LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çiya ifadesini içeren 40 kelime bulundu...

adetullah / âdetullah

  • (Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" y

atuf / atûf

  • Çok acıyan, pek merhametli.

cayi'

  • (Çoğulu: Ciya') Aç, acıkmış; aç olan.

cefa-keş

  • Eziyete dayanan, cefa çeken, acıya katlanan. (Farsça)

delil-i imkani / delil-i imkânî

  • İmkân delili; sayısız ihtimaller, seçenekler arasından yaratılan varlıkların, o seçenekleri tercih eden bir yaratıcıya delâlet etmesi.

edibane / edîbâne

  • Edebiyatçıya yakışır edebî bir üslupla.

ensaf

  • (İnsaf. dan) Daha insaflı, çok acıyan, en merhametli.

erham

  • Çok merhametli, çok acıyan.

esef-han

  • Acıyan, merhamet eden, şefkat eden, esef eden. (Farsça)

esuf / esûf

  • Fazlaca eseflenen, pek üzülen, çok kederlenen, çok fazla acıyan, yufka yürekli.

hannan / hannân

  • "Çok acıyan, pek acıyıcı" mânâsında ilâhî isim.

işfak

  • Acıyarak sakınma. Şefkat ve inayet etme.
  • Sevme.
  • Sakınma ve korkma.
  • Azaltma.
  • Lütfetme, bağış, ihsan.

istinfak

  • Malı harcıyarak tüketme.
  • Nafaka peydâ etme.

merhameten

  • Acıyarak, merhamet ederek.

merhametgüster

  • Merhametli, merhamet edip acıyan. (Farsça)

merhametli

  • Acıyan. (Arapça - Türkçe)

merhametperver

  • Merhametli, esirgeyici, acıyan. (Farsça)

mübezzirin / mübezzirîn

  • (Tekili: Mübezzir) İsraf edenler. Lüzumsuz harcıyanlar.
  • Çok ve lüzumsuz konuşanlar.

müşfik

  • Şefkatle seven. Acıyan, merhametli.
  • Şefkatli, merhametli, acıyan.

müteellim

  • Acıyan, elemli ve kederli olan.

müterahhim

  • (Rahm. den) Acıyan, merhamet eden.

müterahhimane / müterahhimâne

  • Acıyarak. Merhamet ederek. (Farsça)

naciye

  • (Çoğulu: Nâciyât) Sür'atli deve.

nükul / nükûl

  • Dönme, cayma, vazgeçme; bir malı satın aldıktan sonra vazgeçerek satıcıya geri verme.

piş-müzd

  • Pey, pey akçesi. Satılık bir şeye talip olan kimsenin, sonradan caymayacağını temin makamında olmak üzere satıcıya peşin verdiği bir miktar para. (Farsça)

rahim / rahîm

  • (Rahm. dan) Rahmet edici, acıyan, merhamet eden.
  • Merhametli, acıyan.
  • Esirgeyen, acıyan, merhamet eden.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara acıyan.
  • Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin sıfatlarından.

rahimane / rahîmane

  • Şefkat ederek, acıyarak. Merhamet ve rahmet ile Cenab-ı Hakk'a yakışır tarzda.
  • Acıyarak.

rauf / raûf

  • Çok acıyan, esirgeyen, merhamet sâhibi.
  • Esmâ-i İlâhiyedendir.
  • Acıyan ve esirgeyen, Allah.
  • Çok esirgeyen, çok acıyan, çok merhamet sahibi olan Allah.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına karşı merhâmeti çok olan ve yaptıkları iyilikleri zâyî etmeyen.
  • "Ümmetine karşı çok merhâmet eden, acıyan" mânâsına Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin isimlerinden.

re'fetkarane / re'fetkârane

  • Merhametli bir şekilde, çok acıyarak.

rikkat-yab / rikkat-yâb

  • Acıyan, merhamet eden. (Farsça)

sabır

  • Acıya ve zorluğa katlanma.

sabr

  • Acıya ve zorluğa katlanmak.
  • Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması.
  • Muharebede şecaat gösterme.
  • Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak.
  • Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.
  • Sabır, acıya katlanma.

sabr-ı cemil

  • Allah'tan gelen bir acıya sabretme. Şükrederek sabır.

sebuiye

  • Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili.

şefakat

  • Şefkat, acıyarak şefkatle sevmek. Karşılık istemeden merhamet edip acımak, sevmek.

şefikane

  • Merhametlice, acıyarak. Acımak suretiyle. şefkat ederek. (Farsça)

şefkat

  • Başkasının kederiyle alâkalanmak, acıyarak sevmek. Yardıma, sevgiye muhtaç olanlara karşılıksız olarak merhamet ve sevgiyle yardıma koşmak. Karşılıksız, sâfi, ivazsız sevgi beslemek.
  • Acıyarak karşılıksız sevme.

şefkatli

  • Merhamet eden, acıyan.

selem

  • İleride teslim edilecek bir malın peşin para ile satılması. Yâni belli miktârda peşin para ile belli zaman sonra bilinen yerde bilinen bir malı satın almak için yapılan sözleşme. Peşin parayı verene sâhib-üs-selem veya rabb-üs-selem; veresiye mal ver me borcu altına giren satıcıya müslemün ileyh, bu

terahhumen

  • Acıyarak, merhamet ederek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın