LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Özünde ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

a'razi / a'razî

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey, ilinek; hareket ve koku gibi.

ahali nazarında

  • Halkın gözünde.

ahde vefa / ahde vefâ

  • Sözünde durma, sözünü yerine getirme.

ahdi bozmak

  • Sözünde durmamak.

ahidşiken / عهدشكن

  • Sözünden dönen, antlaşmayı bozan. (Arapça - Farsça)

aks-i kaziye

  • (Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir. Çeşitli şekilleri vardır. Meselâ : "Her insan canlıdır." sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Baz

allak

  • Sözünde durmaz.
  • Hilekâr, kendisine güvenilmesi doğru olmayan.

araz

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey (ilinek.

asla ve mutlaka zarar iras etmez / asla ve mutlaka zarar îras etmez

  • Bir meselenin temelinde ve özünde olan unsurlara kesinlikle ve hiçbir şekilde zarar vermez.

bed-ahd

  • Ahdinde, sözünde durmayan, vefasız. (Farsça)

bedahd / بدعهد

  • Sözünde durmayan. (Farsça - Arapça)

berr

  • (Çoğulu: Ebrâr) Va'dinde sâdık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr.
  • Nimetleri herkese, umuma ihsan eden.
  • Gerçeklik, sıdk.
  • Susuz, kuru yerler.
  • Toprak. Yeryüzü, yer.

caymak

  • Vazgeçmek. Sözünden dönmek. (Türkçe)

cemal-i zati / cemâl-i zâtî

  • Zâtî güzellik; kendinde ve özünde bulunan güzellik.

civanmerd

  • Sözünde sağlam. İyilik sever. Kahraman.

ehl-i kıble

  • Kâbeyi kıble edinenler, müslümanım diyenler. İş ve sözünde açıkça küfür görülmeyen dalâlet (sapık) fırkalarında olanlar.

esahh

  • En sahîh, en sıhhatli, en doğru olan. Bir mes'elenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (sözlerinden, ictihadlarından) en doğru olanı. "Esahh" sözü, "sahîh, doğru" sözünden daha kuvvetlidir.

felekmeşreb

  • Mc: Sözünde durmaz, verdiği sözü tutmaz.
  • Kimine yâr olur, kimine olmaz.

hatr

  • Ahdini bozmak, sözünde durmamak.

hıns-ı yemin

  • Yemini bozma, sözünde durmama.

hıyanet / hıyânet

  • Hâinlik. Vefasızlık. İtimadı kötüye kullanmak. Sözünde durmayıp oyun etmek.
  • Hâinlik. Birine kendini emîn tanıttıktan sonra, o emniyeti bozacak iş yapmak; vefâsızlık, îtimâdı kötüye kullanmak, sözünde durmamak.

hulf

  • Sözünden dönme.

hulfetmek

  • Sözünde durmamak.

hulfü'l-va'd

  • Sözünden dönme.

hulfül-vaad

  • Sözünden dönme.

hulfülvaad

  • Sözünden dönme.

ita'at / itâ'at

  • Söz dinleme, boyun eğme, emre göre hareket etme. Sözünden çıkmama.

kahbe

  • Namussuz kadın. Fâhişe.
  • Mc: Hilekâr, kalleş ve sözünde durmaz adam.

kılıbık

  • Karısının sözünden çıkmayan erkek. Karısının baskısı altında olan adam.

la / lâ

  • Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi.
  • Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve

mantuk

  • Bir lâfzın nutuk hâlinde, söz sahasında üzerine delâlet ettiği şey. " Şu kitabı satın aldım", sözünde bu lâfzın mantuku, o kitabın satın alınmış olmasıdır.
  • Söz, nukut, mânâ, mefhum.

merdbaz

  • Merd olmayan. Nâmerd. Sözünde durmayan. Orospu. (Farsça)

metanet

  • Sağlamlık. Kavilik. Sözünden ve kararından dönmemeklik. İnsanın, fikrinde sabır, azminde kavi ve akidesinde rüsuh sahibi olması. (Mukabili zaaf'dır) (Hak, iman ve İslâmiyet uğrunda metanet göstermek, çok kıymetli bir seciyyedir.)

mihlaf

  • Vaadinde çok hilâf eden, sözünde durmayan kimse.

mücun

  • (Çoğulu: Meccân) Kim olursa olsun kayırmamak.
  • İnsanların sözünden hazer etmeyip derdi olmamak.

musırr

  • Direnen. Ayak direyen. Vaz geçmeyen. Sebat eden. Sözünden dönmeyen.

na-merd

  • Korkak. (Farsça)
  • İnsaniyetsiz, sözünde durmayan. Alçak, insanlık hislerinden habersiz. (Farsça)

nazardan düşürme

  • Birşeyin insanların gözündeki değerini düşürme.

nazarında

  • Gözünde.
  • Göre, fikrince, gözünde. (Arapça - Türkçe)

nazarından

  • Gözünden, dikkatinden.

neks

  • Sözünden dönmek.
  • Bozmak. Çözmek.
  • Üzmek.
  • Dağıtmak.
  • Münhal ve muhtel olmak.

rücu'

  • Geri dönme, vazgeçme, cayma. Sözünden dönme.
  • Edb: Bir fikri daha kuvvetli anlatmak için söylenilen sözden caymış gibi görünmek.

sa'sea

  • Âciz olmak.
  • Sözünde kasır olmak.

sabit-kadem

  • Mizacı oynak olmayıp işine ve sözünde kararlı olan, yerinde direnen. Sözünde duran.

sadık / sâdık

  • Velî, Allahü teâlânın sevgili kulları.
  • Doğru, yalan ve uydurma olmayan. Doğru sözlü, sözünde duran.

sadıku'l-va'di'l-emin / sâdıku'l-vâ'di'l-emîn

  • Vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; vaadinin doğruluğundan emin olunan Allah.

sadıku'l-va'di'l-kerim / sâdıku'l-vâ'di'l-kerîm

  • Vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; cömertlik ve ikram sahibi Allah.

sebati / sebatî

  • Sebatlılık. Sözünde ve kararında durma.

sıddik / sıddîk

  • Pek doğru, hiçbir zaman yalan söylemeyen, işinde ve sözünde doğru olan.
  • Hazret-i Ebû Bekr'in lakabı.

sırr-ı mahiyet

  • Bir şeyin özündeki sır, gizem.

sofi

  • Dinin özünden habersiz, şekilci, aşırı katı kimse.

taazum

  • Gözünde büyümek. Büyük görünmek.

tali

  • Tilavet eden, okuyan.
  • İkinci derecede. Sonradan gelen.
  • Man: Birbirine bağlı iki kaziyeden ikincisi. Meselâ: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "Ateş vardır" sözü tâli'dir.

vefa / vefâ / وفا

  • Ahdinde, sözünde durma.
  • Sevgi ve dostlukta sebat ve devam.
  • Ödeme.
  • Yetişme.
  • Dince ve akılca lâzım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.
  • Sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme.
  • Sözünde durmak.
  • Sözünde durma. (Arapça)
  • Dostluğu sürdürme. (Arapça)
  • Vefâ etmek: Sözünde durmak, vefa göstermek. (Arapça)

vefa-i ahid / vefâ-i ahid

  • Sözünü yerine getirme, sözünde durma konusu.

vefadar / vefâdâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.
  • Vefâlı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vefakar / vefakâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vefaperver

  • Sözünde duran. Vefâlı. (Farsça)

zati imkan / zâtî imkân

  • Birşeyin özünde mümkün olması.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR