LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te özetle ifadesini içeren 51 kelime bulundu...

adem-i tarassud

  • Gözetlememe.

daşten

  • Tutmak, elde etmek, mâlik olmak, zimmetine geçirmek. (Farsça)
  • Zabtetmek, gasbetmek, almak. (Farsça)
  • Görüp gözetlemek. (Farsça)
  • Eskimek, yıpranmak, harab olmak, köhneleşmek. (Farsça)

elhasıl / elhâsıl

  • Özetle, sonuç olarak.
  • Kısacası, özetle.

ersad

  • (Tekili: Rasad) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.

hakikat-i rakibane / hakikat-i rakîbâne

  • Herşeyi gözetleyen bir zâta yakışan hakikat.

hülasa / hülâsa / خلاصه

  • Özetle, kısaca.
  • Özet. (Arapça)
  • Hülâsa etmek: Özetlemek. (Arapça)

hülasa etmek / hülâsa etmek

  • Özetlemek.

hülasalı / hülâsalı

  • Kısa, özetlenmiş.

hülasatan / hülâsatan / خلاصة

  • Özetle, kısaca. (Arapça)

hulasaten / hulâsaten

  • Özetle, sonuç olarak.
  • Özetle.

hülasaten / hülâsaten

  • Özetleyerek.

hulasaten / hulâsaten / خلاصة

  • Özetle, kısaca. (Arapça)

icmal / icmâl / اجمال / اِجْمَالْ

  • Özetleme.
  • Özetleme.
  • Özetleme. (Arapça)
  • Özet. (Arapça)
  • Toplam. (Arapça)
  • İcmâl edilmek: Öçetlenmek. (Arapça)
  • İcmâl etmek: Özetlemek. (Arapça)
  • Özetleme.

icmalen / icmâlen / اجمالا

  • Kısaca, özetle.
  • Kısaca, özetle.
  • Özetle, özetleyerek. (Arapça)

icmali / icmâlî / icmalî / اِجْمَالِي

  • Kısaca, özetle.
  • Özetlenmiş.
  • Özetlenmiş.

ihtisar / ihtisâr / اختصار

  • Kısaltma, özetleme.
  • Kısaltma, özetleme. (Arapça)
  • İhtisâr edilmek: Kısaltılmak, özetlenmek. (Arapça)
  • İhtisâr etmek: Kısaltmak, özetlemek. (Arapça)

ihtisaren / ihtisâren / اختصارا

  • Kısaca, özetleyerek.
  • Özetle, kısaltarak, kısaca. (Arapça)

irsad

  • Gözetlemek.
  • Hâzır ve âmâde eylemek.
  • Mükâfat vermek.
  • Edb: Secili ve kâfiyeli bir cümlede ses uyumundaki ana sesi önce tanıtıp, ondan sonra gelecek kelimeyi tanıtma sanatıdır. Meselâ:Elemin Kays'a kıyas etme din-i mahzunun, Yok idi aklı ne derdi var idi Mecnunun. (Baki)

manzar-ı ala / manzar-ı âlâ

  • En yüce gözetleme yeri.

meal-i icmali / meal-i icmalî / مَآلِ اِجْمَالِي

  • Özetlenmiş ma'na.

merasid

  • (Tekili: Mersad) Gözetleme yerleri, rasat yerleri.

merkab

  • Gözetleme yeri.

mersad

  • Rasad yeri. Gözetleme yeri.

mirsad / mirsâd

  • Gözetleme yeri. Rasad yeri.
  • Gözetleme âleti.
  • Suçluları gözleyip duran.
  • Pusu.
  • Suçlular için hazır bekleyen.
  • Gözetleme vasıtası; dürbün.
  • Gözetleme yeri.

mücmel / مُجْمَلْ

  • Özetlenmiş.

mücmelen / مجملا / مُجْمَلاً

  • Kısaca, özetle.
  • Özetle. (Arapça)
  • Özetlenmiş olarak.

muhafaza

  • Zarar ve ziyandan sakınıp korumak.
  • Himâye ve hıfzetmek. Gözetlemek.
  • Bir şeye devamlı olmak.

mülahhas / mülâhhas

  • Özetlenmiş.

müneccim

  • Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına bakan kimse. Astrolog.
  • İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.

murasade

  • (Rasad. dan) Rasad etme, gözetleme.
  • Dikkatle bakma.

pas

  • Gecenin sekizde biri. (Farsça)
  • Gözetleme, bekleme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, gam. (Farsça)
  • İç sıkıntısı. (Farsça)

rai

  • Çoban.
  • Gözetleyici ve koruyan kimse.
  • Vâli.
  • Güvercin kuşundan bir kısım.

rakib / rakîb

  • Gözetleyen.
  • Gözetleyen, denetleyici.

rasad / رصد

  • Gözetlemek, beklemek, pusuda olmak.
  • Dürbün, gözetleme aleti.
  • Gözetleme, bakma.
  • Gözlem. (Arapça)
  • Gözetleme. (Arapça)
  • Rasad edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Rasad etmek: (Arapça)
  • Gözlem yapmak. (Arapça)
  • Gözetlemek. (Arapça)

rasadgah / rasadgâh

  • Bekleme yeri, gözetleme yeri. Gözlemevi. (Farsça)

rasat

  • Gözetleme.

rasat ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

rasat etmek

  • Gözetlemek.

rekabet

  • Gözleme, gözetleme.
  • Kendi işini yürütmeye çalışma.
  • Benzerleriyle yarışa çıkma.

tarassud / تَرَصُّدْ

  • Bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme. İntizar üzere olma. Gözetleme.
  • Gözetleme.
  • Gözetleme.
  • Bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme.
  • Gözetleme.

tarassudat / tarassudât

  • (Tekili: Tarassud) Gözlemler, tarassutlar, gözetlemeler.
  • Gözetlemeler.

tarassudat-ı semaviye / tarassudât-ı semâviye

  • Gökyüzünü gözetlemeler.

tarassut

  • Gözetleme.

tarassut eden

  • Gözetleyen.

tecessüsat / tecessüsât

  • (Tekili: Tecessüs) Tecessüsler, araştırmalar. Gözetlemeler.

telhis / telhîs / تلخيص

  • Birşeyi süzüp özünü alma, özetleme.
  • Özetleme.
  • Kısaltma, özetleme, hulâsa-sını alma.
  • Kısaltma. (Arapça)
  • Özetleme. (Arapça)
  • Telhîs etmek: Özetlemek. (Arapça)

telhisat / telhisât

  • (Tekili: Telhis) Kısaltmalar, hülâsalar, özetlemeler.

telhisen / telhîsen / تلخيصا

  • Özetle. (Arapça)

temaşa ehli / temâşâ ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

terakkub

  • Bekleme, gözetleme, yol gözleme.
  • Ümit etme.
  • Muntazır olma.

terakkubat / terakkubât

  • (Tekili: Terakkub) Gözetlemeler, beklemeler.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR