LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çarşı ifadesini içeren 25 kelime bulundu...

araste

  • Bezenmiş süslenmiş. (Farsça)
  • Çarşının bir esnafa mahsus kısmı. (Farsça)
  • Vaktiyle ordu çarşısı, ordugâhta kurulan seyyar çarşı. (Farsça)

bedestan / bedestân

  • Değerli, kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı. (Farsça)
  • Çarşı.

bezesten

  • Değerli eşyanın satıldığı kapalıçarşı. (Farsça)

bezzazistan

  • Esnaf çarşısı. Bedestan. (Farsça)

çarşı-yı alem / çarşı-yı âlem

  • Dünya çarşısı.

çarşı-yı ticaret

  • Ticaret çarşısı.

çarsu / çârsû / چارسو

  • Dört taraf. Dört tarafı olan şey. (Farsça)
  • Çarşı, pazar. (Farsça)
  • Çarşı. (Farsça - Arapça)

deyn

  • Borç, hazır ve mevcûd olmayan mal.
  • Hazır olmayıp, ayrı olarak bulunduğu yeri bildirilmeyen her türlü mal ile hazır ise de ayrı olarak gösterilmeyen kıyemî (çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan) mal.
  • Zekât verecek kimsenin elinde, yanında olmayıp başkasında bul

ehl-i suk / ehl-i sûk

  • Çarşı halkı, esnaf. (Farsça)

esvak

  • (Tekili: Sûk) Çarşılar. Pazarlar.

hisbe

  • Ecir, sevap.
  • İslâm hukukunda, devlet muhasebesi. Muhasebe dairesi.
  • Huk: Hisbe, daha sonraki çağlarda zabıta, çarşı zabıtası, ahlâk zabıtası gibi değişik müesseselerin adı oldu.

karz-ı hasen

  • Ödünç verme, çarşıda benzeri bulunan herşeyi, belirsiz bir zaman sonra, aynısı geri verilmek üzere verme.

kasaba

  • (Çoğulu: Kasabât) Akciğerdeki nefes borularından herbiri. Bronş.
  • Küçük şehir. Çarşısı olan büyük köy.
  • Ahalisi beş-on bin raddelerinde olan mâmure.

kasid / kâsid

  • İşlemez, revâçsız, kıymetsiz. Çarşıda pazarda geçmez olan para.

kıyemi / kıyemî

  • Çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan mal.

kuçe

  • Dar sokak, küçük sokak. (Farsça)
  • Pazar, çarşı. (Farsça)

misli / mislî

  • Çarşıda, pazarda aynı evsâfta, özellikte benzeri bulunan, fiyatları farklı olmayan mal.

muhtesib

  • Eskiden İslâm devletlerinde iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayan, engel olan ve cemiyette güzel ahlâk ve fazîletlerin korunmasına ve dînî hükümlerin uygulanmasına, çarşı ve pazarların düzenine bakmakla vazîfeli, ilim, fazîlet ve kuvvet sâhibi kimse.

narh

  • Çarşıda pazarda satılan her türlü mal için hükûmet tarafından konulan fiyat.

ödünç vermek

  • Çarşıda misli yâni benzeri bulunan her şeyi, belirsiz bir zaman sonra, misli geri verilmek üzere verme.

pazar / pâzâr / بازار

  • Çarşı, pazar. (Farsça)
  • Alışveriş. (Farsça)

rubu'

  • (Tekili: Rub') Dörtte birler.
  • Metrenin kabulünden evvel ipekli, yünlü, basma ve emsali kumaş, bez ve sairenin ölçülmesinde kullanılan çarşı arşınının kesirlerinden birinin adıdır.

suk / sûk / سوق

  • Çarşı, pazar. Alım satım yeri.
  • Çarşı.
  • Çarşı.
  • Çarşı. (Arapça)

suka

  • Çarşı adamı, esnaf.

suki / sukî

  • Çarşı ve pazarla alâkalı.
  • Çarşılı, pazarlı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR