LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Çokluk ifadesini içeren 98 kelime bulundu...

a'raz / a'râz

  • Varlıkta kalabilmesi için başka bir şeye muhtâc olan hâssalar (özellikler), sıfatlar. Araz'ın çokluk şeklidir.

abadile / abâdile

  • Abdullahlar. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı (arkadaşları) arasında fıkıh ve hadîs-i şerîf ilimlerinde şöhret bulmuş Abdullah adını taşıyan sahâbîler. Abâdile, Abdullah kelimesinin çokluk şeklidir. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı arasında Abdullah isimli üç yüz kadar sahâbi bulunmaktaydı.

abid / âbid

  • İbâdet eden. Farzları ve vâcibleri yerine getirdikten sonra çeşitli nâfile ve yapılması sevab olan işlere de devam eden. Çokluk şekli, ubbâd'dır.

afak / âfâk

  • İnsanın dışı ve dışındaki şeyler. Ufk'un çokluk şeklidir.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahkam / ahkâm

  • Hükümler. Allahü teâlânın emirleri ve yasakları. Hükm'ün çokluk şeklidir.

ahlak / ahlâk

  • İnsanda yerleşmiş huylar. Hulkun çokluk şeklidir.

ahval / ahvâl

  • Hâller. Tasavvuf yolunda bulunan kimselerin, kalblerinde meydana gelen değişmeler. Hâl'in çokluk şeklidir.

aktab / aktâb

  • Kutublar. Tasavvufta yüksek derecelere ulaşmış mübârek, kıymetli zâtlar Kutb'un çokluk şeklidir.

alem-i kesret / âlem-i kesret / عَالَمِ كَثْرَتْ

  • Çokluk âlemi, varlıklar âlemi.
  • Çokluk (varlıklar) âlemi.

azizan / azîzan

  • Azizler. Kelimenin sonundaki ân takısı Arabça'da ikilik, Farsça'da çokluk ifâde eder.
  • "İki azîz (velî)" mânâsına İslâm âlimlerinin ve evliyânın büyüklerinden Ali Râmitenî hazretlerine verilen lakab.
  • Büyükler, evliyâ. Birisiyle oturup kalbin toparlanmazsa Kalbindeki dünyâ düşüncesini s

berekat / berekât

  • Bereketler, hayırlar, iyilikler, bolluklar. Bereket'in çokluk şekli.

bereket

  • Bolluk. Çokluk. Feyiz. Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ihsanı. Uğurluluk. Meymenet, saadet.
  • Bolluk, çokluk, feyiz.

besi / besî

  • Çokluk, fazlalık, ziyadelik. (Farsça)
  • Birçok. (Farsça)

bisyari / bisyarî

  • Çokluk. (Farsça)

büdela / büdelâ

  • Bedeller. Ricâlü'l-Gayb denilen Allahü teâlânın insanlardan gizlediği evliyâ zâtlar. Bedîl'in çokluk şeklidir. Ebdâl de denir.

buğat / buğât

  • Bâğîler, âsîler. Haksız olarak devlete isyan eden, karşı gelenler. Bâğî'nin çokluk şeklidir.

caslik

  • (Cesâlik) Nasrâniler hakîmi.
  • Çokluk, kesret.

cemi'

  • Cümle, hep, bütün.
  • Gr: Çokluk bildiren kelime. Çoğul.

cemm

  • Çokluk. Mecmu.
  • Kuyuda biriken su.
  • Hırs ve tama ile mal biriktirmek.
  • Çokluk.

cesale

  • Çokluk, kesret.

daffata

  • Metâ ve kumaş götüren deve.
  • Çokluk, cemaat.

darafe

  • Çokluk, kesret.

dibr

  • Çokluk.

dibre

  • Çokluk.

dına

  • İzdihamlık, kalabalık, çokluk.

disar

  • (Çoğulu: Düsür) Üste giyilen kaftan, elbise.
  • Yatak çarşafı.
  • Arapçada elbise demek olduğu hâlde Osmanlıcada yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiblerinde ziyadelik, çokluk, bolluk mânasında kullanılmıştır.

efzuni / efzunî

  • Kesret, çokluk, fazlalık, ziyadelik. (Farsça)

ehadis / ehâdîs

  • Hadîs-i şerîfler. Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de bir şey demedikleri, mâni olmadıkları şeyler. Hadîs'in çokluk şeklidir.

ekseriyet

  • (Ekseriyyet) En büyük kısım, çokluk.
  • Bir topluluk ve hey'etin yarısından fazlası.
  • Bir mecliste üyelerin verdikleri rey'lerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü.

ekseriyetle

  • Daha ziydesiyle. Çoklukla.

elhan / elhân

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mânâ bozulacak şekilde, harfleri ve kelimeleri değiştirerek, sesi alçaltıp yükselterek, çeneyi oynatarak okumak. Lahn'in çokluk şeklidir.

enbuh

  • Ziyade, çok, kalabalık. (Farsça)
  • Çokluk, ziyadelik, cemaat, izdiham. (Farsça)
  • Meclis, kurultay. (Farsça)
  • Kalın, yoğun. (Farsça)
  • Duvarın yıkılıp dökülmesi. (Farsça)

feraiz / ferâiz

  • Bir kimse vefât edince, bıraktığı malın kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını öğreten ilim, mîrâs hukûku.
  • Farzlar. Farîzanın çokluk şekli.

fukaha / fukahâ

  • Fıkıh âlimleri. Fakîhin çokluk şekli.

füru' / fürû'

  • Dal, asıldan türeyen. Fer'in çokluk şeklidir.
  • Fıkıh ilminde (İslâm hukûkunda) çocuklar, torunlar ve onların çocukları.
  • Ahkâm-ı şer'iyye yâni İslâm dîninde ibâdet, münâkehât (nikâh, boşanma, nafaka), muâmelât (alış-veriş, ticâret, kirâlama v.b) ve ukûbâtla (cezâlarla) ilgili hükümler.

füzuni / füzunî

  • Fazlalık, aşırılık, ziyadelik, çokluk. (Farsça)

galebe

  • Üstün gelmek. Yenmek. Bozmak. Çokluk.
  • Bastırmak.
  • Yeğin olmak.

guzr

  • Çokluk, kesret.
  • Devenin sütünün çok olması.

hallak-ı azim / hallâk-ı azîm

  • Çoklukla ve sürekli olarak yaratan büyük, yüce Allah.

hasenat / hasenât

  • Allahü teâlânın beğendiği işler, iyilikler. Hasenenin çokluk şekli.

ibtizal / ibtizâl

  • Çokluktan dolayı değer kaybı.

ıdd

  • (Çoğulu: Adât) Pınar ve kuyu suları gibi aktıkça kesilmeyen, devamı gelen su.
  • Çokluk, kesret.

ıtlak / ıtlâk

  • Kayıtsız, sınırsız, mutlak olma; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi.

ıtlakat / ıtlâkât

  • Mutlak bırakmalar; işaret ettiği fertlerden teklik, çokluk gibi belli bir mânâ ile kayıtlamama, serbest bırakma.

kad

  • Gr : İsmiyye veya harfiyye olan bir kelimedir. İsmiyye olduğunda iki vecihle kullanılır. yerine muzari olur. Yetişir, kifayet eder mânasınadır. Yahut kelimesine müradif isim olur. Harfiyye olduğunda dâhil olduğu fiil, tahkik, ümid, rica, intizar, yakınlık, azlık veya çokluk ifade edebilir.

kemiyet / كَمِيَتْ

  • Çokluk, nicelik.
  • Sayıca çokluk.

kemmen

  • Sayıca azlık veya çokluk cihetiyle. Sayıca.

kemmiyet

  • Sayıca çokluk, nicelik.

kesafet / kesâfet / كثافت

  • Yoğunluk. (Arapça)
  • Çokluk. (Arapça)

kesir-i hakiki / kesîr-i hakikî

  • Gerçek çokluk; her şey bir olan Allah'a verilmezse çok ilâhlar olacaktır.

kesret / كثرت / كَثْرَتْ

  • Çokluk, sıklık.
  • Bir şeyin ekserisi ve muazzamı. Bolluk. (Bunun zıddı kıllettir)
  • Çokluk.
  • Çokluk, bolluk.
  • Çokluk, bolluk, ziyadelik.
  • Kalabalık.
  • Çokluk, bolluk. (Arapça)
  • Çokluk.

kesret daireleri

  • Çokluk daireleri; sayısız varlıklardan oluşan daireler.

kesret mertebesi

  • Çokluk özelliğinin geçerli olduğu derece.

kesret-i mutlak

  • Sınırsız çokluk.

kesret-i mutlaka / كَثْرَتِ مُطْلَقَه

  • Mutlak, sayısız çokluk.
  • Hadsiz çokluk.

kesret-i tabaka

  • Çokluk tabakaları.

kesretle

  • Çoklukla.

kevr

  • Devretmek, dönmek.
  • Sarık sarmak. Tülbend sarmak.
  • Bir yerde toplanmış olan develer.
  • Çokluk, bolluk, ziyadelik.
  • Mukül dedikleri darı cinsi.

kezv

  • Çokluk, kesret, fazlalık.

külliye

  • (Külliyet) Bütünlük, umumilik, genellik.
  • Bolluk, çokluk, ziyadelik.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arap vilâyetlerinde bazı medreselere, üniversite karşılığı verilen ad.

külliyet

  • Genellik, bütünlük, çokluk.

lübde

  • Çokluk.
  • Karıştırmak.
  • Yıkamak.

lüvb

  • Çokluk, kalabalık, izdihamlık.

mearif / meârif

  • Kalb bilgileri. Çokluk şekli ma'rifet'tir.

mebzuli / mebzulî

  • Bolluk, çokluk, kesret.

mebzuliyet / mebzûliyet

  • Bolluk, çokluk.
  • Bolluk, çokluk.
  • Bolluk, çokluk, ucuzluk.

mebzuliyetle

  • Bolca, çoklukla.

mecr

  • Bir nesneyi devenin karnındaki yavrusuna bey'etmek. Devenin karınındaki yavrusunu bir malla değiştirmek.
  • Çokluk asker.
  • Akıl.

melek

  • Allahü teâlânın nûrdan yarattığı gözle görülmeyen mâsum (kötülüklerden korunmuş) varlıklar. Çokluk şekli, melâike'dir.

menakıb / menâkıb

  • Menkıbeler. Velîlerin, Allahü teâlânın sevgili kullarının güzel iş, hareket, söz ve kerâmetlerini konu edinen hikâye ve hâtıralar, bu hususta yazılmış kitapları. Menkabenin çokluk şeklidir.

mu'cizat / mu'cizât

  • Mûcizeler. Allahü teâlânın peygamberlerine, peygamberliklerini isbât etmeleri için ihsân etmiş olduğu hârikulâde yâni âdet dışı (olağan üstü) hâller. Mûcize kelimesinin çokluk şeklidir.

mükayese / mükâyese

  • Zariflik ve akıl hususunda çokluk iddiasında bulunma.

mutlak

  • Kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi.
  • Kayıtsız, şartsız. Teklik, çokluk veya herhangi bir vasıf ile kayıtlı olmayan, delâlet ettiği (gösterdiği) fertlerden (şeylerden) her hangi birini ifâde eden lafız (söz).

mutlak kemal / mutlak kemâl

  • Genel mânâda kemâl, olgunluk; yani kemâl kelimesinin teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylerine bakmaksızın konulduğu genel mânâsına, "mutlak kemâl" denir.

nahabe

  • (Çoğulu: Nuhab) Geçit ağzı.
  • Çokluk asker.
  • Her nesnenin iyisi.

nedhe

  • (Nüdhe) : Çokluk, fazlalık.

reyye

  • Çokluk, fazlalık, kesret.

rubbe

  • Gr: Harf-i cerdir, nekre ile beraber olur. Çokluk veya azlığa işaret eder. "Öylesi var ki" mânâsındadır.

sahabe / sahâbe

  • Peygamber efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem sağlığında bir an gören, eğer âmâ ise (gözü görmüyorsa), bir an konuşan, îmân etmiş büyük-küçük mü'minlerin birkaç tânesine veya daha fazlasına verilen isim. Sâhib kelimesinin çokluk şeklidir. Hürmet ve saygı için, "Resûlullah'ın kıymetli ve mübârek a

sahra-yı kesret / sahrâ-yı kesret

  • Çokluk çölü.

şaygani / şayganî

  • Çokluk, bolluk, mebzuliyet. (Farsça)
  • Münasiblik, lâyıklık, uygunluk. (Farsça)

şelale

  • Büyük çağlayan. Akarsuyun yüksekten çoklukla akması.

sıyga

  • Gr. kip fiillerde belirli bir zamanla konuşanın, dinleyenin ve konuşulanın teklik veya çokluk olarak belirtilmiş biçimi.

sure / sûre

  • Kur'ân-ı kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çokluk şekli süverdir. Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Bekara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb'ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha'ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesâ

taaddüd / تعدد

  • Çokluk. (Arapça)
  • Çoğalma. (Arapça)

tabakat-ı kesret

  • Çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar.

tahhane

  • Çokluk deve. Deve sürüsü.
  • Çok asker.

tahi

  • Çekilmiş. Uzatılmış.
  • Kesret, çokluk.

tekasür / tekâsür

  • (Kesret. den) Çoğalma. Kesret bulma.
  • Çok öğünme. Mal ve evlâdın çokluğu ve bu çokluk ile fahirlenme.

tul

  • Boy.
  • Uzunluk.
  • Ömür ve hayat.
  • Uzamak.
  • Zaman çokluğu.
  • Çokluk, bolluk.

uram

  • Eti soyulmuş kemik.
  • Çokluk.
  • Kötü ahlâk.
  • Şiddetli muhâlefet.
  • Çocuğun edepsizlik yapması.

usul / usûl

  • Asıllar, kökler, temeller. Asl kelimesinin çokluk şeklidir.

vefd

  • Çokluk. Cemaat.
  • Bir iş için giden heyet. Elçilik.
  • Dağ başı.
  • Gelme, ulaşma, erişme, varma, vürud.

vefret

  • Çokluk, bolluk.

vufur

  • Bolluk, çokluk, kesret.

vüfur

  • Çokluk, bolluk, kesret.
  • Tamam olma.

zevade

  • Ziyadelik, çokluk.