LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Önceki ifadesini içeren 77 kelime bulundu...

adet-i cahiliyye / âdet-i câhiliyye

  • İslâm'dan önceki putperestlik ve müşriklik devrine ait âdet.

ahlaf / ahlâf

  • Halefler, öncekilerin yerine geçenler.

akdem / اقدم

  • En önceki.
  • Önce, önceki. (Arapça)

amid / âmid

  • Diyarbakır'ın önceki adı.

amnezi

  • Psk. Hafıza kaybı, erken bunama, ihtiyarlık bunaması, histeri, beynin zedelenmesi gibi hâllerde meydana gelir. Hafıza kaybı kısmî veya umumi (genel) olabilir. Hasta, belli bir olaydan öncekini (retrofrat), yahut sonrakini (anterofrat) hiç hatırlamaz, yahut tamamen hafızasını kaybeder.

arefe / عرفه

  • Bayramdan bir önceki gün.
  • Kurban bayramından bir önceki gün.
  • Bayramdan bir önceki gün.
  • Arife, bayramdan önceki gün. (Arapça)

arefe günü

  • Zilhicce ayının dokuzuncu günü, kurban bayramından bir önceki gün.

asr-ı cahiliyet

  • Cehâlet asrı, İslâmdan önceki asır.

asr-ı cahiliyyet

  • Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi.
  • Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.

atf

  • Bağlama, bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat.

beynesselef

  • Öncekilerin arasında.

cahiliyye / câhiliyye

  • Kelime olarak cahilliğe ait mânâsına gelir. Terim olarak İslâmiyetten önceki putperest dönemi ifade eder.

cahiliyyet

  • Cahilliğe âit.
  • İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendil

car / câr

  • (Harf-i cer) Başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme çekip bağlayan harf.

cümle-i müste'nefe

  • Kendinden önceki cümleden bağımsız, müstakil cümle.

cümle-i tefsiriye

  • (Cümle-i müfessire) "Yâni, meselâ" gibi sözlerle başlayıp önceki cümleyi açıklayan cümle.

devlet-i atika / devlet-i atîka

  • Kendisinden önceki devlet.

devr-i cahiliyye / devr-i câhiliyye

  • Cahiliyye devri, İslâm'dan önceki devir.

devr-i sabık / devr-i sâbık

  • Önceki dönem; Cumhuriyet Halk Partisi idaresi ve iktidar dönemi.
  • Bir önceki hükümet. Geçmiş devir.

dünya hayatı / dünyâ hayâtı

  • Âhiretten önceki hayat.

edyan-ı sabıka-i semaviye / edyân-ı sâbıka-i semâviye

  • İslâmdan önceki semâvî dinler.

emr-i nisbi / emr-i nisbî

  • Kıyas ile olan emir. Öncekilerine veya diğerlerine göre olan iş veya emir veya hâdise. İllet-i tâmme istemiyen ve vücud-u haricisi bulunmayan emir.

enbiya / enbiyâ

  • Nebîler, peygamberler. Yeni din ile gönderilmeyip, insanları önceki dîne dâvet eden peygamberler Nebî kelimesinin çoğulu. Yeni bir din ile gönderilen peygambere ise, resûl denir.

esbak / اسبق

  • Daha önceki.
  • Önceki, eski.
  • Geçenki, geçen, evvelki, önceki. Daha önce geçmiş olan. Evvel gelen.
  • Önceki, daha önceki, eski. (Arapça)

eslaf / eslâf

  • Selefler, öncekiler.

evvel

  • Herşeyden önce var olan ve yaratıkların önceki hâllerine de hükmeden Allah.

evvelin / evvelîn

  • Öncekiler.

evvelki

  • Önceki.

evvelkisi

  • Öncekisi.

eyzan

  • Önceki gibi.

farıt

  • Geçmiş, önceki, önde bulunan. Sâbık, mukaddem.

fecr-i kazib / fecr-i kâzib / فجركاذب

  • Gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık

hadis-i nasih / hadîs-i nâsih

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.

halef

  • Bir meslek veya konumda öncekilerin yerine geçenler.

halife / halîfe

  • Öncekinin yerine geçen.
  • Fık: İlâhî, yâni şer'î hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber'e (A.S.M.) vekil olan zât. İmam. İmamet-i kübra. (Namazda imama uyan cemaat gibi, halifeye de şer'î emirlerde öylece itaat edilir. Halifede aranan dört şart: İlim, adalet, kifayet, a'zâ ve havâs
  • Öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.

harf-i cer

  • Cer harfi; gr. cümlede kendinden önceki fiilin veya ismin mânâsını kendinden sonraki kelime veya kelime guruplarına taşıyan harfler "an, min, be" gibi.

hilal-i ahmer / hilâl-i ahmer

  • Kırmızı ay. Kızılay'ın önceki ismi.

irhasat / irhâsât

  • Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri.

isti'naf

  • Önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil etme.

kelam-ı nefsi / kelâm-ı nefsî

  • Allahü teâlânın kelâm sıfatının harf ve ses içerisine sokulmadan yâni kelâm-ı lafzî hâlini almadan önceki hâli.

kütüb-ü sabıka / kütüb-ü sâbıka

  • Peygamberimizden önceki peygamberlere Allah tarafından gönderilmiş kutsal kitaplar.

kütüb-ü sabıka-i mukaddese

  • Geçmişteki (Kur'ân'dan önceki) mukaddes kitaplar.

makabl / mâkabl / ماقبل

  • Geçmişteki, önceki.
  • Önceki, önü. (Arapça)

mebadi-i zaruriyye

  • Bir hakikat tam bilinmeden önceki isbat edici zaruri emâreler, başlangıçlar, hazırlıklar.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.

medde

  • Uzatma; çekim harfleri; yazıldığı halde okunmayan, kendisi harekesiz olup, kendinden önceki harfi uzatan elif, vav, ye harfleri.

medine-i münevvere / medîne-i münevvere

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremeden hicret ettikten sonra, yerleştiği, ilk İslâm devletini kurduğu ve kabr-i şerîfinin bulunduğu şehir. Hicretten önceki adı Yesrib olup, hicretten sonra Medînet-ür-Resûl (Peygamber şehri) veya Medîne-i münevvere (nurlu şehir) adıyla

mukaddem / مقدم

  • Önceki.
  • Önde. (Arapça)
  • Önce, önceki. (Arapça)

mukaddem fen

  • Bir önceki bilim.

mukaddemat / mukaddemât

  • Öncekiler, başlangıçlar.

mürteci'

  • (Rücu'. dan) Geri dönen, geri dönmek isteyen. İrticâa giden.
  • Her cihetle en yüksek saadet ve selâmete sevkeden İslâmiyete muhalefetle İslâmdan önceki câhiliyet ve ahlâksızlığa dönmek isteyenlerin vasfı.
  • İslâmiyete muhalif olanların; hakikat, İslâmiyet ve iman fedakârlarına, İ

müste'nife

  • Yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerideki muhtemel, sorulara cevap teşkil eden cümle.

mütekaddim

  • Evvelki, önceki, öne geçen, takaddüm eden.
  • Takdim olunan, sunulan.
  • Önceki.

mütekaddimin

  • Öncekiler.

müz

  • Gr: Harf-i cer oldukları zaman (Fi: ) vazifesini görürler. Zarf veya isim olduklarında ismin başına gelirlerse kendileri mübteda, sonra gelen haber olur. Fiilin başına gelirlerse kendilerinden önceki bir fiilin mef'ulünfihi olarak mahallen mensub bulunurlar.

nasih / nâsih

  • Battal eden, hükümsüz bırakan. Daha önceki hükmü kaldıran.

nişan

  • İz. Nişan. Alâmet. İşaret. (Farsça)
  • Yara izi. (Farsça)
  • Hedef, vurulması istenen nokta. (Farsça)
  • Hâtıra için dikilen taş. (Farsça)
  • Taltif için verilen madalya. (Farsça)
  • Evlenmeden önceki anlaşma ve karar işareti veya merasim. (Farsça)
  • Tuğra. (Farsça)
  • Ferman. (Farsça)

nisbeten

  • Nisbetle, kıyaslanarak. Öncekine göre. Bir dereceye kadar. Şöyle böyle.

nisbi / nisbî

  • (Nisbiye) Kıyaslama ile olan. Diğerine, öncekine göre. Diğerlerine göre kıyaslıyarak olan. Nisbete, ölçüye göre.

sabık / sâbık / سابق

  • Geçmiş. Önceki.
  • Zamanca veya rütbece ileride olan.
  • Eskiden işlenmiş suç.
  • Önceki, geçmiş.
  • Önceki, geçen, geçmiş.
  • Eski. (Arapça)
  • Bir önceki. (Arapça)

sabıkun / sâbıkûn

  • (Tekili: Sâbık) Sâbıklar. Öncekiler. Geçmişler.

seleef-i salihin

  • Önceki salihler. İslâmın ilk devirlerinde yaşamış olan iyi müslümanlar.

selef / سلف

  • Önceki, yeri doldurulan.
  • Öncekiler, önceki görevliler. (Arapça)

selef ve halef

  • Öncekiler ve sonrakiler.

sermaye-i ilmiye-i evveliye-i bendegane / sermaye-i ilmiye-i evveliye-i bendegâne

  • Hizmetkârınızın önceki ilmi, ilmî varlığı.

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî

  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.

sibak

  • Geçmiş, önceki.

sıla

  • Gr. sıla cümlesi; Arapça'da "ellezî=öyleki" gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle.

sultan-ı sabıka / sultan-ı sâbıka

  • Önceki Sultan, padişah; İkinci Abdülhamid.

te'kid / te'kîd / تأكيد

  • Pekiştirme, sağlamlaştırma. (Arapça)
  • Te'kîd etmek: (Arapça)
  • Pekiştirmek, sağlamlaştırmak. (Arapça)
  • Önceki yazıyı tekrarlamak. (Arapça)

tefrika

  • Nifak. Ayrılık. Bozuşma.
  • Bir gazete veya dergide parça parça, bir önceki yazının devamı olarak çıkan uzun yazı.
  • Fırka fırka olmak.

terviye günü

  • Zilhicce ayının sekizinci günü. Arefe'den önceki gün. Hacıların sabah namazını kıldıktan sonra, topluca Mekke'den Minâ'ya doğru hareket ettikleri gün.

teşrik tekbiri / teşrik tekbîri

  • Arefe günü yâni Kurban bayramından önceki gün, sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit her farz namazdan sonra getirilen tekbîr; "Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illallahü vallahü ekber. Allahü ekber ve lill ahil-hamd" sözleri.

ulema-i eslaf / ulema-i eslâf

  • Önceki âlimler.

ulum-u evvelin ve ahirin / ulûm-u evvelîn ve âhirîn

  • Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleri.

vitr

  • Tek olan şey. Çift olmayan. Tenha.
  • Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât namaz.
  • Kurban bayramından bir önceki gün.

zaman-ı cahiliyet

  • İslâmdan önceki küfür ve cehalet zamanı, dönemi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR