LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te İL kelimesini içeren 691 kelime bulundu...

ac / âc / آج

  • Ilgın ağacı. (Farsça)

adem

  • İlk insan ve ilk peygamber.

adem-i harici / adem-i hâricî

  • İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan.

adem-i taalluk / adem-i taallûk

  • İlgili olmama.

adem-i teveccüh / عدم توجه

  • İlgisizlik.

afyon

  • İlaç.

ağleb-i enbiya

  • İlâhî mesajı insanlara iletmekle görevli olan peygamberlerin büyük çoğunluğu.

aheng-i terakki / âheng-i terakkî

  • İlerleme ve gelişmenin ahengi, uyumu.

ahirbin / âhirbîn / آخربين

  • İleri görüşlü. (Arapça - Farsça)

ahlak-ı ilahiye / ahlâk-ı ilâhiye

  • İlâhî ahlâk.

akd-i semavi / akd-i semâvî

  • İlâhî akit; Hz. Zeyneb'i, Peygamberimize (a.s.m.) Cenâb-ı Hakkın nikâhlaması.

akibet-bin / âkibet-bin

  • İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören. (Farsça)

akl-ı evvel

  • İlk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl.

akrebiyet-i ilahiye / akrebiyet-i ilâhiye

  • İlâhî yakınlık, Allah'ın kula olan yakınlığı.

alaka / alâka / علاقه

  • İlgi.
  • İlgi, alaka. (Arapça)

alakabahş / alâkabahş / علاقه بخش

  • İlgi uyandıran. Alâka uyandıran. (Farsça)
  • İlgilendiren, ilgili. (Arapça - Farsça)

alakadar / alâkadar / علاقه دار

  • İlgili.
  • İlgili, alakalı. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar etmek: İlgilendirmek. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar olmak: İlgilenmek. (Arapça - Farsça)

alakadar eden / alâkadar eden

  • İlgilendiren.

alakadaran / alakadârân / علاقه داران

  • İlgililer. (Arapça - Farsça)

alakadarane / alâkadarane / alâkadarâne

  • İlgi gösterircesine.
  • İlgilenerek, alâka göstererek.

alakadarlık / alâkadarlık

  • İlgili olma.

alakalı / alâkalı

  • İlgili.

alakasız / alâkasız

  • İlgisiz.

alakayla / alâkayla

  • İlgiyle.

ale / âle

  • İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen çiçek. (Farsça)

alek / âlek

  • İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen bir çiçek. (Farsça)

alem-i melekut / âlem-i melekût

  • İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen, kâinatın iç yüzü.

alihe / âlihe / آلهه

  • İlâhlar, tanrılar.
  • İlahlar. (Arapça)

ami / âmî

  • İlmi olmayan kimse. Mukallid. Çoğulu avâm'dır.

amin

  • İlerlemeyen. Yerinde sâbit ikamet eden.

arif-i esrar / ârif-i esrar

  • İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.

arız olma / ârız olma

  • İlişme, bulaşma; birşeyin aslından olmayıp o şeye dışarıdan gelip ilişme; sonradan ortaya çıkıp bulaşma, ilişme ortaya çıkma.

arş

  • İlâhî kudret ve saltanatın tecelli yeri.

ashab-ı ilim

  • İlim sahipleri.

ashab-ı irfan ve hikmet

  • İlim ve hikmet sahibi kimseler.

aşk-ı ilahi / aşk-ı ilâhî

  • İlâhî aşk, Allah'a duyulan aşk derecesindeki sevgi.

aşk-ı ilmi / aşk-ı ilmî

  • İlim aşkı.

aşk-ı lahuti / aşk-ı lâhûtî / عَشْقِ لَاهُوت۪ي

  • İlâhî aşk.

asl-ı evvel / اَصْلِ اَوَّلْ

  • İlk temel, kaynak.
  • İlk asıl, başlangıç.

avam

  • İlimsiz, sıradan kimse.

avans

  • İlerideki bir alacağa mahsuben önceden verilen para. (Fransızca)

avind

  • İlk, evvel, önce. (Farsça)

ayn-ı ilmi

  • İlmin kendisi.

azab-ı ilahi / azab-ı ilâhî

  • İlâhî azap.

azamet-i ilahi / azamet-i ilâhi

  • İlâhî büyüklük.

bab-ı rahmet / bâb-ı rahmet

  • İlâhî şefkat ve merhamet kapısı.

bagel

  • Ilık su. Sıcak ve soğuk olmayan, harareti ikisinin arasındaki bir ısıda olan su. (Farsça)

bahari / baharî / bahârî / بهاری

  • İlkbahara âit. İlkbaharla ilgili.
  • İlkbahar ile ilgili. (Farsça)

bahr-i ilm

  • İlim denizi.

bahr-i rahmet

  • İlâhî şefkat ve merhamet denizi.

baran-ı feyz ve rahmet / bârân-ı feyz ve rahmet

  • İlâhî rahmet, feyz ve bereket yağmuru.

baran-ı feyz-i rahmet / bârân-ı feyz-i rahmet

  • İlâhî rahmet, feyz ve bereket yağmuru.

basiret / basîret

  • İleri görüşlülük, seziş.
  • İleri görüş, kuvvetli seziş.

basiretli

  • İleri görüşlü, ferasetli.

bayram-ı ilahi / bayram-ı ilâhî

  • İlâhî bayram.

beddua / bedduâ / بددعا

  • İlenç. (Farsça - Arapça)

bedeviyet / بَدَوِيَتْ

  • İlkel göçebelik, şehirliliğin zıddı.

bekuri / bekûrî

  • İlk evlat, ilk doğan çocuk.

bekuriyyet / bekûriyyet

  • İlk evlâtlık.

bereket-i ihsan

  • İlâhî ihsanın bereketi.

bidayeten / bidâyeten

  • İlk olarak.

bigane / bîgâne

  • İlgisiz.

biganesin / bigânesin

  • İlgiyi kesmişsin, yabancısı olmuşsun, habersizsin.

biilmelyakin / biilmelyakîn

  • İlmî delillerle elde edilen kesinlikle.

bikr-i fikir

  • İlk olarak söylenen fikir. (Farsça)

bikr-i mazmun

  • İlk def'a söylenmiş mazmun.

bücdet

  • İlim, bilgi.

büdur

  • İleri geçme, hızla geçme.

burhan-ı ilahi / burhan-ı ilâhî

  • İlâhî delil, Kur'ân.

çalab

  • İlâh. Mâbud. Cenâb-ı Hak, Rab. (Türkçe)
  • İlâh, Rab.

calib / câlib / جالب

  • İlginç, çekici. (Arapça)

cehl

  • İlimsizlik, bilgisizlik, dînî bilgilerden haberi olmamak.

cemiyet-i ilmiye

  • İlmî kurum, dernek.

cerahat

  • İltihap, yara.

cereyan-ı tecelliyat-ı ilahiye / cereyan-ı tecelliyat-ı ilâhiye

  • İlâhî yansımalarının meydana gelmesi, cereyan etmesi.

cevab-ı ilmi / cevab-ı ilmî

  • İlmî cevap.

cihad-ı manevi / cihad-ı manevî

  • İlim, fikir, istiğfar gibi manevi unsurlarla din düşmanlarına karşı koymak.

cihad-ı maneviye / cihâd-ı mâneviye

  • İlim, fikir, dua gibi mânevî unsurlarla din düşmanlarına karşı mücadele.

cihan-ı ilm

  • İlim dünyası.

cilve-i ef'al / cilve-i ef'âl

  • İlâhî fiillerin yansıması.

cilve-i inayet / cilve-i inâyet

  • İlâhî şefkat ve yardımın cilvesi, görünmesi.

cilve-i irade-i ilahiye / cilve-i irade-i ilâhiye

  • İlâhî iradenin yansıması, görünmesi.

cilve-i nur

  • İlâhî nurun yansıması ve görünmesi.

cinan-ı ulum / cinan-ı ulûm

  • İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri.

cüz-ü evvel

  • İlk bölüm.

dahi-yi hikmet / dâhi-yi hikmet

  • İlim ve hikmet dehâsı, son derece zeki felsefe âlimi.

dahve

  • İlk kuşluk vakti. Güneşin ufukta ilk yükselip yayılmaya başladığı an.

dair / dâir

  • İlgili, ait.
  • İlgili, devreden.

daire-i fünun

  • İlimler dairesi.

daire-i ilim

  • İlim dairesi.

daire-i ilim ve kudret

  • İlim ve kudret dairesi, alanı.

daire-i ilm

  • İlim dairesi.

daire-i ilmiye

  • İlim dairesi.

daire-i tasarruf-u rububiyet

  • İlâhî irâde ve terbiyenin tasarruf dairesi.

daire-i uluhiyet / daire-i ulûhiyet

  • İlâhlık dairesi.

dakaik-aşina

  • İlmî incelikleri bilen, anlaşılması ve tefhimi müşkül, yüksek ve ince ilmî mes'elelere vâkıf olan. (Farsça)

dakaik-ı fenniye

  • İlmî incelikler. Fennin ince ve güç anlaşılan noktaları. (Farsça)

dar-ül ulum / dâr-ül ulûm

  • İlimler yurdu. Medrese. Ders görülen yer.

daru / dârû / دارو

  • İlâç, deva, tiryak. (Farsça)
  • İlaç. (Farsça)

daru-hane

  • İlâç satılan yer, eczahane. (Farsça)

define-i ilmiye

  • İlim hazinesi.

dekaik-ı ilmiye

  • İlmin incelikleri.

dekaik-i ilmiye

  • İlmin incelikleri.

dellal-ı aşık / dellâl-ı âşık

  • İlân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden.

dellallık / dellâllık

  • İlân edicilik, rehberlik.

dellallık etmek / dellâllık etmek

  • İlân etmek, başkalarına duyurmak.

derecat-ı niam-ı ilahiye / derecat-ı niam-ı ilâhiye

  • İlâhî nimetlerin dereceleri.

derece-i ilim

  • İlim derecesi.

derece-i ilim ve marifet

  • İlim ve bilgi derecesi.

derece-i münasebet ve alaka / derece-i münasebet ve alâka

  • İlgi ve irtibat derecesi.

derman / dermân / دَرْمَانْ

  • İlâç, tâkat, güç.
  • İlaç, çare, güç.
  • İlaç, çare.

dermeyan edilen

  • İleri sürülen, anlatılan, söylenen.

ders-i ilmi / ders-i ilmî

  • İlim dersi.

desatir-i ilmiye / desâtir-i ilmiye

  • İlmin düsturları, kuralları.
  • İlmin düsturları. İlmin icab ettirdiği kaideler.

destkar / destkâr / دستكار

  • İl işi. (Farsça)

deva / devâ / دوا / دَوَا

  • İlâç, çare. Hastalığın iyi olmasına sebeb olan gıda.
  • İlâç, çare.
  • İlaç.
  • İlaç.
  • İlaç.

devaen / devâen

  • İlaç olarak.
  • İlaç olsun diye.

devr-i terakki

  • İlerleme devri.

din-i ilahi / din-i ilâhî

  • İlâhî din.

dur-bini / dur-binî

  • İlerisini görürlük, uzağı görmeklik. (Farsça)

durendiş / dûrendiş / dûrendîş / دوراندیش

  • İlerisi için kaygılanan.
  • İleri görüşlü, ileriyi düşünen. (Farsça)

durendişane / dûrendişâne

  • İlerisi için kaygılanırcasına.

düstur / düstûr

  • İlke, kural.

düstur-u ilahi / düstur-u ilâhî / düstûr-u ilâhî

  • İlâhî düstur, prensip.
  • İlâhi kural, kanun.

düstur-u ilmi / düstur-u ilmî

  • İlme dayalı kural.

düstur-u irade-i ilahiye / düstur-u irade-i ilâhiye

  • İlâhî iradenin kaide ve prensipleri.

düstur-u terakki

  • İlerleme kanunu.

ebu zerr-i gıffari / ebu zerr-i gıffarî

  • İlk İslâm olanların beşincisi olup ilimde İbn-i Mes'ud hazretlerine müsavi sayılırdı. Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmdan 281 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hazreti Ali Kerremallahu Vechehu kendisine "İlim dağarcığı" lâkabını vermiştir. Hi: 31'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (R.A.)

ecl

  • İllet, sebeb, cihet. İçin, dolayı... den. Arabçada "Li" ilâve ederek kullanılır. Meselâ: Li-eclillâh : Allah için, Allah rızası için.

eczacı

  • İlaç yapan ve satan kimse.

eczahane / eczâhâne

  • İlaç yapılıp satılan işyeri.

eczahane-i kübra-yı ilahiye / eczahane-i kübrâ-yı ilâhiye

  • İlâhî büyük eczahane.

edille-ii ilmiyye

  • İlmî deliler.

edviye / ادویه / اَدْوِيَه

  • İlaçlar, devalar. (Arapça)
  • İlaçlar.

ehl-i hal

  • İlâhî aşka bağlanmış, çoşkunluk ve vecd sahibi.

ehl-i ilim

  • İlim ehli, âlimler.

ehl-i ilim ve tarikat

  • İlim sahibi ve bir tarikata bağlı olan kimseler.

ehl-i keşif / اَهْلِ كَشِفْ

  • İlâhî sırları görenler.

ehl-i ma'rifet / اَهْلِ مَعْرِفَتْ

  • İlim ve hüner sâhibleri.

ehl-i maarif / ehl-i maârif / اَهْلِ مَعَارِفْ

  • İlim ehli olanlar.

ehl-i zevk / اَهْلِ ذَوْقْ

  • İlahî sırların ruh ve kalbten, nefis ve hislere geçmesiyle bundan zevk alan kimseler.

ehlikitab

  • İlâhî kitaplardan birine inanan.

elfaz-ı ilahiye ve nebeviye / elfâz-ı ilâhiye ve nebeviye

  • İlâhî lâfızlar ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri.

eltaf-ı ilahiyye / eltaf-ı ilâhiyye

  • İlâhî lütuflar; Allah'ın ihsanları, şefkatle muamelesi.

emanet-i ilahiyye / emânet-i ilâhiyye

  • İlâhî emanetler.

enaniyet-i ilmiye / enâniyet-i ilmiye

  • İlimden, ilim sahibi olmaktan gelen benlik ve gurur.

enva-ı ihsanat-ı ilahiye / envâ-ı ihsânât-ı ilâhiye

  • İlâhî ihsan çeşitleri.

enva-ı iltifat / envâ-ı iltifat

  • İltifatın çeşitleri.

enva-ı niam-ı ilahiye / envâ-ı niam-ı ilâhiye

  • İlâhi nimetlerin çeşitleri.

envar-ı esmaiye / envâr-ı esmâiye

  • İlâhî isimlerin nurları.

erbab-ı irfan

  • İlim ve irfan sahipleri, âlimler.

erbab-ı ulum / erbab-ı ulûm

  • İlim sahipleri, âlimler.

erkan / erkân / اَرْكَانْ

  • İleri gelenler, temel esaslar.

esatir-ül evvelin / esatir-ül evvelîn

  • İlk zamanlara ait efsâneler.

eser-i hikmet ve rahmet

  • İlâhî merhamet ve hikmet eseri, ihsanı.

eski hikmet

  • İlk dönem İslâm filozoflarının yorumları.

eşraf / eşrâf / اَشْرَافْ

  • İleri gelen büyükler.
  • İleri gelenler.

esrar-ı ilmiye

  • İlmin sırları.

eştat-ı ulum

  • İlimlerin nevi'leri, çeşitleri.

evail / evâil

  • İlk dönemler, başlangıçlar.

evamir-i ilahiyye / evâmir-i ilâhiyye

  • İlâhî emirler.

evvel

  • İlk. İbtida.
  • İlk, önce, birinci.

evvel-i fıtrat / اَوَّلِ فِطْرَتْ

  • İlk yaratılış.

evvel-i menazil

  • İlk konaklanan yerler; kitabın ilk bölümlerinde yer alan başlıklar.

evvela / evvelâ / اولا

  • İlkönce, birinci olarak, herşeyden önce.
  • İlkin, ilk önce. (Arapça)

evvelbaba

  • İlk baba, her türün bir anda yaratılan ilk ferdi.

evvelbahar / اول بهار

  • İlkbahar. (Arapça - Farsça)

evvelemir

  • İlk önce.

evvelen / اَوَّلاً

  • İlk olarak.
  • İlk olarak.
  • İlk olarak.

evvelin ü ahirin / evvelîn ü âhirîn

  • İlkler ve sonlar. Evvelkiler ve sonrakiler.

eyker

  • İlâç yapılan bir ot.

eyyam-ı ilahiye / eyyâm-ı ilâhiye

  • İlâhi günler; Kur'ân-ı Kerîmin bahsettiği günler.

fahl

  • İleri gelen, üstün.

fasl-ı bahar

  • İlkbahar.

fasl-ı nev bahar

  • İlkbahar mevsimi.

fatiha-i hayat-ı ilmiye / fâtiha-i hayat-ı ilmiye

  • İlmî hayatın başlangıcı.

fazl-ı ihsan

  • İlâhi ihsan ve lütuf.

fenn-i münazara

  • İleri sürülen delilleri ve fikirleri tetkik ederek fikirlerin münasebet ve adem-i münasebetini göstererek cevap vermek san'atı.

fenni / fennî

  • İlmî, bilimsel.

fenni bir nazar / fennî bir nazar

  • İlmî, bilimsel bir bakış.

ferzan

  • İlim ve hikmet.

feth-i bab-ı rahmet eden

  • İlâhî şefkat ve merhamet kapısını açan.

feyz ü rif'at

  • İlerleme, bolluk ve yükseklik.

feyz-i ilim

  • İlimdeki feyiz ve bereket.

feyziyle

  • İlhamıyla, bereketiyle.

fezail-i ilmiye / fezâil-i ilmiye

  • İlmi faziletler, üstünlükler.

fikr-i marifet / fikr-i mârifet

  • İlim fikri, bilgiye dayalı düşünce.

firavun / firâvun

  • İlâhlık davası güden ünlü bir ulu önder.

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • İlâhi fıtrat, yaratılış kanunları.

fuhul-i ulema

  • İlim ve faziletçe emsallerinden üstün olan âlimler.

fuhul-u ulema / fuhûl-u ulemâ

  • İlim ve faziletçe benzerlerinden üstün olan âlimler.

füyuzat-ı ilahiye / füyuzat-ı ilâhiye

  • İlâhî feyizler.

füyuzat-ı ilmiye / füyuzât-ı ilmiye

  • İlmin verdiği feyizler, bereketler.

galebe-i ilmiyye

  • İlmî üstünlük.

garaib-i fen / garâib-i fen

  • İlimdeki şaşırtıcı ve hayret verici şeyler.

gaye-i ilmiye

  • İlmin amacı.

gayr-ı ilmi / gayr-ı ilmî

  • İlmî olmayan.

gayr-i ilmi / gayr-i ilmî / غَيْرِ عِلْم۪ي

  • İlmî olmayan.

gülbang / گلبانگ

  • İlahi. (Farsça)

gurur-u ilmi / gurur-u ilmî

  • İlmin verdiği gurur ve enaniyet.

habil

  • İlk insan Hz. Adem'in (A.S.) oğullarından birinin ismi.

hadis-i meşhur / hadîs-i meşhûr

  • İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler.

hadise-i rahmet / hâdise-i rahmet

  • İlâhî şefkat, merhametin göründüğü yağmur olayı.

hakaik-ı aliye-i ilahiye / hakaik-ı âliye-i ilâhiye

  • İlâhî yüce hakikatler.

hakaik-i ilmiye

  • İlme ait gerçekler, esaslar.

hakaik-i müberhene ve ilmiye

  • İlmî ve delillerle ispatlanan hakikatler, gerçekler.

hakikat-ı ilmiye

  • İlmî gerçek.

hakim-i evvel ve ahir / hâkim-i evvel ve âhir

  • İlk ve son hâkimi.

hakim-i müdebbir / hâkim-i müdebbir

  • İlmiyle herşeyin sonunu görüp idare eden, ona göre hikmetle iş yapan Allah.

hal-i terakki

  • İlerleme, gelişme hali; kalkınmışlık.

halet-i şuhud / hâlet-i şuhud

  • İlâhî hakikatleri seyir hali.

harika-i ilmiye

  • İlimdeki harikalığı, mükemmelliği.

harun

  • İlerleyeceği yerde duran veya geri giden hayvan.

haşmet-i celaliye / haşmet-i celâliye

  • İlâhî haşmet ve büyüklük.

hassasiyet-i ilmiye

  • İlmî duyarlılık.

hata-i ilmi / hatâ-i ilmî

  • İlimdeki hata.

hatırat-ı ilmiye / hâtırat-ı ilmiye

  • İlmî hatıralar.

havass u avam / havâss u avâm

  • İleri gelen kimseler ve halk.

havva / havvâ

  • İlk insan ve ilk peygamebr olan Hz. Âdem'in (a.s.) eşi, beşeriyetin anası ve ilk kadındır.

hayat-ı ilmiye

  • İlimle geçen zaman.

haysiyet-i ilmiye

  • İlmin haysiyeti, şerefi.

hayt-ı münasebet

  • İlişki bağı.

hazine-i ezeliye-i kelam-ı ilahi / hazine-i ezeliye-i kelâm-ı ilâhî

  • İlâhî konuşma sıfatının başlangıcı ve sonu olmayan hazinesi.

hazine-i hassa-i rahmet nazırı / hazine-i hassa-i rahmet nâzırı

  • İlahi rahmetin çok özel hazinelerinin gözlemcisi.

hazine-i ilahiye / hazine-i ilâhiye

  • İlahî hazine.

hazine-i ulum / hazine-i ulûm

  • İlimler hazinesi.

heyet-i ilmiye

  • İlmi heyet.

heyet-i ilmiye ve fenniye

  • İlmî ve teknik kurul.

heyet-i ilmiye ve içtimaiye

  • İlim ve sosyal bilim kurulu.

hidayet-i ilahiyye / hidayet-i ilâhiyye

  • İlâhî hidayet, Allah'ın doğru yola erdirmesi.

hilkat-i adem / hilkat-i âdem

  • İlk insanın yaratılışı.

himayet-i ilahiye / himayet-i ilâhiye

  • İlâhî koruma, muhafaza.

hitabat-ı ilahiye / hitâbât-ı ilâhiye

  • İlâhî hitaplar, seslenişler.

hıyazet

  • İlâve etmek, toplamak.

hizlan / hizlân

  • İlâhî rahmetten mahrum kalmak.

hizmet-i ilmiye

  • İlme hizmet.

hizmet-i ilmiye ve diniye

  • İlim ve din hizmeti.

hoca

  • İlim öğreten kimse.

hükema-i ilahiyyun / hükema-i ilâhiyyûn

  • İlâhiyatçı felsefeciler; Allah'ın varlığına inanan filozoflar.

hulefa-i erbaa / hulefâ-i erbaa

  • İlk dört halife: Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.).

hulul / hulûl

  • İlâhî sıfatların mahlûklar ile bütünleştiği onlara nüfuz ettiği esasına dayalı bâtıl bir görüş.

hürriyet-i fikr-i ilmiye

  • İlmî düşünceyi ifade özgürlüğü.

hürriyet-i ilm

  • İlimde özgürlük, bilgi edinme özgürlüğü.

hürriyet-i ilmiye

  • İlimde serbestlik, bilim hürriyeti.

hüsn-ü esma / hüsn-ü esmâ

  • İlâhî isimlerin güzelliği.

hutbe

  • İlâhi emir ve nehiyleri cemaate beyan ve ihtar etmek. Cuma veya bayram namazlarında müslümanlara hatibin İlâhi ve şer'i emirleri hatırlatan sözleri. (Hatib, bu hutbeyi söylemeye Halife veya İslâm Devlet Reisinden vazife ve salâhiyet almıştır.)

i'lan / i'lân / اعلان

  • İlan. (Arapça)

i'lanat

  • İlânlar.

i'lanen

  • İlân ederek, ilân yoluyla.

ibtida-i kıraat / ibtidâ-i kıraat

  • İlk okuma. Okumaya başlama.

ibtidai / ibtidâî

  • İlkel.

icazet-i ilmiye

  • İlmî icazet, diploma.

idare-i mahsusa

  • İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi.

idris

  • İlk elbiseyi diken peygamber.

ihata-i ilim

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

ihata-i ilmiye

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

ihtiyat

  • İlerisini düşünerek davranma.

ihtiyaten

  • İlerisini düşünerek.

iktidar-ı ilmi / iktidar-ı ilmî

  • İlmi güç.

ilamname / ilâmname

  • İlân metni.

ilanat / ilânât

  • İlânlar, duyurular.
  • İlanlar, duyurular.

ilanat müvezzii / ilânat müvezzii

  • İlânlardan, duyurulardan sorumlu olan, onları dağıtan.

ilanname-i ilahi / ilânnâme-i ilâhî

  • İlâhî hakikatleri aktaran duyuru yazısı.

ilavat / ilâvât / علاوات

  • İlaveler, ekler. (Arapça)

ilaveten / ilâveten

  • İlâve olarak, ekliyerek, katarak, arttırarak.
  • İlâve olarak.

ilel

  • İlletler, asıl sebepler.

ilhak

  • İlâve etmek, eklemek. Katmak.

ilhamat / ilhâmât / الهامات

  • İlhamlar. Allah tarafından kalbe gelen mânalar.
  • İlhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar.
  • İlhamlar, kalbe gelen mânâlar.
  • İlhamlar, esinler. (Arapça)

ilhamen / ilhâmen

  • İlham olarak, Allah'ın kalbe yerleştirmesi şeklinde.
  • İlham olarak.

ilhami / ilhâmî

  • İlhamla ilgili.

ilhani / ilhanî

  • İlhanlık. İlhanla alâkalı. İlhanın idare ettiği devlet şekli, imparatorluk. Bu idareye bağlı memleketler. İlhan olma hâli.

ilhanlılar

  • İlhanlılar hanedanı ve bu hanedanın idare ettiği XIII. asrın sonu ve XIV. asrın ilk yarısında yaşayan bir yakındoğu imparatorluğu.

ilim / علم

  • İlim. (Arapça)

ilkaat / ilkaât

  • İlkalar, ekmeler.

illa / illâ

  • İlle, ne olursa olsun, özellikle.

ilm

  • İlim.

ilm ü hakikat

  • İlim ve hakikat.

ilm-i bedi'

  • İlm-i beyânın üç bölümünden üçüncü bölümüdür ki, bediiyat da denir. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lâfız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir.Her şeyin güzellik cihetlerinden bilhassa Arabi terkiblerden bahseder, kelâmın güz

ilm-i nücum

  • İlm-i Ahkâm-ı Nücum da denir. Yıldızların ahvalinden, hareketlerinden mâna çıkarmağa çalışmak ve araştırmak ilmidir.

ilm-i tasavvuf ve tarikat

  • İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yolun ilmi; tarikat ve tasavvuf ilmi.

ilm-i tevhid

  • İlm-i kelâm.

ilm-i yakin / ilm-i yakîn

  • İlmî delillere dayanan kesin bilgi.

ilme'l-yakin / ilme'l-yakîn

  • İlmî bilgi. Kesin bilgi.

ilmelyakin / ilmelyakîn

  • İlmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme.
  • İlim yoluyla kesin biliş.

ilmen

  • İlim yönünden.

ilmi / ilmî

  • İlimle ilgili, bilimsel.
  • İlimle, bilgi ile alâkalı. İlme ait ve müteallik. Câhilce ve tetkiksizce olmayan.
  • İlimle ilgili, ilme uygun.

ilmi müdafaat / ilmî müdafaat

  • İlmî savunmalar.

ilmin ulüvv-ü kadri

  • İlmin değer ve kıymetinin yüksekliği.

ilmiye kıyafeti

  • İlmiye mensublarının giyiniş tarzları. İlmiye kıyafeti; şalvar, cübbe ve sarıktı. Bununla birlikte ilmiye mensublarının kıyafetlerinde bazı değişiklikler de vardı. Orta derecedekiler cübbe ile sokağa çıktıkları halde üst tabakayı teşkil eden ricâl kısmı, lata yahut biniş giyerlerdi. Ayrıca ilmiyenin

ilmiye ricali

  • İlmiye tarikinin yüksek tabakasına verilen addır. Bunun yerine "ricâl-i ilmiye" tabiri de kullanılırdı. İlmiye mensubları cübbe ile sokağa çıktıkları halde ilmiye ricali lata yahut biniş giyerlerdi.

ilmiye rütbeleri

  • İlmiye denilen ulema sınıfına mahsus rütbeler. Rütbeler, aşağıdan üste doğru şöyle idi: Müderrislik, kibar-ı müderrisîn, mahreç mevleviyeti, bilâd-ı hamse mevleviyeti, Haremeyn-iş şerifeyn mevleviyeti, İstanbul kadılığı, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği.

iltifat-ı rahmet

  • İlâhî rahmet tarafından gelen lütuf.

iltifatat / iltifâtât

  • İltifatlar.
  • İltifâtlar, lütuf ve iyilikler.
  • İltifatlar, gönül almalar, lütfetmeler.

iltifatkar / iltifatkâr

  • İltifat eden, mültefit. Hal hatır sorup gönül alan.

iltifatkarane / iltifatkârane / iltifâtkârâne

  • İltifat edene yakışır şekilde. (Farsça)
  • İltifat ederek, ilgi göstererek.
  • İltifat edercesine.

iltifatname / iltifatnâme

  • İltifat yazısı, metni.

iltifatperver

  • İltifat eden, iltifatkâr, mültefit. (Farsça)

iltihabi / iltihabî

  • İltihabla alâkalı.

iltimasgerde

  • İltimas edilen, kayırılan. (Farsça)

iltimasname

  • İltimas mektubu. Kayırma yapılması için yazılan mektub. (Farsça)

iltizamen

  • İltizam yoluyla, iltizam suretiyle.

ilyasin / ilyasîn

  • İlyas demektir. Bazı kıraetlerde "âl yasin" okunduğundan, her iki kıraete de mutabık olmak için imlâsı, "el yasin" suretinde yazılır.Yasin, İlyas Aleyhisselâm'ın babası olmakla Âl-i Yasin, yine İlyas demek olur. Yasin bir de Resul-i Ekrem'in isimlerinden olduğuna göre, bazıları Âl-i Yasin'den murad;

imam-ı mübin / imâm-ı mübîn

  • İlim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, her şeyin vücud-u zahirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar.
  • İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri.

imraz

  • İllet sahibi olmak. Hasta etmek. Bir kimseyi hasta bulmak.

inkılab-ı sayfi / inkılâb-ı sayfî

  • İlkbaharın bitip, yaz mevsiminin balayışı. Gün dönümü. (21 hazirana rastlar.)

inkişaf-ı feyezani / inkişaf-ı feyezanî

  • İlâhi lütuf, bolluk ve bereketin ortaya çıkması, görünmesi.

inkişaf-ı feyzani / inkişaf-ı feyzânî

  • İlâhî lütuf, bolluk ve bereketin ortaya çıkması, görünmesi.

intizam-ı ilmi / intizam-ı ilmî

  • İlmî düzen, disiplin.

irtiaf

  • İleri geçme, ilerleme.

istibdad-ı ilmi / istibdad-ı ilmî

  • İlmî baskı, ilmî zorbalık.

istidad-ı terakki / istidâd-ı terakki

  • İlerleme ve kalkınma yeteneği.

istiğrak / istiğrâk

  • İlâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme, esrime.

ıstılah / ıstılâh / اِصْطِلَاحْ

  • İlmî ta'bîr.

istilhak

  • İlhâk olmağa, katışmağa çalışma.

izaat

  • İlân etmek, açığa vurmak. Sesle neşriyat yapmak.

izzet-i ilmiye

  • İlmin izzeti; ilmin gerektirdiği vakar, ağırbaşlılık.

jurnal

  • İlk önce gazete ve rapor mânasına kullanılırken sonradan "hükümete ihbar" gibi olan hâdiselere denilmeğe başlandı. İhbar, şikâyet, polis raporu. İnsanı kötüleyerek verilen haber veya rapor. (Fransızca)

kabiliyet-i ilim

  • İlim kabiliyeti, becerisi.

kabli / kablî

  • İlke ve önceliğe âit. Hiçbir tecrübeye dayanmadan. Yalnız akıl ile.

kademe-i ulada / kademe-i ulâda

  • İlk basamakta. Başlangıçta.

kader / قدر

  • İlahî takdir. (Arapça)

kahame

  • İlerlemiş yaşlılık.

kal'a-i ilahiye / kal'a-i ilâhiye

  • İlâhî kale.

kalem-i ilim

  • İlim kalemi.

kalıb-ı ilmi / kalıb-ı ilmî

  • İlim yoluyla belirlenen kalıp.

kanaat-i ilmiye

  • İlmî kanaat, ilmî görüş.

kanun-u ilahi / kanun-u ilâhî

  • İlâhî kanun, İlâhî irade.

kanun-u ilmi / kanun-u ilmî

  • İlmî kanun, kaide.

kanun-u nurani-yi ilahiye / kanun-u nurânî-yi ilâhiye

  • İlâhî olan nurlu kanun; Cenâb-ı Hakkın nurlu kanunu.

kanun-u tekamül / kanun-u tekâmül

  • İlerleme, mükemmelleşme kanunu.

kasr-ı ilahi / kasr-ı ilâhî

  • İlâhî köşk, saray.

kat-ı alaka / kat-ı alâka

  • İlişkiyi kesme.

kavanin-i ilahiye / kavanin-i ilâhiye / kavânin-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar. Şeriat.
  • İlâhî kanunlar.

kavl-i ilahi / kavl-i ilâhî

  • İlâhî söz.

kaza tabipliği

  • İlçe tabipliği; ilçe sağlık müdürlüğü.

kazasker

  • İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.
  • İlimde bir rütbe.

kemal-i ilim / kemâl-i ilim

  • İlimdeki mükemmellik, mükemmel bilgi.

kemal-i ilmi / kemâl-i ilmî / كَمَالِ عِلْم۪ي

  • İlmî mükemmellik.
  • İlmen mükemmellik.

kemalat-ı fenniye / kemâlât-ı fenniye

  • İlim ve teknolojideki gelişmeler.

kemalat-ı ilahiye / kemâlât-ı ilâhiye

  • İlâhî mükemmellikler.

kemalat-ı ilmiye / kemâlât-ı ilmiye

  • İlimdeki mükemmellikler, ilmî yüksek gelişmeler.

keramet-i gaybiye / kerâmet-i gaybiye

  • İleriye dönük, geleceği haber veren kerâmet.

keramet-i ilmiye

  • İlmi keramet, lütuf, ihsan.

kerem-i ilahi / kerem-i ilâhî

  • İlâhi lütuf ve ikram.

kermarik

  • Ilgın ağacının koruğu.

keşfiyat-ı fenniye

  • İlmi keşifler, buluşlar.

kezmazic

  • İlgın ağacının koruğu.

kıdve

  • İlimde ileri olup kendisine uyulan. Kendine itimad edilip ardınca gidilecek olan.

kifayet-i ilmiye

  • İlmî yeterlilik.

kisve-i ilmiye

  • İlmi temsil eden elbise.
  • İlim adamlarına, hocalara âit elbise.

kodaman

  • İleri gelen. Servet veya mevki sahibi kimseler hakkında alay yollu söylenir.

kontenjan

  • İlgililerin her birine düşen pay ölçüsü.

kötü din adamı

  • İlmini dünyâ kazancına, mala, mevkîye kavuşmaya vâsıta eden, ilmi ile amel etmeyen, insanları ibâdete ve âhirete yönelmeye teşvik etmeyen din adamı.

kuddise sirruhu / kuddise sirruhû

  • İlâhî hikmetten öğrendiği sırlar mübarek ve pak olsun anlamında, büyük veliler için kullanılan bir hürmet ifadesi.

kudret-i ilmiye

  • İlmî güç ve iktidar.

külliyat-ı ilmiye

  • İlmî kitap kolleksiyonu.

künuz-u esma-i ilahiye / künûz-u esmâ-i ilâhiye

  • İlâhî isimlerin hazineleri.

kur'an şecere-i semavisi / kur'ân şecere-i semâvîsi

  • İlâhî, mukaddes Kur'ân ağacı.

kurb-u huzur-u ilahi / kurb-u huzur-u ilâhî

  • İlâhî yakınlığa ulaşma makamı.

kurun-i ula / kurun-i ulâ / kurûn-i ûlâ / قرون اولى

  • İlk çağlar.
  • İlkçağ.

kurun-u ula / kurun-u ûlâ / kurûn-u ûlâ / قُرُونُ اُولٰي

  • İlk asırlar.
  • İlk asırlar.
  • İlk çağlar.

kurun-u ula ve vusta / kurun-u ulâ ve vustâ / kurun-u ûlâ ve vustâ / kurûn-u ûlâ ve vustâ

  • İlk ve orta çağlar.
  • İlk ve orta çağ.
  • İlk ve orta çağlar.

kütüb-i ehadis

  • İlâhî kitaplar: Tevrat, Zebur, İncil, Kur'ân-ı Kerim.

kütüb-ü ilahiye / kütüb-ü ilâhiye

  • İlâhî kitaplar, Allah tarafından gönderilen semavî kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerîm.

kütüb-ü ilmiye ve arabiye

  • İlmî ve Arapça kitaplar.

kütüphane-i ilahi / kütüphane-i ilâhî

  • İlâhi kütüphane, kâinat.

kuvve-i ilahiye / kuvve-i ilâhiye

  • İlâhî kuvvet.

kuvve-i ilmiye

  • İlmî güç.

laboratuvar

  • İlmî ve sınaî çalışma ve araştırmalar yapmak için çeşitli cihaz ve malzemelerin bulunduğu yer. (Fransızca)

lahut / lâhut

  • İlâhî âlem. Uluhiyet âlemi. Ruhanî, manevî alem.
  • İlâhî âlem.

lahüt / lâhüt

  • İlâhî âlem, ulûhiyet âlemi.

lahuti / lâhutî / lâhûtî / لاهوتى

  • İlâhî; Allah tarafından olan.
  • İlâhî âlemle ilgili.
  • İlahî. (Arapça)

lakaydane / lâkaydâne

  • İlgisizce, duyarsızca.

lakaytlık / lâkaytlık

  • İlgisizlik, duyarsızlık.

lam-ut-ta'lil / lâm-ut-ta'lil

  • İllet ve sebeb bildiren lâm'dır.

latife-i rabbaniye / lâtife-i rabbâniye

  • İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu.

leffen / لفا

  • İlişikte. (Arapça)

lesm

  • İlzam etmek, susturmak.

lezzet-i ilm

  • İlmin lezzeti.

lezzet-i marifet

  • İlim ve irfandaki lezzet.

lutfeylemek

  • İlgi göstermek, iyilik etmek.

ma'dumat-ı hariciyye / ma'dumat-ı hâriciyye

  • İlm-i İlâhide olup, maddi vücudu olmayan şeyler.

ma'lul

  • İlletli, hastalıklı, sakat.

maani-i ula / maânî-i ûlâ

  • İlk mânâlar.

madde-i ula / madde-i ûlâ

  • İlk cevher.

maden-i feyz

  • İlham, ilim kaynağı.

maharet-i ilmiye

  • İlmi beceri, ustalık.

mahiyet-i ilmiye

  • İlmî mahiyet; ilmen var olan asıl, öz.

mahz-ı eser-i rahmet ve inayet / mahz-ı eser-i rahmet ve inâyet

  • İlâhî şefkat, merhamet ve yardımın eksiksiz gerçekleşmesi.

mahzen-i esrar-ı ilahiye / mahzen-i esrar-ı ilâhiye

  • İlâhî sırların hazinesi.

makàsıd-ı ilmiye

  • İlmi maksatlar, gayeler.

makine-i ilahiye / makine-i ilâhiye

  • İlâhî makine; Allah'ın yarattığı ve bir makineyi andıran insan bedeni.

makine-i tekemmülat / makine-i tekemmülât

  • İlerleme, olgunlaşma makinesi.

marifet / mârifet

  • İlim, hüner, tanıma.

matbaa-i ilahiye / matbaa-i ilâhiye

  • İlâhî matbaa; Allah'ın eserlerini bir kitap gibi basan İlâhî matbaa.

mazhar-ı ilham

  • İlhamın göründüğü yer.

mazhariyet-i esma-i ilahiye / mazhariyet-i esmâ-i ilâhiye

  • İlâhî isimlerin tecellîlerine ayna olma.

mebadi / mebâdî / مبادی

  • İlkeler, prensipler. (Arapça)

mebadi-i ulum / mebâdi-i ulûm

  • İlimlerin altyapıları, temel yasaları, başlangıcı.

mebahis-i ilmiye

  • İlmi bahisler.

mebde'-i zuhur

  • İlk olarak ortaya çıktığı dönem.

mebde-i evvel

  • İlk başlangıç.

mebde-i teayyün

  • İlâhî kemâllerin, yüksekliklerin ilm-i ilâhîde başlangıcı ve ilk kaynağı.

mebde-i tevkif

  • İlk tutuklama.

meclis-i ilmi

  • İlim meclisi, topluluğu.

meclis-i ilmiye

  • İlim meclisi.

medar-ı rububiyet / medâr-ı rububiyet

  • İlâhî rububiyetin cereyan ettiği yer.

medrese-i ilmiye

  • İlim medresesi, okulu.

mehbit-i vahy-i ilahi / mehbit-i vahy-i ilâhî

  • İlâhî vahyin indiği yer.

mekatib-i ibtidaiyye / mekâtib-i ibtidâiyye

  • İlk mektebler, ilk okullar.

mekke-i mükerreme

  • İlk ismi Mekke olan bu şehire, Hz. Peygamber'in (A.S.M.) gelmesi ve Mukaddes Kâbe'nin putlardan temizlenmesi ile Mükerrem Mekke mânâsında bu isim verilmiştir.

mekteb-i ibtidai / mekteb-i ibtidaî / mekteb-i ibtidâî / مكتب ابتدائى

  • İlk mekteb, ilk okul.
  • İlkokul.

mekteb-i iptidai / mekteb-i iptidaî

  • İlkokul.

mekteb-i irfan

  • İlim ve irfan okulu.

mektubat-ı ilahiye / mektubat-ı ilâhiye

  • İlâhî mektuplar; Allah'ın birer mektup gibi yazdığı ve san'atla yarattığı eserler, varlıklar.

melek-i ilham

  • İlham meleği.

meleke-i ilmiye

  • İlmi kàbiliyet, yetenek.

melfufat

  • İlişik yazılar; kağıt, mektup ve sair evrak.

melfufen / melfûfen / ملفوفا

  • İlişikte. (Arapça)

menabi-i ilmiye / menâbi-i ilmiye

  • İlmin kaynakları.

menba-ı fünun

  • İlim ve fenlerin kaynağı.

menba-ı ulum / menba-ı ulûm

  • İlimlerin kaynağı.

meratib-i ilim / merâtib-i ilim

  • İlmin mertebeleri, dereceleri.

meraya-yı esma-i ilahiye / merâyâ-yı esmâ-i ilâhiye

  • İlâhî isimlerin aynaları.

merdiven-i terakki

  • İlerleme merdiveni; bir merdivenin basamakları gibi yükselme.

mertebe-i ilm

  • İlim mertebesi, derecesi.

mertebe-i ilmiye

  • İlim seviyesi, derecesi.

mertebe-i uluhiyet / mertebe-i ulûhiyet

  • İlâhlık mertebesi.

meş'ale-i ilahiye / meş'ale-i ilâhiye

  • İlâhî ışık, nur.

mesafe-i terakki

  • İlerleme, yükselme mesafesi.

mesail-i ilahiye / mesâil-i ilâhiye

  • İlâhi meseleler.

mesail-i ilmiye / mesâil-i ilmiye

  • İlmî meseleler.

mesail-i ilmiye ve aliye / mesâil-i ilmiye ve âliye

  • İlmî ve yüksek meseleler.

meşhur hadis

  • İlk asırda âhâdî (bir Sahabî tarafından rivayet edilmiş) iken, ikinci asırda meşhur olan ve yalanda birleşmeleri mümkün olmayan topluluk tarafından rivâyet edilen hadis.

meslek-i ilmiye

  • İlim mesleği.

meslek-i ilmiye ve ameliye

  • İlme ve amele ait yol, metod.

meşreb-i aşk / مَشْرَبِ عَشْقْ

  • İlâhî aşkı esas alan yol.

meşrutiyet-i ilmiye

  • İlmî meşrutiyet.

metalib-i hikmet / metâlib-i hikmet

  • İlâhî hikmetin istekleri, gerekleri.

mevadd-ı ibtidaiye / mevadd-ı ibtidâiye

  • İlkel maddeler, ham maddeler.

mevcudat-ı ilmiye / mevcûdât-ı ilmiye / مَوْجُودَاتِ عِلْمِيَه

  • İlmen var olan şeyler.

mevhibe-i ilahiye / mevhibe-i ilâhiye / مَوْهِبَۀِ اِلٰهِيَه

  • İlâhî hediye.

meydan-ı ilim

  • İlim sahası.

meylü't-terakki

  • İlerleme meyli, yükselme eğilimi,.

mezheb-i evvel

  • İlk mezhep, ilk yol.

mezi

  • İlm-i Halde: Kadınla oynamak veya şehvetle yanına gelmek gibi hâllerde erkeğin tenasül cihazında zuhur eden yapışkan renksiz akıcı cisim. (Bu hâl abdesti bozar, gusül icab ettirmez)

miktar-ı ilmi / miktar-ı ilmî

  • İlâhî ilim ile belirlenen ölçü.

minhac-ı hadsi-i ilhami / minhâc-ı hadsî-i ilhamî

  • İlhâmın hadsî, sezgiye dayalı metodu.

minkale / منقله

  • İletki. (Arapça)

misal-i vavi / misal-i vavî

  • İlk harfi "vav" olan kelime.

misal-i yayi / misal-i yayî

  • İlk harfi "ye" olan kelime.

mizan-ı adalet-i ilahiye / mizan-ı adalet-i ilâhiye

  • İlâhî adâlet terazisi.

mizan-ı ilim

  • İlim ölçüsü.

mizan-ı ilmi / mizan-ı ilmî

  • İlmî ölçü.

mu'cizat-ı ilmiye

  • İlmî mu'cizeler.

mu'cize-i harika-i kudret

  • İlahî kudretin harika mu'cizesi.

mu'lin

  • İlân eden. Herkese bildiren.

muallim

  • İlim belleten, öğretmen.

mübahesat ve münakaşat-ı ilmiye

  • İlmî tartışma ve konuşmalar.

mübtediyane

  • İlk olarak, yeni ve acemi bir talebe gibicesine. (Farsça)

mücadele-i ilmiye

  • İlmî mücadele.

müeccil

  • İleriye bırakan, te'cil eden.

müfennen

  • İlim hâline, fenni şekle gelmiş olan. Fennileşmiş.

muhafaza-i ilahiye / muhafaza-i ilâhiye

  • İlâhî koruma; Allah'ın yardıma ve korunmaya muhtaç olan kullarını muhafaza etmesi, koruması.

muharebe-i ilmiye

  • İlmî savaş, ilmî tartışma, mücadele.

muhayyir

  • İlmî şeyler arasında seçim yaparak beğenmeyi serbest eden. Muhayyer kılan.

muhit-i maarif

  • İlim okyanusu, bilgi denizi, ilim ansiklopedisi.

muhitü'l-maarif

  • İlim okyanusu, ilim ansiklopedisi.

mukaddesat-ı semaviye

  • İlâhî emre ve vahye dayanan mukaddes şeyler.

mukteza-yı hakikat ve hikmet

  • İlâhî gaye ve hakikatın gereği.

mülga

  • İlga edilmiş. Kaldırılmış. Metruk ve lağvedilmiş şey. Terkedilmiş.

mülhak

  • İlhak olunmuş. Sonradan katılmış, zam ve ilâve olunmuş, eklenmiş.

mülhem / مُلْهَمْ

  • İlham olunmuş.
  • İlham olunmuş, kalbe doğmuş.
  • İlhâm edilen.

mülhemane / mülhemâne

  • İlham alarak, ilham olunurcasına.
  • İlham alarak.

mülhemun / mülhemûn

  • İlhama mazhar olanlar.

mülhik

  • İlhak eden. İlâve eden, katan, ekleyen.

mülhim

  • İlham eden.

mülkıyat

  • İlham eden melâikeler.

mülteci

  • İltica eden, sığınan.
  • İltica eden, sığınan.
  • İltica eden, sığınan.

mültefit / ملتفت

  • İltifat edici, teveccüh edip yüz gösteren. İyi muâmele edip dostluk gösteren.
  • İltifat eden, ilgi gösterip iyi davranan.
  • İltifat eden, iyi davranan.
  • İltifat eden, güleryüzlü. (Arapça)

mültefitane

  • İltifat ederek, iyi davranarak.

mültehap

  • İltihaplanmış, yaralı.

mültezimane

  • İltizam edercesine. (Farsça)

mülzem

  • İlzam edilmiş, susturulmuş.

mün'akide yemini / mün'akide yemîni

  • İleride yapacağım veya yapmıyacağım diyerek yalan yere yemîn.

münakaşa-i ilmiye

  • İlmî tartışma.

münasebet geldi

  • İlgisi, alâkası geldi; gerekçe oluştu.

münasebet peyda etmek

  • İlgi kurmak.

münasebettar / münâsebettar

  • İlgili, bağlantılı.

münazara-i ilmiye

  • İlmî sohbet ve tartışma.

münazarat-ı ilmiye

  • İlmî münazaralar, tartışmalar.

münbais / منبعث

  • İleri gelen, çıkan.
  • İleri gelen, kaynaklanan. (Arapça)

müntesibin-i ilmiye / müntesibîn-i ilmiye

  • İlimle meşgul olanlar, ilmiye sınıfı mensupları.

müptediyane / müptediyâne

  • İlk olarak.

mürtaki

  • İlerliyen, terakki eden. Yükselen, yukarı çıkan.

musika-i ilahi / musika-i ilâhî

  • İlâhi mızıka.

musika-i ilahiye / musika-i ilâhiye

  • İlâhî müzik, Allah'ın kâinata yerleştirdiği, Allah'ın ilhamıyla varlıkların çıkardığı tabii nâmeler ve sesler.

musiki-i ilahi / musiki-i ilâhi

  • İlâhî müzik.

müsvedde / مُسْوَدَّه

  • İlk nüsha, karalama.
  • İlk yazılış, karalama.
  • İlk yazılan metin.

müsvedde-i evvel

  • İlk müsvedde, ilk karalama.

müteallik / متعلق

  • İlgili, ilişkin. (Arapça)

müteallikat

  • İlgili olanlar, yakınlar.

mütebahhir / مُتَبَحِّرْ

  • İlmi derin olan, çok bilgili.
  • İlmi deniz gibi derin ve geniş olan.

mütebahhirin / mütebahhirîn

  • İlmi derin olan âlimler.

mütedair / متدائر

  • İlişkin. (Arapça)

mütedebbir

  • İleriyi gören, tedbirli ve ölçülü hareket eden.

mütedebbirane / mütedebbirâne

  • İlerisini görerek. Tedbirli ve ölçülü olarak. (Farsça)

mutedil / mûtedil

  • Ilımlı, ölçülü.

müteleffit

  • İltifat eden, iltifat edici olan.

müteleffitane

  • İltifat edercesine. (Farsça)

müterakki / müterakkî

  • İlerlemiş, terakki etmiş.

müterakkiyane / müterakkiyâne

  • İlerleyene, terakki edene yakışır şekilde. (Farsça)

muvasala

  • İletişim, irtibat.

müzakere-i ilmiye

  • İlmi sohbetler, fikir alış verişleri.

nakile / nâkile

  • İletici.
  • İleten.

namus-u ilahi / namus-u ilâhî

  • İlâhî kanun.

naşi / nâşî / ناشى

  • İleri gelen, kaynaklanan, dolayı. (Arapça)

natul

  • İlaçlarla kaynatıp mâlül kişinin az az başına dökülen su.

nazar-ı şari / nazar-ı şâri

  • İlâhî bakış; İslâmî hükümleri bildiren Allah'ın bakış açısı.

nazar-ı şari' / nazar-ı şâri'

  • İlâhi nazar.

nazariyat-ı hikemiye

  • İlmî nazariyeler, teoriler.

nefs-i ilim

  • İlmin hakikati, ilmin kendisi.

nefy-i uluhiyet / nefy-i ulûhiyet

  • İlâhlığın reddi.

neş'e-i ula / neş'e-i ulâ / neş'e-i ûlâ

  • İlk hayat. Ruhun bedene girmesi. Dünyaya gelmek.
  • İlk yaratılış, ilk diriltilme (dünyada).

neş'et-i ula / neş'et-i ulâ

  • İlk defa vücuda gelme.

nesc-i kudret

  • İlâhî kudret dokuması.

nesim-i nevbahar / nesim-i nevbahâr

  • İlkbahar rüzgârı, tan yeli.

neşr-i maarif

  • İlmi ve bilgiyi yayma.

netice-i müddeayat

  • İleri sürülen iddiaların sonucu.

nevamis-i ilahiye / nevamis-i ilâhiye / nevâmis-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar.
  • İlâhî anayasa kanunları.

nevbahar / نوبهار

  • İlkbahar. (Farsça)
  • İlkbahar. (Farsça)

nevbahari / nevbaharî

  • İlkbaharla ilgili. (Farsça)

nevruz

  • İlkbaharın başlangıcı.

nıky

  • İlik.

nisbet / نِسْبَتْ

  • İlgi, bağlantı, oran.
  • İlişki, oran.

nisbet-i rabbaniye / nisbet-i rabbâniye

  • İlâhî bağ.

nısf-ı evvel / نِصْفِ اَوَّلْ

  • İlk yarı.
  • İlk yarı.

nühust

  • İlk gelen, evvel doğan, evvelki olan. (Farsça)

nuhustzad / nuhustzâd

  • İlk doğmuş olan. Evvel doğan. (Farsça)

nukuş-u tecelliyat / nukuş-u tecelliyât

  • İlâhî yansımaların ve görünmenin nakışları.

nur-ı ilahi / nûr-ı ilâhî

  • İlâhî nûr. Allahü teâlânın ihsân ettiği mânevî aydınlık, mânevî ilim.

nur-u hikmet

  • İlim ve hikmet ışığı, aydınlığı.

nur-u ilm

  • İlim nuru.

nur-u ilyas-ı riyazet

  • İlyas'ın (a.s.) nefis terbiyesinin nuru, ışığı.

nur-u irfan

  • İlim, irfan ışığı.

nüşu'

  • İlâç içirmek.

pa-bend-i terakki / pâ-bend-i terakki

  • İlerlemeğe mâni olan zincir, köstek.

peygamber

  • İlâhî hakikatları insanlara bildirmek ve onlara örnek olmak üzere Allah tarafından tayin edilen, vahiy yoluyla sahip olduğu ilmini yaşayıp neşreden mübarek zatların umumî ismi.

pişbin

  • İlerisini gören. Basiretli, ihtiyatlı. (Farsça)

rahmet-i cemal / rahmet-i cemâl

  • İlâhî güzelliğin rahmet ciheti.

rasih / râsih

  • İlimde derinleşmiş olan, ilimde otorite sahibi olan.

rebbi

  • İlmiyle amel eden kişi.

rebi-i evvel

  • İlkbahar. Çiçeklerin açıp otların bittiği mevsim.

reisler

  • İleri gelenler, başkanlar.

reşem

  • İlk evvel çıkan ot.

resm-i küşad / resm-i küşâd

  • İlk açılış töreni.

rububiyet / rubûbiyet

  • İlâhî terbiye, Allahın bütün varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürmesi, bu esnada her nevi ihtiyaçlarını vermesi ve onları emrine itaat ettirmesi.

rububiyet-i hassa / rububiyet-i hâssa

  • İlâhî terbiyenin özel yönü.

rububiyet-i ilah / rububiyet-i ilâh

  • İlâhî Rablık; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması.

rububiyyet / rubûbiyyet

  • İlâhlık, ma'bûdluk.

rusuh

  • İlim ve fende incelik ve derinliğe sahip olma.

rüsuh

  • İlmin derinliğine inmek, dalmak, ilimde ileri gitmek.

saff-ı evvel

  • İlk saf, yeni çığır açanlar.

sahife-i ula / sahife-i ûlâ

  • İlk, birinci sayfa.

saltanat-ı rububiyet-i ilahiye / saltanat-ı rububiyet-i ilâhiye

  • İlâhî Rablığın Saltanatı.

san'at-üt tedelli

  • İlm-i belagatın bir kaidesi. En âlâdan başlayıp ednaya doğru gitme, yukarıdan aşağıya inme san'atı.

şart-ı evvel

  • İlk şart.

sebeb-i terakki / sebeb-i terakkî

  • İlerleme, yükselme sebebi.

sebkat

  • İlerleme, geçme.

sefine-i semaviye / sefine-i semâviye

  • İlâhî gemi.

şefkat-i uluhiyet / şefkat-i ulûhiyet

  • İlâhlık şefkati.

sefuf

  • İlâçlar, devâlar, mâcunlar.

selem

  • İleride teslim edilecek bir malın peşin para ile satılması. Yâni belli miktârda peşin para ile belli zaman sonra bilinen yerde bilinen bir malı satın almak için yapılan sözleşme. Peşin parayı verene sâhib-üs-selem veya rabb-üs-selem; veresiye mal ver me borcu altına giren satıcıya müslemün ileyh, bu

şem'-i ilahi / şem'-i ilâhî

  • İlâhî ışık, İlâhî nur. Kur'an hakikatları.

şem-i ilahi / şem-i ilâhî

  • İlâhî ışık, nur.

semere-i ilham

  • İlhamın neticesi, meyvesi.

şerafet-i ilmiye

  • İlmin şeref ve haysiyeti.

serair-i ilahi / serâir-i ilâhî

  • İlâhî sırlar.

serair-i ilahiye / serâir-i ilâhiye

  • İlâhî sırlar, gizemler.

seramed / serâmed / سرآمد

  • İleri gelen, önde gelen. (Farsça)

seramedan / serâmedân / سر آمدان

  • İleri gelenler, önde gelenler. (Farsça)

şeriat / şerîat / شَر۪يعَتْ

  • İlâhî kanun.

şeriat sahibi

  • İlâhi kanunların sahibi olan Allah.

şerik-i uluhiyet / şerik-i ulûhiyet

  • İlâhlığa ortak dâvâ etme.

şevk ve cezbe

  • İlâhî hakikat ve tecellîler karşısında duyulan sevinç ve coşku.

şevk-i ilim

  • İlmin verdiği şevk, moral.

seyr ü süluk / seyr ü sülûk

  • İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin öncülüğünde çıkılan mânevî yolculuk.

sıfat-ı ilim

  • İlim sıfatı, niteliği.

şifre-i ilahiye / şifre-i ilâhiye

  • İlâhî şifre.

silsile-i ilim

  • İlim silsilesi, zinciri.

silsile-i ilmiye

  • İlim öğrenme dereceleri, basamakları.

silsile-i vücud-u ilmi / silsile-i vücud-u ilmî

  • İlim halinde olan varlıklar zinciri.

şimendifer-i terakki / şimendifer-i terakkî

  • İlerleme treni; yükselme vasıtası.

sırr-ı azim-i inayet / sırr-ı azîm-i inâyet

  • İlahî yardımın büyük sırrı.

sırr-ı ilahi / sırr-ı ilâhî

  • İlâhî sır.

sıyanet-i ilahi / sıyanet-i ilâhî

  • İlâhî koruma, muhafaza.

sohbet-i irfaniye / sohbet-i irfâniye

  • İlim ve bilgi kazandıran sohbet; gerçeğe ulaştırıcı sohbet.

sübut-u ilmi / sübût-u ilmî / ثُبُوتُ عِلْم۪ي

  • İlmen varlığı kesin olma.

süleyman çelebi

  • İlk mevlid yazan ve bunda en çok muvaffak olan ehl-i velâyet bir zât olup, hicri 780'de Bursa'da vefat etmiştir. "Vesilet-ün Necât", meşhur mevlid kitabının esas adıdır.

sultan-ı zifünun / sultan-ı zîfünun

  • İlim sahibi sultan.

süluk / sülûk / سلوك

  • İlerleme.

sünnet-i hasene

  • İlk asırda (Resûlullah efendimiz ve O'nun arkadaşları olan Eshâb-ı kirâm zamânında) asılları îtibâriyle bulunan, sonraları daha da geliştirilen, minâre, mektep yapmak ve kitâb yazmak gibi, İslâm'ın izin verdiği, hattâ emrettiği güzel ve faydalı işler.

sünuhat-ı ilhamiye / sünuhat-ı ilhâmiye / sünûhât-ı ilhâmiye

  • İlhamla akla ve kalbe gelenler.
  • İlham olarak kalbe gelen şeyler, ilhamla gelenler.

şuun-u ilahiye / şuûn-u ilâhiye

  • İlâhî fiiller, işler.

şuunat-ı uluhiyet / şuûnât-ı ulûhiyet

  • İlâhlığın şe'nleri, kutsal özellikleri.

taalluk

  • İlgili olma, münasebet.

taalluk eden / taallûk eden

  • İlgilendiren.
  • İlgilendiren, ait olan.

taallukat / taallukât

  • İlgililer, yakınlar, akrabalar.

taallül

  • İllet ve sebep gösterme, bahane üretme.

taallüm

  • İlim öğrenme.

tabaka-i ula / tabaka-i ûlâ

  • İlk tabaka.

tahnit / تحنيط

  • İlaçlama. (Arapça)

tahsil-i ilim

  • İlim tahsil etme, öğrenme.

tahsil-i ulum / tahsil-i ulûm

  • İlimlerin tahsil edilmesi, öğrenilmesi.

taife-i ilmiye

  • İlmiye sınıfı.

talebe-i ulum / talebe-i ulûm

  • İlim talebeleri.

talim-i ilahi / tâlim-i ilâhî

  • İlâhî eğitim, doğrudan Allah'ın öğretmesi.

talim-i ilim / tâlim-i ilim

  • İlim öğretme, bildirme.

taltif / taltîf / تَلْط۪يفْ

  • İltifat etmek. Bir iyilik yaparak gönül almak. Yumuşatmak.
  • İltifât etme.

tarfa

  • Ilgın ağacı.

tarikatçı

  • İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde olan.

teayyün-i evvel

  • İlm-i ilâhîde ilk teayyün, zuhûr, ortaya çıkış.

tebakkur

  • İlim ve malda genişlik üzere olmak. Âlim ve zengin olmak.

tecellidar / tecellidâr

  • İlâhî kudret ve lütuf ile meydana gelen. (Farsça)

tecelliyat-ı cemal ve kemalat / tecelliyât-ı cemal ve kemâlât

  • İlâhî mükemmelliklerin ve güzelliklerin yansımaları.

tecelliyat-ı ilahiye / tecelliyât-ı ilâhiye

  • İlâhi tecelliler, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi.

tecelliyat-ı sıfat / tecelliyat-ı sıfât

  • İlâhî sıfatların yansıması, görünmesi.

tecrübe-i ilmiye

  • İlmin kazandırdığı deneyim.

tedris-i ulum / tedris-i ulûm

  • İlimlerin öğretimi, ders vermesi.

tedrisat-ı ibtidaiye / tedrisât-ı ibtidâiye

  • İlk öğretim.

teenni / teennî

  • İlerisini düşünerek acele etmeden yavaş ve ihtiyatlı hareket etme.

tekemmül-ü vesait-i nakliye

  • İletişim araçlarının ve taşımacılığın gelişmesi, ilerlemesi.

teklif-i ilahi / teklif-i ilâhî

  • İlâhî yükümlülük Allah'ın kullarına yüklediği görev.

telkih / telkîh

  • İlkah etmek, aşılamak, cinsinin üremesini sağlamak.

temas

  • İlişki ve bağ kurma.

terakki / terakkî / ترقى / ترقي

  • İlerleme, yükselme.
  • İlerleme, gelişme. (Arapça)
  • İlerleme.

terakki etme

  • İlerleme, yükselme.

terakki ettirme

  • İlerletme, yükseltme.

terakkiperver / terakkîperver / ترقى پرور

  • İlerleme yanlısı. (Arapça - Farsça)

terakkiyat / terakkiyât / ترقيات

  • İlerlemeler.
  • İlerlemeler.
  • İlerlemeler. (Arapça)

teselsül-ü ilel

  • İlletlerin zincirleme devam etmesi. Sebeblerin teselsülü.

teşhir

  • İlan etme, duyurma.

tetkik-i ilmi / tetkik-i ilmî

  • İlmî inceleme, araştırma.

tetkikat-ı ilmiye

  • İlmî bakımdan incelemeler, araştırmalar.

teveccüh

  • İlgi, yönelme.

teveccüh-ü rahmet

  • İlâhî rahmetin yönelmesi, gelmesi.

teveccühkarane / teveccühkârane

  • İlgilenerek, yönelerek.

tevhid-i uluhiyet / tevhid-i ulûhiyet

  • İlâh olarak sadece bir olan Allah'ı kabul etme ve ibadetleri takdim hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i uluhiyet ve mabudiyet / tevhid-i ulûhiyet ve mâbudiyet

  • İlâhlığın ve kendisine ibadet edilecek olan varlığın birlenmesi ve yalnız bir olan Allah'ın kabul edilmesi.

tezyin-i inayet

  • İlâhî düzen ve özenin süslemesi.

tiryak / tiryâk / تِرْيَاقْ

  • İlaç, panzehir.
  • İlaç.

tiryak-misal / tiryâk-misâl

  • İlâç gibi.

ula / ûlâ / اولى

  • İlk, birinci.
  • İlk, birinci. (Arapça)

ulema-i amilin / ulema-i âmilîn / ulemâ-i âmilîn

  • İlmine ve bilgisine göre amel eden, ilmini tatbik eden âlimler.
  • İlmi ile amel eden âlimler.

ulemaüs-su ashabı / ulemâüs-sû ashabı

  • İlmi kötüye kullanarak dünyaya yönelik menfaatler için ilmi âlet yapan âlimler ve onlara tâbi olanlar,uyanlar.

uluhiyet / ulûhiyet / الوهيت

  • İlâhlık.
  • İlâhlık, mabudiyet.
  • İlâhlık, kısaca "ibadet edilmeye lâyık olan yegâne mabud bütün varlıkları yaratan Allahtır" diye ifade edilebilen hakikat.
  • İlahlık.

uluhiyyet / ulûhiyyet

  • İlâhlık, ibâdet olunmaya hakkı olmak.

ulum / ulûm / علوم / عُلُومْ

  • İlimler.
  • İlimler, bilimler.
  • İlimler.
  • İlimler.
  • İlimler.
  • İlimler. (Arapça)
  • İlimler.

ulum-u ilahi / ulûm-u ilâhî

  • İlâhî ilimler.

ulum-u ilahiye / ulûm-u ilâhiye

  • İlâhî ilimler.

umde

  • İlke, temel fikir.

ümmet-i merhume

  • İlâhî merhamete mazhar olan ümmet.

ura'

  • İlmek yapmak.

üstad

  • İlimde ve sanatta üstün olan kimse, büyük muallim.

vahdetü'ş-şühud

  • İlâhi tecellilerin karşısında Allah'tan başka bir şeyin görülmemesi ve Allah'tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi.

vahiy

  • İlâhî bilgi Allah'tan peygamberlere gelen özelliği, Allah'ın dilediği şeyleri peygambere bildirmesi.

vahşet

  • İlkellik.

vakar-ı ilmiye

  • İlimden gelen ağırbaşlılık.

vazife-i ilmiye

  • İlmî vazife, görev.

vazife-i ilmiye ve diniye

  • İlim ve din görevi.

vecd

  • İlâhî aşka dalarak kendinden geçme.

velayet-i kübra / velâyet-i kübrâ / وَلَايَتِ كُبْرَا

  • İlim ve amel yoluyla mazhar olunan en büyük velîlik.

velayet-i meczubane / velâyet-i meczubâne

  • İlâhî aşkta kendinden geçmiş şekildeki evliyalık.

vesail-i irtibat / vesâil-i irtibat

  • İletişim araçları.

vesait-i muhabere ve müdavele

  • İletişim ve basım-yayın araçları.

vilayat / vilâyât

  • İller.

vilayet / vilâyet / وِلَايَتِ

  • İl.
  • İl.
  • İl.

vücud-u ilmi / vücud-u ilmî / vücûd-u ilmî / وُجُودُ عِلْم۪ي

  • İlmî varlık, ilik olarak var olan.
  • İlmî varlık.
  • İlmî varlık; sadece bilgi olarak var olan.
  • İlâhî ilimde var olup, hâriçde var olmama.

vücud-u manevi ve ilmi / vücud-u mânevî ve ilmî

  • İlmî ve mânevî varlık.

yakin-i hükmi / yakîn-i hükmî

  • İlimle kesinlik kazanmış husus, inanç, bilgi.

yenabi'-i ulum / yenabi'-i ulûm

  • İlim kaynakları, çeşmeleri.

yenabi-i ulum / yenâbî-i ulûm

  • İlimlerin kaynakları.

yezdani / yezdanî

  • İlâhî. Yezdan'a ait ve müteallik.

yüksek nazar

  • İleri görüşlü olma.

zahire / zahîre

  • İlerisi için saklanan yiyecek. Azık.

zaman-ı terakki

  • İlerleme devri.

zat-ul ilkah-i zahire / zât-ul ilkah-i zâhire

  • İlkahı (döllenmesi) çiçek vâsıtasıyla olan nebat.

zeken

  • İlim, feraset.

zeyil

  • İlâve, ek.

zeyl

  • İlâve, ek.

zeyliyat / zeyliyât

  • İlâve ve ek olarak yazılan şeyler.