LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Üzgün ifadesini içeren 168 kelime bulundu...

ahenk

  • Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş. (Farsça)

ahenkdar / ahenkdâr

  • Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı. (Farsça)

ayn-ı salah / ayn-ı salâh

  • Hayırlı olma, düzgün ve iyiliğin ta kendisi.

ba-saman

  • Varlıklı, zengin. (Farsça)
  • Düzenli, tertipli, düzgün. (Farsça)

bari / bârî

  • Düzgün ve güzel yaratan Allah.

bari'

  • Bir kalıptan döker gibi, düzgün, tertipli ve güzel yaratan. Aza ve cihâzatları birbirine mütenasip ve kâinattaki umumî nizama ve gayelere uygun ve münasebettar olarak halkeden Cenâb-ı Hak (C.C.)

bejman

  • Yırtık, dökük, pejmürde, dağınık. (Farsça)
  • Hüzünlü, kederli, üzgün, yaslı. (Farsça)

belagat / belâgat

  • Sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.
  • Sözün düzgün, kusursuz ve yerinde söylenmesi.
  • Sözün düzgün, kusursuz ve yerinde söylenmesini öğreten edebî ilmin adı.
  • Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atı. Muktezâ-yı hâle mutâbık söz söylemek.
  • Belâgat, hem düzgün, hem yerinde söz söylemeyi öğreten ilmin de adı olur. Ve maani, beyan, bedi' diye üç kısma ayrılır. Bu gün Edebiyat denilen bilgiye,

belağat / belâğat

  • Sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi.

belağat-i ayet / belâğat-i âyet

  • Âyetin belâğati; düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme.

belagat-i nazmiye / belâgat-i nazmiye

  • Dizilişe ait belâgat; şiirin düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

belagat-perdaz / belâgat-perdâz

  • Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen. (Farsça)

beliğ / belîğ / بليغ

  • Açık, düzgün söz söyleyen.
  • Güzel, sanatlı söz. Belâ-gatli.
  • Düzgün ve adamına göre söylenmiş söz.
  • Fasih konuşan. (Arapça)
  • Fasih, düzgün. (Arapça)

beligane

  • Beliğcesine, düzgün ve fasih olarak. (Farsça)

beliğane / belîğâne

  • Sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

besatet

  • Basitlik. Düzgünlük. Sadelik. Düzlük.
  • Dilde düzgünlük.

beyan ilmi / beyân ilmi

  • Düzgün ve yerinde söz söyleme yolunu öğreten belâgat ilminin teşbîh (benzetme), mecâz, kinâye gibi konularını anlatan ilim.

bezazet

  • Perişanlık, pejmürdelik. Kıyafetin düzgün ve intizamlı olmayışı.

bülega

  • Belegat sahipleri, düzgün ve güzel konuşanlar, beliğ olanlar.

burhan-ı fasih

  • Çok açık ve düzgün anlaşılan delil.

çem

  • Naz ve eda ile salınarak yürüme. (Farsça)
  • Ziynetli, süslü, düzgün. (Farsça)
  • Cürüm, kabahat, suç. (Farsça)
  • Taam, yemek. (Farsça)
  • Mâna. (Farsça)
  • Kazanılmış, toplanılmış. (Farsça)

cezalet / cezâlet / جزالت

  • Sözde kelimelerin düzgün dizilişinden doğan güzellik.
  • Akıcılık, düzgünlük. (Arapça)

cezalet-i harika

  • Hayranlık verici düzgün ifade, güzel anlatım.

çüst

  • Çevik, çabuk hareketli. Seri-ül-hareke. (Farsça)
  • Dar, sıkı. (Farsça)
  • Muntazam, mükemmel, düzgün. Yakışıklı. (Farsça)

dağ-dar / dâğ-dâr

  • Kızgın demirle nişanlanmış, dağlanmış.
  • Pek müteessir, çok üzgün.

ders-i belagat / ders-i belâgat

  • Belâgat dersi; sözün düzgün, kusursuz olarak hâlin ve makamın icabına göre söylenmesini öğreten ders.

dürüst

  • Doğru, düzgün.

dürüsti / dürüstî

  • Doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (Farsça)

ebu-l ka'ka'

  • Kuzgun.

edib / edîb

  • Güzel hasletleri kendinde toplayan, haddini bilen.
  • Düzgün, güzel ve pürüzsüz söz söyleyen ve yazan, edebiyatçı.

efsah

  • Daha düzgün anlatım.

efsah-ı füseha

  • Sözü düzgün, akıcı ve etkili konuşanların en ileri geleni.

efsürde / افسرده

  • Donuk. (Farsça)
  • Üzgün, moral çöküntüsü içinde. (Farsça)
  • Duygusuz. (Farsça)

ehl-i şiir ve hitabet

  • Şiir ve düzgün söz söyleme san'atıyla uğraşanlar.

elsen

  • Fasih ve düzgün konuşan.

endam-ı mevzun

  • Düzgün endam, düzgün beden.

erbab-ı belagat / erbab-ı belâgat

  • Belagatçılar; sözü düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söyleme san'atını bilenler.

erbab-ı fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması noktasında uzman olanlar.

ezra

  • Çok konuşma.
  • Çok yeme.
  • Sözü düzgün ve pek fasih olan kimse.

fasahat

  • Doğru ve düzgün söyleyiş. Açık ve güzel ifadeli konuşma.

fasih / fasîh

  • Güzel, açık ve düzgün.
  • Düzgün ve güzel konuşan.

fesahat / fesâhat / فصاحت

  • Düzgün ve güzel söz söyleme.
  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması.
  • Açık ve düzgün konuşma.
  • Fasihlik, dilde düzgünlük. (Arapça)

fesahat-i harika

  • Sözün hayranlık verici şekildeki düzgünlük, açıklık ve akıcılığı.

fusaha / fusahâ

  • Düzgün ve güzel kanuşanlar.

füseha / füsehâ

  • Güzel ve düzgün konuşanlar.

gamnak / gamnâk / غمناک

  • Kederli, üzgün. (Arapça - Farsça)

gamz

  • Süzgün bakış.

gamze / غمزه

  • Süzgün bakış.
  • Göz kırpma, gözle işaret, Nâz ile bakma, süzgün bakış.
  • Çene veya yanak çukurluğu.
  • Yanak çukuru. (Arapça)
  • Çene çukuru. (Arapça)
  • Süzgün bakış. (Arapça)

gamze-figen

  • Gamze saçan, süzgün süzgün bakan. (Farsça)

gamze-i cadu / gamze-i câdu

  • Büyüleyen gamze. Süzgün bakış.

gamze-i dil-duz

  • Gönül delen süzgün bakış.

gamze-i fettan / gamze-i fettân

  • Câzibedar ve süzgün bakış.

gayr-i muntazam / غير منتظم

  • Düzgün olmayan, düzenli olmayan, düzensiz.

gaze

  • Kadınların yüzlerine sürdükleri düzgün allık. (Farsça)

gevher-nisar

  • Cevher serpen. (Farsça)
  • Mc: Düzgün konuşan, güzel söz söyleyen. (Farsça)

gevher-paş

  • Mücevher saçan. (Farsça)
  • Mc: Çok güzel ve düzgün konuşan. (Farsça)

gudaf

  • (Çoğulu: Gudfân) Kuzgun.

gülgune

  • Gül renkli. (Farsça)
  • Gül yanaklı. (Farsça)
  • Kadınların kullandıkları gül rengindeki düzgün. (Farsça)

haliset / hâliset

  • Edb: İbarenin düzgün ve akıcı olması.

hatib / hatîb

  • Mânalı ve fâideli, güzel söz söyleyen. Güzel, düzgün konuşan.

hitabet

  • Düzgün ve güzel söz söyleme san'atı.

hoşendam

  • Boyu bosu güzel ve düzgün olan. (Farsça)

humar-alud / humar-âlud

  • Süzgün ve baygın göz. (Farsça)
  • Kendinden geçmiş, şaşkın. (Farsça)

i'caz

  • Âciz bırakmak. Acze düşürmek, şaşırtmak.
  • Edb: Mu'cize derecesinde düzgün ve icazlı söz söylemek. Benzerini yapmada herkesi acze düşürmek. Güzel söz söylemekte insanların muktedir olmadıkları derece.
  • Mu'cizelik olan şey.

i'rab / i'râb

  • Düzgün konuşmak ve hakikatı açıklamak.
  • Gr: Kelime ve fiillerin sonunda bulunan harf veya harekelerin değişmesi ve bu değişikliği ve sebeblerini öğreten ilim.
  • Düzgün konuşma ve hakikatı belirtme.
  • Arapça kelimelerin sonundaki harf veya harekenin değişmesi.

ibare-senc

  • Düzgün konuşan, akıcı söz söyleyen. (Farsça)

ifsah

  • Fesahatla konuşmak. Açık ve düzgün söz söylemek.

iktirah

  • (Çoğulu: İktirahat) (Karh. dan) Evvelden hazırlamadan düzgün bir şekilde ve içe doğduğu gibi (şiir veya nutuk) söyleme.

ilm-i belagat / ilm-i belâgât

  • Düzgün ve yerinde söz söyleme yolunu öğreten ilim.

insak-ı kelam / insak-ı kelâm

  • Söz düzgünlüğü, kelâmın akıcılığı.

insicam / insicâm / اِنْسِجَامْ

  • Suyun dökülüp devamlı akışı. Düzgünlük. Sağlam ve ıttırad ile ârızasız tertib üzere olmak.
  • Devamlı yağmur yağmak.
  • Edb: Düzgün, tertibli, pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi güzelce ve düzgün tertib üzere olmak.
  • Düzgünlük, uyumluluk.
  • Düzgünlük.
  • Düzgünlük.

insicam-ı ecmel / insicâm-ı ecmel / اِنْسِجَامِ اَجْمَلْ

  • Çok güzel düzgünlük, uyumluluk.
  • En güzel düzgünlük.

insihal

  • Düzgün söz söyleme.
  • Kabuğu soyulma.

intisak

  • Sıra ile düzgün olma, intizamlı oluş.

intizam / intizâm / اِنْتِظَامْ

  • Tertib, düzen, düzgünlak ve nizam üzere olmak.
  • Düzgünlük, düzen, yerli yerindelik.
  • Düzen, düzgünlük.

intizām / اِنْتِظَامْ

  • Düzgünlük.

intizam-ı ekmel / intizâm-ı ekmel / اِنْتِظَامِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel düzen, düzgünlük.

intizam-ı faik / intizâm-ı fâik / اِنْتِظَامِ فَائِقْ

  • En yüksek (derecede) düzen, düzgünlük.

intizam-ı mutlak / intizâm-ı mutlak / اِنْتِظَامِ مُطْلَقْ

  • Mutlak düzen, düzgünlük.

intizamkarane / intizamkârane / intizamkârâne

  • Düzgün bir şekilde.
  • Düzgünce.

irab / îrâb

  • Düzgün söz söyleme.

irtisad

  • İstif etme. Birbiri üstüne düzgün bir şekilde yerleştirme.

istiva / istivâ

  • Düzeltme, düzgün yapma.

kamet-i mevzun

  • Düzgün ve yakışıklı boy.

kavim

  • Doğru, dik, ayakta.
  • Dürüst.
  • İsabetli.
  • Boyu düzgün ve güzel.

kelağ / kelâğ / كلاغ

  • Karakarga, kuzgun. (Farsça)

kemal-i intizam / kemâl-i intizâm / كَمَالِ اِنْتِظَامْ

  • Tam bir düzen, düzgünlük.

keraker

  • Kuzgun. (Farsça)
  • Karga. (Farsça)

kevser-i fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasından doğan tatlılık, doygunluk.

kıraat

  • Okuma. Düzgün ve çabuk okuma.
  • Okuma kitabı.
  • Fık: Namazda Kur'an-ı Kerim'den bir miktar okumak.İnsan bir yazıyı ya kendi kendine yahut başkasına dinletmek üzere okur. Hususi mütâlaa nasıl olsa olur. Fakat dinletmekten maksad, anlatmak olduğu için o yolda okumanın dikkat edilec

kıraet / kırâet

  • Okuma, ibare sökme, düzgün ve sürekli okuma. Kur'ân okuma.

kuvvet-i cezalet / kuvvet-i cezâlet

  • Kelimedeki akıcı ve düzgün anlatım gücü.

lesen

  • Fesâhat. Düzgün, güzel ve akıcı konuşma.

lisan-ı belagat / lisân-ı belâgat

  • Düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme dili, üslûbu.

lisan-ı fasihane / lisân-ı fasihâne

  • Fasih dil; meramı güzel, açık ve düzgün ifadelerle aktaran dil.

mahdud

  • Tesviye edilmiş. Silinmiş, düzgün.
  • Meyvesi çok olup da dalları eğilmiş.

mahzud

  • (Mahdud) Silinmiş, tesviye edilmiş.
  • Düzgün.
  • Meyvesinin çokluğundan dalları basıp bükülmüş.

mahzun / mahzûn

  • Üzgün.

mahzunane / mahzunâne / mahzûnâne

  • Kederlice, düşünceli, üzgünce. (Farsça)
  • Mahzun ve üzgün bir şekilde.
  • Üzgünce.

mahzuniyetle

  • Üzgün olarak, üzüntüyle.

meftur

  • Füturlu, kederli, üzgün, bezgin.

melil / melîl

  • Kül içinde pişirilen ekmek.
  • Hararet, sıcaklık.
  • Üzgün, kederli. Melul.
  • Üzgün.

mensuk

  • (Nesk. den) Düzgün olarak dizilmiş olan.

mevzun / موزون

  • Vezinli. Ölçülü. Tartılı. Düzgün.
  • Yakışıklı.
  • Her bir vasfı ölçülü ve i'tidal üzere bulunup, sırf iyi ve güzel şeylere nâil olan.
  • Biçimli, düzgün. (Arapça)
  • Vezinli. (Arapça)

mevzuniyet

  • Düzgün, hesaplı ve düzenli.
  • Mevzun olma hâli.

meyus / مأیوس

  • Umutsuz, üzgün. (Arapça)

mihver

  • Dünyanın kuzey ve güneş kutbu arasından geçtiği farz olunan hat, dönen bir şeyin ortasından geçen mil. Düzgün geometrik şekilleri iki eşit kısma ayıran doğru çizgi. Çark ve tekerlek gibi dönen şeylerin ortasından geçen mil. Merkez.
  • Mat: Üzerinde bir müsbet ciheti var farzedilen sonsu

mıntik / mıntîk

  • Çok düzgün konuşan.

mıstar

  • Yazının güzelliğine, düzgünlüğüne yarayan âlet. Yazı yazarken satırları doğru gösterebilmek için lâzım olan çizgileri yapmağa yarayan âlet.
  • Sıvacıların bir âleti.

müdemmec

  • Düzgün bir tarzda birbiri içine dürülmüş yuvarlak şey.

mufsih

  • Fesâhetle ve düzgün olarak konuşan.

muhammes-i muntazam

  • Geo: Düzgün beşgen.

mültehif

  • Alevli.
  • Mc: Çok üzgün ve kederli olan.

münessak

  • Sıralı ve düzgün bir tarzda dizilmiş.
  • Pek düz.

münsecim

  • Düzgün, insicamlı.
  • Dökülmüş, saçılmış, dağılmış.

muntazam / منتظم

  • Düzenli. Tertibli. İntizamlı. Düzgün sıralanmış. Her şeyin yerli yerinde olması. Derli toplu olma.
  • Düzenli, düzgün, intizamlı. (Arapça)

muntazaman

  • İntizamlı ve düzgün olarak. Muntazam bir tarzda.
  • Devamlı ve sürekli olarak. Dâima.

müntesik

  • (Nask. dan) Düzgün, bir sıraya dizilmiş.

musanna'

  • Sonradan yapılmış. Sanatla ve düzgün yapılmış olan. Sanatkârane yapılmış olan. Usta elinden çıkmış olan.
  • Uydurulmuş, yapmacık.

müstakim

  • Doğru, düzgün.

müstakimane

  • İstikametle, dosdoğru, düzgün biçimde.

müstevi / müstevî

  • Düzgün.

müstmendan / müstmendân

  • (Tekili: Müstmend) Hüzünlü, kederli ve mahzun kimseler, üzgün kişiler. Zavallılar, miskinler, biçareler. (Farsça)

müteessif / متأسف

  • Üzgün. (Arapça)
  • Müteessif olmak: Üzülmek. (Arapça)

müteessifane / müteessifâne / متأسفانه

  • Üzgün, esefli. (Arapça - Farsça)

müteessir / متأثر

  • Üzgün. (Arapça)
  • Etkilenen. (Arapça)
  • Müteessir olmak: (Arapça)
  • Üzülmek. (Arapça)
  • Etkilenmek. (Arapça)

müteezzi

  • Ezâ duyan. Üzgün, incinen. Cefa gören.

mütenazzım

  • Muntazam bir tarzda. Düzgün olarak .

muttarid

  • Bir düzeye giden, sıralı, düzgün, muntazam.
  • Muntazaman devam eden. Bir düziye olan. Bir küllî kaideye mümasil ve muvafık olan. Sıralı. Düzgün.

nağme-i fesahat

  • Kusursuz derecede düzgün, açık ve akıcı nağme.

naşad / nâşâd

  • Şâd olmayan, üzgün.

natıkaperdaz / nâtıkaperdâz / ناطقه پرداز

  • Düzgün ve te'sirli söz söyleyen. (Farsça)
  • Düzgün ve etkili konuşan. (Arapça - Farsça)

natuk / natûk / نطوق

  • (Nutk. dan) Güzel ve düzgün söz söyliyen.
  • Düzgün konuşan. (Arapça)

nevmid / nevmîd

  • Ümitsiz, üzgün.

nida-i beliğ / nidâ-i belîğ

  • Düzgün, kusursuz, yerinde sesleniş.

nihal

  • Taze, düzgün. Fidan, sürgün. (Farsça)

patiska / پَاتِسْقهَ

  • Pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez.
  • İnce ve düzgün beyaz bez.

rendeleme

  • Düzgün hâle getirme.

rıza-yı bari / rızâ-yı bâri / رِضَايِ بَار۪ي

  • Herşeyi uygun ve düzgün yaratan Allahın rızâsı.

salah / salâh / صلاح

  • Hayırlı olma, iyilik, düzgünlük.
  • Düzgünlük, yolunda gitme. (Arapça)
  • Barış. (Arapça)
  • Dine bağlılık. (Arapça)

sehi-kamet

  • Düzgün boy. (Farsça)

şehic

  • Katır sesi.
  • Kuzgun avazı.

sehikad / sehîkad / سهى قد

  • Servi boylu, düzgün boylu. (Farsça - Arapça)

sehikamet / sehîkâmet / سهى قامت

  • Servi boylu, düzgün boylu. (Farsça - Arapça)

selis

  • Selâsetli. Fasih ve beliğ olan. Düzgün ve akıcı ifade.
  • Düzgün ve akıcı.

serd / سرد

  • Düzgün dile getirme. (Arapça)
  • Serd etmek: Dile getirmek. (Arapça)

serv-i bülend / سرو بلند

  • Boyu servi gibi düzgün ve uzun olan sevgili.

şikestebal / şikestebâl / شكسته بال

  • Kanadı kırık, kırık kanatlı. (Farsça)
  • Mc: Kederli, üzgün. (Farsça)
  • Kanadı kırık. (Farsça)
  • Çaresiz, üzgün. (Farsça)

sühan-ara / sühan-ârâ

  • Düzgün ve güzel söz söyleyen. (Farsça)

sühan-perdaz

  • Güzel ve düzgün söz söyleyen. (Farsça)

sühan-ver

  • Fasih bir şekilde ve düzgün konuşan. (Farsça)

taha

  • ("Serdi" manasında fiil.) Yaymak, döşeyip düzgün sermek.
  • Arzın hayata münasip şekilde döşenmesi. Düzgün arz.

tahavvülat-ı muntazam / tahavvülât-ı muntazam

  • Düzgün ve muntazam değişiklikler, değişmeler, gelişmeler.

talakat / talâkat

  • Dil açıklığı. Selâset. Düzgün sözlülük.
  • Güler yüzlülük.
  • Düzgün sözlülük.

talik

  • Güleryüzlü adam. Mütebessim kimse.
  • Düzgün söz söyleyen kimse.

tarik-i belagat / tarik-i belâgat

  • Belâgat yolu, maksada ve hâle uygun düzgün ve güzel söz söyleme yöntemi.

taziye

  • Yakını ölen üzgün birini teselli etme.

tecvid-i huruf

  • Seslerin mahreçlendirilmesi. Harflerin düzgün olarak telâffuz edilmesi.

telhkam / telhkâm / تلخكام

  • Üzgün, acılı. (Farsça)

tevafuklu

  • İçerisinde tevafuk bulunan; düzgün bir biçimde birbirine denk gelen.

tündzeban

  • Düzgün konuşan, düzgün söz söyleyen. (Farsça)

viran

  • Yıkık, harap. (Farsça)
  • Mc: Kederli, üzgün, gamlı. (Farsça)
  • Yıkık, üzgün.

yal ü bal / yâl ü bâl

  • Boybos düzgünlüğü.

zag

  • (Çoğulu: Ziygan) Karga ve kuzgun. (Farsça)
  • Fitneci, gammaz. (Farsça)

zaki

  • (Zâkiyye) Saf ve temiz kimse. Hareket ve davranışları düzgün olan kişi.

zeban-aver / zeban-âver

  • Düzgün konuşan, düzgün söz veya şiir söyleyen. (Farsça)
  • Dile getiren. (Farsça)

zehna'

  • Düzgün.
  • Süs, ziynet.

zeka / zekâ

  • Saflık, duruluk.
  • Hâl düzgünlüğü.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR