LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çirkin ifadesini içeren 198 kelime bulundu...

a'mal-i kabiha / a'mâl-i kabîha

  • Çirkin ameller, işler.

admer

  • Arslan.
  • Şedit, şiddetli.
  • Belâ.
  • Çirkin yüzlü şişman kadın.

ahlak-ı zemime / ahlâk-ı zemîme

  • Kötü huylar, çirkin davranışlar.

akas

  • Çirkin kokulu olma.

akbeh / اقبح

  • (Kabih. den) En çirkin. Çok kabih.
  • Çok çirkin. (Arapça)

amelles

  • Kuvvetli adam.
  • Kurt.
  • Yavuz, çirkin at.

avra

  • Şaşı. Kör kadın. Tek gözlü.
  • Mc: Kör fikir.
  • Çirkin ve kabih söz.
  • Sâdece dünyayı düşünüp âhireti unutan.

avrupa medeniyet-i habise kısmı

  • Avrupa medeniyetinin çirkin, pis kısmı.

ayn-ı çirkinlik

  • Çirkinliğin ta kendisi.

ayn-ı zat-ı akdes / ayn-ı zât-ı akdes

  • Bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın bizzat kendisi.

basil

  • Kahraman, cesur, yiğit kimse.
  • Fena, sert, kırıcı, kötü söz.
  • Haram olan şey.
  • Güzel olmayan, çirkin kimse.

bed

  • Fenâ. Kötü. Çirkin. Yaramaz. şer. şeni'. (Farsça)
  • Kötü, çirkin.
  • Kötü, çirkin, işe yaramaz.
  • Kötü, çirkin.

bed-lika

  • Çirkin yüzlü, kötü yüzlü. (Farsça)

bedan

  • (Tekili: Bed) Kötüler, fenalar. Yaramazlar.
  • Çirkinler.

bedlika / bedlikâ / بدلقا

  • Çirkin. (Farsça - Arapça)

behnes

  • Çirkin, sakil ve kaba olan adam.

beşahe

  • Çirkinlik.

beşi'

  • Tadı fena olan çirkin şey; acı, ekşi.

besil

  • Çirkin yüzlü.

besl

  • Helâk etmek.
  • Men'etmek.
  • Çirkin yüzlü olmak.
  • Helâl ve haram.

bezie

  • Çirkin, kabih. Otsuz yer.

bi'se

  • Ne fena, ne kötü, ne çirkin mânâlarına gelir. Ve birleşik kelimeler yapılır.

cadu

  • Büyücü, cadı. (Farsça)
  • Hortlak, gulyabani. (Farsça)
  • Acuze, çirkin kocakarı. (Farsça)
  • Çok güzel söz. (Farsça)

cemal / cemâl

  • Güzellik.
  • Allahü teâlânın lütuf ve rızâ sıfatı.
  • Zât, yüz.
  • Çirkinliği gidermek, vakar sâhibi olmak ve şükr etmek için nîmeti göstermek. Çirkinliğe, başkalarının iğrenmelerine, hakâret etmelerine sebeb olacak şeyleri yapmamak, bunları gidermek.

cemal-i münezzeh / cemâl-i münezzeh

  • Kusur ve çirkinlikten uzak güzellik.

çirkab / çirkâb

  • Çirkin su, pis su, çirkef, bataklık.

çirkef

  • Çirkin, iğrenç şey.

çirkin / çirkîn / چركين

  • Kirlenmiş. (Farsça)
  • Çirkin. (Farsça)

cu'bub

  • (Çoğulu: Ceâbib) Fitil ucu.
  • Çirkin ve kısa boylu adam.

dagve

  • (Çoğulu: Degavât-Degayât) Huyu yaramaz olmak, hulku çirkin olmak.

debkel

  • Bir araya toplanmış mal.
  • Derisi kalın, çirkin kimse.

demame

  • Çirkinlik.

demim

  • Çirkin ve kısa boylu kimse.

dü'bub

  • Zayıf nesne.
  • Çirkin huylu, kısa boylu kimse.
  • Kolay yol.
  • Uzun at.
  • Karınca nevinden bir nev.
  • Hububattan bir cins.

ebrar / ebrâr

  • İyi kimseler. Îmânlarında sâdık (doğru), Allahü teâlânın yasak kıldığı şeylerden sakınıp, emirlerine uyan, bozuk inanışlardan, kötü ahlâktan ve çirkin işlerden uzak duranlar. Teklik şekli berr'dir.

edeb-i kelam / edeb-i kelâm

  • Söz güzelliği, söz zarifliği.
  • Edb: İfade arasında bayağı ve çirkin tabirlerin bulunmaması. İfadenin güzel oluşu.

ef'al-i seyyie / ef'âl-i seyyie

  • Kötü ve çirkin ameller, fiiller ve işler.

efika

  • Fenâ, hoş olmayan, çirkin ve kötü şey.

ences

  • Daha pis ve çirkin olan.

enir

  • Çirkin huy, fena tabiat, kötü mizac.

eskal

  • (Sakil. den) Daha sakil, en ağır, en çirkin.
  • Kaba, can sıkıcı.

eşkal-i habise / eşkâl-i habîse

  • Kötü ve çirkin şekiller.

eşna' / اشنع

  • Daha şeni. Çok çirkin ve fena.
  • En kötü, en çirkin. (Arapça)

eşne

  • En çirkin ve fena, iğrenç.

evarin

  • Güzel olmayan, çirkin. (Farsça)

fahiş / fâhiş / فاحش

  • Aşırı. (Arapça)
  • Büyük. çirkin, kötü. (Arapça)

fahşa / fahşâ

  • Büyük günahlar. Çirkinlikler. Zina gibi şehevâta tâbi olmakta ifrat ile alâkadar olan günahlardır ki, lisanımızda fuhşiyat tâbir olunur. Ve bunlar, insanların en çirkin hâlleridir.
  • Çirkin. Dînin ve aklın beğenmediği şeyler.

fazih / fazîh

  • Çirkin, fena.
  • Utanmaz, rezil.

fıtrat-ı selime

  • Selim fıtrat. Kusursuz sağlam huy.
  • Ahlâk, din. Haram ve çirkin işlerden uzak ahlâk.
  • Noksansız yaradılış.

fuhş

  • Çirkin söz. İş ve ayb şeyler. Çirkin olan işleri başkalarına açık kelimelerle anlatmak.
  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler.
  • Edeb ve terbiyeye uymayan hareket.
  • Haddini aşmak. Çirkin, kötü. İş ve sözde taşkınlık. Haram.
  • Çok günah ve çok fena bir fiil olan zina.

fuhşiyat / fuhşiyât

  • Çirkin işler, günahlar.
  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler; Dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar.
  • Çirkin, ayb şeyler, sözler.

fuhşiyyat

  • (Tekili: Fuhş) Çok çirkin işler, günahlar.

fuhuş

  • Çok çirkin ve ahlâksız işler, hayasızlık.

galiz / galîz

  • Çirkin, kaba.
  • Çirkin, terbiye dışı, kaba, ağır.
  • Çirkin.
  • Terbiye dışı.
  • Yoğun. Kaba.
  • Kokmuş madde.
  • Çirkin.

gayur / gayûr

  • Gayreti çok olan. Kötülük ve çirkinlikleri şiddetle reddeden.

gesti / gestî

  • Çirkinlik. (Farsça)

habisat / habîsat

  • Pis ve çirkin şeyler.

habs

  • Murdar, pis. Çirkin.
  • Ayıp, günah.

haşv-i kabih

  • Edb: Söze çirkinlik veren kelime fazlalığı.

havai / havaî

  • (Çoğulu: Havâiyât) Havaya âit ve müteallik. Hava ile alâkalı.
  • Heves ve nefis hesabına olan, boşuna veya çirkin. Günahlı iş. Nefsâni hâl ve hareketler.

haya / hayâ

  • Utanma, âr, nâmus. Çirkin şeylerden sıkılma veya edebe uymayan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı kalbde meydana gelen rahatsızlık.

hazr

  • Bir şeyi takdir ve tahmin etmek, nazar ile tahmin etmek.
  • Çehresini ekşitip çirkin olmak.

herzeka

  • Çirkin gülmek.

hevesat-ı rezile / hevesât-ı rezile

  • Rezilce hevesler, günah ve çirkin olan arzular.

hişne

  • Kin tutmak.
  • Çirkin ve pis kokmak.

hısset

  • Bayağılık, çirkinlik, değersizlik.

hubüs

  • Necaset, çirkinlik.

hunayis

  • Çirkin.

hünba'

  • Ağır ve çirkin kadın.

hür'

  • Fâsid kelâm, çirkin söz.

hüsn ü kubh

  • Güzellik ve çirkinlik.

hüsn ü kubuh

  • Güzellik ve çirkinlik.

hüsn-ü münezzeh

  • Her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış güzellik.

hüsn-ü münezzeh ve mücerred

  • Her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış ve soyutlanmış güzellik.

huz ma safa, da' ma keder / huz mâ safâ, da' mâ keder

  • "Güzel ve duru olanı al, çirkin ve bulanık olanı bırak".

ibret

  • Uyanıklığa sebeb olan ders.
  • Çok çirkin ve düşündürücü.
  • Tuhaf, acâyip.

iftihar-ı kudsi / iftihar-ı kudsî

  • Her türlü eksik ve çirkinlikten yüce sevinç ve övünme.

ıhfas

  • Çirkin olmak.

irtikab / irtikâb

  • Bir işe girişmek.
  • Kötü bir iş işlemek. Rüşvet almak gibi çirkin bir şey yapmak.
  • Bir makamı âlet ederek, hakkı olmayan para veya malı hile ile almak.

ism-i kuddus / ism-i kuddûs

  • Allah'ın her türlü kusur ve çirkinlikten yüce olduğunu ve her işinde sınırsız bir temizlik görüldüğünü ifade eden ismi.

ismet

  • Peygamberlerin sıfatlarından biri. Peygamberlerin, peygamber oldukları bildirilmeden önce ve sonra; küçük olsun, büyük olsun bilerek veya bilmeyerek günah işlemekten korunmuş olmaları.
  • Günahlardan sakınma, kötü ve çirkin şeylerden uzak durma.

istenbe

  • Cesur, yiğit, bahadır, kahraman. (Farsça)
  • Çirkin. (Farsça)
  • Kâbus. (Farsça)

istihcan

  • (Hücnet. den) Kötü görme, çirkin sayma, ayıplama.

istikbah

  • (Kabih. den) Çirkin görme, ayıplama, kabih sayma.

istikzar

  • Çirkin, pis ve kötü görmek.

ka's

  • Çirkin kokulu toprak.

kabahat / kabahât

  • Kusur, çirkin iş, tekdir edilmeğe müstehak hareket.
  • (Tekili: Kabahat) Kusurlar, kabahatler. Suçlar, çirkin hareketler.

kabaih

  • (Tekili: Kabayih) (Kabiha) Kabahatlar. Çirkin işler, kabih haller.

kabih / kabîh / قبيح

  • (Kabiha) Çirkin, fena, kötü, yakışıksız, ayıp.
  • Kötü, çirkin.
  • Çirkin.
  • Çirkin, hoş olmayan. (Arapça)

kabih-kabiha

  • Çirkin, yakışıksız, fena, ayıp.

kabih-ül vech

  • Çirkin yüzlü. Suratı, siması güzel olmayan.

kabiha

  • (Çoğulu: Kabâih) Çirkin davranış, ayıp iş. Fena muamele.

kafder

  • Çirkin yüzlü, katı başlı kimse.

kafender

  • Çirkin yüzlü, katı başlı kimse.

kararet

  • Kısa ayaklı ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
  • Düz yuvarlak yer.

kavvad

  • Kötü ve çirkin işler için yol gösterici.

kerahet / kerâhet / كَرَاهَتْ

  • Çirkinlik.
  • İğrenme, çirkin bulma.

kerahiyyet

  • Mekruh oluş. Kerih ve çirkin olan işin hâli.

kerih

  • İğrenç, tiksindirici.
  • Muharebe ve cenkte olan şiddet.
  • Pis, çirkin, fena şey.
  • Nefse kerahetlik vercek kabahat.

kerih-ül manzar

  • Görünüşü ve manzarası çirkin ve iğrenç.

kıbah

  • (Tekili: Kabih) Çirkinler, kabihler.

kubh / قبح

  • Günah ve çirkin hareket. Kabahat. Suç.
  • Fık: Aklen ve şer'an müstehcen olup dünyada zemme, âhirette azaba ve itaba mahal olan şey.
  • Çirkinlik.
  • Çirkinlik, çirkin iş.
  • Çirkinlik.
  • Çirkinlik. (Arapça)

kubh-u mutlak / قُبُحُ مُطْلَقْ

  • Sınırsız çirkinlik.
  • Nihâyetsiz çirkinlik.

kubhiyyat

  • (Tekili: Kubh) Çirkin hareketler ve işler. Günah ve çirkin şeyler.

kubuh / قُبُحْ

  • Çirkinlik, kötülük.
  • Çirkinlik.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

lagv

  • Faydasız çirkin söz.
  • Köpeğin ürkmesi.
  • Deve avazı.
  • Rağbet olunmayan nesne.
  • Hükümsüz.
  • Kaldırmak.
  • Hata etmek.
  • İbtâl etmek.

lezzet-i menhus

  • Çirkin ve uğursuz bir lezzet.

lezzet-i menhuse / lezzet-i menhûse

  • Kötü, çirkin lezzet.

luti / lûtî

  • Lût kavminin çirkin işini (livâta) yapan.

maal-kerahe

  • Kerih, çirkin, kötü olmakla beraber. Kerahetle beraber. Mekruh olarak.

maalkerahe / maalkerâhe

  • Kerahetle, çirkinlikle.

magafir

  • Çirkin kokulu bir zamk.

makabih

  • (Tekili: Makbaha) Çirkin ve yakışıksız davranışlar.

makbah

  • (Çoğulu: Mekâbih) Çirkin olmak. Çirkin olacak yer.

makbaha

  • (Çoğulu: Makabih) Kabih, yakışıksız ve çirkin hareket.

makbuh

  • Beğenilmeyen. Çirkin ve kabih görülen.

malayaniyat-ı rezile / mâlâyâniyât-ı rezile

  • Anlamsız, boş, kötü ve çirkin şeyler (mâ-lâ).

medeniyet-i habise / medeniyet-i habîse

  • Pis, çirkin medeniyet.

mekruh

  • Kötü, çirkin.

melamih

  • (Tekili: Lemha) Lemhalar. Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. Güzellik ve çirkinlik eserleri.

memsuh

  • Suratı, daha çirkin şekle sokulmuş. Biçimsiz ve çirkin surete girmiş olan.
  • Biçimsiz ve çirkin surete girmiş.

mes'a

  • Çirkin yürümek.

mesh / مَسْخْ

  • Bir şeyin suretini çirkin ve kötü hale çevirmek.
  • Hayvanı kovarak koşturup onu sıkıştırmakla yormak, bitâb hale getirmek.
  • Şeklini değiştirerek çirkin bir hale koyma.
  • Şeklini değiştirip çirkin bir hâle sokma.

meşnu'

  • Çirkin kimse.
  • Buğzolunmuş.

mezmum / mezmûm

  • Yerilen, kötülenen, beğenilmemiş, çirkin.

mübaşeret-i fahişe / mübâşeret-i fâhişe

  • Kadın ile erkeğin, çıplak olarak çirkin yerlerini birbiriyle sürtünmesi.

mukaddes

  • Her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış.
  • Mübârek, kutsal. Ayb, çirkin ve kötü şeylerden uzak; temiz.

müşevveh

  • Şekil ve kıyafeti çirkin. Bed-endâm kimse.

müstehcin

  • (Hücnet. den) Kötü, çirkin ve ayıp sayan. Fenâ gören.

müstekreh / مُسْتَكْرَهْ

  • Çirkin görülen.

mütemessih

  • Çirkin kılığa giren. Temessüh eden. İnsaniyetten hayvaniyete değişen.

naib

  • Karga gibi çirkin sesli kuşların ötüşü.

nebve

  • Uzaklaşmak.
  • Ok hedefe varamamak.
  • Bir yerin havasının mizaca uygun olmaması.
  • Kılıncın vurulan şeye saplanmayıp geri sıçraması.
  • Pek çirkin ve kötü suretten gözün kaçması.

nefs-i emmare

  • İnsanın çirkin ve şeytanın teşviklerine itirazsız ve mücahedesiz tâbi olması hâli.

negühide

  • Çirkin, kötü. (Farsça)

nekad

  • (Çoğulu: Nukyud-Nikâd) Ayakları kısa, yüzü çirkin koyun.
  • Büyümesi geç olan çocuk.
  • Ağızda dişler çürüyüp ufanmak.
  • Davarın tırnağı soyulup yüzülmek.

netane

  • Çirkin kokmak, pis kokmak.

pejvin

  • Kirli, pis. Çirkin. (Farsça)

perdedar-ı dest-i kudret / perdedâr-ı dest-i kudret

  • Kudret elinin perdecisi; hikmetli olduğu hâlde ilk bakışta çirkin gibi görünen hâdiselerde İlâhî kudreti gizleyen perde.

pergune

  • Yakışıksız, çirkin. (Farsça)

puç

  • Kaba, çirkin. (Farsça)
  • Boş ve faydasız şey. (Farsça)
  • İçi boş. (Farsça)

reddet

  • Güzellikler arasında nazara çarpan çirkinlik.
  • Bir defa reddediş.

rezail / rezâil

  • Rezillikler, ahlâka aykırı çirkin ve alçak şeyler.

ruy-i zişt

  • Çirkin yüz.

sakil / sakîl

  • (Sıklet. den) Ağır, can sıkan, sıkıcı. Çirkin kaba.
  • Ağır, can sıkıcı. Çirkin.
  • Gr: Ağır ve kalın okunur harf veya hece.
  • Ağır, can sıkıcı, çirkin.
  • Çirkin, ağır.

sefalethane

  • Yasak zevk ve eğlencelerin ve çirkin işlerin yapıldığı yer.

sefer der vatan

  • Nakşibendiyye yolunun on bir temel esâsından biri. Sâlikin (tasavvuf yolunda bulunan kimsenin) kötü ahlâk, beşer (insan) tabiatının sıfatlarından kurtulması, beşerî sıfatlardan meleklere âit sıfatlara, kötü, çirkin vasıflardan, iyi, güzel ahlâka geçm esi.

şefkat-i mukaddese

  • Bütün çirkinliklerden uzak bir şefkat.

semacet / semâcet / سماجت

  • Kötü görünüş, çirkinlik.
  • Söz çirkinliği.
  • Kabahat.
  • Çirkinlik. (Arapça)

semacet-i ibtida

  • Sözün başlangıcındaki çirkinlik.

semic

  • (Semc) Çirkin, kötü görüşlü.

şeni / şenî

  • Kötü, çirkin, alçakça.

şeni' / şenî' / شنيع

  • (Şeni'a) Kötü, çok fena, çirkin, günahlı iş.
  • Kötü, çirkin. (Arapça)

şetame

  • Çirkin yüzlü ve yaramaz sözlü olmak.

şetim

  • Küfredilmiş sövülmüş kimse.
  • Kerih ve kabih olan, çirkin.
  • Çirkin söz, kötü düşünce.

şetm

  • Çirkin söz, kötü düşünce.

şeveh

  • (şevh) Kara olmak ve çirkinlik.

şevh

  • Kara ve çirkin olmak.

şevha

  • Avurtları ve burun delikleri geniş olan çirkin yüzlü kadın.

seyyiat

  • Çirkinlikler.

seyyiatalud / seyyiatâlûd

  • Çirkinliklerle karışık.

seyyie

  • Çirkinlik, günah.

şiddet-i kubh

  • Şiddetli çirkinlik.

sırr-ı sübhani / sırr-ı sübhânî

  • Her türlü eksiklikten, kusur ve çirkinlikten yüce olan Allah'a ait sır.

sükala'

  • (Tekili: Sakil) Ağırlar. Kabalar. Çirkinler. Sözü sohbeti çekilmeyen kimseler.

suret-i mülevves

  • Kirli ve çirkin görünüş.

ta'rib

  • Bir kimseden söz nakletmek.
  • Çirkin etmek.
  • Arabî olmayan kelimeyi arabi lügatına nakletmek.

tahayyül-ü şetim

  • Çirkin sözü ve kötü düşünceyi hayal etme.

tahayyül-ü şetm

  • Çirkin ve kötü şeyleri hayal etme.

takabbuh

  • Çirkinlik.

takazzür

  • Çirkin şeylerden uzak olmak.

takbih / takbîh / تقبيح

  • Çirkin görmek. Beğenmemek.
  • Kabahatli bulmak.
  • Kötü gördüğünü bildiren söz söylemek.
  • Çirkinliğini göstermek, kötüleme.
  • Çirkin görme.
  • Çirkin görmek, beğenmemek, kabahatli bulmak, kötü gördüğünü bildirmek.
  • Ayıplama, çirkin görme. (Arapça)
  • Takbîh etmek: Ayıplamak, kınamak. (Arapça)

takbihat / takbihât

  • Çirkinlikle niteleme, çirkin gösterme.
  • (Tekili: Takbih) Ayıplamalar, çirkin görmeler.
  • Çirkin görmeler.

takdis / takdîs

  • Kutsamak, Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme.

takdis etmek

  • Kutsamak, Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek.

takdis ve tenzih etmek

  • Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek.

takdisat

  • Allah'ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar.

teblim

  • Çirkin yapmak, çirkinleştirmek.

tecemmül

  • Çirkinliği gidermek, vakar sâhibi olmak, şükr etmek ve nîmeti göstermek için zînetlenmek, süslenmek.

tefahhuş

  • Fuhşa düşmek, fâhişe olmak. Ahlâksız olmak.
  • Çirkin sözler söylemek.

tefahuş

  • Birbirine çirkin sözler söylemek.

tekabbuh

  • (Kubh. dan) Çirkin görme. kötü sayma.

tekrih

  • Nefret ettirmek. Çirkin göstermek.

tenzih

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma.

tenzih etmek

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutmak.

teşevvüh

  • Çirkinlik.

teşniat / teşniât

  • Çirkin görme, çirkin sayma.
  • Ayıplamalar, çirkin bulmalar.
  • (Tekili: Teşni') Ayıplamalar, çirkin bulmalar.

teşvih

  • Çirkin yapmak.

umur-u hasise

  • Çirkin ve kötü işler.

ünvan-ı mukaddes

  • Her türlü kusur ve çirkinlikten yüce ünvan.

vezk

  • Çirkin yürüyüşlü olmak.

zaha

  • Çirkin kokulu, pis kokulu.

zat-ı mukaddes / zât-ı mukaddes

  • Her türlü noksanlık ve çirkinlikten yüce olan Zât, Allah.

zekzeke

  • Çirkin ve yaramaz huylu olmak.

zerk

  • Çirkin söz söylemek.
  • Kuşun terslemesi.

zevk

  • Lezzet alma, hoşa gitme, tatma.
  • Hoş, hoşa giden. Mânevi haz.
  • Boş vakit geçirmek. Eğlenmek.
  • Alay etmek. Güzeli çirkinden ayırma kabiliyeti.

zırban

  • (Çoğulu: Zerâbin) Kokarca denilen küçük, kediye benzer, çirkin kokulu bir hayvan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR