LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çekme ifadesini içeren 243 kelime bulundu...

ahüvaveyla / âhüvâveylâ / آه و واویلا

  • Feryat, âh çekme, figan etme. (Farsça - Arapça)

alam-ı cismani / âlâm-ı cismanî

  • Vücutların acı çekmesi.

arz-taleb

  • Üreticinin piyasaya belli fiyatla mal sürmesi ve tüketicinin de piyasadan mal çekmesi hâdisesi.

aselan

  • Süngü titrediğinden acı çekmek.
  • Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

azab / azâb

  • Sıkıntı, acı çekme.

bad-ı şimali / bâd-ı şimalî

  • Kuzey rüzgârı. (Farsça)
  • Nefes, soluk. (Farsça)
  • Ah sesi, ah çekme. (Farsça)
  • Allah'ın inâyeti. (Farsça)
  • Medih. (Farsça)
  • Söz. (Farsça)
  • Büyüklük taslama, kibirlilik. (Farsça)
  • şarap. (Farsça)

bahz

  • Sıkıntılı olma, can sıkma.
  • Yük ağır gelip hayvanı çökertme.
  • Bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme.

berd

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.

betik

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

betk

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

bev

  • Geri çekmek.
  • Lâyık olmak.
  • İkrar etmek.

beve'

  • Geri çekmek.
  • İkrar etmek.
  • Lâyık olmak.

bezec

  • (Çoğulu: Bezecât) Boyun çekmek.
  • Laf vurmak.
  • Kuzu, hamel.

bu'

  • Bir şeyi kucaklayıp çekmek.

cazibe / câzibe / جَاذِبَه

  • Çekme kuvveti.
  • Mc: Letafet zamanı. Hüsn-ü cemal. (Hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet câzibeyi tevlid eder gibi bir âdet-i İlâhiyye, bir kanun-u Rabbanidir. Mek.)
  • Çekme kuveti.

cebz

  • Çekmek, cezb.

cefa / cefâ / جفا

  • Üzme, eziyet etme. (Arapça)
  • Cefâ çekmek: Cefaya katlanan, üzülen. (Arapça)

cefakari / cefâkârî / جفاكاری

  • Cefa etme, üzme. (Arapça - Farsça)
  • Cefa çekme. (Arapça - Farsça)

cehuf / cehûf

  • Kuyudan suyu alıp yukarı çekmeye mahsus kova.

celb / جلب / جَلْبْ

  • Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek.
  • Kendine çekme, getirtme.
  • Kendine çekme. (Arapça)
  • Celb edilmek: (Arapça)
  • Kendine çekilmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırılmak. (Arapça)
  • Celb etmek: (Arapça)
  • Kendine çekmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırmak. (Arapça)
  • Çekme.

celb etme

  • Çekmek.

celb etmek

  • Çekmek.

celb eylemek

  • Çekmek, getirmek.

celb ve cezb etmek

  • Kendine çekmek.

celb-i dikkat / جَلْبِ دِقَّتْ

  • Dikkat çekme.
  • Dikkat çekme.

celb-i kulub / celb-i kulûb

  • Kalbleri çekme, kalbleri kazanma.

celbetmek

  • Çekmek.

celp

  • Çekme.

celp ve cezb etme

  • Çekme.

cemş

  • Saçı yolmak veya traş etmek.
  • Gizli ses.
  • Parmaklarının uçları ile çekmek.
  • Gazel söylemek.
  • Oynaşmak.

cerr

  • Kendine doğru çekmek. Çekmek. Cezb.
  • Para almak.
  • Uçurum.
  • Kale hendeği.

cevir / جور

  • Haksızlık, üzülme, üzme, zulüm. (Arapça)
  • Cevir çekmek: Acı çekmek, zulüm görmek. (Arapça)

cezb / جذب / جَذْبْ

  • Kendine doğru çekme.
  • İçme.
  • Çekme.
  • Kendine çekme.
  • Çekmek.
  • Kendine çekme. (Arapça)
  • Cezb edilmek: Kendine çekilmek. (Arapça)
  • Cezb etmek: Kendine çekmek. (Arapça)
  • Çekme.

cezb etmek

  • Çekmek.

cezb etmemek

  • Çekmemek.

cezb-i rutubet

  • Nemi çekme.

cezbe

  • Çekme, çekilme. Allahü teâlânın sevdiği bir kulu kendisine çekmesi, yüksek derecelere kavuşturması. Bu da nefsi terbiye ederek, Allahü teâlâyı çok anmakla olur.

cezbetmek

  • Çekmek, ikna etmek, sevdirmek.

dakk

  • Vurmak.
  • Çekmek. Çok yemekten dolayı vücudun ağırlaşması.
  • Kapı çalma.

delab

  • (Dülâb) (Çoğulu: Degâlib) Bâzısı su ile ve bâsızı da hayvan ile döndürülen su çekmeğe mahsus çark.

dunehu hart-ül katat

  • "Elini dikenli ağaç üzerine çekmek, ondan daha kolay." meâlinde bir tabirdir.

ehemmiyet

  • Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme.

enşat

  • Kovası, bir defa çekmekte çıkan, dibi yakın kuyu.

eshab

  • Çekmek, cezb.

eziyet

  • İncinme. Sıkıntı çekme.

ezmel

  • Hareket etmek.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.
  • Savt, sadâ, ses.
  • Gül.

feragat-ı nefis

  • Nefsini geri çekmek, hakkından isteyerek vazgeçmek.

figan / figân / فغان

  • Feryat etme, ah çekme. (Farsça)
  • Figân eylemek: Bağırmak, feryat etmek, inlemek. (Farsça)

forsa

  • Buharlı gemilerin icadından evvel yelkenli gemilerde kürek çekmeğe mahkum harp esirleri. Bunlar, kaçmamaları için birer ayakları güvertelere çakılı bulunurlardı. Ayaklarından bağlı olmaları münasebetiyle bunlara payzen namı da verilirdi. Bununla birlikte payzen tabiri, daha çok cürüm ve cinayet erba

garm

  • Çekmek.

gavc

  • Enli ve yassı olmak.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

habhabe

  • Yumuşaklık, rahavet.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

hafak

  • Muzdarib olmak, acı çekmek.
  • Deprenmek.

hafş

  • Celbetmek, çekmek.
  • Yeri kazıp oymak.
  • Birbiri ardınca tez tez gelmek.

halc

  • Çekmek.
  • Hareket etmek.

harbele

  • Kuyulardan su çekmeğe mahsus dolap. Bostan dolabı. (Farsça)

hasret / حسرت

  • Özleyiş. İç çekme. Bir şeyi çok isteyip, arzulayıp ona kavuşamamaktan gelen üzüntü.
  • Özlem. (Arapça)
  • Hasret çekmek: Özlem duymak. (Arapça)

hatt

  • Yolmak.
  • Çekmek.

i'lem eyyühe'l-aziz" notekey

  • 'Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!' mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir ifade.

ichad

  • Eziyet çekme, elem ve sıkıntıya mâruz bırakılma.
  • Gayret etme.

ictibaz

  • Mıknatıstaki kendine çekme hasiyeti.

ictilab

  • Celbetmek, çekmek.

ictirar

  • İleri ve geri çekme, çekilme.
  • Hayvanın geviş getirmesi.

iftikar / iftikâr / افتقار

  • Yoksulluk çekme. (Arapça)

igtilam

  • Hırs ve şehvetin galip gelmesi.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.

igtirak

  • (Gark. dan) Suya batma, gark olma, suda boğulma.
  • Soluğu kuvvetle içe çekme.

ihtar

  • Hatırlatmak. Dikkati çekmek. Tenbih. Uyarma. Kalbe gelen doğuş, ilham.

ihtarat

  • (Tekili: İhtar) İhtarlar, hatırlatmalar.
  • Dikkati çekmeler, tenbihler.

ihtican

  • Bir yerin etrafına duvar yapma, çit çekme.

ıhtirat

  • Kılıç çekme.

ihtitat

  • Sınırlandırma, hududlandırma. Hat çekme.
  • Sakal bitme.

iktihal / iktihâl / اكتحال

  • Göze sürme çekme.
  • Sürme çekme. (Arapça)

iltiya'

  • Heyecanlanmak, iç alevlenmesi.
  • İç sıkıntısı çekme, dertlenme.

imsak / imsâk

  • Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Hapsetmek.
  • Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek.
  • Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Kendini tutmak, bir şeyden el çekmek.
  • El çekme, oruca başlama zamanı.

incizap

  • Kendine çekme.

intişak

  • Burna bir şey çekmek.

intisar

  • Saçılmak. Dağılmak.
  • Püskürmek.
  • Toz kabarması. Kabarmak.
  • Buruna su çekmek.
  • Aksırıp tıksırmak.

irtikaz

  • Çocuğun, ana karnında kımıldaması.
  • Çalkanıp durma.
  • Acı çekme, ıztırâb duyma.

istar

  • Yüzletme, astar çekme.
  • (Çoğulu: Esâtir) Altıbuçuk dirhem ağırlığında (19.5 gr.) bir ölçü.
  • Dört tane.
  • Dört veya dört buçuk miskal.

istiaze / istiâze

  • "Eûzü billâhi mineşşeyta-nirracîm" sözünü söyleyerek Allah'a sığınma, eûzü çekme.

isticlab

  • (Celb. den) Çekme, celbetme. Çekmeye vaya getirmeğe sebep olma.
  • Fls: Uyandırma.

isticvab / isticvâb

  • Cevab istemek. Sorguya çekmek.
  • Mahkemede şahidlerin ifadelerini almak. Söyletmek.
  • Sorguya çekme.

istifham

  • Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak.
  • Edb: Cevap istemek için değil, daha çok dikkati çekmek, hisleri kuvvetlerdirmek maksadıyla soru şeklinde söylemek san'atıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların te'siri altında vuku bulur.

istihlaf

  • Halef bırakmak. Birisini kendi yerine geçirmek. Kendi yerine başkasını tayin etmek. Kuyudan su çekmek.

istikfal

  • Çekmecede, kasada veya kilitli bir yerde bulundurma.

istinşak / istinşâk / استنشاق

  • Abdest veyâ gusül esnâsında burun'a (üç defa) su çekmek.
  • Şiddetle koklamak, koklatmak.
  • Abdest ve boy abdesti (gusül) alırken burna su çekme.
  • Buruna su çekme. (Arapça)

istintak / istintâk / استنطاق

  • Söyletmek.
  • Huk: Sorguya çekmek. Maznundan işlediği fiile dâir ifade almak.
  • Sorgulama. (Arapça)
  • İstintâk etmek: Sorgulamak, sorguya çekmek. (Arapça)

istis'ab

  • Zor addetmek. Güç saymak.
  • Güçlük çekmek.

iştiyak

  • Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.
  • Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.

ittika

  • Sakınmak. Çekinmek. Günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek. Takvâ ile amel etmek.

kabulde ıztırabı

  • Kabul etmekte zorlanması, sıkıntı çekmesi.

kabz

  • Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak.
  • Tahsil etmek. Teslim almak.
  • Amelde zorluk çekmek.
  • Kuşun süratle uçması.
  • Mülk.

kahl

  • Göze sürme çekmek.

kames

  • Suya daldırmak ve batırmak.
  • Hareket edip acı çekmek.

kasr-ı yed

  • El çekmek, ferâgat etme, vazgeçme.

kebade-keşi / kebade-keşî

  • Ok atmaya hevesli olma, tâlim yayını çekme. (Farsça)

kebc

  • Davarı durdurmak için dizginini çekmek.

keff

  • Vaz geçme, el çekme, çekinmek, men'etme, imtinâ etmek, sâkit olmak.
  • Avuç, el, avuç içi.
  • Nimet.

keff-i yed

  • El çekme. Karışmama.

kehl

  • Göze sürme çekme.
  • Kıtlık yılı.

kehribar

  • Çekme özelliği olan bir madde.

kelbiyyun / kelbiyyûn

  • Dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler.

kemend

  • Eskiden idam için boyna geçirilen yağlı kayış. (Farsça)
  • Uzakta bulunan herhangi bir nesneyi yakalayıp çekmek için üzerine atılan ucu ilmekli uzunca ip. (Farsça)
  • Geyik ve benzeri hayvanların yuları. (Farsça)
  • Güzelin saçı. (Farsça)

kemend-i mahbub-i ilahi / kemend-i mahbûb-i ilâhî

  • Allahü teâlânın sevdiklerini kendisine çekmek için gönderdiği sebebler, dert, belâ ve sıkıntılar.

keş

  • (Keşiden) Çekmek fiilinin emir kökü. Birleşik kelimeler de yapılır. Meselâ: Cefâ-keş : Cefâ çeken. Esrar-keş : Esrar çeken, esrar içen serseri. (Farsça)

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

keşf-ül kubur

  • Kabirdeki ölünün hâlinden anlamak. Ölünün azab çekip çekmediği ve sair bazı hususların bâzı veli kimselerce bilinmesi.

keşide

  • Çekilen, çekilmiş. Çekmek. (Farsça)
  • Tartılmış. Dizilmiş. Tertibedilmiş. Yazılmış. (Farsça)

kıyad

  • Çekmek.

klasör

  • Tasnif işlerinde kullanılan, gözlere ayrılmış dolap veya çekmece. (Fransızca)
  • Geniş mukavva dosya. (Fransızca)

kubu'

  • Kirpinin büzülüp başını derisine çekmesi.
  • Bir kimsenin başını yakasına çekmesi.

kuhut

  • Kıtlıktan sıkıntı ve eziyet çekme.

kur'a / قرعه

  • Ad çekme.
  • Kur'a, ad çekme. (Arapça)

kura / kurâ

  • Ad çekme.

kürek cezası

  • Tanzimattan önce ve yelkencilik devrinde işledikleri ağır cürümden dolayı harp gemilerinden kürek çekmek üzere gemi hizmetine verilen kimseler. Bu gibiler, gemilerde kürek çektikleri için bu tâbir meydana gelmiştir.

kürur

  • Bir şeyin tekrarlanması.
  • Geri çekmek.
  • Menetmek, engel olmak.

kuvve-i cazibe / kuvve-i câzibe

  • Kendine çekici kuvvet. Dünyanın câzibe, yani çekme kuvveti.

kuvve-i ile-l merkeziye

  • Muhitten (etraftan) merkeze doğru gelen çekme kuvveti. (Kuvve-i anil-merkeziyenin zıddıdır.)

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

ma'z

  • Çekmek.

magt

  • Çekmek.

mahk

  • İnat etmek.
  • Birbirini tutup çekmek.

mahn

  • Cima etmek.
  • Ağlamak.
  • Kuyudan su çekmek.
  • Uzun boylu adam.

maht

  • Çıkarmak.
  • Çekmek.

manivela

  • Ağır şeyleri çekmek ve kaldırmak için vasıtanın dönen merkezine bir ucu takılıp döndürülen kol.

mash

  • Tutmak.
  • Çekmek.

mass / مص

  • Emme. (Arapça)
  • Massetmek: Emmek, çekmek. (Arapça)

matl

  • Atlatma, geçirme, defetme.
  • Çekme.

matt

  • Çekmek.

matv

  • Çekmek.

me'v

  • Çekmek.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.
  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

medare

  • Kova gibi dikip su çekmekte kullanılan deri.

medd / مد

  • Uzatma, çekme.
  • Yayma, döşeme.
  • Uzatma, çekme; مُسْتَقِيمْ kelimesinde kaf harfini uzatan "ye" harfi, "medd"ir.
  • Uzatma. (Arapça)
  • Çekme. (Arapça)

merha

  • Gözüne sürme çekmeyi âdet edinmeyen kadın.

meşakkat / مشقت

  • Sıkıntı, güçlük. (Arapça)
  • Meşakkat çekmek: Sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. (Arapça)

mesh

  • Mest denilen ayakkabıyı abdestle giydikten sonra, abdest bozulup, yeniden alırken, ayakları yıkamayıp elleri ıslatarak, sağ elin yaş beş parmağını sağ mest, sol elinkini de sol mest üzerine boylu boyunca yapıştırıp ayak parmakları ucundan bacağa do ğru çekme.
  • Bir uzva veya sargıya ıs

mesulat

  • Azab, ukubet. Cezâ çekme.

met'

  • Vurmak.
  • Çekmek.

meth

  • Kuyudan su çekmek ve sulamak.

metr

  • Kesmek.
  • Çekmek.
  • Atmak. (Bazan fercten kinâye olur.)

mett

  • Çekmek.
  • Ulaşmak.
  • Kuyudan su çıkarmak.

mety

  • Çekmek.

mevn

  • Bir kimsenin zahmetini çekmek.
  • Nafakalarını vermek.

mezl

  • Muztarib olmak, acı ve ıztırab çekmek.

mikhal

  • (Çoğulu: Mekâhil) Göze sürme çekmekte kullanılan âlet.

muahaze-i dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve âhirette hesaba çekme.

muaheze

  • Sorgulama, hesaba çekme.

muanat

  • Bir şeyin zahmetini çekme.
  • Bir nesneyi dikkatle göz altında bulundurma. Ona göz kulak olma.

mücazebe

  • Karşılıklı birbirini çekme ve cezbetme.

muhasebe / muhâsebe

  • Hesâblaşma, insanın nefsini hesâba çekmesi.

muhasebe-i kübra / muhasebe-i kübrâ

  • Büyük muhasebe, hesaba çekilme; Allah'ın bütün insanları öldükten sonra dirilttiğinde hayatlarının tamamından hesaba çekmesi.

mükadebe / mükâdebe

  • Meşakkat çekme, bir işten zorluk görme.

mukaraa

  • (Kur'a. dan) Ad çekişme. Karşılıklı kur'a çekme.
  • Kılınç kullanarak döğüşmek. Cenkte, muharebede kahramanların birbiriyle vuruşmaları.
  • Bir şeyin taksiminde atışmak.

mukasat

  • Zahmet ve eziyet çekme.

mümanaat

  • (Mümâneat) Mâni olma. Set çekme. Önleme. Muhâlefet.

müsaheme

  • Kur'a çekme.

müşarata / müşârata

  • Şartlaşma, sözleşme. Nefs muhâsebesinin (nefsi hesâba çekmenin) ilk basamağı olup, Allahü teâlânın beğendiği işleri yapma, beğenmediklerinden sakınma ve âhirete hazırlanma husûsunda nefsle sözleşme.

müsayefe

  • (Seyf. den) Kılıçla vuruşma. birbirine kılıç çekme.

müşkilat / müşkilât / مشكلات

  • Güçlükler, zorluklar. (Arapça)
  • Müşkilat çekmek: Zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. (Arapça)

müzahamesiz

  • Zahmet çekmeden.

muztarip olmak

  • Iztırap çekmek.

müzzemmil

  • Tezmil eden, sarınan. Elbise içine sarınan.
  • Bazıları, "Yükü yüklenen" şeklinde mânalandırmışlardır.
  • Mc: Gizlemek. Zayıf davranmak, işe pek kıymet vermemek.
  • Büyük bir hâdise karşısında başını içeri çekmek, kaçınmak, rahata meyletmek.
  • Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Ce

natnata

  • Çok söylemek, çok konuşmak.
  • Çekmek.

naz / ناز

  • İşve, cilve. (Farsça)
  • Kapris. (Farsça)
  • Naz. (Farsça)
  • Naza çekmek: Nazlanmak. (Farsça)

naz-perdari / naz-perdarî

  • Naz çekme. (Farsça)

nazar-ı dikkat-i ammeyi celb etme / nazar-ı dikkat-i âmmeyi celb etme

  • Bütün kamuoyunun dikkatini çekme.

nazar-ı dikkati celb etme

  • Dikkat çekme.

nazar-ı dikkati celb etmek

  • Dikkat çekmek.

nazh

  • Su çekme. Herhangi bir yer, çukur veya kuyudan bir şeyler çıkarma.

nekf

  • Göz yaşını yanağından parmağıyla silip gidermek.
  • Kuyudan su çekmek.
  • Arlanmak.

neş'

  • Bir nesneyi zorla çekmek.

neşak

  • Burna su ve sâire çekme. Burunla çekme.

neşf

  • İçmek, suyu emerek içmek.
  • Sızmak. Sünger gibi sızmak.
  • Suyu çekmek.

neşk

  • Burna çekme.

neşl

  • Taan etmek.
  • Cezbetmek, kendine çekmek.

netk

  • Bir şeyi şiddetle çekmek ve cezbetmek.
  • Atmak.
  • Yüzmek.
  • Kendine çekmek, cezbetmek.
  • Depretmek, silkmek, harekete geçirmek.
  • Oğlu ve kızı çok olmak.

netl

  • Önüne çekmek.
  • Deve kuşu yumurtasının içini su ile doldurup bir yere gömmek.

netr

  • Cezbetmek, kendine çekmek.
  • Taan etmek, çekiştirmek.
  • Bozulmak, fâsid ve zâyi olmak.

nüşuk

  • Buruna çekilen ilâç, toz, enfiye vs.
  • Buruna çekme.

piştahta

  • Çekmece. Küçük sandık. (Farsça)
  • Mal serilen yer, vitrin. (Farsça)

rehl

  • Sülpük olmak. Kendini salıvermek.
  • Acı çekmek, muztarib olmak.
  • Çok uyumaktan yüzü şişip uyuşuk olmak.

retv

  • Kuyudan kova çekmek.

rişa'

  • (Çoğulu: Erşiye) Kuyudan su çekmekte kullanılan urgan.
  • Menazil-i Kamer'den "Balık karnı" dedikleri menzilin adı.

rivayet

  • Hikâye edilen hâdise veya söz.
  • Bir hâdisenin başkalarına anlatılması.
  • Peygamberimiz'den (A.S.M.) işittiklerini veya sahabeden duyduklarını birisinin başkasına anlatması.
  • Kuyudan halk için su çekmek.

röntgen

  • Röntgen adında bir Alman âliminin 1896' da keşfettiği ışıklar. Bunlar gözle görülmediği halde fotoğraf camına tesir eder, vücuddan, tahta, kâğıt gibi maddelerden bu ışık geçebilir. Bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılır.
  • Vücuddaki iç uzuvların filmini çekmek.

şacir

  • Ayak altında ızdırap çekmek.

şahs

  • Acı çekmek. Iztırab çekmek.

salb

  • Asmak. Darağacına çekmek. Çarmıha germek.
  • Kemikten yağ çıkarmak.

şebh

  • Çekmek.
  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

sef'

  • Alâmet. İşaret.
  • Yandırmak.
  • Kara etmek.
  • Çekmek.

sefi'

  • Şiddetle tutup çekme.

sehb

  • Çekmek.
  • şiddetle yemek ve içmek.

şehik / şehîk

  • Hıçkırıkla içini çekme.
  • Nefesi dışarı çıkarma. Soluk alma.
  • Nefesi dışarı çıkararak eşeğin anırması.
  • Hıçkırıkla karışık iç çekme.

selb / سلب

  • Ayıp.
  • "Noksan etmek ve çekmek" mânalarına da mastardır.
  • Kapma, kendine çekme. (Arapça)
  • İnkâr etme. (Arapça)
  • Selb: Etmek (Arapça)
  • Kapmak, çekmek, almak. (Arapça)
  • İnkâr etmek. (Arapça)
  • Yok etmek. (Arapça)

selk

  • Çekmek veya çekilmek.
  • Gitmek.
  • İthal etmek, içeri sokmak, girdirmek.

sell

  • Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma.
  • Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme.

sell-i seyf

  • Kılıç çekme.

şenak

  • Devenin yularını çekmek.
  • Çok yemekten mide dolmak.
  • Yaralamaktan dolayı alınan az diyet.

sevvib

  • Geri çekmek.
  • Men'etmek, engel olmak.

sübhaneke / sübhâneke

  • Her namazın ilk rek'atinde, ayrıca ikindi ve yatsı namazlarının sünnetlerinin üçüncü rek'atinde, besmele çekmeden önce okunan duâ.

taarr

  • Ari olmak, temiz ve pâk olmak, beri olmak. Döşeğinde dönüp ızdırap çekmek.

tahassür / تَحَسُّرْ

  • Özlem, hasret çekme.
  • (Hasret. den) Hasret çekmek. Elde edilmesi istenilen ve ele geçirilemeyen şeye üzülmek.
  • Hasret çekme.

tahassürat / tahassürât

  • Tahassürler. Hasret çekmeler.

tahcir / tahcîr / تحجير

  • Çit çekme. (Arapça)

tahvit

  • (Havt. dan) Duvar çekme.

taktir

  • Damla damla akıtmak. Damlatmak. İnbikten çekmek.

tasrif / tasrîf / تصریف

  • Fiil çekimi. (Arapça)
  • Tasrîf etmek: Fiil çekmek. (Arapça)

teanni

  • Zahmet çekme.

teba'sus

  • Muztarib olmak, ıztırab çekmek. Acı çekmek.

tebehhül

  • Tahsil için sıkıntı ve zahmet çekme.

teberrüm

  • Muztarib olmak, ıztırab ve acı çekmek.

tebyiz / tebyîz / تَبْي۪يضْ

  • Temize çekme.
  • Tebyîz etmek: Temize çekmek.
  • Temize çekme.

tebyiz etmek

  • Müsveddeyi temize çekmek.

tecazüb

  • Birbirine karşı duyulan yakınlık.
  • İncizab etme. Çekme.

tecevvu'

  • (Cu'. dan) İsteyerek aç kalma. Açlık çekme.

tecrir

  • Çekmek.

teeffüf

  • (Çoğulu: Teeffüfât) Oflama. Of çekme.

teellüm / تَأَلُّمْ

  • Üzüntü, acı çekme.
  • Acı çekme.

tefsie

  • Çekmek. Uzatmak.

tekehhul

  • Göze sürme çekme. Suni kara gözlü olma.

tekhil

  • (Kuhl. dan) Göze sürme çekme.

telbib

  • (Çoğulu: Telâbib) Bir kimsenin yakasına yapışıp çekmek.
  • Boyun.

telebbüt

  • Muztarib olmak, acı çekmek.
  • Dönmek.

telehhüf

  • Mahzun olmak. Hasret ve kederle yanıp yıkılmak. Ah çekmek.
  • Üzülme, acı çekme.

temahhuz

  • (Temahhud) Doğum sancısı çekmek.
  • Hayvanın gebe oluşu.
  • Süt yayıkta yayılarak yağı alınıp safileştirilmesi.
  • Fitne çıkarma.

temayüz / temâyüz / تمایز

  • Seçkinlik, üstünlük, ayrıcalık. (Arapça)
  • Temayüz etmek: Seçkinlik kazanmak, ayrıcalık kazanmak, dikkat çekmek. (Arapça)

temdid

  • Devam ettirmek. Uzatmak. Uzatılmak. Sürdürmek.
  • Çekip uzatmak.
  • Tecvidde: Bir harfi uzun okumak, çekmek.

temhiz

  • Doğum ağrısı çekmek.

temtit

  • "Ekber" derken bir elif fazlalaştırıp "ekbâr" demek.
  • Med edip çekmek.

teneşşüf

  • (Suyu veya rutubeti) çekme, emme.

teşerrüb

  • Suyu kendine çekme, içme.
  • Meşreb sahibi olma.

teşerrüb etme

  • İçme, içine çekme.

teşhir-i silah / teşhir-i silâh

  • Silâh çekme.

teslil

  • (Sell. den) Sıyırıp çekme.
  • Verem etme.

tesmiye

  • İsimlendirme. Ad verme.
  • Besmele çekme.

tesvid

  • Bir yazıyı, daha sonra temize çekmek üzere, karalama olarak yazma, müsvedde.

tezehhüd

  • Kendini dindar göstermek. Sun'i surette dindar olmak.
  • Dünyevî ve nefsanî şeylerden elini çekmek, ibadet etmek.

tiramola

  • İtl. Halat çekme.

tivele

  • Bir kadına kocası buğzedip (gizli düşmanlık edip) kendisinden soğuduktan sonra, kadının, kocasının sevgisini tekrar celbetmek (çekmek) için mutlak te'sir edeceğine inanarak sihir yapması.

yoga

  • Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.

yuh

  • (Yuhâ) Güneşin isimlerindendir.
  • Türkçede, birisine karşı hakaret için söylenen kelimedir. Kalabalıkla haykırılan hakaret kelimesidir. Buna "yuha çekmek" denir.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR