LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te İMTİHAN ifadesini içeren 56 kelime bulundu...

ardin

  • Deneme, imtihan, tecrübe. (Farsça)

azmudegi / azmûdegî

  • Tecrübe, deneme, imtihan. (Farsça)

azmun / azmûn

  • Tecrübe, deneme, imtihan. (Farsça)

bakalorya

  • Lise tahsilinden sonra imtihan neticesi kazanılan olgunluk. Olgunluk imtihanı ve diploması. (Fransızca)

bela / belâ

  • (c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye.
  • Yaramaz nesne.
  • Allahü teâlânın insanları imtihan etmek, denemek için verdiği maddî ve mânevî üzüntü, sıkıntı, musîbet, âfet.

belv

  • (Belvâ) Dert, çile. Musibet. Zahmet.
  • İmtihan, tecrübe.

bilv

  • Belâ.
  • Zahmet.
  • Tecrübe, imtihan.

bilye

  • (Çoğulu: Belâya) Belâ,
  • Zahmet.
  • Tecrübe, imtihan.

cüz-i ihtiyar

  • Dilediği gibi hareket edebilme. Yani: Herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak hususunda bir tarafı tercih etmek iktidar ve serbestliği. Bu serbestlik ile, Cenab-ı Hak insanları, iyiliği veya kötülüğü istemek cihetinde imtihan eder.

daire-i teklif

  • Sorumluluk ve imtihan yeri.

dar-ı imtihan / dâr-ı imtihan / dâr-ı imtihân / دَارِ اِمْتِحَانْ

  • İmtihan yeri.
  • İmtihan yeri.
  • Dünya.
  • Dar-ı mihnet, meydân-ı ibtilâ gibi tâbirler de aynı mânada kullanılır.
  • İmtihân yeri.

dar-ı teklif / dâr-ı teklif

  • İmtihan yeri, dünya.

dar-ul belva / dâr-ul belvâ

  • Dünya, imtihan yeri. Belâ ve musibet âlemi.

ders-i amm

  • Bir medreseyi bitirdikten sonra, tâbi tutulan imtihan sonunda medrese talebelerine ders vermek salâhiyetini kazanan.
  • Asistan.
  • Herkese ders vermeğe salâhiyetli âlim.

eyyub / eyyûb

  • (A.S.) : Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen İshak Aleyhisselâm'ın oğlu olan Ays'ın evlâdından Eyyûb Aleyhisselâm, bir peygamber idi. Pek çok malı ve Şam tarafında çok mülkü vardı. Her makbul kulunu ve peygamberini Allah imtihana çektiği gibi onu da denedi. Cümle emlâki emvâli elinden gitti. O yine şükrett

fitre

  • İmtihan.
  • Belâ, musibet.

fütun

  • İmtihan ve tecrübe etmek.
  • Birbiri ardınca mihnete ve şiddete düşmek.

hikmet-i teklif

  • İnsanlara dünya hayatında bazı sorumlulukların yüklenmesinin hikmeti, imtihan gayesi.

ibtila / ibtilâ

  • Belâya uğramak. Musibete düşmek. İyi veya kötü şeye düşkünlük, tiryakilik.
  • İnsanın iyiliğini, kötülüğünü ve kemâl derecesini meydana çıkaran imtihan, tecrübe.
  • İmtihan. Allahü teâlânın, kulunu, çeşitli sıkıntılar vermek sûretiyle imtihan etmesi, denemesi.
  • Bir şeye düşkünlük. Mübtelâ olmak.

iftihas

  • Gerçeği ve hakikatını dikkatle araştırma. İçyüzünü iyice tetkik etme.
  • İmtihan etme, deneme.

ıhtibar

  • İmtihan ve tecrübe etmek.

imtihan-ı rabbani / imtihan-ı rabbânî

  • Herşeyi terbiye edip idaresi altında bulunduran Allah'ın imtihanı.

imtihan-ı ulvi / imtihan-ı ulvî

  • Yüce imtihan.

imtihanat

  • İmtihanlar.

kat'

  • Kesme, ayırma.
  • Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek.
  • Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
  • Edb: Sözün te'sirini arttırmak ve dinleyenin anlayışına bırakmak için söz bitmeden kesivermek."İmtihan geliyor. Çalışın, yoksa..."Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz Size rehberl

mahn

  • Kuyudan su çıkarmak.
  • İmtihan etmek.
  • Bahşiş vermek.
  • Vurmak.

meclis-i imtihan

  • İmtihan meclisi, dünya.

merhum

  • (Rahm. den) Kendine rahmet edilmiş.
  • Rahmete kavuşmuş. Dünyanın sıkıcı ahvâlinden kurtulup rahmet-i İlâhiyeye kavuşmuş olan. Dünya imtihanından kurtulup, vazifesini bitirmiş, paydosa kavuşmuş olan. (Vefat etmiş müslüman hakkında söylenir.)

mevt

  • Ölüm. Âhirete göç. Dünyadan gitmek.
  • Mevt, mü'minler için dünya vazifelerinden ve imtihanından bir paydostur.

meydan-ı harp ve imtihan

  • Savaş ve imtihan meydanı.

meydan-ı imtihan

  • İmtihan meydanı.

meydan-ı imtihan-ı ins ü can / meydan-ı imtihan-ı ins ü cân

  • İnsan ve cinlerin imtihan meydanı, yani dünya.

meydan-ı iptila / meydan-ı iptilâ

  • İmtihan meydanı.

meydan-ı iptila ve imtihan / meydan-ı iptilâ ve imtihan

  • Tecrübe ve imtihan meydanı.

meydan-ı mücadele ve imtihan

  • Mücadele ve imtihan meydanı.

meydan-ı tecrübe ve imtihan

  • Deneme ve imtihan meydanı.

muhteber

  • Tecrübe ve imtihan eden, deneyen.

mümahhas

  • Tecrübe ve imtihan edilmiş. Denenmiş, sınanmış.

mümeyyiz

  • Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü farkeden.
  • İmtihandaki talebenin bilgisini imtihan ederek yoklayan kimse.
  • Gr: Tırnak işareti.
  • Seçen, ayıran.
  • Dairedeki yazıları temize çeken kâtip.
  • İmtihanda ayırtman.

mümtehan

  • (Mehn. den) Tecrübe edilmiş, denenmiş. İmtihan edilmiş.

mümtehin

  • (Mehn. den) Tecrübe eden, deneyen. İmtihan eden.

mümtehine

  • (Mümtehane) İmtihan olunan kadın veya kız.

mümtehine suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 60. Suresidir. İmtihan veya Meveddet Suresi de denilir.

müsabaka

  • Karşılıklı yarışma. Hangisinin ileride olduğunu anlamak için yapılan tecrübe, imtihan. Bir şeyde derece anlama için iki veya daha çok şahıslar arasında bazı şartlarla yapılan tecrübe.

netice-i imtihan

  • İmtihan neticesi.

sebr

  • Denemek, imtihan.
  • Yara, kuyu vesâirenin derinliğini anlamak için yoklamak.

sefer-i imtihan

  • İmtihan yolculuğu.

sırr-ı imtihan

  • İmtihan sırrı.

sırr-ı teklif / sırr-ı teklîf / سِرِّ تَكْلِيفْ

  • İmtihan sırrı.
  • Yükümlü kılma (imtihan) sırrı.

tecrübe

  • (Tecribe) Deneme, sınama.
  • Görmüş, geçirmişlik.
  • Anlamak için yapılan iş. İmtihan.
  • İlmi bir gerçeği göstermek için yapılan deneme. Deney.

tecrübe-i meydan-ı imtihan

  • İmtihan meydanındaki tecrübe, sınav.

tecrübevari / tecrübevâri

  • İmtihan edercesine.

temhis

  • İmtihan ve tecrübe etme.
  • Halâs etme.

temhisat / temhisât

  • (Tekili: Temhis) Tecrübeler, imtihan etmeler.

vakt-i tecrübe

  • Deneme vakti, imtihan dönemi.

zaman-ı imtihan

  • İmtihan zamanı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın