LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Öğretme ifadesini içeren 62 kelime bulundu...

amuhte-gah / amuhte-gâh

  • Muallimler, öğretmenler. (Farsça)

amuz

  • Öğretmek mastarının emir kökü. (Farsça)

amuzende

  • Talebe, öğrenci. (Farsça)
  • Muallim, öğretmen. Öğreten. (Farsça)

amuzgar / âmûzgâr / آموزگار

  • Öğretmen. (Farsça)

amuziş

  • Öğrenme. (Farsça)
  • Öğretme, tedrisat. (Farsça)

amuzkari / amuzkârî

  • (Amuzgârî) Öğretmenlik, öğreticilik, muallimlik.

an mim amed

  • Tar: İslâmiyeti ve Türkçeyi öğretmek maksadıyla, devşirilerek toplanan ve Türk köylülerine satılan acemi oğlanlardan, müddetini tamamlayarak Rumeli Ağasının tezkeresiyle ulüfeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (Farsça)

beyan

  • İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme.
  • Öğretme.
  • Fesahat ve belâgat.
  • Edb: Belâgat ilminin hakikat, mecaz, kinâye, teşbih, istiâre gibi bahislerini öğreten kısmı.
  • Söz olsun, iş olsun; vukû' bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alâkası ve münâsebeti bulunan b

daru'l-muallimin / dâru'l-muallimîn

  • Öğretmen okulu; 1847'de rüştiyelere (ortaokullara) öğretmen yetiştirmek üzere kurulan eğitim kurumu.

darülmuallimat / dârülmuallimât / دارالمعلمات

  • Kız öğretmen okulu. (Arapça)

darülmuallimin / dârülmuallimîn / دارالمعلمين

  • Erkek öğretmen okulu. (Arapça)

emr-i ma'ruf / emr-i ma'rûf

  • Dinde emredilen şeyleri öğretmek, yaptırmak.

heyet-i muallimin / heyet-i muallimîn / هيئت معلمين

  • Öğretmenler kurulu

hired-amuz

  • Öğretmen, muallim. (Farsça)

ifham / ifhâm

  • Anlatma, öğretme.

ifkah

  • Öğretme.

ıhbas

  • İfsad etmek. Bozmak.
  • Yaramazlık öğretmek.

ilka'

  • Atma, bırakma.
  • Öğretme.
  • Bırakma, yerleştirme.

irae

  • Göstermek, göstererek öğretmek.
  • Göz önüne koymak.
  • Gösteriş.

kabes

  • Ateş parçası.
  • Ateş şulesi.
  • Öğretmek.
  • Öğrenmek.

kalfa

  • Sarayla konaklardaki cariyeler hakkında kullanılan bir tâbir idi. Konaklarda bu tâbir, daha çok bunların eskileri ve yaşlıları hakında kullanılırdı. Gençlerine "kız" denilir ve adlarıyla çağrılırlardı.
  • Eski tarz mekteblerde öğretmen yardımcısı.
  • Bir san'atta usta ile çırak ara

meşk

  • Yazı örneği. Öğretici yazı.
  • Bir şeyi uzatmak.
  • Uzun uzun yazmak.
  • Bilmeyene bir şeyi öğretmek.
  • Sür'at, hız.

muallim / معلم / مُعَلِّمْ

  • Öğretmen.
  • Öğreten, talim eden, öğretmen.
  • İlim belleten, öğretmen.
  • Öğretmen. (Arapça)
  • Öğretmen.

muallim-i ekber / مُعَلِّمِ اَكْبَرْ

  • En büyük öğretmen; Peygamber Efendimiz (a.s.m).
  • En büyük öğretmen.

muallim-i ekmel

  • En mükemmel öğretmen.

muallim-i hakaik

  • Gerçekleri anlatan öğretmen.

muallim-i hikmet

  • Hikmet öğretmeni; varlıklardaki hikmetleri, gaye ve sırları insanlara ders veren öğretmen.

muallim-i ukul / muallim-i ukûl

  • Akılların öğretmeni.
  • Akılların öğretmeni.

muallim-i ukūl / مُعَلِّمِ عُقُولْ

  • Akıllara öğretmen.

muallimat / muallimât / معلمات

  • Bayan öğretmenler. (Arapça)

muallime / معلمه

  • Hanım öğretmen.
  • Bayan öğretmen. (Arapça)

muallime-i sefahet

  • Sefahetin öğretmeni.

muallimin / muallimîn / معلمين

  • Öğretmenler. (Arapça)

müderris

  • Ders veren, öğretmen, hoca.

mümeyyiz / مميز

  • Katip. (Arapça)
  • Sınava giren öğretmen. (Arapça)

nehabik

  • Bildikleriyle amel etmeyip halka da öğretmeyen.

rüşd ü irşad

  • Rüşd ve irşad. Doğru yola sevketmenin mükemmeliyeti. İslâmiyeti en mükemmel şekilde öğretmek.

ta'lim / ta'lîm / تعليم / تَعْل۪يمْ

  • Öğretmek. Yetiştirmek. Alıştırmak. Belli etmek. İdman.
  • Öğretmek, yetiştirmek, alıştırmak, belli etmek, idman.
  • Öğretme. (Arapça)
  • Öğrenme. (Arapça)
  • Meşk. (Arapça)
  • İdman, egzersiz. (Arapça)
  • (Askere harb san'atını) Öğretme, eğitim.
  • Öğretme.
  • Öğretme.

ta'lim-i esma / ta'lim-i esmâ

  • İsimleri öğretmek.
  • Cenab-ı Hak tarafından Hz. Âdem'e (A.S.) Esmâ-i hüsnânın öğretilmesi.

ta'limat / ta'lîmât / تَعْل۪يمَاتْ

  • Öğretmeler.

tahsil

  • Hâsıl etmek.
  • İlim edinmek. İlim öğrenmek veya öğretmek için çalışmak.
  • Vergi toplamak.
  • Aşikâre eylemek.

talim / tâlim / تعليم

  • Öğretme, alıştırma.
  • Öğretme.

talim etme / tâlim etme

  • Öğretme, bildirme.

talim etmek / tâlim etmek

  • Öğretmek.

talim-i ilahi / tâlim-i ilâhî

  • İlâhî eğitim, doğrudan Allah'ın öğretmesi.

talim-i ilim / tâlim-i ilim

  • İlim öğretme, bildirme.

talim-i nazariyat / tâlim-i nazariyat

  • Teorik bilgileri öğretme.

talimat / tâlimât

  • Talimler, öğretmeler, idmanlar, emirler.

talimiesma / tâlimiesma

  • İsimleri öğretme.

tasaddur

  • (Sadr. dan) En başta oturma. Başa geçme.
  • Öğretmek.
  • Yücelik talep etmek, yükseklik ve ululuk istemek.

tebadür

  • Ani olarak zihne girmek.
  • Hâdis olmak.
  • Barışmak.
  • Öğretmek.
  • Diğerini geçmek için sür'atlenmek, hızlanmak.

tedris / tedrîs

  • Okutmak. Öğretmek. Ders vermek.
  • Öğretme, ders verme.
  • Ders verme, öğretme.

tefkih

  • (Fıkh. dan) Öğretme, anlatma.
  • Fıkıh öğretme.

teklib

  • Köpeğe av öğretmek.

telkin / telkîn / تلقين

  • Öğretme, kulağına anlatma. (Arapça)

tenazuk

  • Birbirine öğretmek.

üstad / üstâd

  • Hoca, öğretmen.

üstad-ı alim / üstad-ı alîm

  • Bilgin eğitimci, bilgin öğretmen.

üstad-ı ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayan üstad, öğretmen.

üstad-ı ihtiyaç

  • İhtiyaç öğretmeni; insanı bir hoca gibi öğretip eğiten ihtiyaç.

üstad-ı muallim

  • Öğretici üstad, öğretmen olan büyük âlim.

vücud-u üstad

  • Âlim öğretmenin varlığı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR