LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ödeme ifadesini içeren 40 kelime bulundu...

adem-i te'diye

  • Borcunu ödememe.

akont

  • Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme. (Fransızca)

borç

  • Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır, günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar d

cerime / cerîme / جریمه

  • Suç. (Arapça)
  • Para cezası, cereme. (Arapça)
  • Ceza ödeme. (Arapça)

eda / edâ / ادا

  • Ödeme, verme.
  • Zamanında yerine getirme.
  • Tarz, üslûp.
  • Yapma, ödeme, davranış, anlatım yolu.
  • Ödeme. (Arapça)
  • Yapma, yerine getirme. (Arapça)
  • Tarz, tavır. (Arapça)
  • Çalım. (Arapça)

eda' / edâ'

  • Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak.
  • Tarz. Üslub.
  • Şive.
  • Tekebbür.
  • Fık: Namazı vaktinde kılmağa "Eda" ve vakit geçtikten sonra kılınan namaza da "Kaza" denir.

eda-yı deyn

  • Borç ödeme.

garamet / garâmet

  • (Çoğulu: Garâmât) Diyet ve borç gibi şeyleri ödeme. Resim, vergi.
  • Borçlanılan şeyi ödeme. Bir çeşit vergi.

i'ta / i'tâ / اعطا

  • Verme. (Arapça)
  • Verilme. (Arapça)
  • Ödeme. (Arapça)
  • Ödenme. (Arapça)
  • İ'tâ edilmek: (Arapça)
  • Verilmek. (Arapça)
  • Ödenmek. (Arapça)
  • İ'tâ etmek: (Arapça)
  • Vermek. (Arapça)
  • Ödemek. (Arapça)
  • İ'tâ (Arapça)

icra

  • Bir işi yürütmek.
  • Yerine getirmek. Yapma. Tatbik etme.
  • Vekil göndermek.
  • Mahkeme kararını yerine getirmek.
  • Suyu akıtmak.
  • Huk: Borçlunun alacaklıya karşı ödemekle mükellef olduğu bir borcu, adlî bir teşekkül vâsıtasıyla ödetme.

icra dairesi

  • Borçlunun, alacaklıya karşı ödemekle yükümlü bulunduğu bir şeyi hukukî yollarla almasını sağlayan daire, kurum.

ifa / îfâ / ایفا

  • Ödemek. Yerine getirmek. Söz verdiğini veya vazife bildiğini yerine getirmek. Kılmak. Yapmak.
  • Ödeme, yerine getirme.
  • Bir işi yapma.
  • İş görme.
  • Ödeme, yerine getirme.
  • Yapma, yerine getirme. (Arapça)
  • Ödeme. (Arapça)
  • Îfâ edilmek: (Arapça)
  • Yapılmak, yerine getirilmek. (Arapça)
  • Ödenmek. (Arapça)
  • Îfâ etmek: (Arapça)
  • Yapmak, yerine getirmek. (Arapça)
  • Ödemek. (Arapça)

kafil / kâfil

  • Birinin yerine ödemeyi kabul eden. Kefil olan.

kefalet / kefâlet

  • Kefillik. Kefîl olmak. Bir kimsenin, borcunu ödememesi, taahhüdünü (verdiği sözü) yerine getirmemesi hâlinde onun yerine borcu ödemeği, sözü yerine getirme mes'ûliyetini (sorumluluğunu) alacaklıya karşı üzerine almak.

kefaret-i yemin vermek

  • Yerine getirilemeyen yeminin karşılığını ödemek.

kefil / kefîl

  • "Borcunu ödemezse ben ödeyeceğim" diyen.

kitabet / kitâbet

  • Kâtiblik, yazıcılık, yazı yazma ilmi.
  • Güzel yazı ve güzel ifâde için lâzım olan yazı yazma usûl ve kâideleri.
  • Kölenin belirli bir ücreti ödemek veya bildirilen şartları yerine getirmek karşılığında âzâd edileceğine (serbest bırakılacağına) dâir sâhibi ile yaptığı akid, sözleşme.

konsolit

  • (Konsolide) Ana sermayenin ödeme tarihi belli olmayan ve yalnız faizi ödenen devlet tahvili. (Fransızca)

mehr-i muaccel

  • Miktarı tesbit edilen (belirlenen) ve nikâh sırasında erkeğin evleneceği kadına peşin olarak ödemesi gereken altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir menfaat.

muaccelat

  • (Tekili: Muaccel) Peşin ödemeler.

müfadat

  • (Fidâ. dan) Bir fidye-i necatı kabul etme veya ödeme.

muhil / muhîl

  • İhâle eden. Havâle eden.
  • Fık: Borcunu başkası ödemesi için havâle eden kimse. Başkasının borcuna nakleden.

mükellef

  • Bir şeyi yapmağa mecbur olan. Vazifeli. Muvazzaf.
  • Bir şeyi ödemeğe mecbur olan.
  • Mükemmel hazırlanmış, külfetle süslenmiş olan.

mükellefin / mükellefîn

  • Vazifeliler. Mükellefler. Bir şeyi ödemek zorunda bulunanlar.

mumatala-i hak / mumâtala-i hak

  • Hak, borç vs. yerine getirmeme ve ödemeyi erteleme, tecil etme.

mütekazi

  • (Tekaza. dan) Borçluyu (borcunu ödemesi için) sıkıştıran.

nakd

  • (C?: Nukûd) Madeni para, akçe.
  • Bir şeyin bedelini peşinen ödemek.
  • Para olarak bulunan servet.
  • Vezin ve ayarı tamam olan para.
  • Bir şeye hırsızlamasına bakma.
  • Seçmek.
  • Saymak.

tazmin / tazmîn / تضمين

  • Kefil olmak.
  • Zarar verdiği kimsenin zarar ve ziyanını ödemek.
  • Edb: Başkasına ait bir mısra veya beyti intihâl ve tevârüd olmaksızın kendi şiirine alma san'atı.
  • Bir şeyi bir şeye dâhil etmek.
  • Zararı ödetmek.
  • Zararı ödeme.
  • Sebeb olunan zarar ve ziyânı ödeme.
  • Zarar ödeme, tazminat verme, zarar karşılama. (Arapça)
  • Bir başka şaire ait beyti sahibinin adını da bildirerek kendi şiirinde kullanma. (Arapça)
  • Tazmîn edilmek: Tazminat verilmek, zarar karşılanmak. (Arapça)
  • Tazmîn etmek:
  • (Arapça)

tazminat / tazmînât / تضمينات

  • Zarar ödemeleri, tazminat. (Arapça)
  • Tazmînat vermek: Zarar ödemesinde bulunmak. (Arapça)

te'diyat / te'diyât / تأدیات

  • (Tekili: Te'diye) Ödemeler.
  • Ödemeler. (Arapça)

te'diye / تأدیه

  • Ödeme. (Arapça)
  • Te'diye edilmek: Ödenmek. (Arapça)
  • Te'diye etmek: Ödemek. (Arapça)

te'diye-i deyn

  • Borç ödeme. Borcunu verme.

te'minat / te'minât

  • (Tekili: Te'min) İnandırmak ve emniyet vermek için veya muhtemel zararı ödemek için verilen söz veya para, gösterilen kefil.

tedahül

  • İç içe olmak. Birbiri içine girmek.
  • Yığılıp kalmak. Birikmek. Karışmak.
  • Bir taksidi ödemeden ötekinin gelmesi. Ödemede gecikmek.

têdiye

  • Ödeme.

telafi

  • Eksik olan bir şeyin yerini doldurmak. Tamamlamak.
  • Ziyanı karşılamak. Zararı ödemek.

teslimat

  • (Tekili: Teslim) Bir hesap üzerine yapılan ödemeler.

tesviye-i deyn

  • Borç ödeme.

vefa

  • Ahdinde, sözünde durma.
  • Sevgi ve dostlukta sebat ve devam.
  • Ödeme.
  • Yetişme.
  • Dince ve akılca lâzım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.

veresiye satış

  • Bedelini, parasını sonra ödemek üzere yapılan alış-veriş.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR