LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Öldür ifadesini içeren 285 kelime bulundu...

kaved

  • Kısas olarak, öldüreni öldürme.

adem-küş / âdem-küş

  • Adam öldüren, katil. (Farsça)

adih / âdih

  • Sihirbaz.
  • Soktuğu saat öldüren yılan.

agande

  • Sucuk, yastık, minder gibi zorla doldurulmuş olan şeyler. (Farsça)
  • Bir çeşit zehirli olan haşere, böcek. (Farsça)

agin

  • Dolu, doldurulmuş. (Farsça)

akciğer

  • Göğüs boşluğunu dolduran ve solunmağa yarayan bir organ. Ree.

akıle / âkıle

  • Kâtilin, öldürme işindeki yardımcıları, bunlar yoksa öldürmede kendisine yardım eden kabîlesi (köylüleri, şehirlileri) ve akrabâsı.

akl-ı baliğ / akl-ı bâliğ

  • Yetişmiş genç. Erginlik hâli. Onbeşini doldurmuş genç.

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

amay

  • Süsleyen, dolduran mânasına gelir ve kelimelere eklenerek kullanılır. (Farsça)

amir / âmir

  • Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren.
  • Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse.

ashab-ı kalib / ashâb-ı kalib

  • Bedirde öldürülüp kuyuya atılmış olan müşrikler.

ashab-ı ress / ashâb-ı ress

  • Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)

ashab-ı uhdud / ashâb-ı uhdûd

  • Cenab-ı Hakka imân ve itâat edenleri çukurlara doldurup yakan veya sopa ile döven, fir'avn gibi zâlim kimseler.

bab-ı ihya ve imate / bâb-ı ihya ve imate

  • Öldürmek ve diriltmek bahsi ve mevzuu.

bakara suresi / bakara sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan ş

balon

  • Hava veya hafif gazlarla doldurulan küre. Bugünkü uçaklar balonculuğun geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Zeplin adı verilen güdümlü balonlar hava ulaşımında ve savaşta kullanılmıştır. (Fransızca)
  • Isıtılmış hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan ve bununla havada uçabilen balon şeklindeki araç.

besere-i habise

  • Çıktığı yeri kangren eden ve adına da kara kabarcık denen öldürücü bir hastalık.

bev

  • Deve yavrusunun derisi. (Bunu samanla doldurup anasına gösterirler. tâ ki sağılmaktan kaçmasın diye.)

bumbar

  • Koyun ve benzeri gibi hayvanların kalın bağırsağı. (Farsça)
  • İçine kıyma, pirinç vs. doldurulmuş bağırsakla yapılan bir cins yemek. (Farsça)

can-geza

  • Ruh sıkıcı, can sıkıcı. Tehlikeli olan, öldürücü. (Farsça)

cani

  • Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan. Caniler nasıl haksız yere insanı öldürüyorlar ve onların hayatlarına son veriyorlarsa; kâfirler, inkârcılar, dinsizler de birer cani sayılırlar. Çünkü Allah'ın eserleri olan canlı ve cansız varlıklar onun sonsuz kudretini, ilmini, irade

canşikar / canşikâr

  • Öldürücü. (Farsça)
  • Mc: Can avlayan veya öldüren. Sevgili, mahbub. (Farsça)

çarmih / çârmîh

  • Dört çivi. Birbiri üzerine dikey olarak konulmuş iki tahtadan meydana gelen, suçluları îdâm etmek için kullanılan haç şeklindeki darağacı. Bu cezâya çarptırılan kişi iki yana açılmış kollarından ve bağlanmış ayaklarından çivilenerek öldürülürdü.

celed

  • Sütü ve yavrusu olmayan büyük deve.
  • Muhkem yer.
  • Samanla doldurulup anası önüne koyulan buzağı derisi.

celh

  • Doldurmak, dolu olmak.

cellad / cellâd

  • Ölüm cezası verilenleri öldüren kişi.

cercis

  • (A.S.) : (Circis) Taberi tarihine göre: İsâ Aleyhisselâmdan sonra gelmiş ve Filistinde yaşamış ve onun şeriatı ile amel etmiş olan bir peygamberdir. Yedi sene içersinde tebliğde bulunarak çok işkencelere maruz kalmış, müteaddid defalar öldürülmüş ve mu'cize ile dirilerek tekrar tebliğ vazifesine dev

cerz

  • Kat', kesme.
  • Yok etme, mevcudiyetini kaldırma.
  • Katletme, öldürme.

cevaz-ı katl

  • Öldürme izni.

çilekeş

  • Çile çekmiş. Çile dolduran, dert çeken.

cinayet / cinâyet

  • Adam öldürmek, katl.
  • Adam öldürme, ağır suç.

cirsam

  • Divanelik, delilik.
  • Öldürücü zehir.
  • Zatülcenb.

cisim

  • Uzayda yer dolduran varlık.

da'daa

  • Koyunu ve keçiyi çıkarıp sürmek.
  • Sallamak.
  • Bir kimseye "güzel dur" demek.
  • Miktarı çok olsun diye depretip çevirmek ve doldurmak.

dad

  • Doldurmak.

de'z

  • Boğmak.
  • Bir şeyi doldurmak.

deccal / deccâl

  • Kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri. Kıyâmete yakın çıkacağı bildirilen ve Îsâ aleyhisselâm ile hazret-i Mehdî tarafından öldürülecek olan zâlim.
  • Kıyametten az önce çıkacak, insanlardan bir kısmını sapıtacak ve daha sonra Hz. İsa tarafından öldürülecek olan şahıs.

diyet

  • Kan bedeli. Yaralanan veya öldürülen bir kimse için en yakın vârisine ödenmesi şer'an hükmolunan para veya mal. Can pahası.
  • Para, değer. Kıymet.
  • Kâtilin (adam öldürenin) vereceği para cezâsı.

diyet-i kamile / diyet-i kâmile

  • Huk: Öldürülen şahsın nefsine bedel olarak, câniden veya ailesinden alınan tam diyet olup, miktarı öldürülen kişiye göre değişir.

ebu cehl

  • "Cehalet babası" demek olan bu kelime, Hazret-i Resul-i Ekrem (A.S.M.) zamanında, mu'cizeleri ve çok delilleri ve Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ı gördüğü halde iman etmeyen din düşmanı puta tapan gururlu bir müşrikin lâkabıdır. Bedir Gazasında öldürüldü.

emr-i tekvini / emr-i tekvînî

  • Yaratma emriyle ilgili; Allah'ın birşeye "kün=ol!" deyince onu derhal olduruveren emriyle ilgili.

emt

  • Yüksek yer. Küçücük tepecikler.
  • Doldurma.

esir / esîr

  • Atomların öz maddesi; uzayı dolduran ince madde.

fatik

  • (Çoğulu: Futtâk-Fevatik) Eline fırsat geçtikçe adam öldüren kimse.

fers

  • Yırtmak.
  • Parçalamak.
  • Katletmek, öldürmek.
  • Boyunlamak.

fesk

  • Yola gitmek.
  • Kan döküp adam öldürmek.

fetake

  • Gadretmek, öldürmek.

fetk

  • Zamanını gözeterek açıktan adam öldürmek.
  • Yaralamak.
  • İnadetmek.

fettak

  • (Fetk. den) Kanlı katil, çok sayıda insan öldürmüş kimse.

füttak

  • (Tekili: Fâtik) Fırsat buldukça adam öldürenler.

gaddar

  • Kahredici, öldürücü. Ahdine vefâ etmeyip hıyânet eden. Hâin, zâlim, çok zulmeden.

garz

  • Doldurmak.
  • Noksan etmek, noksanlaştırmak.

gile / gîle

  • Bir kimseyi aldatıp bir yere götürüp öldürmek.

güzar

  • Geçiş, geçme. (Farsça)
  • Beceren, halleden, yapan. (Farsça)
  • Geçiren, geçirici mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dem-güzar : Zaman geçiren, vakit öldüren. (Farsça)

hacim

  • Oylum, bir cismin uzayda doldurduğu boşluk.

halvethane

  • Yalnızca ibadet etmek ve çile doldurmak için kapanılan yer.

hank

  • (Hınk) Boğmak. Boğazını sıkıp öldürmek. Boğazı sıkılıp boğulmak.

harbe

  • Tar: Kısa mızrak tarzında bir nevi silâhın adıdır. Eskiden "Köylü" adı verilen yangın habercisinin taşıdığı ucu demirli değneğe de harbe denilirdi. Eski tüfekleri doldurmağa mahsus demirden yapılmış âlete de "tüfek harbisi" adı verilirdi.

harbi / harbî

  • Harble ilgili.
  • Savaş yerinde bulunan ve müslüman olmayan kimse.
  • Anlaşma yapılmamış düşman.
  • Tüfek doldurma âleti.

harem-i şerif

  • Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.

hasıl-ı bilmasdar / hâsıl-ı bilmasdar

  • Hakiki müessirden hâsıl olan fiildir. Kendi sebeb ve şartlarından meydana gelen şey. Meselâ: Bir şeye vurmak, masdardır; o vurmaktan hâsıl olan ses çıkmak, hâsıl-ı bilmasdır'dır. Tüfek atarak bir adamı öldürmekte tüfek atmak fiili, masdar: adamın ölmesi ve tüfeğin sesi çıkması da hâsıl-ı bilmasdar'd

hass

  • Zannetmek.
  • Silkmek.
  • Davarı kaşağılamak.
  • Közün üstünde birşey pişirmek.
  • Katletmek, öldürmek.

haşv / حشو

  • (Haşiv) (Çoğulu: Ahşâ) Tıb: Vücudun içindeki uzuvlardan her birisi.
  • Minder, yastık gibi şeylerin içini dolduran pamuk, kuru ot.
  • Kırılması ihtimali olan eşyanın arasına konan yumuşak, ot gibi şey.
  • Edb: İbarede lüzumsuz söz bulunması, aynı mânada iki kelimeyi yanyana sö
  • Doldurulmuş, yararsız söz. (Arapça)
  • Kuru ot. (Arapça)

hatemkari / hatemkârî

  • Bir sathın "yüzeyin" üzerine süs şekilleri oyarak meydana getirilen boşlukları, o satha benzeyen başka bir madde veya mâdenle doldurmak suretiyle yapılan tezyinât.

hayrülhalef

  • Bırakılan yeri dolduran hayırlı kimse.

hazaze

  • Tıb: Bulaşıcı, müzmin bir cilt hastalığı olup sonradan bağırsaklara geçerse öldürücü olur.

helahil

  • (Tekili: Hülhül) Tesiri pek kuvvetli ve öldürücü zehir. Panzehiri olmayan ağu.

helahil-riz

  • Öldürücü zehir saçan. (Farsça)

helak / helâk / هلاک

  • Yok olma. (Arapça)
  • Ölme. (Arapça)
  • Helâk etmek: (Arapça)
  • Yok etmek, ortadan kaldırmak. (Arapça)
  • Öldürmek. (Arapça)
  • Helâk olmak: (Arapça)
  • Yok olmak, ortadan kalkmak. (Arapça)
  • Ölmek. (Arapça)
  • Çırpınmak. (Arapça)

helhel

  • Seyrek, ince, dakik şey.
  • Öldürücü zehir.

hess

  • Öldürmek, katl.

heyca

  • Cenk, cidal, vuruşma, birbirini öldürme, kıtal.

hıyre-küş

  • Sevilen, mahbub, sevgili. (Farsça)
  • Haksız yere adam öldüren. (Farsça)

hodküş

  • Kendini öldüren, intihar eden. (Farsça)

hülagu / hülâgu

  • Mi: 1258' de Bağdadı zaptederek halkını kılıçtan geçirmiş, Abbasi Halifesi Musta'sımı ve bütün âile efradını öldürtmüştür. Cengiz Hanın torunu, Tülay Hanın oğludur. Tarihde en çok kan döken hükümdar olarak bilinir. Abbasi Devletini yıkan Moğol Başkumandanıdır.

hülhül

  • (Çoğulu: Helâhil) Öldürücü zehir.

hum

  • Küp. (Farsça)
  • Şarap küpü. İçine şarap doldurulan küp. (Farsça)

humbara

  • Küçük küp. (Farsça)
  • Ask: Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak olarak yapılan ve içine patlayıcı maddeler doldurularak havan topu veya elle atılan harp aleti. Havan topu ile atılana havan humbarası, elle atılana da el humbarası denirdi. (Farsça)
  • Para biriktirmek için kullanılan topr (Farsça)

hun / hûn

  • Kan, dem. (Farsça)
  • Öç, intikam, öldürme. (Farsça)
  • Kan, dem.
  • Öldürme, öc.

hunhar

  • Kan içici. Zâlim. Kan akıtan. Öldüren, öldürücü. (Farsça)

hunharane

  • Kan içercesine. Çok zâlimce. Öldürerek. (Farsça)

hurufilik / hurûfîlik

  • Acem yahûdisi Fadlullah-ı Hurûfî'nin v.796 (m. 1393) kurduğu bozuk yol. Küfür ve sapık inançları sebebiyle Timur'un oğlu Mîrânşâh tarafından öldürülmüştür.

i'dam / i'dâm / اعدام

  • Vücudu ortadan kaldırmak. Yok etmek. Öldürmek.
  • Yok etme, öldürme. (Arapça)

i'dam-ı nefs

  • İntihar. Kendi kendini öldürmek.

i'tab

  • Öldürme, katletme. Helâk etme.

ictiyah

  • Öldürme.

idam / îdam

  • Yok etme, öldürme.

ifhak

  • Doldurmak.

ifna etmek / ifnâ etmek

  • Öldürmek, yok etmek.

ifna-yi beden

  • Vücudu yok etme, öldürme.

ifram

  • Doldurma, doldurulma.

igrak

  • Suya batırmak, boğmak.
  • Kabı doldurmak.
  • Edb: İmkânsız bulunan mübalâğa.

igraz

  • Doldurmak.
  • Taze hamurdan ekmek yapıp misafire yedirme.

igtiyal

  • Baskın yapıp öldürme.

ihanet

  • Helâk etmek. Öldürmek. Mahvetmek.

ihdar-ı dem

  • Huk: Maktulün (öldürülmüş olan kimsenin) diyetini katilden (öldürenden) aldırmamak.

ihlak / ihlâk / اهلاک

  • (Helâk. dan) Harcama, tüketme, bitirme.
  • Yok etme, helâk etme, öldürme.
  • Helak etme, yok etme, öldürme. (Arapça)

ikar

  • Doldurma, doldurulma.

iktital

  • Birbirini öldürme.

imate / imâte

  • Ölü hale getirmek. Öldürmek. Fena etmek.
  • Öldürme.
  • Öldürme.

imate-i vakt

  • Vakit öldürme. Boşu boşuna zaman harcama.

imkan-ı katil / imkân-ı katil

  • Öldürme ihtimali.

imla / imlâ / املا

  • Doldurma, doldurulma.
  • Yazı yazma. (Dikte)
  • Bir dildeki kelime ve sözleri doğru yazma bilgisi.
  • Müddeti mühlet vererek uzatma.
  • Doldurma, yazdırma.
  • Doldurma, yazma bilgisi.
  • Doldurma. (Arapça)
  • Yazı bilgisi. (Arapça)
  • Yazı. (Arapça)

infaz

  • Sözünü geçirme. Bir hükmü yerine getirme.
  • Aldığı emre göre birisini öldürme.
  • Öte tarafa geçirme.

intihar / intihâr / انتحار

  • Kendi kendisini öldürmek. İdâm-ı nefs.
  • Kendini öldürme.
  • Kendini öldürme, canına kıyma. (Arapça)
  • İntihâr etmek: Kendini öldürmek, canına kıymak. (Arapça)

iraka-i dem

  • Kan akıtmak. İnsan öldürmek.

isabet

  • Ecir, mükâfât, karşılık vermek.
  • Doldurmak.

işba' / işbâ' / اشباع

  • Doyurma. (Arapça)
  • Doldurma. (Arapça)

işkampaviya

  • İtl. Harp gemilerinden asker naklinde kullanılan en büyük filika. İşkampaviya'lar sandal büyüklüğünde, yalnız ondan daha geniş ve yüksekti. Karaya asker sevkiyatında, gemiye erzak ve levâzım alınmasında kullanıldığı gibi eskiden donanmaya su alınacağı zaman su ile doldurulur, diğer bir filika yedeği

ıskarso

  • İtl. Yelkenleri doldurur dik rüzgâr.
  • Geminin götürü olarak kiralanması.

istikade

  • Adam öldürmüş olan katilin kısasını isteme.

istıksas

  • (Kısas. dan) Kısas isteme. Bir katilin şeriatça öldürülmesini isteme.

it'as

  • Öldürme, katletme.

itlaf / itlâf / اتلاف

  • Ziyan etmek. Telef etmek. Bozmak.
  • Öldürmek.
  • Öldürme.
  • Öldürme, telef etme, ortadan kaldırma. (Arapça)

itlaf etmek / itlâf etmek

  • Telef etmek, öldürmek.

ıtlal

  • Havâle olma, birşey üzerine yüklenme.
  • Boşu boşuna zaman geçirme, vakit öldürme.

itra'

  • Doldurma.

ittias

  • Öldürme, helâk etme.

izhak

  • Yok etme, mahvetme.
  • Öldürme.
  • Oku, nişandan ayırma.

kaf nun / kâf nun

  • Arapça "kün" (ol) emrinin harfleri; Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

kahdan / kâhdan

  • Samanlık. İçine saman doldurulan oda. (Farsça)

kahhar / kahhâr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Düşmanlarından, cebbâr (kibirli, zorba, zâlim), inâdcı, nîmetlere nânkörlük edenleri öldürüp, onları zelîl (aşağı, hakîr) etmekle dünyâda kahreden, âhirette düşmanları olan kâfirlere ebedî; îmâ nlı ölen mü'minlere, af ve mağfiret etmezse (bağı

kahkaha'

  • Öldürücü bir yılan.

kalafat

  • Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi.
  • Sahte süs, düzen.

kanun-u emri / kanun-u emrî

  • Allah'ın bir şeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emrini ifade eden kanun.

katb

  • (Katub) Daim çatık çehreli, ekşi yüz.
  • Bir kimseyi darıltmak, gücendirmek.
  • Birikmek, biriktirmek, doldurmak.
  • Dolu çuval taşımak, götürmek için hazırlamak.
  • Arslan.

katele

  • (Tekili: Katil) Katiller. İnsan öldürmüş kimseler.

katil

  • (A, uzun okunur) Öldüren. İnsanın ölümüne sebep olan insan.
  • Öldürülmüş, vurulmuş. Maktul.
  • Öldürme.
  • Katleden, öldüren.
  • Adam öldüren kimse.
  • Öldüren.

kàtil

  • Öldüren.

katil / kâtil / قاتل / قتل / قَتِلْ

  • İnsan öldüren.
  • Öldüren. (Arapça)
  • Öldürme. (Arapça)
  • Öldürme.

katil-i ma'fuv

  • Can ve ırzını korumak için, tecavüze kalkanı öldüren kimse.

katil-i müteammid

  • Her ne sebeple olursa olsun, birini öldürmeyi evvelce zihninde tasavvur ederek öldüren kimse.

katl / قتل

  • Öldürme.
  • Öldürme.
  • İnsan öldürme.
  • Öldürmek.
  • Öldürme.
  • Öldürme, katil. (Arapça)

katl-i am / katl-i âm

  • Bir yerde çoklarının öldürülmesi. Herkesi kılıçtan geçirme. Toptan imha.

katl-i amd

  • Huk: Kasden ve bile bile öldürme.

katl-i nefs

  • İntihar. Kendi kendini öldürme.

katl-i nüfus

  • Adam öldürme.

katla / katlâ

  • (Tekili: Katîl) Öldürülmüş kimseler.

katletme

  • Öldürme.

katlgah / katlgâh

  • Öldürme yeri. Cinayet mahalli. (Farsça)

katliam / katliâm

  • Bir yerde bir anda çok kimsenin öldürülmesi.
  • Herkesi öldürme.

kattal

  • (Katl. den) Çok öldüren, çok katleden.

kebs

  • Çukur bir yeri doldurup düzeltme.
  • Bir cins hurma.
  • Misk hokkası.

keffaret / keffâret

  • Örtmek. Allahü teâlânın bâzı hususlarda kullarının kusur ve günahlarını affetmek ve örtmek için vesîle yaptığı şeylerden her biri. Çoğulu keffârâttır. Keffâretler, bir bakımdan ibâdet, bir bakımdan cezâ durumundadır. Keffâret, katl (insan öldürme), zıhar, yemîn, oruç ve hac keffâreti olmak üzere beş

keffaret-i katl

  • Bir müslümanı veya bir zımmiyi amden değil de bir hata neticesi olarak öldüren bir müslümana lâzım gelen keffârettir ki; muktedir ise, bir mü'min köle âzad etmekten; buna muktedir değilse, iki ay muttasıl oruç tutmaktan ibârettir.

kelime-i gaddare

  • Kahredici, öldürücü, zâlim ve merhametsiz söz.

kesm

  • Doldurmak.
  • Ağzına alıp kırmak.

ketiz

  • Yemeği çok yeyip karnını iyice dolduran kişi.

kısas / kısâs

  • Cinayette ödeşmek. Bir suç işliyenin aynı şekilde cezalandırılması. Öldürme veya yaralanmada suçlu olana aynı şeyin yapılması. Suçsuz yere adam öldürene veya yaralayana şeriatın aynı cezayı tatbik etmesi.
  • Öldürmenin öldürme, yaralamanın yaralama ile cezalandırılması: Göze göz, dişe diş gibi.
  • Öldüreni öldürme cezası.
  • İşlenen suçun, yapılan kötülüğün aynısını suçluya tatbîk ederek cezâlandırma, öldüreni öldürme, yaralıyanı yaralama, bir uzvu kesenin uzvunu kesme cezâsı.

kısasen

  • Kısas yoluyla, kısas yaparak öldüren veya yaralayanı cezalandırma.
  • Kısas yoluyla. Öldüren veya yaralayanı eşit şekilde cezalandırarak.

kıtal / قتال

  • Muharebe. Kavga. Öldüresiye yapılan karşılıklı harp.
  • Birbirini öldürme.
  • Savaş. (Arapça)
  • Birbirini öldürme. (Arapça)

küçük günah

  • Fitne çıkarmak, adam öldürmek, zinâ etmek gibi büyük günahlara göre daha küçük sayılan günahlar, yasaklar, mekrûhlar.

kumanya

  • ing. Bir gemi içinde bulunan kimselerin beslenmeleri için gemiye doldurulan erzak. Gemi zahiresi.
  • Eskiden piyade kayığının arka kısmındaki dolapçık.
  • Gemi kileri. Geminin erzak koymağa mahsus yeri.

kün

  • Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

kün emri

  • "Ol!" emri; Allah'ın birşeye "Ol!" deyince onu hemen olduruveren emri.

küş

  • "Öldüren, öldürücü" mânalarına gelerek tamlama yapmada kullanılır. Meselâ: Düşman-küş: Düşman öldüren. (Farsça)

küşende

  • Öldüren, katil, öldürücü. (Farsça)

küşiş

  • Öldürme, öldürüş. Katletme. (Farsça)

küşte

  • (Çoğulu: Küştegân) Öldürülmüş, maktul. (Farsça)

küştegan / küştegân

  • (Tekili: Küşte) Öldürülmüşler, öldürülmüş olanlar.

küşten

  • Öldürmek. (Farsça)

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kutela'

  • (Tekili: Katil) Öldürülmüş kimseler, maktuller.

kuttal

  • (Tekili: Katil) Katiller, öldürücüler, öldürenler. Katledenler.

lakanık

  • Sucuk gibi içi doldurulmuş olan şey.

laşe / lâşe

  • Leş. Kendiliğinden ölmüş veya İslâmiyet'in emrine uygun olmayarak kesilmiş veya öldürülmüş hayvan ve böyle hayvanın eti.

leş

  • Kendiliğinden ölen veya Besmelesiz kesilen veya kesilmeyip de başka sûretle öldürülen veya Ehl-i kitâb olmayan kâfir ve mürtedlerin kestikleri yenmesi haram hayvanlar. Ölmüş hayvan.

linç

  • Halk tarafından öldürülme. Halkın bir suçluyu tutup derhal öldürmesi.

madde

  • Uzayda yer dolduran varlık.

madde-i esiriye / madde-i esîriye

  • Esîr maddesi; bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde.

mahşüv

  • Fazla.
  • İçi doldurulmuş.

makatil

  • (Tekili: Maktel) Katlin yapıldığı yerler, öldürme fiilinin geçtiği yerler, makteller.

maktel / مقتل

  • Birinin öldürüldüğü yer. Bir katlin yapıldığı yer.
  • Öldürülen yer.
  • Öldürme yeri. (Arapça)
  • Ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir. (Arapça)

maktul / maktûl

  • Öldürülmüş, katledilmiş olan.
  • Öldürülen.
  • Vurulmuş, öldürülmüş, katledilmiş.
  • Kâtil tarafından öldürülen.
  • Öldürülmüş.

maktül / مقتول

  • Öldürülen. (Arapça)
  • Maktül olmak: Öldürülmek. (Arapça)

maktul / maktûl / مَقْتُولْ

  • Öldürülen.

maktulen

  • Öldürülerek, katledilerek.

maktulin / maktulîn

  • (Tekili: Maktul) Öldürülmüş insanlar. Vurulmuş veya katledilmiş kimseler.

mantuh

  • Boynuzlu hayvan tarafından yaralanan veya öldürülen.

mayıh

  • (Çoğulu: Mâha) Kova doldurmak için kuyu içine inen kişi.
  • Bahşiş veren, atâ eden.

mehazin

  • Mahzenler. Hazineler. Mal doldurulan yerler.

mela'a / mela'â

  • Meşveret.
  • Cemaat. Güruh.
  • Bir kavmin ileri gelen mes'uliyetli şahısları.
  • Huy, ahlâk.
  • Doldurmak.

mele'

  • Doldurma, dolma, doluluk.
  • Kalabalık, topluluk.

memlu / memlû

  • Doldurulmuş, dolu.
  • Doldurulmuş. Dolu.
  • Doldurulmuş, dolu.

merdümküş

  • Katil. Adam öldüren. İnsan katleden. (Farsça)

mescur

  • Sulu süt.
  • Dizilmiş salkım olmuş inci.
  • Yanmış.
  • Kızdırılmış.
  • Doldurulmuş. Taşkın su.
  • Alevli ateş, kızgın fırın.
  • Deniz.
  • Boş.
  • Muhtelit.
  • Mc: Firavun'un battığı deniz.

meşgul

  • (Şugl. den) Bir işle uğraşan.
  • Dalgın.
  • Doldurulmuş, tutulmuş, işgal olunmuş.

meşhun

  • Doldurulmuş. Dolu. Dopdolu.
  • Dolu, doldurulmuş.

mev'ude

  • Küçükken diri diri gömülüp öldürülen kızcağız.

mevt-i ahmer

  • Kızıl ölüm. Kanlı ölüm. Öldürülmek.
  • Tas: Nefse karşı koymak.

meyte

  • Ölmüş veya besmelesiz kesilen yâhut kesilmeyip başka sûretle öldürülen hayvan.

mezr

  • (Mezra) Zarif adam.
  • Bir kimseye düşmanlık etmek.
  • Parmakla çimdiklemek.
  • Su kırbasını tamamen doldurmak.
  • Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek.

mu'dim

  • Öldüren, idam eden.

mu'id / mu'îd

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Mahlûkâtı (yaratılmışları) dünyâdaki hayatlarından sonra öldürüp, ölümden sonra onları tekrar dirilten, hayât veren.

mühlik / مهلك

  • Helâk eden, öldüren.
  • Helâk eden. Öldüren. Öldürücü. İfsad eden. Bozan. Kıtal.
  • Öldürücü. (Arapça)

mükabese / mükâbese

  • Çukur doldurmak.

mukatele

  • (A, uzun okunur) Birbirini vurmak, öldürmek. Vuruşmak, kavga, döğüş.
  • Birbirini öldürme, vuruşma, savaş.
  • Birbirini öldürme.

mukatil

  • (Katl. den) Birbirini öldüren, birbiriyle vuruşan. Düello yapan.

mümit / mümît

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Ölümü yaratan, ruh bulunan cisimden rûhu alan, öldüren.
  • Ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah.
  • Ölümü yaratıp öldüren Allah.

münazzıc

  • Yumuşatıcı. Öldürücü.

müntefih

  • (Nefh. den) Şişmiş, şişkin. Hava ile doldurulmuş, üfürülmüş.

müntehir

  • (Nahr. dan) İntihar eden, kendini öldüren.
  • Kendini öldüren.

müntehirane / müntehirâne

  • İntihar ederek, kendini öldürüyor gibi. (Farsça)

müntehirin / müntehirîn

  • (Tekili: Müntehir) Kendilerini öldürenler. İntihar edenler.

müseyleme

  • (Adı: Müseylemet-ül-kezzâb olan) Yalancı Müseyleme, Arabistan'da Asr-ı Saadette Yemame'li bir yalancı, peygamberlik iddia ederek maskara olmuş, Hicri onbirinci yılda öldürülmüştür.

mute harbi

  • Mute, Şam'a bağlı, Kudüs'e iki konak mesafede bir yerdi. Mute harbi müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcıdır. Sebebi de Peygamber'in elçisinin öldürülmesidir. Resul-ü Ekrem Busrâ emiri Şürahbil bin Amr'e, ashâbından Hâris bin Umeyr ile bir mektub göndererek İslâma dâvet e

mütekatil

  • (Katl. den) Karşılıklı olarak birbirine öldüren, katleden.

mütlif

  • (Telef. den) Yok eden, öldüren, telef eden.
  • Tehlikeli.

nadid

  • Salkımları sık olan üzüm veya muz.
  • İçi doldurulmuş yastık, minder, şilte gibi şeyler.

natiha

  • (Çoğulu: Netâyıh) Başka davar tarafından boynuzlanıp öldürülmüş olan davar.

netl

  • Önüne çekmek.
  • Deve kuşu yumurtasının içini su ile doldurup bir yere gömmek.

nimküşte

  • Yarı öldürülmüş, yarı kesilmiş olan. (Farsça)

nükaf

  • Deveyi öldüren bir verem.

nüza

  • Koyunda olan öldürücü bir hastalık.

ra'b

  • Doldurmak.
  • Efsun, (sihir yapanlar okurlar.)

rahim-i rahman / rahîm-i rahmân

  • Rahmân ve Rahîm olan Allah; herbir kuluna karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.

rahman-ı rahim-i zülcelali ve'l-ikram / rahmân-ı rahîm-i zülcelâli ve'l-ikram

  • Kullarına karşı özel rahmeti olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran haşmet ve ikram sahibi Allah.

rahmaniyyet

  • Cenab-ı Hakk'ın Rahman oluşu. (Yâni: Gözümüzle görüyoruz, birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleri ile doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve Rahmâniyetin yüz binlerle ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş ve zemin içini rahimiyyet ve hakîmiyetin binlerle kıym

raib

  • Göz bağlayıcı, büyücü.
  • Doldurucu.

recm / رجم

  • Taşlamak, taşa tutmak, taş ile insan öldürmek.
  • Atılan taş.
  • Kabre taştan nişan dikmek.
  • Şeytan üzerine atılan nücum.
  • Tardetmek, kovmak, sövmek. Terketmek.
  • Zan ve kıyas etmek.
  • Taşlama; muhsan (evli) olup, zinâ eden kadın ve erkeği taşlayarak öldürme.
  • Taşlama, taşa tutma. (Arapça)
  • Recm edilmek: Taşlanarak öldürülmek. (Arapça)

recmetme

  • Taşlayarak öldürme.

recmetmek

  • Taşlamak, taşlamak suretiyle öldürmek.
  • Mc: Aleyhte konuşmak.

sabi

  • Henüz süt emen çocuk.
  • Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk.
  • Üç yaşını doldurmayan erkek çocuk.

sacir

  • Selin gelip su ile doldurduğu yer.

sady

  • Taarruz eden kimse.
  • Bedeni, endamı hoş olan.
  • Dimağ. Başın içini dolduran haşev.
  • Ölü insan cesedi.
  • Baykuş.

şahn

  • Doldurmak.
  • Sürüp reddetmek.

salben

  • Asarak, asmakla öldürmek suretiyle.

salbetmek

  • Asarak öldürmek.

samm

  • Zehirleyen. Ağulu.
  • Sam Yeli denen öldürücü rüzgâr.

secr

  • Kızdırmak.
  • Doldurmak.
  • İnleyerek çağırmak.

sedh

  • Döşemek.
  • Uçuk hastalığı.
  • Bir nesneyi açıp yaymak ve arkası üstüne bırakmak.
  • Deve çökertmek.
  • Kırba doldurmak.

şehid-i ahiret / şehîd-i âhiret

  • Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka yere götürülü p, orada ölen. Âhiret şehîdi.

şehid-i tam / şehîd-i tâm

  • Allah yolunda savaşırken öldürülen. Dünyâ ve âhiret şehîdi de denir. Tam şehîd.

selef

  • Önceki, yeri doldurulan.

semit

  • Temiz pişirilmiş olan kebap.
  • Arınmış, temizlenmiş ve pâk olmuş.
  • Doldurulmuş bağırsak.
  • Birbiri üstüne yığılmış kiremit.
  • Bir kat sahtiyan.

semm-i katil

  • Öldürücü zehir.
  • Öldürücü zehir.

semm-i kàtil

  • Öldürücü zehir.

semmikatil

  • Öldürücü zehir.

şerh-i sadr

  • Peygamber efendimizin çocukluğunda ve peygamberliği sırasında (mîrâc gecesinde) mübârek göğsünün açılarak kalbinin çıkarılması ve yıkanıp ilim, hikmet ve mârifet ile doldurulduktan sonra yerine konması hâdisesi.
  • Göğsün yâni kalbin ilâhî nûr, ilim, hikmet ve mârifet ve sekîne (ferahlı

sika'

  • Sakaların içine su doldurdukları köseleden yapılmış kap, kırba.

sinimmar

  • Ay, kamer.
  • Gece uyumayan erkek.
  • Harami.
  • Tar: Rum milletinden bir üstâdın adıdır. Numan bin Münzir için Hira'da bir köşk yapmıştı. Bunun bir eşini daha kimseye yapmasın diye Numan bin Münzir o köşkün üstünden attırıp öldürdü. (Ahter-i Kebir'den)

su-i kasd / sû-i kasd

  • Bir kimsenin aleyhinde tertib alma.
  • Adam öldürmeğe tertib alma.
  • Kötü kasd.
  • Kötü kasd, cinayet işlemek, adam öldürmeyi tasarlamak.

suikasd / sûikasd

  • Maksadın kötü oluşu, öldürme teşebbüsü.

süraka

  • (Ebu Süfyan Sürâka b. Mâlik) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hz. Ebu Bekir ile beraber hicret için Mekke'den çıktıklarında, Kureyş Rüesasının mühim bir mal mukabilinde onları öldürmek için gönderdikleri cesur bir adam olup, Hz. Peygamber'in mu'cizesiyle atının ayakları kuma saplanmış ve bu üç

ta'diye

  • Tecavüz ettirmek, geçirmek.
  • Gr: Bir fiili müteaddi hâle koymak. Meselâ: "Gülmek. den: Güldürmek. Ölmek. den: Öldürmek" gibi.

ta'miye

  • (Amâ. dan) Körletme. Kör etme.
  • Kapalı şekilde anlatmak.
  • Edb: Ebced hesabiyle düşürülen bir tarihin, hesabı doldurmak için çıkartılacak veya eklenecek sayılarını işaret etme.

ta'rik

  • Şaraba biraz su katmak.
  • Kovayı doldurmak.
  • Terletmek.
  • Hastalık veya perhizden dolayı zayıflamak.

tahmer

  • Sıçramak.
  • Doldurmak.

taktil

  • (Katl. den) Çok öldürmek, çok katletmek.
  • Muti etmek, itaat ettirmek, boyun eğdirmek.

tam şehid / tam şehîd

  • Allah yolunda canını fedâ eden; dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölen, haksız yere öldürülen müslüman.

tasavvuf

  • Ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâ

tasmid

  • Hükmetmek. İçini doldurmak.

tatbi'

  • Doldurmak.

tatfih

  • Doldurmak.

teakkul

  • Aklı kullanarak, lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin haddini, sınırını aşmamak, yâni lüzumlu olanı terk etmemek, lüzûmsuz olanla meşgûl olmamak, bunlarla vakit öldürmemek.

tehlik

  • Öldürme. Helâkete düşürme.

tekatül

  • (Katl. dan) Vuruşma. Birbirini öldürme. Mukatele.

tekvini emr-i rabbani / tekvînî emr-i rabbânî

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

telafi

  • Eksik olan bir şeyin yerini doldurmak. Tamamlamak.
  • Ziyanı karşılamak. Zararı ödemek.

temlie

  • (Mel'. den) Ağız ağıza doldurma.

temliye

  • Doldurma veya doldurulma.

tercim

  • (Recm. den) Taşlama. Taşlayarak öldürme. Recmetme.

tescir

  • Tennur yakmak.
  • Denizi kurutmak.
  • Boşaltmak ve doldurmak.
  • Ağlayarak çağırmak.

tevkim

  • Zelil etmek.
  • Katletmek, öldürmek.
  • Hıfzetmek, korumak.

tezhib

  • (Zeheb. den) (Çoğulu: Tezhibât) Yaldızlama işi, yaldızlama sanatı.
  • Süsleme.
  • Altın sürme.
  • Dişlere altın dolgu yapma, çürümüş dişleri altınla doldurma.

tezkit

  • Doldurmak.

tıhmar

  • Doldurmak.

tumur

  • Aşağı sıçramak.
  • Doldurmak.
  • Seyahat edip gitmek.
  • Defnetmek, gömmek.

ünma

  • İçi saman veya ot doldurulmuş şey.

vakayi'

  • (Tekili: Vak'a) Vâki olup zuhur eden hususlar.
  • Kıtaller. Öldüresiye vuruşlar.

vakia / vakîa

  • Kıtal. Öldüresiye vuruşmak.
  • Vak'a.

vasut

  • Gölgelik.
  • Sütü sağdıkları kabı dolduran deve.

vêd

  • Kız evladı diri diri toprağa gömüp öldürme âdeti.

vüs'

  • Genişlik. Bolluk.
  • Fırsat.
  • Boş meydan.
  • Kuvvet, güç, tâkat.
  • Varlık, zenginlik.
  • Fls: Bir şeyin boşlukta doldurduğu yer.

yesr

  • Öldürmek.

za'b

  • Def'etmek, kovmak.
  • Doldurmak.

za'f

  • Derhal, hemen öldürmek.

za'zaa

  • Doldurmak.
  • Ayırmak.
  • Rüzgâra savurmak.

zat-ı rahman ve rahim / zât-ı rahmân ve rahîm

  • Kullarına karşı sınırsız rahmeti olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah.

zat-ı rahman-ı rahim / zât-ı rahmân-ı rahîm

  • Kullarına karşı özel rahmet ve şefkat tecellîleri olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah.

ze'c

  • şiddetle emme, yutma.
  • Doldurmak.

zehr-i katil

  • Öldürücü zehir.
  • Öldürücü zehir.

zemec

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.
  • Doldurmak.

zengar / zengâr

  • Bakır pası nev'inden bir mâden. Boyacılar kullanılır. Öldürücüdür. Yeşil renktedir.