

  • İbadet etmek. Kulluk etmek.
  • İbadet etmek.
  • İbadet etmek.
  • İbadet, kulluk etmek.
  • İbâdet etme.

taabbüdi / taabbüdî

  • İbadet etmekle ilgili.
  • İbadete ait olup emrolunduğu için yapılan. Sebeb ve illeti sadece emir olan, aklın muhakemesine bağlı olmayan. İbâdete âit ve müteallik.

taat

  • İbadet etmek, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, itaat etmek.
  • İbadet etmek. Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek. İtaat etmek.

taatgah / taatgâh

  • İbadet yeri. İbadetgâh. (Farsça)

tağut / tâğût

  • İbadet edilen bâtıl şey, put; azgın idareci.

tahsis-i taabbüd

  • İbadeti ve kulluğu sadece Allah için yapma.

tarikat / tarîkât

  • İbadet ve zikirlerle kalben ilerleme yolları.

taruh / târûh

  • İbrâhim aleyhisselâmın asıl, öz babası.

te'liye

  • İbadet ettirmek.

tecelliyat-ı uluhiyet / tecelliyat-ı ulûhiyet

  • İbadete ve itaat edilmeye lâyık olan Cenâb-ı Hakkın isimlerinin varlıklarda eserini göstermesi.

tefdim

  • İbrik ağzına süzgeç koymak.

tefekkür

  • İbret alacak ve faydalanacak şekilde derin düşünme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve nîmetlerini düşünme.

tenessük

  • İbadet etmek.

terk-i ibadet

  • İbadet etmeyi terk etme.

u'büd

  • İbadet et (meâlinde emir.)

ubudiyet / ubûdiyet

  • İbadet, kulluk etme.

ucb

  • İbadetiyle gururlanma.

vakahet

  • İbadet.

vazife-i ibadet

  • İbadet görevi.

vazife-i ubudiyet

  • İbadet vazifesi, kulluk görevi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR