LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çap ifadesini içeren 94 kelime bulundu...

ahna

  • Çapraz ve birbirine zıt işler. Çarpık, eğri şeyler.

ajih

  • Kir, küf. (Farsça)
  • Çapak. (Farsça)

aktar / aktâr

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.
  • Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.

alem-şümul / âlem-şümûl

  • Dünya çapında, evrensel.

alemşümul / âlemşümûl

  • Âlemi kaplayan, dünya çapında.

berhem

  • Karışık, çapraşık. (Farsça)
  • Toplu, birlikte, berâber. (Farsça)

çete

  • Bölük, birlik, takım. Bir reisin idaresi altında bulunan birlik.
  • Asker bölüğü, müfreze.
  • Çapulcu ve akıncı takımı.

cihan-şümul / cihan-şümûl

  • Dünya çapında, evrensel.
  • Cihan vüs'atinde, dünya çapında, cihanı alâkadar eden. Dünyayı kaplayan. (Farsça)

cihanşümul / cihanşümûl

  • Dünya çapında, evrensel.
  • Dünya çapında, evrensel.

ehl-i garet

  • Yağmacı, çapulcu.

ehl-i garet ve fesad

  • Baskın yapıp yağmalayan çapulcu ve bozguncu güruh.

endüstri

  • Sanayi, imalât, sanatlar. Hammaddeyi mâmul eşya hâline getirme. Bu da ikiye ayrılır. 1- Küçük sanayi: Ev ve atölyelerde basit âlet ve makinelerle eşya imalâtıdır. 2- Büyük sanayi: Su buharı, akaryakıt, elektrik, atom enerjisi gibi büyük çapta enerji kaynaklarından faydalanılarak fabrikalarda seri hâ (Fransızca)

ermas

  • Gözü çapaklı kişi.

evbaş

  • Mahalle çapkını. Şahısların rezilleri.
  • Muhtelif yerlerden gelmiş, toplanmış bir cemaat, bir bölük.

fitne-i azime / fitne-i azîme

  • Ahlâkta ve toplum düzeninde büyük çaplı azgınlık ve bozgunculuğun çıkması.

fitne-i mühimme

  • Ahlâkta ve toplum düzeninde büyük çaplı azgınlık ve bozgunculuğun çıkması.

gamas

  • Göz pınarından akan irin ve çapak.

gamız / gâmız / غامض

  • Çapraşık, güç anlaşılır. (Arapça)

garat

  • (Tekili: Gâret) Yağmalar. Çapulculuklar.

garet

  • Yağma, talan, çapul.

garet-ger

  • Yağmacı. Çapulcu.

garetger

  • (A, uzun okunur) Yağmacı. Çapulcu. (Farsça)

garetgeran / garetgerân

  • Yağmacılar, çapulcular. (Farsça)

garetgir / garetgîr

  • Saldırgan, çapulcu.

garetkar / garetkâr

  • Çapulcu.
  • Çapulcu, yağmacı.

gaşve

  • (Gışâve-Guşve) Perde, hicap, örtü.
  • Göz kararmak.

girift / گرفت

  • Karışık, girişik, çapraşık.
  • Karmaşık, çapraşık. (Farsça)

hovarda

  • Sefih, çapkın. Malını mülkünü zevk u safa yolunda harcayan, sefâhette sarfeden.

ibn-i vakt

  • Zamanın uyarına giden, vaktin icaplarına göre hareket eden kişi. Zamane adamı.
  • Mizaç ve tabiata göre söz söyleyen kimse.

icabi / icâbî

  • İcapla ilgili, gerekli.

inkılab ale-l a'kıb / inkılâb ale-l a'kıb

  • Ökçeler üzerine dönmek demektir ki, asker yürüyüşünde olduğu gibi, tam sağdan veya soldan geri dönmektir. İki ökçeyi birden yerinde çevirmek suretiyle inkılâb ale-l a'kıb, ayakları çaprazlaştırdığından yürümeyi imkânsız bırakır. Kur'an'da bu tâbir ya harbde firardan kinaye veya dinde irtidaddan meca

inkılab-ı azim / inkılâb-ı azîm

  • Büyük çaplı değişim.

inkılab-ı azim-i dini / inkılâb-ı azîm-i dinî

  • Dinî sahada meydana gelen büyük çaplı köklü değişim.

irtibak

  • Karışık ve çapraşık bir işe girişme.
  • Karaca, geyik gibi hayvanların tuzağa düşmeleri.
  • Bir kazâya uğrama.

kainatça / kâinatça

  • Kâinat çapında.

kazak

  • Her kavmin askerliğe, akın ve çapula ayrılmış efradı.
  • Çarlık Rusyasında ayrıca bir sınıf teşkil eden sipahiye benzer süvari askeri.

kazze

  • (Çoğulu: Kuzâ) Su üstündeki çörçöp.
  • Göze düşen çöp.
  • Gözün çapağı.

ketibe

  • Asker bölüğü. Ordudan ayrılmış toplu alay. Düşmana çapul eden birkaçyüz kişilik süvari kolu.

kig

  • Göz çapağı. (Farsça)

kıt'a

  • (Çoğulu: Kıtat) Dünyanın kara parçalarından her biri.
  • Memleket. Ülke.
  • Mat: Bir dairenin bir yayı ile onun çapı arasındaki kısım.
  • Tıb: Kesik organın vücudda kalan parçası.
  • Ask: Çok kalabalık olmayan askerî kuvvet.
  • Edb: En az iki beyitten yapılmış manzum

kopil

  • Küçük Rum çocuğu.
  • Çapkın, külhani.

kuftehar

  • Köfte yiyen. (Farsça)
  • Geveze, çenesi düşük. (Farsça)
  • Şarlatan. Kendini beğenmiş. (Farsça)
  • Çapkın. (Farsça)

külhani

  • Serseri, çapkın, âvâre. (Farsça)

kulleteyn

  • Eni boyu ve derinliği altmışar santimetre veya çapı 48, derinliği 96 santimetre olan bir küp veya silindir şeklindeki havuz veya 500 rıtl yâni 220 kg su.

kutr / قطر

  • Taraf. Canib.
  • Nahiye. Mahal. Arzın veya semânın bir ciheti.
  • Çap.
  • Bölük. Bölge.
  • Geo: Dairenin merkezinden geçip onu iki müsavi kısma bölen doğru parçası, çap.
  • Çap.
  • Çap. (Arapça)

kutr-u daire / kutr-u dâire

  • Geo: Dairenin kutru. Çap.

kutreni / kutrenî

  • Kutur itibariyle, çap olarak.

kutur / قُطُرْ

  • Çap.
  • Çap.

laş

  • Hakir ve aşağılık kimse. Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi. (Farsça)
  • Çapul, yağma. (Farsça)

lenger

  • Gemiyi yerinde sâbit kılmak için denize atılan zincir ucundaki büyük demir çapa. (Farsça)
  • Bakırdan yayvan ve kenarları genişçe sahan veya tepsi. (Farsça)
  • Demir çapa.

lügaz

  • (Çoğulu: Elgâz) Meyletmek, eğilmek, yönelmek.
  • Yaban fâresinin delikleri.
  • Yolcuya zahmet veren çapraşık yol.
  • Bilmece.

lügeyza

  • Kertenkelenin bir yeri kazıp giderken bir tarafını da kazıp eğri çapraşık yollar yapması.

mavzer

  • Alm. Mavzer adında bir Alman'ın yaptığı çaplı harp tüfeği. Askerlikte kullanılan bir silâh.

merkez

  • (Rekz. den) Bir şeyin ortası. Vasat. Yol. Durum, vaziyet. Hal, suret.
  • Şubeleri bulunan bir teşkilâtın idâre olunduğu ve emir veren yeri, makamı. Bir şeyin en işlek yeri. Teşkilât olan yerin en yüksek makamı.
  • Geo: Dairenin orta noktası. Çaplarının kesim noktası.

midilli

  • At cinsinin küçük çaptaki nev'ine verilen addır. Bu türlü atlar Midilli adasında yetiştirildiği için bu adı almıştır.

misket

  • Alaybozan tüfeği. Patlayan bombadan etrafa sıçrayarak tahribe, yaralanmaya ve ölüme vesile olan sert parça. Eskiden kullanılmış geniş çaplı bir silâh. (Fransızca)
  • Güzel kokulu meyve. (Elma, üzüm vs.) (Fransızca)

mucib / mûcib

  • İcap ettiren, gerektiren.

mufarakat-i umumi

  • Geniş çaplı ayrılık.

mugavere

  • Yağma, çapul.

muglak

  • (Galak. den) Kapalı, kilitli.
  • Anlaşılmaz, çapraşık söz.

muğlak / مغلق

  • Karmaşık, çapraşık. (Arapça)

muğlakiyet / مغلقيت

  • Karmaşıklık, çapraşıklık. (Arapça)

mütesalib

  • (Salb. dan) Çapraz.

nehb

  • Yağma, yağmacılık, çapul.
  • At oynatmak, koşturmak.
  • Kahr ile bir kişinin malını elinden almak.

nehhab

  • (Nehb. den) Yağmacı, çapulcu.

nehib

  • (Nehb. den) Korku, dehşet, ürküntü.
  • Yağmacı, çapulcu.

nihab

  • (Tekili: Nehb) Çapullar, yağmalar.

nısf-ı kutr

  • Yarıçap.
  • Dairenin merkezinden geçen ve onu iki eşit kısma ayıran doğru çizginin yarısı. Yarı çap.

nısfıkutr

  • Yarı çap.

pih

  • Göz çapağı. (Farsça)

pılaçka

  • (Arnavutça) Tar: Muharebede ve yağmada alınan eşya, çapul.

ramas

  • Göz çapağı.

refş

  • Küçük kazma.
  • Çapa.
  • Büyük kulaklık.
  • Kulağı büyük olma.

remas

  • Göz pınarında toplanan çapak.

remd

  • Helâk olmak.
  • Gözün çapaklanması. Göz hastalığı.

rime

  • Çapak. (Farsça)

rime-i çeşm

  • Göz çapağı.

sipahi

  • Ask: Osmanlı askerlik teşkilâtında "Timar" namiyle öşür ve rüsumunu aldıkları araziye mukabil, harp zamanlarında kendi hayvanları ve kanunen götürmeğe mecbur oldukları silâhlı askerlerle birlikte sefere iştirak eden bir sınıf süvari askeri. Bunlar akıncılık, çapulculuk ve karakol hizmetlerini ifa ed

tahr

  • Uzaklaştırmak. Irak etmek.
  • Atmak.
  • Göz çapağını dışarı atmak.
  • Seri, hızlı.
  • Oku uzak giden yay.

taht

  • Yağma, talan, soygun, çapul. (Farsça)

takziye

  • Gözün çapağı dışarı itmesi.

talan / tâlân

  • Çapul, yağma. (Farsça)
  • Birisinin malının, herkes tarafından kapışılması. (Farsça)
  • Çapul, yağma.

talanger

  • Yağmacı, talancı, çapulcu. (Farsça)

talangeri / talangerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)

tarac / târâc

  • Yağma, talan, çapul. (Farsça)
  • Yağmalama, talan etme. (Farsça)

tarac-ger / târâc-ger

  • Yağmacı, çapulcu. (Farsça)

tarat

  • Çapul, yağma, talan. (Farsça)

teşebbüsat-ı azime / teşebbüsat-ı azîme

  • Büyük çaplı girişimler.

teve'ur

  • Bir şeyin güçlenerek halli ve yenilmesi müşkil olması.
  • Bir hususta çetin zorlukla karşılaşmak.
  • Konuşanın çapraşık söylemesinden ve anlaşılmadığından dolayı, dinleyenin hayrette kalması.

türktaz

  • Koşup saldırarak yağma etme. (Farsça)
  • Çapul, çapulcu. (Farsça)

uruc-u külli / urûc-u küllî

  • Genel mânâda kâinat çapında bir yükseliş.

yağma / yağmâ / یغما

  • Zorla mal alma, çapul. (Farsça)
  • Bir Türk boyu. (Farsça)
  • Talan, çapul. (Farsça)
  • Yağma eylemek: Talan etmek, yağmalamak. (Farsça)

yağmager

  • (Çoğulu: Yağmagerân) Çapulcu, yağmacı, zorba. (Farsça)

yağmageri / yağmagerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR