LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Îz kelimesini içeren 102 kelime bulundu...

abd-i aziz

  • İzzetli kul, Allah'tan başkasına müracaat etmeyen ve minnet duymayan kul.

adalet-i izafiye / adâlet-i izafiye

  • İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir. Küll'ün selâmeti için, cüz'ü feda eden adalet usulüdür.

adem-i müsaade / adem-i müsâade / عَدَمِ مُسَاعَدَه

  • İzin vermeme.
  • İzinsizlik, müsaadesizlik
  • İzin vermeme.

alaim

  • İzler. İşaretler, deliller.

alamet / alâmet

  • İz, nişân, işâret.

aniz

  • Iztırablı, muztarib.

ashab-ı izzet

  • İzzet, şeref sahipleri.

aziz / azîz

  • İzzet, şeref ve haysiyet sahibi Allah.

bargah / bârgâh

  • İzinle girilebilecek yüce makam.

barigah / bârigâh

  • İzinle girilebilecek yüce makam.

bu'kuke

  • İzdiham, kalabalık.

cevaz / cevâz / جواز / جَوَازْ

  • İzin, müsaade, ruhsat.
  • İzin, müsaade, caiz olma.
  • İzin.
  • İzin, uygun verme. (Arapça)
  • Cevâz vermek: Uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek. (Arapça)
  • İzin.

cevaz gösteren

  • İzin veren, müsaade eden.

daire-i izni haricinde

  • İzin verdiği daire dışında.

dergah-ı izzet / dergâh-ı izzet

  • İzzet sahibi Allah'ın yüce kapısı.

destur / destûr

  • İzin.

dildil

  • Iztırab, acı, elem, sıkıntı, azab. İnilti. (Farsça)

dına

  • İzdihamlık, kalabalık, çokluk.

efgan

  • Izdırap ile haykırma, feryat ile inleme.

ehl-i izzet ve tefahur

  • İzzet sahibi ve yaptıklarıyla övünen kişiler.

emare / emâre

  • İz, belirti, bellik.

hitab-ı izzet / hitâb-ı izzet

  • İzzetli ve şerefli hitap.

icazat / icâzât

  • İzinler, diplomalar.

icazet / icâzet

  • İzin. Müsaade. Şehadetname. Diploma. "Olur" demek. Destur vermek. İlmî ehliyet. Reva görmek.
  • İzin, diploma, şehâdetnâme. Çeşitli ilimlerde üstâdın (hocanın) talebesine, yetiştiğine dâir verdiği belge, diploma.
  • İzin.

ıktifaen

  • İzinden giderek, örnek tutarak, misal kabul ederek.

intiba / intibâ

  • İzlenim.
  • İzlenim.

istizan / istizân / istîzân / استيذان

  • İzin isteme.
  • İzin isteme.
  • İzin isteme. (Arapça)

izafi / izafî

  • İzafetle alâkalı, izafete dâir. Ona bağlamak suretiyle. Alâkalı göstererek.

izahat

  • İzahlar, açıklamalar.

ızdırabat

  • Izdıraplar, acılar, darlıklar, sıkıntılar.

izhar-ı izzet

  • İzzet ve yüceliği gösterme.

izhar-ı izzet ve saltanat

  • İzzet ve saltanatı gösterme; âşikâr etme.

izin / اذن

  • İzin. (Arapça)

izinname / izinnâme

  • İzin belgesi.
  • İzin belgesi.

izmirli'ler

  • İzmirli Hakkın Efendi gibi büyük zâtlar.

izn / اذن

  • İzin.
  • İzin. (Arapça)

ıztırab / ıztırâb / اضطراب

  • Izdırap, acı. (Arapça)

ıztırab-aver / ıztırab-âver

  • Iztırab veren, elem çektiren. (Farsça)

izzetalud / izzetâlûd

  • İzzetle karışık.

kalb-i muztarib

  • Iztırab çeken kalb.

kelamullahi'l-azizi'l-mennan / kelâmullahi'l-azîzi'l-mennân

  • İzzet, şeref ve bol ihsan sahibi olan Allah'ın kelâmı.

kemal-i izzet / kemâl-i izzet

  • İzzet ve haysiyetinden tâviz vermeme.

kerame

  • İzzet, şeref. Küp ağzına koydukları tabak.

layuzal / lâyuzal

  • İzale edilmez, tükenmez, zeval bulmaz.

lezzet-i nisbiye

  • İzafî, göreceli lezzet.

makrun-u müsaade / makrun-u müsâade

  • İzin almış, izne kavuşmuş.

mazufe

  • İzâfe olunmuş.

me'zun / me'zûn / مَاْذُونْ

  • İzinli.
  • İzinli, izin almış, bir işi yapmaya izin alan.
  • İzinli.

me'zunen

  • İzinli olarak.

me'zuniyet

  • İzin.

mekreme

  • İzzet, ikram yeri. Seha, cud, şeref. Cömertlik.

mesağ

  • İzin, ruhsat, cevaz, müsade.
  • İzin.

meşayih-ı kiram / meşâyih-ı kiram

  • İzzet ve ikram sahibi şeyhler.

mezun

  • İzinli.

mêzun / mêzûn

  • İzinli.

mezunen / مأذونا

  • İzinli olarak.
  • İzin alarak, izinli olarak. (Arapça)

mezuniyet / mezûniyet / مَأْذُونِيَتْ

  • İzinlilik, mezun olma hali.
  • İzinli olma.

mu'rib

  • İzhar edici, izhar eden, gösteren.

muakkib

  • İzleyen.

muazzez / مُعَزَّزْ

  • İzzetli, şerefli.
  • İzzet ve şeref sahibi.

muazzezen

  • İzzet ve ikram ile, ikram olunarak, ağırlanarak.

mübih / mübîh

  • İzin veren, müsaade eden.

muizz

  • İzzet ve ikram eden. Ağırlayan. Aziz ve şerif eyleyen.

müizz

  • İzzet veren, yükselten.

münderis

  • İzi kalmayan.

müsaade / müsâade / مساعده

  • İzin.
  • İzin.
  • İzin.

müsaade etme

  • İzin verme.

müsaade etmeyen

  • İzin vermeyen.

müsaadekar / müsâadekâr

  • İzin verici, müsaade eden.

müstavzih

  • İzâhat isteyen.

muvazzah

  • İzah edilmiş, açıklanmış.

müz'ic

  • İz'ac edici. Usandıran, rahatsız eden, bunaltan.

müzab

  • İzâbe olunmuş, eritilmiş, erimiş.

muzdarib / مُضْطَرِبْ

  • Izdırap çeken.
  • Izdırab çeken.

muzdarip / مضطرب

  • Izdıraplı, acı duyan.
  • Izdıraplı, acı çeken. (Arapça)
  • Muzdarip etmek: Izdırap vermek, üzmek. (Arapça)

müzhir

  • İzhar edici, gösterici.

müzil

  • İzâle eden, gideren, yok eden.
  • İzale eden, gideren.

muztarip

  • Izdıraplı, sıkıntılı.

muztarip olmak

  • Iztırap çekmek.

nagaşan

  • Iztırab, acı.

nesv

  • İzhar etmek, göstermek, açıklamak.

nişan / nişân

  • İz, bellik.

nişane / nişâne

  • İz, alâmet, bellik.

nümune-i müsaade

  • İzin örneği.

perde-i izzet

  • İzzet ve büyüklüğün önündeki perde.

perde-i izzet ve azamet

  • İzzet ve büyüklüğün önündeki perde.

pey

  • İz, art.

peyrev

  • İzleyen.

piç ü tab

  • Iztırab ve sıkıntı.

rabb-i izzet

  • İzzet, şeref ve yücelik sahibi olan Allah.

ruhsat / رخصت / رُخْصَتْ

  • İzin, müsaade.
  • İzin, müsaade; kulların özürlerine binaen, kendilerine bir kolaylık ve müsaade olmak üzere ikinci derecede meşru olan şeyler, yolculukta Ramazan orucunun tutulmaması gibi.
  • İzin. (Arapça)
  • İzin.

ruhsatname

  • İzin kağıdı. (Farsça)

ruhsatyab / ruhsatyâb

  • İzin ve müsaade alma. (Farsça)

sultan-ül-ulema / sultân-ül-ulemâ

  • İzzeddîn bin Abdüsselâm ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin babası gibi birçok İslâm âlimine, derin ve geniş ilimleri ve İslâm'a hizmetleri sebebiyle verilen lakab (isim).

süra / sürâ

  • İz, eser, işaret.

sürag

  • İz, işaret, eser. (Farsça)

takib / tâkib

  • İzleme.

taras

  • İzdihamlık, çok kalabalık.

tecviz / tecvîz

  • İzin verme, yapılmasına rızâ gösterme. Câiz görme.

teebbün

  • İzine uyma. Tâbi olma, birinin yolundan gitme.

terhis

  • İzin verme, salıverme.

tezahum / tezâhum

  • İzdiham meydana getirme, zahmet verme.