LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te çıkmış ifadesini içeren 67 kelime bulundu...

"icl" meselesi

  • Buzağı olayı. Bu olay İsrailoğullarının Firavun'dan kurtulup Sina Çölüne yerleştikleri zaman yaşandı. Bir ara Mûsa (a.s.) Tur Dağına çıkmış ve orada bir müddet kalmıştı. İsrailoğulları da bu esnâda altından bir buzağı yaptı ve ona tapmaya başladı.

ahihte / âhîhte / آهيخته

  • Kınından çıkmış, sıyrılmış. (Farsça)

akves

  • Sıkıntılı an.
  • İhtiyarlıktan beli bükülmüş kimse. Kamburu çıkmış ihtiyar kişi.

baği / bâğî

  • Azgın, yoldan çıkmış.

bahka'

  • Gözü çıkmış.

basık

  • Yükselmiş. Uzamış. Çıkmış.

becra'

  • Yüksek yer, yüksek tepe.
  • Göbeği çıkmış kadın.

bednam / bednâm / بدنام

  • Kötü tanınmış, adı kötüye çıkmış olan. (Farsça)
  • Adı kötüye çıkmış. (Farsça)

bertaraf

  • Bir tarafa atılan, bir yana atılmış, ortadan çıkmış, zâil olmuş. (Farsça)

bid'at

  • (Bid'a) Sonradan çıkarılan âdetler.
  • Fık: Dinin aslında olmadığı hâlde, din namına sonradan çıkmış olan adetler. Meselâ: Giyim ve kıyafetlerde, cemiyet (toplum) hayatındaki ilişkilerde, terbiye ve ahlâk kurallarında, ibadet hayatında yani dinin hükmettiği her sahada, dine uygun olmaya

brahma dini / brahma dîni

  • Hindistan'da mîlâddan asırlarca önce ortaya çıkmış, Allahü teâlânın varlığına inandığı gibi, başka tanrıları (ilâhları) da kabûl eden ve bütün peygamberleri inkâr eden bozuk yol ve inanış.

cayi'

  • (Çoğulu: Ciya') Aç, acıkmış; aç olan.

ceber

  • (Ceberiyyun) Cüz'i iradeyi inkâr eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalâlete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu'tezile'dir.

cev'an

  • (Cu'. dan) Acıkmış, aç, midesi boş.

cilf

  • Boş küp.
  • Kırılmış, ufanmış köpek esfeli. Arı kovanı.
  • Kuru ekmek parçası. Kuru ekmek kenarı.
  • Yüzülüp karnı çıkmış ve başı ile ayağı kesilmiş koyun.
  • Her nesnenin parçası.
  • Hoyrat, kaba. Ayak takımından.

ciya'

  • (Tekili: Câyi') Karınları acıkmış olanlar, açlar.

cu'an

  • (Cu'. dan) Aç olarak, acıkmış olarak.

dalle / dâlle / ضاله

  • Sapık, yoldan çıkmış. (Arapça)

faş / fâş

  • Meydana çıkmış. Yayılmış.
  • Anlaşılmış olan.
  • Ortaya çıkmış.

feca

  • Kirişi çıkmış yay.

fecva

  • Kirişi çıkmış ve ayrılmış olan yay.

gava

  • Yoldan çıkmış. Yolunu şaşırmış. Azgın.

gümrah / gümrâh / كُمْرَاهْ / گمراه

  • Yolunu kaybetmiş, yoldan çıkmış.
  • Yoldan çıkmış. (Farsça)

gümrahi / gümrahî

  • Sapıtma, doğru yoldan çıkmış olma. (Farsça)

hisl

  • (Çoğulu: Husul) Yumurtasından yeni çıkmış olan kertenkele yavrusu.

husul-yafte / husul-yâfte

  • Husule gelmiş, meydana çıkmış, hâsıl olmuş. (Farsça)

kalemkari / kalemkârî

  • Resimcilik, ince nakkaşlık. (Farsça)
  • İnce nakkaşın elinden çıkmış. (Farsça)

keşk

  • Kavi, kuvvetli, sağlam.
  • Kabuğu çıkmış arpa.
  • Arpa suyu.
  • Yoğurt keşi.

lagıb

  • Acıkmış ve yorulmuş kişi.

ma-i mukayyed / mâ-i mukayyed

  • Herhangi bir maddenin karışması ile yaratılmış oldukları hâlden çıkmış ve hususi bir ad almış sulardır. (Gül, çiçek, üzüm, asma, et suları gibi.)

matbu'

  • Tab' olunmuş. basılmış, kitap veya gazete haline gelmiş. Basılıp matbaadan çıkmış olan.

mazhariyet-i münkeşife / مَظْهَرِيَتِ مُنْكَشِفَه

  • Açılmış, açığa çıkmış bir şekilde kendinde gösterme.

medfu / medfû / مدفوع

  • Çıkarılmış. (Arapça)
  • Dışkı. (Arapça)
  • Para kasasından çıkmış. (Arapça)

menkuşe

  • Nakşolunmuş, işlenmiş.
  • Kemik çıkmış olan baş yarığı.

mensi / mensî

  • (Mensiyye) (Nisyan. dan) Unutulmuş, hatırdan çıkmış.

meratib-i münkeşife-i meşhude

  • Bizzat görerek açığa çıkmış mertebeler (k-ş-f;.

mesall

  • Kabından çıkmış nesne.

meslul

  • Çekilmiş. Kınından çıkmış kılınç.
  • Din uğruna kendini fedâ eden kahraman.
  • Tıb: Verem.

müberra / müberrâ

  • Arınmış, temize çıkmış.

mübtede'

  • Aslında yok iken yeni çıkmış olan.

mültehi / mültehî

  • (Lihye. den) Sakalı çıkmış olan genç.

münharif

  • (Harf. den) İnhiraf eden, yoldan çıkmış. Eğilmiş, çarpık. Usulünden çıkmış, sağlam olmayan.
  • Tecviddeki mânâsı için "İnhirâf"a bakınız.
  • Geo: Dört kenarlı, fakat hiçbir kenarı birbirine müsâvi ve müvâzi (eşit ve paralel) olmayan şekil. Sadece iki kenarı birbirine müvâzi (parale
  • Yoldan çıkmış, çarpık.

musaddar

  • (Sudur. dan) Çıkmış, sudur etmiş.

müsafir

  • Seferde ve muharebede olan. Yola çıkmış olan, yolcu. Yoldan gelen, başkasının evine gelmiş olan.
  • Fık: Onsekiz fersahtan uzak olan yerlere giden.

musanna

  • Gösterişli.
  • Usta elinden çıkmış.

musanna'

  • Sonradan yapılmış. Sanatla ve düzgün yapılmış olan. Sanatkârane yapılmış olan. Usta elinden çıkmış olan.
  • Uydurulmuş, yapmacık.

müsgar

  • Dişi çıkmış çocuk.

müştakk

  • Başka bir kelimeden çıkmış, türemiş.
  • (Müştak) (Şakk. dan) Gr: Başka kelimeden ayrılmış, başka kelimeden çıkmış, türemiş.
  • İştikak etmiş, aralarında mâna ve terkib ciheti ile münâsebet; siga ciheti ile mugayeret olmak üzere diğer kelimeden ihraç olunmuş kelime.

mütedahil

  • İç içe, birbirinin içine girmiş vaziyette olan. Karışan.
  • Ödenmemiş, gecikmiş maaş.

müterahhil

  • (Rıhlet. den) Göç eden, hicret eden. Bir yerden diğer bir yere göçen. Yola çıkmış olan.

nafize

  • Karından vurulup arkaya çıkmış olan yara.

nesyen mensiyyen

  • Tamamıyla unutulmuş, tamamen hatırdan çıkmış.

nev

  • Yeni, tâze, cedid. Son zamanda çıkmış. (Farsça)

nevhat

  • Sakalı yeni çıkmış genç.

nevhiz

  • Genç, taze. (Farsça)
  • Yeni çıkmış, yeni yetişmiş. (Farsça)

rasif

  • Dayanıklı, sağlam, muhkem.
  • Taş temel, rıhtım.
  • Denizin yüzüne çıkmış kayalar.

rüste

  • "Çıkmış, bitmiş, yetişmiş" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Nev-rüste : Yeni yetişmiş bitki. (Farsça)

şabb-ı emred

  • Bıyığı, sakalı henüz çıkmış delikanlı.

servet-i fünun

  • Fenlerin (ilimlerin) zenginliği mânasına gelen bu tabirde, 1891-1900 tarihleri arasında çıkmış olan bir mecmua ve bu mecmua etrafında toplanmış olan kimselerin 1895'den 1901'e kadar meydana getirmiş oldukları Edebiyat-ı Cedide denilen edebî çığıra verilen addır.

serzede

  • Baş göstermiş, uç vermiş, çıkmış. (Farsça)

seyf-i meslul

  • Kınından çıkmış kılıç.

şıkza'

  • Çok acıkmış tavşancıl.

telkin

  • (Çoğulu: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce.
  • Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak.
  • Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz. (Telkini fenden almış,Medeniyetten taklid,Hürriyet tenkid vermiş,Gururdan dalâlet çıkmış.) (L

temaşager

  • (Temaşakâr) Seyirci. İbretle etrafı temaşaya çıkmış olan. (Farsça)

uncud

  • Çekirdeği çıkmış üzüm.

vücud-u harici / vücud-u hâricî / vücud-u hârîci

  • Zâhir, ademden çıkmış olan. İlmî vücuddan âlem-i şehadete gelmiş olan. Maddî varlık, cismanî eşya.
  • Dış âleme çıkmış varlık, maddî varlık, görünen varlık.

yavuz sultan selim

  • (Hi: 875-926) Osmanlı Padişahlarından dokuzuncusudur. Sultan Süleyman Han'ın babası, 2. Bayezid Han'ın oğludur.Azim ve sebat örneği olan ve memleket mes'elelerinde en küçük kusurları bile afvedemiyen Yavuz Selim, Çaldıran seferine çıkmıştı. Uzun müddet seferde olan askerleri bir gün padişahın çadırı

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR