LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te özür ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

a'zar

  • (Tekili: Özr) Özürler, mâniler, bahaneler, engeller.

ama / âmâ

  • Görme özürlü.

azir

  • Özür dileyen, özrünün afvedilmesini isteyen.
  • Özür.
  • Sünnet düğünü.

bahane / bahâne

  • Vesile. Sebeb. (Farsça)
  • Yalandan özür. (Farsça)
  • Kusur. Noksan. (Farsça)
  • Garaz. (Farsça)
  • Vesile, sebep, özür.

bast

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"

batıl

  • Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan. Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muâmele. Meselâ: Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gibi.

bilamazeret / bilâmazeret / بلامعذرت

  • Mazeretsiz, özür bildirmeksizin. (Arapça)

e'zar

  • Özürler. Kusurlar. Bahaneler.

esihha'

  • (Tekili: Sahih) Özürsüz olanlar, sıhhati yerinde ve vücudu sıhhatte olan kimseler.

faite / fâite

  • Gaflet, uyku, unutmak, hastalık, düşman korkusu gibi bir özürle kaçırılan farz veya vâcib namaz.

fevait / fevâit

  • Kasten, bilerek terketmekle olmayıp, dînin kabûl ettiği herhangi bir sebeble, özürle kaçırılmış farz veya vâcib namazlar. Fâitenin çoğuludur.

fidye

  • Herhangi bir farzından birini yerine getirmeye gücü olmayan bir kimsenin Cenâb-ı Hak'tan özür dilemek kasdı ile, verdiği para veya sadaka.
  • Esir veya kölelikten kurtulmak için verilen para.
  • Fık: Fakirin sabahlı akşamlı bir günlük yiyeceği.

i'tizar / i'tizâr / اعتذار

  • Kusurunu bilerek özür dilemek. Kusurunu beyan edip ve anlayıp af dilemek. (Takdire şayan güzel bir haslettir.)
  • Özür dileme.
  • Özür dileme. (Arapça)

ima / îmâ

  • İşâret etme. Bir özür sebebiyle başını yere koyamayan kimsenin rükû' için biraz, secde için rükû'dan daha çok eğilmesi.

irtizah

  • Biraz bahşiş alma.
  • Özür dileme.

isti'fa-yı kusur

  • Özür dileme.

isti'zar

  • Özür ve afv dileme.

istihaza

  • Kadın âdet görürken fazla kan gelmesi. (Rahimden değil de hastalıktan dolayı bir damardan gelip, tenâsül cihazı yolu ile akan kokusuz bir kandır. Buna "istihâza veya özür kanı" dendiği gibi, böyle bir kadına da "müstahâza" denir.)

itizar / itizâr / îtizâr

  • Kusurunu bilerek özür beyan etme, kusurunu beyan edip af dileme.
  • Özür bildirme.

kaza orucu / kazâ orucu

  • Oruç tutmamayı mubâh kılan (dînde bildirilen) bir özür sebebiyle vaktinde tutulamayan veya tutarken bir özür sebebiyle yâhut kast (bilerek) olmadan bozulup, Ramazân bayramının birinci, Kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günleri dışındaki zam anlarda gününe gün tutması gereken Ramazân-ı şerî

keffaret-i savm

  • Ramazan-ı Şerifte özürü bulunmaksızın muayyen şartlar dâhilinde orucunu bozan bir mükellefin, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azâd etmesinden; buna muktedir değilse, iki ay muttasıl oruç tutmasından; buna da muktedir değilse, altmış fakire yemek yedirmesinden ibârettir.

keysan

  • Ayakla bir kimsenin dübürüne vurmak.
  • Özür, mâzeret.

kusur / kusûr

  • Eksiklik, pürüz, özür, kabahat.

ma'zeret

  • Elde olmadan suç, kabahat işleme.
  • Mücbir sebeblerini söyleyerek yardım dileme. Özür dileme.

ma'zeretcu

  • Özür arıyan. (Farsça)

ma'zerethah / ma'zerethâh

  • Özür dileyen. Afvedilmesini isteyen. (Farsça)

ma'zeretmend

  • Özürlü, kusurlu. Mazeretli. (Farsça)

ma'zire

  • (Çoğulu: Meâzir) Özür etmek.

ma'zur

  • Özürlü. Özrü olan.

ma'zuriyyet

  • Ma'zurluk. Özürlülük.

mahzur

  • Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsaade olmayan. Mâni. Çekinilecek şey.

mai' / mâi'

  • Men eden, alıkoyan, engel olan.
  • Engel, özür.

malul / malûl / معلول

  • Özürlü, hastalıklı. (Arapça)

malulen / malûlen / معلولا

  • Sakatlanmış olarak, özürlü olarak. (Arapça)

mani' / mâni'

  • Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Engel. Özür.

mania / mânia

  • Men'eden şey. Engel. Özür. Zorluk.

mazeret / mâzeret / معذرت

  • Özür, bahane.
  • Elde olmayan özür.
  • Özür. (Arapça)

mazeret-i kat'i / mazeret-i kat'î

  • Kesin mazeret, özür.

mazerethah / mazerethâh / معذرت خواه

  • Özür dileyen. (Arapça - Farsça)

mazur / mâzur / mâzûr / معذور

  • Özürlü, mazeretli.
  • Özürlü.
  • Özürlü. (Arapça)

mazuriyet / mâzuriyet / mâzûriyet

  • Mazur olma, özürlülük.
  • Özürlülük.

meazir

  • Perdeler. Hicablar.
  • Özürler.

medar-ı özür / medâr-ı özür / مَدَارِ عُذُرْ

  • Özür sebebi.

menea

  • (Tekili: Mâni) Engeller, mâniler, özürler.
  • Engel olanlar, mâni olanlar, geri bırakanlar.
  • Kuvvet ve cemâat.

metrukat / metrûkât

  • Özürsüz, tembellikle kılınmayan, terk edilen namazlar.
  • Vefât eden kimsenin geriye bıraktığı şeyler. Mîrâslar, terikeler.

mu'zir

  • Özürü olan, mâzeretli.

muazere

  • Ma'zeret, özür dileme.

muazzir

  • (Özür. den) Ta'zir eden, sahte özür süren.

müteallil

  • Bahane ve özür ile vakit geçiren.

müteazzir

  • Meydana gelmesi zor olan.
  • Özürlü olan.
  • Özürlü, zararlı, yerine getirilmesi zor.
  • Özürlü, özürü bulunan.
  • Mümkün olmayan, güç, zor.
  • Zor, özürlü.

mutezir

  • Özür dileyen. İtizâr eden. Özürü makbul olan.

mutezirane / mutezirâne

  • Özür dileyerek. Kusurunu kabul edip yalvarırcasına. (Farsça)

nidal

  • (Nizâl) Özür beyan ederek bir zararı def etmek.

nifas / nifâs

  • Lohusalık hâli. Kadınların doğumdan sonraki özür hâlleri.

oruç kazası / oruç kazâsı

  • Oruç tutmamayı mubah kılan (dinde bildirilen) bir özür sebebiyle vaktinde tutulamayan veya kasd (bilerek) olmadan orucunu bozan bir kimsenin, Ramazân bayramının birinci, Kurban bayramının ilk üç günü hâricindeki zamanlarda gününe gün oruç tutması.

özr / عذر

  • Abdesti bozan bir şeyin bir namaz vakti durdurulamayıp, devâm etmesi. İdrârını tutamama, iç sürmesi, yel kaçırmak, burun kanaması, yaradan kan, sarı su akması, ağrı ile göz yaşı akması birer özür olup, özürlü erkeğe mâzûr, kadına ma'zûre denir.
  • Mâzeret. Af talebi, engel.
  • Özür. (Arapça)
  • Bahane. (Arapça)
  • Engel. (Arapça)

özrhah / özrhâh / عذرخواه

  • Özür dileyen. (Arapça - Farsça)

özürhah / özürhâh

  • Özür dileyen. Özür dileyerek affını isteyen. (Farsça)

puziş / pûziş / پوزش

  • Özür, mâzeret. (Farsça)
  • Özür. (Farsça)

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini
  • İzin, müsaade; kulların özürlerine binaen, kendilerine bir kolaylık ve müsaade olmak üzere ikinci derecede meşru olan şeyler, yolculukta Ramazan orucunun tutulmaması gibi.

ta'zir

  • Kusur ve özür etme.
  • Aslı olmayan özürler beyan etme.
  • Necis bulaştırmak.

ta'zirat

  • (Tekili: Ta'zir) Vesile ve bahane aramalar. Esassız özür bildirmeler.

taazzür

  • Özür bildirmek.
  • Güçleşmek Güç olmak.

tahir / tâhir

  • Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veya guslü icab ettirecek şeylerden birisiyle özürlü olmayan.
  • Zâhir ve bâtında bütün ayıp ve kirlerden temiz, pâk olduğu için Hz. Peygamberimize de (A.S.) bu isim verilmiştir.
  • Müzikte: Makam ismi.
  • Temiz, pâk, özürsüz.

tarziye

  • Pişmanlık duyduğunu anlatarak özür dilemek.
  • Râzı etmek.
  • "Radıyallahü-anh" diyerek duâ etmek.
  • Özür dilemek.
  • Özür dileme.

temhid

  • (Mehd. den) Döşeme, yayma, düzeltme.
  • İskân etme.
  • Bir maddede özür, bahane beyan eylemek.
  • Özür sahibinin özrünü kabul ile tasdik eylemek.
  • Serd etme, izah etme, arz etme.
  • Mukaddeme yapma. Hazırlama.

teyemmüm

  • Su bulunmadığı veya bulunup da özür sebebiyle kullanmak mümkün olmadığı takdirde; temiz toprak veya taş, kum, kerpiç gibi toprak cinsinden bir şey ile hadesi yâni mânevî kirliliği, abdestsizliği gidermek için, elleri toprağa sürüp yüzü ve kolları mesh etmek.

zaruret / zarûret

  • Haram olan, yasaklanan bir işin yapılmasını mübâh (dînen serbest) kılan sebeb, özür.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR