LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ülke ifadesini içeren 123 kelime bulundu...

acemistan

  • İran ülkesi. (Farsça)

adem-i merkeziyet-i siyasiye

  • Siyasî olarak yerinden yönetim; bir ülke sınırları dahilinde bulunan eyâlet ve bölgelerin tek merkezden değil, yerel yönetimler tarafından idare edilmesi.

ademabad / ademâbâd / عدم آباد

  • Yokluk ülkesi. (Arapça - Farsça)

ademistan / ademistân

  • Yokluk ülkesi, yeri.
  • Yokluk ülkesi.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

akalliyet

  • (Ekalliyet) Azlık. Azınlık.
  • Bir ülkede hâkim unsurların haricinde olan ve ekseriyet teşkil edemiyen insanlar.

alem-i islam milletleri / âlem-i islâm milletleri

  • İslâm dünyası toplulukları, ülkeleri.

aliye / âliye

  • Yüksek, yüce. Şerif ve aziz olan.
  • Necid ve Hicaz ülkesi.
  • (Çoğulu: Avali) Süngü başı.

arabistan

  • Arap ülkesi. Arapların yaşadığı ülke. (Farsça)

aristokrat

  • yun. Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse. Asilzâde sınıfından olan.

arş-üs-süreyya

  • Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu.

arz

  • (Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya.
  • Aşağı ve alçak.
  • Memleket, ülke.
  • Küre.
  • İklim.
  • Davarın ayağının altı.

arz-ı mukaddes

  • Kutsal ülke. Kudüs, Filistin.

astronot

  • yun. Feza yolculuğu yapan vasıtaları kullanan kişi. (Amerikada ve batıda astronot; Rusyada ve komünist ülkelerde kozmonot tâbiri kullanılmaktadır.)

baykal

  • Asya Türk ülkelerinde bulunan yaban kısrağı.

beylik

  • Merkeze tam bağlı olmayarak bir beyin yönetimi altındaki ülke, emirlik, emaret, mirlik.

beyzat-ül islam

  • İslâm milleti.
  • İslâm'ın yayıldığı saha, İslâm ülkesi.
  • İslâm'ın hakiki merkezi.

bıka

  • (Tekili: Buka) Topraklar, memleketler, ülkeler.

bika'

  • (Tekili: Buk'a) Ülkeler, memleketler. Topraklar, yerler.

bilad / bilâd

  • Beldeler, ülkeler.

bilad-ı arab / bilâd-ı arab

  • Arap beldeleri, ülkeleri.

bilad-i arab / bilâd-i arab

  • Arab ülkeleri.

bilad-ı arap / bilâd-ı arap

  • Arap beldeleri, ülkeleri.

bilad-ı cesime / bilâd-ı cesime

  • Büyük ülkeler.

bilad-ı islamiye / bilâd-ı islâmiye

  • İslâm beldeleri, ülkeleri.

boykot

  • (Boykotaj) Bir şahıs veya devlete karşı alış-verişi, münasebetleri kesmek. Bir ülkeyi, bir topluluğu veya bir şahsı zarara sokmak maksadıyla onunla her türlü ilgiyi kesme. (Fransızca)
  • Bir işten geçici olarak çekilme; işe, çalışmaya hep birlikte katılmama. (Fransızca)

budizm

  • Hindistan'da M.Ö. altıncı yüzyılda yaşamış olan Buda'nın kurduğu, Uzakdoğu ülkelerinde yaygın bozuk bir inanış. Bu inanışta olanlara Budist denir.

buk'a / بقعه

  • Yer parçası, ülke.
  • Boş ve ıssız yer.
  • Sağlam ve büyük bina.
  • Benek leke.
  • Ülke, yer.
  • Büyük bina.
  • Benek, leke.
  • Yer, diyar. (Arapça)
  • Ülke. (Arapça)

büldan / büldân / بلدان

  • Beldeler, diyarlar, ülkeler. (Arapça)

bum / bûm / بوم

  • Yer. (Farsça)
  • Ülke. (Farsça)

burudet-i memleket

  • Memleketin soğukluğu, soğuk iklim ülkesi.

cerib

  • İmparatorluk zamanında Arabistan ülkelerinde kullanılan takriben 216 litrelik bir hacim ölçüsü.
  • Dönüm.
  • Eni ve boyu 60 arşın olan arazi ölçüsü.

cezair

  • (Tekili: Cezâyir) (Cezire) Cezireler, adalar.
  • Kuzey Afrikada Fas ile Tunus arasında olan ülke ve bu ülkenin merkezi olan şehir.

dahiliye

  • Ülke sınırlarının içi.

dar-ı harp / dâr-ı harp

  • Müslümanlarla savaş halinde olan gayri müslim ülke.

dar-ı islam / dâr-ı islâm

  • İslâm ülkesi.

dar-ı küfür / dâr-ı küfür

  • Gayr-i müslimlerin ülkesi.

dar-ül cihad / dâr-ül cihad

  • İslâm sınırlarının haricindeki ülkeler.

darıharb / dârıharb

  • Savaş yeri, düşman ülkesi.

darülharb / dârülharb

  • Savaş yeri, düşman ülkesi.

devlet

  • Ülkeyi yönetmek için örgütlenmiş siyasî topluluk.

diplomat

  • Ülkenin dış işleriyle uğraşan memur.

diyar / diyâr / دیار

  • Ülke, yer.
  • Ülke, topraklar, memleket. (Arapça)

diyar-ı baide / diyar-ı baîde

  • Uzak diyarlar, ülkeler.

diyar-ı irfan / diyâr-ı irfan

  • İrfan ülkesi; uçsuz bucaksız bir beldeyi andıran Allah'ı tanıma, İlâhî hakikatlere ulaşma özelliği.

diyar-ı küfr

  • İslâm ülkelerinden hariç olan memleketler.

diyar-ı rum

  • Eskiden Osmanlı ülkesindeki Anadolu. (Farsça)

döviz

  • Yabancı devlet parası. (Fransızca)
  • Yabancı ülkelerde ecnebi paralarla ödenecek olan poliçe, çek gibi senetler. (Fransızca)

ebedül'abad memleketi / ebedül'âbad memleketi

  • Sonsuzluklar ülkesi; sonsuz hayat, Cennet.

eflak

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Romanya'yı meydana getiren asıl ülke (Merkezi Bükreş'tir.)

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ekalim / ekâlim / ekâlîm / اقاليم

  • İklimler, memleketler, ülkeler.
  • Ülkeler. (Arapça)
  • Büyük toprak parçaları. (Arapça)

ekalim-i harre / ekalim-i hârre

  • Sıcak iklimler, ülkeler.

emperyalizm

  • Bir ülkenin sınırlarını genişletme politikası.

erdeb

  • Bir ağırlık ölçüsüdür. Arab ülkelerinde kullanılır. Miktarı, İstanbul kilesiyle dokuz kileyi karşıladığı gibi, kullanıldığı mahalle göre de değişir.

eyne's-sera mine's-süreyya / eyne's-serâ mine's-süreyyâ

  • "Yer nerede, Ülker takım yıldızı nerede?" (birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

fetih

  • Açma; bir şehir veya ülkeyi İslâm topraklarına katmak.

frengistan / frengistân

  • Batı ülkeleri.

fürs / فرس

  • Farsça. (Farsça)
  • Fars ülkesi, İran. (Farsça)
  • Fars, İranlı. (Farsça)

gülistan / gülistân

  • Gül bahçesi, güller ülkesi.

habeş

  • Afrikada bir ülke.

harbi / harbî

  • İslâm devleti ile harb halinde bulunan gayr-i müslimlere âit ülke halkından olan kimse.

hariç memleket

  • Dış ülke.

harzem

  • Türkistan'da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

havza

  • Bir hükümetin idaresi altında bulunan bütün ülkeler.

hem-matla'

  • Güneş ve ay gibi gök cisimlerinin ufakta doğdukları yerin veya zamanların aynı oluşu. Aynı meridyen üzerinde olup ay ve güneşi aynı saatlerde gören ülkeler.

hıtat / خطط

  • (Tekili: Hıtta) Ülkeler, memleketler, diyarlar.
  • Ülkeler, diyarlar. (Arapça)

hıtta / خطه

  • Günahlardan istiğfar etmek.
  • Başkasının üzerinden suçluluğu kaldırmak.
  • (Çoğulu: Hıtat) Diyar, ülke, memleket.
  • Ülke, diyar. (Arapça)

hıtta-i cesime

  • Büyük ülke.

hudud-u memalik

  • Memleket hudutları. Ülkenin sınırları.

hükümet

  • Hükmetme, ülkeyi idare eden kimseler topluluğu.

hükumet-i müstebide / hükûmet-i müstebide

  • Ülkeyi istibdatla, dikta ile yöneten hükûmet.

ihtilaf-ı dar / ihtilaf-ı dâr

  • Huk: Mirası bırakan ile vâristen her birinin başka başka ülkeler ahâlisinden olması.

iklim / iklîm / اقليم

  • Ülke, yer, diyar. (Arapça)
  • Coğrâfî yaşam koşulları. (Arapça)

itilafçılar / itilâfçılar

  • Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin karşısında yer alan düşman ülkeler.

kabotaj

  • Bir ülkenin kendi limanları arasında gemi işletme işi. (Fransızca)

kadastro

  • Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işi. (Fransızca)

kalemrev / قلمرو

  • Ülke, diyar, topraklar. (Arapça - Farsça)

karantina

  • İtl. Bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden gelen kişileri, gemileri veya malları geçici olarak tecrit etme şeklinde alınan tedbir.
  • Hastahanede yatması gereken hastaların kayıt ve kabul işlerinin yapıldığı yer.
  • Bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek üzere hast

kişver / كشور

  • Memleket, ülke. (Farsça)
  • İklim. (Farsça)
  • Ülke. (Farsça)

kişvergir

  • Ülke tutan. Pâdişah, hükümdar. (Farsça)

kişvergüşa

  • Ülke açan, cihangir. (Farsça)

kişverküşa / kişverküşâ / كشوركشا

  • Fatih, ülkeler alan. (Farsça)

kıt'a

  • (Çoğulu: Kıtat) Dünyanın kara parçalarından her biri.
  • Memleket. Ülke.
  • Mat: Bir dairenin bir yayı ile onun çapı arasındaki kısım.
  • Tıb: Kesik organın vücudda kalan parçası.
  • Ask: Çok kalabalık olmayan askerî kuvvet.
  • Edb: En az iki beyitten yapılmış manzum

kıtaat

  • (Tekili: Kıt'a) Bölümler, cüzler, parçalar.
  • Büyük kara parçaları.
  • Askeri birlikler.
  • Ülkeler, memleketler.

kızılhaç

  • Hristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

koloni

  • Bir ülkenin, sınırları dışında işgal ettiği ve yönettiği ülkeye sıkı bağlarla bağlı arazi. (Fransızca)
  • Başka bir memlekete yerleşmeğe giden göçmen topluluğu veya bir topluluğun yerleştiği yer. (Fransızca)
  • Bir memlekette bulunan yabancılar topluluğu. (Fransızca)

konsolos

  • İtl. Yabancı ülkelerde yurttaşlarının haklarını korumak ve bağlı bulunduğu hükümete siyasî ve ticarî bilgileri vermekle vazifeli hariciye memuru.

künye

  • Bir kimsenin adı, soyadı, ülkesi, doğumu, mesleği gibi özelliklerini gösteren kayıt.

lebbeyk

  • Hac, umre veya her ikisini yapmak üzere niyyet ederken yâni ihrâma girerken başlayıp, Mina'da Cemre-i akabede (büyük cemrede) şeytan taşlanırken atılan ilk taşla söylemesi son bulan mübârek sözler: Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk innelhamde venni'mete leke vel-mülke

mavera-ün nehr

  • Ceyhun ırmağının doğusunda kalan ülkelere müslüman coğrafyacıların verdiği ad. Türklerin yaşadıkları bu ülkeler, Ceyhun ve Seyhun ırmaklarının havzalarını ihtiva ediyordu.
  • Dicle ile Fırat arası.

memalik / memâlik / ممالك

  • Ülkeler. (Arapça)
  • Topraklar, diyarlar. (Arapça)

memalik-i baride / memâlik-i bâride

  • Soğuk memleketler, ülkeler.

memalik-i islamiye ve osmaniye / memâlik-i islâmiye ve osmaniye

  • İslâm ve Osmanlı memleketleri, ülkeleri.

memleket / مملكت

  • (Çoğulu: Memâlik) Bir devletin toprağı, ülke, yurt.
  • Şehir. İl, kasaba.
  • Bir insanın doğup büyüdüğü yer.
  • Ülke. (Arapça)
  • Şehir. (Arapça)

memleket-i osmaniye

  • Osmanlı ülkesi.

mezaristan / mezâristân

  • Mezarlık, ölüler ülkesi.

mısri / mısrî

  • (Mısriyye) Mısırlı.
  • Mısır ülkesiyle alâkalı.
  • Mısırlı, Mısır ülkesiyle ilgili.

misyonerlik

  • Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi. Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti. Bu çalışmaları yürüten râhib, papaz ve din adamlarına misyoner, bu

mülket

  • Mülk.
  • Memleket. Ülke.

mülket-i osmaniye

  • Osmanlı Ülkesi.

mülki tamamiyet / mülkî tamamiyet

  • Ülke varlığı, toprak bütünlüğü.

mülkiye / مُلْكِيَه

  • Ülkenin idaresi için çalışanların bulunduğu daire.
  • Ülke idaresiyle ilgili daire.

müste'min

  • Eman dileyen. Emane, emniyete erişen, nâil olan. (Gerek müslim, gerek zimmî veya harbî olsun.) İstiman eden. Emin edilmiş.
  • Canının bağışlanması şartiyle teslim olan.
  • Tar: Osmanlı ülkesinde oturmalarına müsaade olunan yabancı devlet tebaası. Osmanlı devleti ile sulh halinde bu

müste'min müslüman

  • Dâr-ül-harbe (müslüman olmayanların ülkesine) onların izni ile giren müslüman.

necm

  • (Necim) Yıldız, ahter, kevkeb. Ülker yıldızına da denir. Ülker, onbir yıldızdır. Altısı görünür, gözü kuvvetli olan yedinciyi de görebilir.
  • Belirli olan vakit. (Araplar, vakti yıldızlarla tahdit ederlerdi)
  • Kabak ve hıyar gibi yayvan nebat.
  • Belirli vakitte yapılan vazi
  • Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.

nemrud

  • Dinsiz ve zâlim bir hükümdar, ülkesinin "ulu önder"i.

nuristan / nuristân

  • Nur ülkesi.
  • Nur ülkesi, cennet.

padişah / pâdişah

  • Ülkeyi idare eden devlet başkanı.

pars / پارس

  • İran, Pers ülkesi. (Farsça)

pervin / پروین

  • Ülker denilen yedi yıldızın tamamı. (Farsça)
  • Ülker, Süreyya. (Farsça)

pres ateşeliği

  • Bir ülkenin yabancı ülkede kendini temsil için açtığı büyükelçilik bünyesinde bulunan Basın Ateşeliği.

saltanat alemi / saltanat âlemi

  • Bir ülkenin hakimiyeti ve yönetimiyle ilgili alan.

şark

  • Doğu. Güneşin doğduğu taraf.
  • Güneş ve güneşin aydınlığı.
  • Yarmak.
  • Parıldamak.
  • Avrupa kültürünün dışında kalan müslüman ülkeleri.

sebê

  • Yemen ülkesinde tarihî bir şehir.

şehristan-ı ebedü'l-abad / şehristan-ı ebedü'l-âbâd

  • Sonsuz olarak yaşanacak olan ülke; Cennet.

seradan süreyya'ya kadar / serâdan süreyya'ya kadar

  • Yerden Ülker yıldızına kadar (Birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

seradan süreyyaya / serâdan süreyyaya

  • Yerden Ülker yıldızına kadar; birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenen bir ifadedir.

seradan süreyyaya kadar / serâdan süreyyaya kadar

  • Yerden Ülker yıldızına kadar (Birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

süreyya / süreyyâ / ثریا / ثُرَيَّا

  • Ülker (Pervin) yıldızı. Yedi (veya altı) yıldızlardır ki; ikişer ikişer karşılıklı dururlar ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünürler. Gerdanlığa benzemesinden Felekiyâtta "Ikd-ı Süreyya" tabir edilir.
  • Ülker yıldızı, bir yıldız topluluğu.
  • Ülker yıldızı.
  • Ülker takımyıldızı; yedi (veya altı) yıldızdan meydana gelen ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünen bir takımyıldızı.
  • Ülker, Pervin. (Arapça)
  • Ülker takım yıldızı.

taraf / طرف

  • Yan, yön.
  • Yer, memleket, ülke. Kıt'a.
  • Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak.
  • Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.
  • Yön. (Arapça)
  • Ülke. (Arapça)
  • Muhatap iki kişiden her biri. (Arapça)
  • Yer. (Arapça)

telbiye

  • "Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnnel hamde ven-ni'mete vel-mülke lâ şerîke leke" sözlerini söylemek.

ülke-i kisra / ülke-i kisrâ

  • Kisra'nın ülkesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR