LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ödünç ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

ariye / âriye

  • Ödünç ve borç olarak verilen.

ariyeten / âriyeten

  • Ödünç olarak.

ariyyet / âriyyet / عاریت

  • Ödünç verip almak.
  • Ödünç. (Arapça)

avari / avarî

  • (Tekili: Ariyyet) Ödünç verilen şeyler.

dain

  • (Dâyin) Ödünç veren, borca veren.
  • Alacaklı. İkraz eden.

dayin

  • Borç veren. Alacaklı. Ödünç para veren..

deyn-i kavi / deyn-i kavî

  • Ödünç verilen zekât malı ve zekât malının satışı karşılığı alınacak olan semen (bedel).

evam

  • Ödünç, borç. (Farsça)
  • Renk, levn. (Farsça)

faiz / fâiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile
  • Ödünç vermekte, rehnde (ipotek yâni ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda veya başka âdil bir kimsede emânet bırakmada) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaa t. Ribâ.

hatıb

  • (Hatab. dan) Oduncu, odun toplayan.
  • İyiyi kötüyü ayırd edemeyen kimse.

hattab / hattâb / حطاب

  • Oduncu.
  • Oduncu. Odun satan.
  • Oduncu. (Arapça)

iare-i mukayyede

  • Bir mülkün kayıd ve şartlarla birine ödünç olarak verilmesi.

iare-i mutlaka

  • Bir mülkün, bir eşyanın sâhibi tarafından hiç bir şart ve kayda bağlı kalmayarak başka birine ödünç verilmesi.

idane

  • (Deyn. den) Borç, ödünç verme, ikrâz.

idaneten

  • Borç olarak, ödünç olarak, idane suretiyle.

iğreti

  • t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran.
  • Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici.
  • Fıtrî olmayan, sahte, sun'î.

ikraz / ikrâz

  • Ödünç vermek. Borç vermek.
  • Kesip ayırmak.
  • Borç verme, ödünç verme. Bir kimsenin nakid para, hacim ölçüsü ile alınıp satılan malını, daha sonra mislini (benzerini) almak üzere bir şahsa vermesi.

iktibas / iktibâs / اقتباس

  • Ödünç almak.
  • Bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi alma, aktarma.
  • Alıntı. (Arapça)
  • İktibâs edilmek: Alınmak. (Arapça)
  • İktibâs etmek: Alıntı yapmak, ödünç almak. (Arapça)

istiare / istiâre / اِسْتِعَارَه

  • Ariyet istemek. Ödünç almak. Birinden iğreti bir şey almak.
  • Edb: Bir kelimenin mânasını muvakkaten başka mânada kullanmak; veya herhangi bir varlığa, ya da mefhuma asıl adını değil de, benzediği başka bir varlığın adını verme san'atına istiare denir.Cesur ve kuvvetli bir insana "arsl
  • Ödünç alma.
  • Bir kelimenin mânâsını muvakkaten başka bir kelime hakkında kullanma.
  • Ödünç alma.

istidane

  • (Deyn. den) Borç alma, alınma. Ödünç alma.

istikraz

  • Borçlanmak. Ödünç almak. Borç almak.

istikrazat

  • (Tekili: İstikraz) Ödünç para almalar, borçlanmalar.

karz

  • Borç, ödünç. Kesmek, kat'etmek.
  • şiir söylemek.
  • Ödünç verme, ödünç alma.
  • Ödünç verilen veya alınan şey, borç.
  • Ödünç.

karz-ı hasen

  • Sadece Allah rızâsı için verilen ödünç. Faizsiz verilen borç.
  • Ödünç verme, çarşıda benzeri bulunan herşeyi, belirsiz bir zaman sonra, aynısı geri verilmek üzere verme.

karzen

  • Borç, ödünç olarak.
  • Ödünç olarak.

kul'at

  • (Çoğulu: Kulu') Ödünç mal. Yurt edinmeye müsait olmayan yer.

kuruz

  • (Tekili: Karz) Borçlar. Ödünç olarak verilen paralar.

makruz

  • (Karz. dan) Ödünç verilmiş. İkraz edilmiş. Borç olarak verilmiş.

matlub

  • İstek, istenilen şey.
  • Alacak. Ödünç verilmiş.

matlubat

  • (Tekili: Matlub) İstenilen, talebedilen ve aranılan şeyler.
  • Alacaklar. Ödünç olarak verilmiş olan şeyler.

me'huz

  • Ahzolunmuş. Çıkarılmış. Alınmış.
  • Ödünç olarak başka bir yerden alınmış.
  • Alınmış, çıkarılmış, tutulmuş.
  • Ödünç olarak başka bir yerden alınmış.

merhun

  • (Rehin. den) Rehin edilmiş olan. Ödünç alınan bir şeyi teminata bağlamak için, onun yerine verilen herhangi bir şey.
  • Belirli müddetle bir şeye bağlı olan.
  • Edb: Mânası diğer beyit ile tamamlanan beyit.

muar

  • Ödünç alınmış olan mal.

müdayene / müdâyene

  • Borç alıp vermek. Ödünç almak ve vermek.
  • Ödünç alıp verme.

muir / muîr

  • Ödünç olarak veren. Borç veren. Karz-ı hasen tarzında veren.

mukraz

  • (Karz. dan) Ödünç verilmiş, borç verilmiş. İkrâz olunmuş.

mukriz

  • (Karz. dan) Ödünç veren. Borçla emânet para ve sâir şeyler veren.

murabaha

  • Bir malı kâr ile satmak.
  • Bir miktar ilâve ederek ödünç para alıp vermek.
  • Fâiz ile para alıp vermek.

müstair

  • (Ariyet. den) Ödünç alan.

müstedin / müstedîn

  • (Deyn. den) Ödünç alan, borç alan, istidane eden.

müsteir / müsteîr

  • (Ariyyet. den) Ödünç veya borç alan. İstiare eden.

riba / ribâ

  • Fâiz; ödünç vermekte, rehnde (ipotekte) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden (satıcıdan) birinin ötekine karşılık olarak vermesi şart edilen fazla mal.

ta'vizat / ta'vizât

  • (Tekili: Ta'viz) Karşılık olarak verilen şeyler. Ödünç verilen para.

takriz

  • (Karz. dan) Ödünç vermek.
  • Bir şeyi veya bir eseri beğendiğini söylemek. Beğendiğini bildiren yazı yazmak. Bir eserin takdir ve tahsin edildiğini bildiren yazı yazmak.

terk-i hükmi / terk-i hükmî

  • Dünyâyı hükmen terk etmek, (terk etmiş sayılmak) yâni her işte İslâmiyet'e uymak. Meselâ zekâtı İslâmiyet'in gösterdiği yere seve seve vermek, komşu, akrabâ, fakir ve ödünç istiyenin hakkını gözetmek ve başkalarının hakkına tecâvüz etmemek (saldırmam ak) ve malı zevk ve sefâya, eğlenceye vermemek.

vedia / vedîa

  • Emanet, ödünç.