LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te İçen ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

ab-hurde

  • Su içen. (Farsça)

ab-ı hayat / âb-ı hayat

  • Hayat suyu, içene ebedî hayat veren efsanevî su.

agarr

  • Çok sıcak gün.
  • Kendini beğenmiş.
  • Asil, âlicenâb.
  • Beyaz.

akibet-ül akibe / âkibet-ül âkibe

  • Akibetin âkibeti.
  • Neticenin sonu.
  • Ahiret.

akıbetü'l-akıbe / âkıbetü'l-âkıbe

  • Nihâî sonuç, neticenin sonu.

aşam / âşâm / آشام

  • Yiyecek ve içecek. (Farsça)
  • İçen, içici manasına birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)
  • İçen. (Farsça)

ayyaş / ayyâş

  • Haram içki içen. şarhoş.
  • Haram içkileri çok içen.

bade / bâde

  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)

badehar / bâdehâr / باده خوار

  • İçki içen. (Farsça)

badekeş / bâdekeş / باده كش

  • İçki içen.
  • Şarap içen. (Farsça)

badenuş / bâdenûş / باده نوش

  • İçki içen. (Farsça)

dail

  • İçen. Şârib.
  • Mahvolan.
  • Zaif.

dem-keş

  • Nefes çeken, soluk çeken. (Farsça)
  • Devamlı öten bir güvercin cinsi. (Farsça)
  • Kaval, ney gibi çalgıları devamlı üfürenler. (Farsça)
  • Bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri. (Farsça)
  • Şarap içen. (Farsça)

derya-nuş

  • Çok fazla içki içen. (Farsça)

direv-ger

  • Ekin biçen, orakçı. (Farsça)

dürdkeş / دردكش

  • Tortulu şarap içen. (Farsça)

esrar-keş

  • Esrar denen zehiri kullanan kimse. Esrar içen. (Farsça)

esrarkeş / اسراركش

  • Esrar içen, esrarcı. (Arapça - Farsça)

gamze-i hunhar

  • Kan içen yan bakış.

güsar

  • Yiyen, yiyici. İçen, içici manalarına birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Gam-güsar : Dert ortağı, arkadaş. (Farsça)

hadd-i asgar

  • Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye.

hadd-i ekber

  • Man: Bir hükmün veya neticenin mahmulü, yani sıfatı veya hali, oluşu. Büyük kaziye.

halif

  • Karşılıklı olarak yapılan bir antlaşmanın şartlarını yerine getirmeye yemin eden, and içen, müttefik.

hasıd / hâsıd / حاصد

  • Ekin biçen.
  • Ekin biçen, hasatçı. (Arapça)

hassad

  • Orakçı, ekin biçen.

haşşaş

  • Esrar, eroin gibi uyuşturucu maddeler kullanan. Esrarcı, esrar içen.

havz-ı kevser

  • Kıyâmet günü mahşerde veyâ Cennet'te Peygamber efendimize tahsîs edilmiş olan ve bir kere içenin bir daha susamayacağı havuz.

hukeşan

  • Tar: Hacı Bektaş şeyhinin Yeniçeri Ocağı nezdindeki vekiline mahsus doksandokuzuncu ortaya 1591 senesinde tâyin olunan Bektaşi müritleri hakkında kullanılır bir tâbirdi. Yeniçeri ocağından yiyip içen ve yeniçeri odalarında yatıp kalkan bu duacıların vazifeleri sabah akşam ordunun selâmet ve muvaffak (Farsça)

hun-aşam

  • Kan içici, kan içen. (Farsça)

hunhar / hunhâr / خونخوار

  • Kan içen. (Farsça)

ibn-i sina

  • (Hi: 370-428) Buhara'lı olup zamanının en büyük âlimi, doktor ve filozofudur. Avrupa'da, Avicenna diye tanınmıştır.

iktirani kıyas / iktiranî kıyas

  • Man: Neticenin aynı veya nakizı, mukaddemelerinin birisinde bilfiil zikredilmeyen kıyastır. Meselâ: "Her cisim muhdestir". Ve nakizı olan: "Bazı cisimler muhdes değildir" kaziyeleri, ne birinci ve ne de ikinci mukaddemede hey'et-i mecmuası ile zikredilmiş olmadığından iktirânidir.

inzar

  • (Çoğulu: İnzârât) (Nezr. den) Neticenin kötü olacağını bildirerek fenalıktan sakındırmak. Azab ve ceza va'detmek.

işretsaz

  • İşret eden, içki içen. (Farsça)

keş

  • (Keşiden) Çekmek fiilinin emir kökü. Birleşik kelimeler de yapılır. Meselâ: Cefâ-keş : Cefâ çeken. Esrar-keş : Esrar çeken, esrar içen serseri. (Farsça)

mey-aşam

  • İçki içen. Şarap içen. (Farsça)

mey-güsar

  • İçki arkadaşı. Birlikte içki içen. (Farsça)

mey-har

  • (Mey-hâre) İçki içen, içkici, ayyaş. (Farsça)

mey-keş

  • İçki içen, şarap içen. (Farsça)

mey-perest

  • (Çoğulu: Meyperestân) Devamlı şarap içen. (Farsça)

mübir / mübîr

  • Hunhar. Zâlim. Kan içen. Kan dökücü.

müdami / müdamî

  • Devamlı olarak şarap içen.

muhammin

  • Tahmin eden, sanan, karar veren, değer biçen kimse. Eksper.

muhtasıd

  • (Hasad. dan) Ekinci, çiftçi. İhtisâd eden, ekin biçen.

mukaddir

  • Takdir eden. Bütün mahlukatın ve her şeyin esaslarını tanzim ve takdir edip sıralayan. Allah (C.C.). Bir şeyin kıymetini biçen, takdir eden. Beğenen.
  • "Takdir eden, kıymet biçen" mânâsında ilâhî isim.

mukaddirin / mukaddirîn

  • (Tekili: Mukaddir) Kıymet ve paha biçenler. Takdir edenler.

mürteşif

  • Yudum yudum içen.

müteayyiş

  • (Ayş. dan) Yiyip içen, taayyüş eden.

mütecerri'

  • Yudumlayarak içen.

mütereşşif

  • Emerek azar azar içen.

nuş

  • İçen, içici. (Farsça)
  • Tatlı şerbet gibi içilecek şey. (Farsça)
  • Zevk ve safâ. (Farsça)

nuşe / nûşe

  • Şerbet içen, sevinçli.

nuşende

  • (Çoğulu: Nuşendegân) İçki içen kimse. (Farsça)

nuşiden

  • "İçmek" mastarındandır. İçen ve içiçi gibi mânâlara gelir.

pey-a-pey

  • Birbiri ardınca, birbirinin arkasından. (Farsça)
  • Azar azar, tedricen, peyderpey. (Farsça)

peymanekeş

  • İçki içen. (Farsça)

raufe

  • Kuyuyu temizleyen kişinin üzerine oturması için kuyunun dibine konan taş.
  • Davarlarını sulayan veya su içen kimselerin oturması için kuyunun kenarına konan taş.

şarib

  • (Şürb. den) İçen. Şürbeden.
  • (Çoğulu: Şevarib) Bıyık.

şarib-ül leben

  • Süt içen.

şarib-ül leyli ve-n nehar

  • Gece gündüz içki içen. Devamlı sarhoş.

şaribülleyli vennehar / şâribülleyli vennehâr / شارب الليل والنهار

  • Ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen. (Arapça)

şerabhar / şerâbhâr / شرابخوار

  • Şarap içen. (Arapça - Farsça)

şerib

  • Yabancı kimse ile oturup şarap içen.
  • Davarını yabancı kimsenin davarıyla birlikte sulamak.

şürebe

  • Çok içen. Çok içici olan.

teebbüh

  • Kibirlenme, böbürlenme, gururlanma.
  • Alicenaplık ve göztokluğu ile bir şeyden vazgeçme.

tenzil

  • Bir şeyin bir miktarını çıkarmak.
  • İndirmek, indirilmek, indirilen. Aşağı indirmek.
  • Kur'an-ı Kerim'in vahiy vasıtası ile Peygamberimize (A.S.M.) indirilmesi. Tedricen indirme. (Birden indirmeye inzal, parça parça indirmeye de tenzil denir.)

tertib-i mukaddemat / tertib-i mukaddemât

  • Bir neticenin meydana gelmesi için lâzım olan sebeplerin sıralarına göre tertib edilmesi. Bir neticeye varılması için sırasıyla riayet edilmesi icab eden sebebler.

teveddüd

  • Tedricen kendini sevdirmek. Dostluk etmek.
  • Cenab-ı Hakk'ın çeşitli ve lezzetli nimetler vererek insanlara kendisini sevdirmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR