LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Öğüt ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

abese suresi / abese sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte,

ard

  • Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un. (Farsça)
  • Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk. (Farsça)

behramec

  • Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı.
  • Her renkte olan leylâk çiçeği.

berd

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.

berrade

  • Suyu soğutmaya ait kap, buzdolabı, karlık.
  • Bardak asacak yer.

berud / berûd

  • Soğutucu.
  • Göze çekilen sürme.

bevarid

  • (Tekili: Bârid) Soğutulmuş yemekler.
  • Omuzlarda boyun arasında, gerdanın yanında veya kulaklar arasında ve ensede olan etler.
  • Sakat şeyler.

bid / bîd / بيد

  • Söğüt ağacı. (Farsça)
  • Söğüt. (Farsça)

bid-i mecnun / bîd-i mecnûn / بيد مجنون

  • Salkımsöğüt.

bidistan

  • Söğütlük. (Farsça)

cereş

  • Bir şeyi iri dövme, iri öğütme.

demdeme

  • Hiddetli söz. Avâz. Hoşa gitmeyen sesler. (Farsça)
  • Sinek vızıltısı. (Farsça)
  • Öğütmek. Sürte sürte ezmek. (Farsça)
  • Azab vermek, eziyet etmek. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)
  • Davul. (Farsça)
  • şöhret, nam, ün. (Farsça)

enderez

  • Nasihat, öğüt, vasiyet. (Farsça)
  • Mektub. (Farsça)

fasafıs

  • Beyaz söğüt dedikleri ağaç.

ferik / ferîk

  • Buğday tanesinin olgunu, öğütülecek hâle gelmiş buğday tânesi.

hılaf

  • (Çoğulu: Ahlâf) Söğüt ağacı.
  • Muhalefet etmek, karşı gelmek.

huşkar

  • İri öğütülmüş un. O undan olan ekmek.

ibrad

  • Güçsüzleştirme, âciz bırakma.
  • Soğutma.

intisah

  • Verilen öğütü dinleme, edilen nasihatı tutma.

irşad-ı nebevi / irşad-ı nebevî

  • Hz. Peygamberin doğru yolu, hidayet yolunu gösteren uyarıları, öğütleri.

istigşaş

  • Nasihat edip öğüt veren ve doğru söyleyen kimseyi düşman sanmak.

istinsah

  • (Nush. dan) Nasihat alma. Öğüt isteme.

ittiaz

  • (Va'z. dan) Nasihat ve öğüt dinleme.

ıza

  • Nasihat, öğüt, vaaz.

ızat

  • (Çoğulu: Izât) Nasihat, öğüt.

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

lüfaze

  • Değirmenin öğüttüğü un.
  • Ağızdan çıkan söz.

mahlefe

  • Söğütlük.

mev'iza

  • Mev'ize. Öğüt. Nasihat.
  • Bir cemaate veya kimseye kalbini yumuşatacak ve iyiliğe sevkedecek surette hakikatları ders vermek.
  • Öğüt, nasihat, vaaz.

mev'izakar / mev'izakâr

  • Nasihat veren, öğüt eden. Nâsih. (Farsça)

mev'ize / موعظه

  • Öğüt, nasihat.
  • Öğüt. (Arapça)

mevaız

  • (Tekili: Mev'ıza) Öğütler, nasihatlar.

meviza / mevîza

  • Öğüt, nasihat.

müberred

  • Soğutulmuş olan.

müberrid

  • (Berd. den) Soğutan, soğutucu.
  • Karlık. Su soğutan damacana.

muntasıh

  • (Nush. dan) Nasihat dinliyen. Öğüt dinliyen.

mütenassıh

  • (Nush. dan) Nasihat dinleyip uslanan. Öğüt kabul eden.

mütenassıhane / mütenassıhâne

  • Nasihat dinleyerek. Öğüt kabul ederek. (Farsça)

nasaha

  • Öğüt vermek, nasihat etmek.

nasayih / nasâyih / نصایح

  • (Tekili: Nasihat) Nasihatlar. Öğütler.
  • Nasihatlar, öğütler.
  • Öğütler. (Arapça)

nasayih-i kudsiye / nasâyih-i kudsiye

  • Kutsal nasihatler, öğütler.

nasih / nasîh

  • Nasihat eden, öğüt veren.
  • İçi temiz adam.
  • (Nâsiha) (Nush. dan) Öğüt veren, nasihat eden.
  • Öğütçü, nasihat eden.

nasihane / nasihâne

  • Öğüt vererek, nasihat ederek. (Farsça)

nasihat / nasîhat / نصيحت

  • İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.
  • Öğüt.
  • Öğüt.
  • Dînin ve aklın beğendiği şeyleri tavsiye, öğüt.
  • Öğüt. (Arapça)

nasihat-amiz / nasihat-âmiz

  • İçinden öğüt alınacak söz. (Farsça)

nasihat-napezir / nasihat-nâpezir

  • Nasihat dinlemez, öğüt tutmaz. (Farsça)

nasihatçi

  • Öğüt veren.

nasihatger

  • Nasihat eden, öğüt veren. (Farsça)

nasihatkar / nasihatkâr

  • Nasihat eden, öğüt veren. (Farsça)

nasihatpezir

  • Nasihat tutar, öğüt tutar, öğüt dinler. (Farsça)

nebg

  • Un öğütülürken tozan un.
  • Görünmek, zâhir olmak.

nesaih

  • (Tekili: Nesâyih) (Nasihat) Nasihatler, öğütler.

nusaha

  • (Tekili: Nasih) Nasihat edenler, öğüt verenler.

nush / نصح

  • Nasihat, ögüt.
  • Nasîhat, öğüt.Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr, Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir.
  • Nasihat, öğüt.
  • Öğüt, nasihat. (Arapça)

nussah

  • (Tekili: Nâsih) Nasihat edenler, öğüt verenler.

pend / پند

  • Nasihat, vaaz, öğüt. (Farsça)
  • Öğüt. (Farsça)

pendkar / pendkâr

  • (Çoğulu: Pendkârân) Nasihat eden, nâsih. Öğüt veren. (Farsça)

pendname / pendnâme / پندنامه

  • Öğüt kitabı. (Farsça)
  • Öğüt kitabı. (Farsça)

safsaf / safsâf / صفصاف

  • Söğüt ağacı.
  • Söğüt. (Arapça)

sınf

  • Söğüt yaprağı.

sirdab

  • (Çoğulu: Seradib) Yer altında su soğutacak yer.

tahhan

  • (Tahn. dan) Değirmenci, öğütücü.

tahin

  • Darı unu.
  • Öğütülmüş tahıl.
  • Şekerle karıştırılarak helvası yapılan öğütülmüş susam.

tahine

  • (Çoğulu: Tavâhin) Öğütücü diş, azı dişi.

tahmis-hane / tahmis-hâne

  • Kahvenin kavrulup öğütülüp satıldığı yer. (Farsça)

tahn

  • (Çoğulu: Tahniyât) Öğütme, öğütülme.

takris

  • Soğutmak.
  • Dondurmak.

tathin

  • (Çoğulu: Tathinât) (Tahn. dan) Öğütme. Un haline getirme.

tavahin

  • (Tekili: Tâhine) Azı dişleri, öğütücü dişler.
  • (Tekili: Tâhun ve Tâhune) Öğütülmüş şeyler.
  • Su değirmenleri.

tavsiye / توصيه

  • Vasiyet bırakma.
  • Ismarlama, sipâriş etme.
  • Birini iyi tanıtma. Öğütleme.
  • Vasiyet etme. (Arapça)
  • Ismarlama. (Arapça)
  • Öğüt verme. (Arapça)

tebrid / tebrîd / تبرید

  • (Bürudet. den) Soğutma, soğutulma.
  • Mc: Ara açılma, soğuma.
  • Soğutma. (Arapça)

teşeffi-i gayz / teşeffî-i gayz

  • Öfkesinin öcünü alarak rahatlamak. İntikam alarak yüreğini soğutmak.
  • Öfkesinin öcünü alarak rahatlamak, intikam alarak yüreğini soğutmak.

tuhyan

  • Karlık gibi su soğutacak kap. Buzluk, buzdolabı.

va'z / وعظ

  • Öğüt, nasîhat; emr-i ma'rûf ve nehy-i münker yâni iyiliği emr, kötülükten menetme.
  • Vaaz, dinî öğüt. (Arapça)

vaiz / vâiz / واعظ

  • Nasihat veren. Dinî mes'eleler üzerinde öğüt veren.
  • Vaaz eden, öğüt veren.
  • Vaaz veren, dinî öğütler eden. (Arapça)

vaz / vâz

  • Vaaz, dinî öğüt.

vesaya / vesâyâ

  • (Tekili: Vasiyet) Vasiyetler. Öğütler. Nasihatlar.
  • Vasiyetler, öğütler, nasihatler.