LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çiğ ifadesini içeren 247 kelime bulundu...

ab-ı ciğer

  • Ciğer suyu.
  • Göz yaşı.

abile / âbile / آبله

  • Su çiçeği. (Farsça)
  • Sivilce. (Farsça)
  • Su kabarcığı. (Farsça)

adalet-i mahza-yı kur'aniye / adalet-i mahzâ-yı kur'âniye

  • Kur'ân'da emredilen ve bütün yönleriyle hak ve hukuku esas alan adalet; 'Hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz' şeklinde ifade edilen, ferdin ve masumun hakkını hiçbir gerekçeyle çiğnenmesine izin vermeyen adalet.

agal

  • Darıltma, kışkırtma.
  • Çiğnemeden yutma.
  • Ağıl.
  • Arı kovanı.

ahşa'

  • (Tekili: Haşâ) Vücuttaki bağırsak, ciğer gibi organlar.
  • Mahaller, bölgeler, cihetler.

akilet-ül ekbad / âkilet-ül ekbâd

  • Ciğerler yiyen kadın.
  • Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind.

akrebe

  • Dişi akrep.
  • Çevik ve zeki cariye.
  • Ayakkabı bağcığı.
  • Kazan, tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca.

amis

  • Sirkeyle ıslanmış çiğ et.

atardamar

  • Tıb: Kanın, kalbden vücudun her tarafına (akciğerlere de) gitmesine yarayan damar. Şiryan.

batar

  • Çok kibirlenme, gururlanma.
  • Haksızlık etme. Başkasının hakkını çiğneme.
  • Çok sevinme.

bess

  • İçindekini açığa vurmak.
  • Neşretmek, yaymak.
  • Ayırmak.
  • Dert, keder.
  • Merak.

bevh

  • Musibete, belâya uğrama; felâket gelmesi. Kederlenme.
  • Gizli şeyin, sırrın açığa çıkması.

bi-ciğer / bî-ciğer

  • Korkak, ciğersiz, yüreksiz. (Farsça)

bilsam

  • Zâtülcenb, akciğer zarı iltihabı. (Farsça)

bisinoz

  • yun. Pamuk işçilerinde görünen, pamuk tozlarının sebebiyet verdiği bir akciğer hastalığı.

bronş

  • yun. Tıb: Nefes borusunun akciğerlere giden iki kolundan her birinin adı.

cehreten

  • Aşikâr sûrette, aleni bir şekilde, açıktan açığa.

celid

  • Fazla celâdetli, bahadır.
  • Rutûbetli, kırağı, çiğ.
  • Buz.

ceneb

  • Susuzluktan böğrü ciğere yapışmak.

ciğer

  • Ciğer. Bağır. (Farsça)
  • Keder, sıkıntı, elem. (Farsça)
  • Avaz. (Farsça)

ciger / جگر

  • Ciğer. (Farsça)

ciğer-dar / ciğer-dâr

  • Yürekli, ciğerli, cesâretli. (Farsça)

ciğer-der

  • Ciğer söken, ciğer parçalıyan. (Farsça)

ciğer-duz / ciğer-dûz

  • Ciğeri delip geçen. (Farsça)

ciğer-füruş / ciğer-fürûş

  • Ciğerci, ciğer satan. (Farsça)

ciğer-hun / ciğer-hûn

  • Ciğeri kanlı. Çok acıklı. (Farsça)

ciğer-şikaf / ciğer-şikâf

  • Ciğer yaralayan.

ciğer-şikafe / ciğer-şikâfe

  • Ciğer parçalayan, çok acı veren.

ciğer-şükaf / ciğer-şükâf

  • Ciğer parçalayan. Çok acı veren. (Farsça)

ciğer-suz / ciğer-sûz

  • Çok acı. Ciğer yakar derecesindeki teessür. (Farsça)
  • Ciğer yakan, acı veren.

cigerguşe / cigergûşe / جگرگوشه

  • Ciğerköşe, evlat. (Farsça)
  • Sevgili. (Farsça)

ciğerpare / ciğerpâre

  • Ciğer parçası, sevgili yavru.

cigerpare / cigerpâre / جگرپاره

  • Ciğer parçası. (Farsça)
  • Evlat. (Farsça)

ciğerşikaf / ciğerşikâf

  • Ciğer parçalayan, çok acı veren.
  • Ciğer parçalayan.

ciğersuz / ciğersûz

  • Ciğer yakan.

çığır

  • t. Yeni açılan patika yolu.
  • Ayak izi ile karlı yerde açılan yol.
  • Başkalarının da uyabileceği yeni bir tarz ve yol.
  • Çığın açtığı iz, yol.

cirre

  • Devenin karnından çıkarıp çiğnediği geviş.
  • Yapağı denilen yün.

çopra

  • Balık kılçığı.
  • Sık çalılık veya sazlık.
  • Uzunca boylu olan tatlı su balığı.

cülüban

  • Sahtiyandan yapılan dağarcığa benzer bir kap.

dahamet-i kebed / dahâmet-i kebed

  • Tıb: Karaciğer büyümesi.

davz

  • Zulmetmek, zulüm yapmak.
  • Çiğnemek.

devs

  • Ziynet etmek, süslemek.
  • Bir şeyi ayağı ile basıp çiğnemek.

diktatör

  • Mevcut kanunları çiğneyerek, örf ve adalet esaslarına aykırı olarak, devleti keyfine göre idare eden devlet adamı. Müstebid. (Fransızca)

diyas

  • Ekini davar ayağı ile bastırıp çiğnetmek.
  • Kılıcı ruşen etmek, kılıcı parlatmak.

ebu zerr-i gıffari / ebu zerr-i gıffarî

  • İlk İslâm olanların beşincisi olup ilimde İbn-i Mes'ud hazretlerine müsavi sayılırdı. Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmdan 281 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hazreti Ali Kerremallahu Vechehu kendisine "İlim dağarcığı" lâkabını vermiştir. Hi: 31'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (R.A.)

ekbad

  • (Tekili: Kebed ve Kebid) Kebedler, ciğerler.

enda'

  • Yüksek, yüce, âlâ.
  • (Tekili: Nedâ) Nedâlar, çiğler, şebnemler.

enid

  • Ham.
  • Henüz olmamış çığ nesne.
  • Değişik olmak.

faş / fâş

  • Meydana çıkarma, açığa vurma.

faş etme / fâş etme

  • Açığa vurma, yayma.

faşeden / fâşeden

  • Açığa vuran.

fasık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecâhir

  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen; işlediği günah ile övünen.
  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.)

fecace

  • Çiğlik, hamlık.

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

feryad / feryâd / فریاد

  • Bağırma, çığlık. (Farsça)
  • İmdat isteme. (Farsça)
  • Feryâd etmek: Bağırmak, çığlık atmak (Farsça)

figan

  • Çığlık, inilti.

fuzuh

  • Gizli işlerin zahir olup açığa çıkması.

gareng

  • Çığlık, feryat. (Farsça)

gıriv / gırîv / گریو

  • Bağırma, feryat etme, çığlık atma, bağrışma. (Farsça)
  • Haykırış, çığlık. (Farsça)

günbed-i ab / günbed-i âb

  • Su kabarcığı.

ha / hâ / خا

  • Çiğneyen. (Farsça)

habab / habâb / حباب

  • (Habâbe) Son derece muhabbet.
  • Su üzerindeki hava kabarcığı.
  • Hava kabarcığı. (Arapça)

hababe / habâbe / حبابه

  • Hava kabarcığı. (Arapça)

hacace

  • (Çoğulu: Hıcc) Su üstünde olan yağmur kabarcığı.

hadm

  • Birşeyi ağzına koyup, bir lokmada çiğneyip yemek.

ham / hâm / خام

  • Olmamış, pişmemiş, çiğ. (Farsça)
  • Nâfile, beyhude, boşuboşuna. (Farsça)
  • İşlenmemiş, üzerinde çalışılmamış. (Farsça)
  • Acemi kimse, tecrübesiz. Terbiye görmemiş kişi. (Farsça)
  • Çiğ, olmamış.
  • Çiğ, ham. (Farsça)

hank

  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
  • Bir şeyi çiğneyip damağıyla ezmek.
  • Davarın ağzına gem vurmak veya urgan koymak.

harahir

  • (Tekili: Harhara) Tıb: Akciğerden gelen hırıltılar.
  • Uykuda iken horlamalar.

hay

  • Çiğneyen mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şeker-hâ : Şeker çiğneyen. (Farsça)
  • Mc: Tatlı sözlü, güzel ve dokunmaz sözler söyleyen. (Farsça)

haya-huy

  • Çığlık, vâveyla. (Farsça)
  • Çalıp eğlenmeden çıkan gürültü, ses. (Farsça)

hayende

  • Ağızda çiğneyen. (Farsça)

hayide

  • Çiğnenmiş. (Farsça)
  • Ağızdan ağıza dolaşmış, bayat söz. (Farsça)

hem-dem

  • Canciğer arkadaş. (Farsça)

hems

  • Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek.
  • Ağzı açmadan lokma çiğnemek.
  • Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek.
  • Peçe.
  • Sıkmak.
  • Kırmak.

hengame-gir / hengâme-gir

  • Meddah, oyuncu. Hikâye söyleyici, hokkabaz. (Farsça)
  • Diş macunu, leke tozu gibi şeyler satan çığırtkanlar. (Farsça)
  • Kavgacı, gürültücü. (Farsça)

hıçkırık

  • t. Fazla yemekten ve asabi sebeplerden diyaframın kasılması ve akciğerlerdeki havanın şiddetli ve gürültülü bir şekilde dışarı atılması.
  • Boğaz tıkanacak surette ve derinden iç çekerek ağlama.

hilb

  • Asma yaprağı.
  • Ciğer.
  • Tırnak.
  • Tarp bitkisi
  • Zampara genç.

hind

  • Hindistan'ın kısa adı.
  • Bir kadın adı. (Asr-ı saadette Hazret-i Hamza'nın ciğerlerini yiyen kadın, Ebu Süfyan'ın karısı.)
  • Fetva metinlerinde kadını temsil etmek üzere kullanılan umumi isimlerden birisi. Diğerleri: Fatıma, Hatice, Zeyneb.

huvar

  • Bağırış, çığlık, sayha, avaz.

i'lan

  • Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak.
  • Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme.
  • Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma.

ifdah

  • (Fadih. den) Kötülüğü açığa vurma. Kusur ve ayıpları meydana çıkarma.

ifşa / ifşâ / افشا / اِفْشَا

  • Açığa vurma. (Arapça)
  • İfşâ edilmek: Açığa vurulmak. (Arapça)
  • İfşâ etmek: Açığa vurmak. (Arapça)
  • Açığa çıkarma.

ifşaat / ifşâât / افشاآت / اِفْشَاآتْ

  • Duyurmalar, gizli şeyleri açığa çıkarmalar.
  • Açığa vurmalar. (Arapça)
  • Açığa çıkarmalar.

iftikar

  • Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.
  • Çok ihtiyacı olmak.
  • Tevazu'. Alçak gönüllülük.

ifzah

  • (Fazih. den) Kusuru, kötülüğü, ayıbı açığa vurma.

iğde

  • Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.

ilan-ı iflas / ilân-ı iflâs

  • Tüccarın işinde güçsüzlüğünü yani iflâs ettiğini resmî olarak söyleyip açığa vurması.

ılk

  • Sakız.
  • Ağızda çiğnenen şey.

iltihab-ı kebed

  • Tıb: Karaciğer iltihabı.

imdadiye

  • Savaş zamanlarında harp masrafını karşılamak, sulh vaktinde de bütçe açığını kapatmak için halktan alınan örfi vergi. Harp için alınana "imdadiye-i seferiye", açığı kapatmak gayesiyle alınana da "imdadiye-i hazariye" denilirdi.

inkişaf / inkişâf / اِنْكِشَافْ

  • Açığa çıkma, açılma.
  • Açılma, açığa çıkma.

inkişaf etme

  • Açığa çıkma.

inkişaf etmek

  • Açığa çıkmak.

inkişaf ettirme

  • Geliştirme, açığa çıkarma.

inkişaf-ı iman

  • İmanın gelişmesi, açığa çıkması.

inkişaf-ı uhuvvet / inkişâf-ı uhuvvet / اِنْكِشَافِ اُخُوَّتْ

  • Kardeşliğin açığa çıkması, gelişmesi.
  • Kardeşliğin açığa çıkması.

inkişafat-ı imaniye

  • İman hakikatlerinin açılması, açığa çıkması.

insırah

  • (Sarahat. den) Açığa çıkma, zâhir olma, sarahat bulma.

intifaah-ı rie / intifaâh-ı rie

  • Akciğerin şişmesi.

istibraz

  • Meydana çıkarmak, açığa vurmak.

itaat muhtel

  • Emir çiğnenmiş, ihlâl edilmiş, emre uyulmamış.

izaa

  • (Izâat) Açığa vurma, belli ve âşikâr etme.
  • Yüksek sesle bildirme, ilân etme.
  • Radyo.

izaa-i esrar

  • Gizli sırları açığa vurma, açıklama.

izaat

  • İlân etmek, açığa vurmak. Sesle neşriyat yapmak.

izhar / izhâr / اظهار

  • Açığa vurma. Meydana çıkarma.
  • Göstermek. Zâhir ve âşikâre ettirmek.
  • Yalandan gösteriş.
  • Tecvidde, iki harfin arasını birbirinden ayırıp açarak ihfâsız, idgamsız olarak okumaya denir. Bu sıfatın harfleri Huruf-ı halk denilen harflerdir.
  • Açığa çıkarma, gösterme.
  • Gösterme. (Arapça)
  • İzhâr etmek: Göstermek, belli etmek, açığa vurmak. (Arapça)

izhar-ı esrar

  • Sırların açığa vurulması.

izhar-ı haşmet

  • İhtişamın, heybetin açığa vurulması.

jale

  • Çiğ. Kırağı. (Farsça)

jaledar

  • Üzerine çiğ düşmüş, kırağılanmış. (Farsça)

jaleriz

  • Çiğ saçan, kırağı saçan. (Farsça)

jegale

  • Çığlık, nâra. (Farsça)
  • Darı ekmeği. (Farsça)

kaat

  • Gadap, hiddet, öfke.
  • Darlık.
  • Yaşlı koyun.
  • Davar memesi.
  • Bağırma ve çığlık şiddeti.

kabas

  • Ciğer hastalığı.
  • Yüksek ve kalın.
  • Hafiflik.
  • Neşat, sevinç.

kaideşiken

  • Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek. (Farsça)

kaideşikenane / kaideşikenâne

  • Usul ve kaideye riayet etmeyerek, kuralları çiğneyerek, kaideyi bozarak. (Farsça)

kasaba

  • (Çoğulu: Kasabât) Akciğerdeki nefes borularından herbiri. Bronş.
  • Küçük şehir. Çarşısı olan büyük köy.
  • Ahalisi beş-on bin raddelerinde olan mâmure.

kaşif / kâşif

  • Keşfedici, açığa çıkarıcı.

kaz'

  • Kesmek.
  • Kahretmek.
  • Çiğnemek.
  • Fuhşiyat söylemek. Sövmek.

kaziye-i mutlaka

  • Man: Hiçbir ihtimâl gösterilmeyip, bir şeyin şöyle olduğuna veya olmadığına açıktan açığa hükmolunan kaziyye'dir.

kebed / كبد

  • Ciğer ağrısı.
  • Kara ciğer.
  • Meşakkat. Şiddet. Mihnet.
  • Karnın şişmesi.
  • Karaciğer. (Arapça)

kehf

  • Mağara, in. Sığınacak yer altı.
  • Tıb: Verem hastalığında akciğerde açılan oyuk.

kelfa

  • Yüzünde çiğitli olan kadın. (Müz: Eklef)

ken'ad

  • (Çoğulu: Kenâıd) Balık kılçığı.

kerraz

  • Çobanın torbasını veya dağarcığını taşıyan kuvvetli boynuzsuz koç.

kese

  • Kısa yol, para torbacığı.

keşf

  • Açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme.

keşfetme

  • Bulma, ortaya, açığa çıkartma.

keşşaf / keşşâf

  • Keşfedici, gizli olanı açığa çıkarıcı.

kinf

  • Zenbil.
  • Çoban dağarcığı.

kübad

  • Tıb: Karaciğer iltihabı.

kübud

  • (Tekili: Kebed) Karaciğerler.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

laht-ı ciğer

  • Ciğerden kopma.

leclece

  • (Sözde) karasızlık, tereddüt.
  • Lokmayı ağızda döndürmek ve çiğnemek.

leht-i ciğer

  • Ciğerden kopma parça.

levg

  • Ağızda bir cismi çiğneyip sonra dışarı tükürmek.
  • Yalamak.

levk

  • Çiğnemek.

madg

  • Çiğneme. Ağızda çiğneyiş.

mal

  • "Süren, sürülen, sarılan, takılan" anlamlarıyla terkibler yapılmada kullanılır. (Meselâ: Pâymal: Ayak altında çiğnenen) (Farsça)

maz'

  • Çiğnemek.

mazağ

  • Çiğnenecek veya çiğnedikleri yemek.

mazg

  • Ağızda çiğneme.

mazhariyet-i münkeşife / مَظْهَرِيَتِ مُنْكَشِفَه

  • Açılmış, açığa çıkmış bir şekilde kendinde gösterme.

mazıg

  • Çiğneyen, çiğneyici.

mechure / mechûre

  • Harf, hareke ile okunduğunda, nefesin hapsolunup sesin açığa çıktığı anda okunan harfler.

mecnub

  • Güney rüzgârı yetişen kişi.
  • Akciğer zarı iltihabı olan kişi.

mekbud

  • Ciğerinde hastalık olan.

meratib-i münkeşife-i meşhude

  • Bizzat görerek açığa çıkmış mertebeler (k-ş-f;.

mezg

  • Yemeği ağızda çiğnemek.

mezheb

  • Yol. Gidilen yol. Tutulan çığır.
  • Dinin esaslarında ve esas temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruatta bazı muhtelif mes'eleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri. Füruatta Hanefi ve

milat

  • Duvara yaptıkları çamur. Sıva balçığı.

mücahere

  • (Mücaheret) Açığa vurma, belli etme, meydana çıkarma.

mudga

  • Et parçası, bir çiğnem et.

mükaşefe / mükâşefe

  • Gizli şeyleri birbirine açıp keşf ve izhar etmek, açığa çıkarmak. Meydana çıkarmak.
  • Bir hususu keşif yolu ile anlamak, bilmek.
  • Cenab-ı Hakk'ın zât ve sıfatlarına ve sâir sırlarına vukufiyyet.

mün'ataf

  • Meyledici, yönelen.
  • Dere açığı.

münadi / münâdi / منادی

  • Müezzin. (Arapça)
  • Tellal, çığırtkan. (Arapça)

musale

  • Kuyudan ince akan damla.
  • Harman sonunda kalan kesmik.
  • Arpa ve buğday kapçığı. (Tane onun içinde olur.)

müşaş

  • Omuz başı.
  • Yumuşak kemik başları. (Çiğnenmesi mümkündür).
  • Yumuşak yer.

mütebariz / mütebâriz

  • Açığa çıkan.

mütekeşşif

  • (Keşf. den) Açılan, tekeşşüf eden, açığa çıkarılan.

müteleclic

  • Dilini çiğneyerek basık basık konuşan.

müteveyyil

  • (Veyl. den) Çığlık atan, feryad eden, vaveylâ eden.

muzaga

  • Çiğnenen lokmadan ağızda kalan kırıntılar.

muzi' / muzî'

  • Meydana çıkaran, açığa vuran.

na-puhte

  • Ham, çiğ, pişmemiş. (Farsça)
  • Mc: Acemi, tecrübesiz, toy. (Farsça)

neda

  • Rutubet, çiğ, nem.

nehave

  • (Et) çiğ olmak.

nevvah

  • Ağlayan, çığlık koparan.

neyy

  • Pişmemiş çiğ et vs.
  • Devenin semiz olması.
  • Semiz ve besili deve.

niyy

  • Çiğ, olmamış, ham.

nüffaha

  • (Çoğulu: Nefehâ) Suyun üstünde olan kabarcığı.

nühüve

  • (Et) çiğ olmak.

nüy'e

  • Ham ve çiğ olmak.

pa-hast

  • Ayak altında kalmış, çiğnenmiş olan. (Farsça)

pa-mal

  • Ayak altında kalmış, çiğnenmiş., (Farsça)

pa-mal-i adüv

  • Düşmanların ayakları altında çiğnenmiş.

pamal / pâmâl / پامال

  • Ezilmek, çiğnenmek. (Farsça)
  • Pâmâl olmak: Ezilmek, çiğnenmek, ayaklar altında kalmak. (Farsça)

payimal / pâyimâl

  • Çiğnenmiş, ayak altına alınmış.

payimal olmasın / pâyimal olmasın

  • Ayaklar altına alınmasın, çiğnenmesin.

payzede

  • Çiğnenmiş, ayak altında kalmış. (Farsça)

peysiper

  • Çiğnenmiş, ayak altında kalmış. (Farsça)

rab'at

  • (Çoğulu: Rabeât) Attarların dağarcığı ve kutusu.
  • Orta boylu kimse.

realizm

  • Umumi fikirleri birer hakikat sayan felsefi görüş. Hadiseleri olduğu gibi anlatma ve gösterme gayesi güden san'at çığırı, fikri.

ree

  • Akciğer.

rehs

  • Bir şeyi ayakla çiğniyerek ezme.

riat

  • (Tekili: Rie) Akciğerler.

rie / رئه

  • Akciğer.
  • Akciğer. (Arapça)

rieteyn

  • İki akciğer.

saff-ı evvel

  • İlk saf, yeni çığır açanlar.

safra

  • Sarı.
  • Karaciğere bağlı öd kesesi içindeki yeşilimsi sarı ve acı su ki, yağların hazmına hizmet eder.

sahh

  • şiddetinden kulaklar tutulan çığlık.
  • Sağlam bir şeyle vurmak.
  • Cemetmek, toplamak.

sahha

  • Kulakları sağır eden şiddetli bağırış ve çığlık.

saik

  • Kırağı, çiğ.

saki / sakî

  • Kırağı, şebnem, çiğ.

saki'

  • Kırağı, şebnem, çiğ.

şape / şâpe

  • Çığ.
  • Çığ. Yuvarlandıkça büyüyen kar topu. (Farsça)
  • Yuvarlandıkça büyüyen kar kütlesi, çığ.

sarahaten

  • Açık ve sarih olarak. Açıktan açığa.

sayha

  • (Çoğulu: Siyâh) Çağırış. Çığlık. Feryad. Nâra.
  • Azab, eziyet.

şebnem / شَبْنَمْ

  • Çiğ. Rutubet. Gece nemi. Neda. (Farsça)
  • Çiğ.
  • Çiğ damlası.

şebnem-misal

  • Çiğ gibi.

sefa'

  • Buğday başının kılçığı.
  • Orak.
  • Kuyu içinden çıkan toprak.

şehka

  • Hıçkırık. Keskin çığlık.

servet-i fünun

  • Fenlerin (ilimlerin) zenginliği mânasına gelen bu tabirde, 1891-1900 tarihleri arasında çıkmış olan bir mecmua ve bu mecmua etrafında toplanmış olan kimselerin 1895'den 1901'e kadar meydana getirmiş oldukları Edebiyat-ı Cedide denilen edebî çığıra verilen addır.

şiddet-i zuhur

  • Açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti.

şikaf / şikâf

  • (Şikâften: "Yarmak" mastarından) Yarık, yırtık, çatlak. (Farsça)
  • Kelime sonuna gelerek "yırtıcı, yırtan" mânâsına kullanılır. Meselâ: Ciğer-şikâf : Ciğer parçalayan. (Farsça)

şıkşaka

  • (Çoğulu: Şekâşık) Devenin ağzında olan dağarcığı. (Ağzından çıkarıp kükretir.)
  • Zayıf, yaşlı kimse.
  • Uzun ince çubuk.
  • Ağzın çevresi.

sillürrie / سل الرئه

  • Akciğer veremi. (Arapça)

sırre

  • Soğuk rüzgâr. Şiddetli soğuk.
  • Şiddetli sayha, çığlık.

sıyah

  • (Tekili: Sayha) Bağırmalar, çığlıklar, haykırışlar, feryadlar.

sufn

  • Çobanların dağarcığı.

suhaf

  • Akciğer veremi.

şüs

  • Akciğer. (Farsça)

şüş

  • Karaciğer. (Farsça)

şüs / شس

  • Akciğer. (Farsça)

şüş / شش

  • Karaciğer. (Farsça)

suz-i ciğer

  • Ciğerin yanması. Ciğer yanıklığı.

ta'lin

  • Aşikâr etme. Meydana çıkarma. Açığa vurma.

talac

  • Bağırma, feryad, çığlık. (Farsça)
  • Ses, sada. (Farsça)
  • Kavga. (Farsça)
  • Meş'ale. (Farsça)

tall

  • Çiğ, kırağı. İnce yağan yağmur, çisinti. Şebnem.
  • Helâk etmek, iptal.
  • Güzel, lâtif şey.
  • Şiddet.

tamme

  • (Tâmmât) Kıyamet vakti.
  • Belâ. Dâhiye.
  • Keskin çığlık.

tana

  • Susuzluktan ciğerin yapışması.

tanne

  • Balçığı çok olan yer.

tasabi

  • Aşkını izhar etmek, muhabbetini açığa vurmak.

tebaruz etmek

  • Açığa çıkmak, görünmek.

tebellür

  • Billurlaşmak. Parlak, şekilli olup ve donup katılaşmak.
  • Açığa çıkmak. Meydana çıkmak.

tebeyyün

  • Belli olmak, açığa çıkmak, görülüp anlaşılmak.

tecavüz etme

  • Bir başkasının hakkını çiğneme, haddini aşma.

tehalük

  • (Çoğulu: Tehâlükât) (Helâk. dan) İstekle atılma. Tehlikeye aldırış etmeden, birbirini çiğneyecek gibi koşuşma.

tekeşşüf

  • Açılmak, görünmek, sıyrılmak, meydana çıkmak.
  • Rüsvay olmak. Sırları açığa çıkmak.

teveyyül

  • (Çoğulu: Teveyyülât) Vâveylâ etme. Çığlık koparma.

üveyl

  • Çığlık, vâveylâ.

vak'a-i ciğersuz / vak'a-i ciğersûz

  • Ciğer yakan vak'a, olay.

vata'

  • Bir şeyi ayakla çiğneme.

vatı'

  • Ayak altına alıp çiğneme. Basma.
  • Cima'.
  • Uygun hale koyma.
  • Tümseklikler arasında basık ve engin yer.
  • Ayak altına alıp çiğneme, uygun hale getirme, cima.

vatm

  • Ayakla çiğneme.
  • Perdeyi salıverme.

vatni / vatnî

  • Çiğneme, üzerine basma.

vaty

  • Ayak altında çiğneme, ezme, basma.
  • Çiftleşme.

vaveyla / vâveyla / vâveylâ / واویلا / وَاوَيْلَا

  • Çığlık, yaygara, feryat.
  • Eyvah, yazık gibi üzüntü ifadeleri.
  • Çığlık, yaygara.
  • Çığlık, feryad.
  • Yazık, eyvahlar olsun. (Arapça)
  • Çığlık. (Arapça)
  • Vâveylâ düşmek: Çığlıklar atılmak. (Arapça)
  • Feryâd, çığlık.

vaveyla-i ruhi / vaveylâ-i ruhî

  • Ruhun feryadı, çığlığı.

vaveyla-yı mevt / vâveylâ-yı mevt

  • Ölüm çığlıkları.

vehs

  • Kırma.
  • Ayak altında çiğneme, basma, ezme.

zat-ül cenb / zât-ül cenb

  • Yan zarı iltihab. Akciğer zarı iltihabı.

zat-ür rie / zât-ür rie

  • Akciğer zarı iltihabı.

zatülcenb / zâtülcenb / ذات الجنب

  • (Zât-ül cenb) Tıb: Akciğer zarı iltihabı. Akciğer veremi.
  • Akciğer zarı iltihabı, zatülcenp. (Arapça)

zatürrie / zâtürrie / ذات الرئه

  • Zatürriye, akciğer iltihabı. (Arapça)

ze'me

  • Şiddetli ses, çığlık.
  • İhtiyaç, hâcet.

zemare

  • Savt, ses, sayha, bağırış, çığlık.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR