LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Çift ifadesini içeren 99 kelime bulundu...

ahvel

  • Bir şeyi çift gören, şaşı.

aliz / âlîz

  • Alihten veya Aliziden fiilinden emirdir. İsm-i fâili Alizende Türkçedeki mânası: Zayıf, cılız. (Farsça)
  • Farsçada: Hayvanın ürküp sıçraması, çifte atması, huysuzluk edip sıçramasına denir. (Farsça)

alizende

  • Çifteli at. (Farsça)

amig

  • Karışık. (Farsça)
  • Hakikat. (Farsça)
  • Mc: Çiftleşme. (Farsça)

amiletan / âmiletân

  • İki ayak, çift bacak.

arazi-i gamire / arâzi-i gamire

  • Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.

ayan

  • (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği.
  • Çiftçi âletlerinden olan saban okunun bileziği.

basarık

  • Çulha tezgâhının ayaklığı.
  • Piyano ayaklığı gibi çifte ayaklık.

belham

  • Çiftçilikte kullanılan saban. Çift sürmeğe yarayan âlet.

berze-gav

  • Tarla sürecek öküz, çift öküzü. (Farsça)

berzger / برزگر

  • Çiftçi. (Farsça)

bevaşe

  • Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek, yaba.

bezr-ger

  • Çiftçi, ekinci. Tohum serpen. (Farsça)

bezr-kar / bezr-kâr

  • Ekinci, çiftçi. Tohum saçan. (Farsça)

cima'

  • Cinsi münâsebet. Çiftleşmek.
  • Zamm etmek.

cüft / جفت

  • Tek olmayan. Eşi olan. Çift. (Farsça)
  • Çift. (Farsça)

cüfte / جفته

  • Benzer, eş, denk, müsavi. (Farsça)
  • İnsan veya hayvan sağrıs. (Farsça)
  • Hayvan çiftesi. (Farsça)
  • Çifte. (Farsça)

dehakin / dehakîn

  • (Tekili: Dihkan) Köy ağaları.
  • Köylüler, çiftçiler.

dih-gan

  • Ekinci, çiftçi, köylü. (Farsça)

dihçe

  • Küçük köy. (Farsça)
  • Çiftçi, köylü. (Farsça)

dihkan / dihkân / دهقان

  • Çiftçi. (Farsça)
  • Köy ağası. (Farsça)

dü-gane

  • İki adet, iki tane, ikiz. Çift. (Farsça)

dübar

  • İki kat, çift kat, kat kat, katmerleşme. (Farsça)

eliz

  • Sıçrama. (Farsça)
  • Çifte, tekme. (Farsça)

emlet

  • Mülk etmek. Çiftlendirmek, tezvic.

erayis

  • (Tekili: Eris) Çiftçiler, ekinciler.

eres

  • Çiftçilik, çiftçi olma.

eris

  • Çiftçi, çift süren, ekinci.

ezvac / ezvâc / ازواج

  • Çiftler. Zevceler. Nikâhlı karılar.
  • Kocalar.
  • Çiftler. (Arapça)

fakis / fakîs

  • Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir.

falih

  • İsteğine kavuşan. Kurtulan. Felâh bulan.
  • Toprak süren. Çiftçi.

feddan

  • (Çoğulu: Fedâdin) Bir çift öküz.
  • Bir günde bir çift öküzle sürülebilen arazi.
  • Daha çok mısırda yer ölçülerinde kullanılan bir kelime.

felahat / felâhat

  • Çiftçilik, ekincilik, ziraat, haraset.
  • Çiftçilik.

fellah / fellâh / فلاح

  • Ekinci, çiftçi, ziraatle uğraşan arab.
  • Zenci, siyah arab.
  • Çiftçi. (Arapça)

filahat / filâhat / فلاحت

  • Çiftçilik. (Arapça)

filahet

  • Çiftçilik, tarla işleri, rençberlik, çift sürmek.

gabgab

  • (Çoğulu: Gebâgıb) Çifte gerdan çene altı. Şakak.

gammaz

  • Birisine iftira ederek zarar veren. Münafık, fitneci.
  • Adamın ayıplarını arayıp gizli şikâyet eden.
  • Tersane kethüdalarına mahsus altı çifte kayık.

haraset

  • Çift sürme.
  • Sürülen yer. Tarla.
  • Ekincilik, çiftçilik.

haris / hâris / حارث

  • Eken, ekici. Çiftçi.
  • Çiftçi. (Arapça)

haris-i gayur / hâris-i gayur

  • Çalışkan ve gayretli çiftçi.

harras

  • (Harâset. den) Çiftçi, ekinci. Toprağı işleyip ekin eken.

hududname

  • Memleket sınırını belirleyen vesika. Harp veya diğer bir ihtilaf sonunda iki taraf murahhaslarınca yerinde tetkik edilerek tanzim olunan harita ve rapor. (Farsça)
  • Memleket dahilindeki bir çiftlik veya arazinin sınırlarını göstermek üzere yapılmış olan vesika. (Farsça)

husyetan

  • Hayalar, çift haya. Erkeklik bezlerinin her ikisi. (Farsça)

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

iskiz

  • (İskize) Hayvanın sıçrayıp kıç atması. (Farsça)
  • Hayvanın ürkerek attığı çifte. (Farsça)

izdivac

  • Çift olmak, birbirine eş olmak. Meşru nikâhla evlenmek.

kaziye-i şartiyye-i münfasıla

  • Man: Mahmulü birden fazla olmakla bu mahmulllerin biri elbette mevzua isnad olunmak lâzım geldiğine hükmolunan kaziyyedir. (Adet ya tektir, ya çifttir) gibi.

kemençe

  • Çiftçilerin tarlalara kimyevi gübre atmak için kullandıkları bir nevi âlet. (Farsça)
  • Tırnağı tellerine değdirmekle ses çıkaran kemana benzer küçük bir çalgı âleti. (Farsça)

keşaverz

  • Ekinci, çiftçi. Ekinlik. (Farsça)

kiştkar / kiştkâr

  • Çiftçi, ekinci. (Farsça)

leked / لكد

  • Çifte, tepme. (Farsça)
  • Tekme. (Farsça)
  • Çifte. (Farsça)

lekedhar

  • Çifte yiyen. (Farsça)

lekedkub

  • Çifte yiyen. Hayvanların ayakları altında ezilen. (Farsça)

lekedzede

  • Çifte yiyen. (Farsça)

lekedzen

  • Tepme veya çifte vuran. Çifte atan. (Farsça)

lüüme

  • Öküz.
  • Çiftçilikte kullanılan bazı âletler.

mahya

  • Ramazanlarda, kandillerde veya bayramlarda çifte minâreli olan camilerde iki minare arasına gerilen ipe asılmak suretiyle ışıklarla yazılan yazı veya yapılan resim.
  • Dam çatısında iki eğik sathın birleştiği çizgi ve buradaki aralığı kapatmak için kullanılan uzunca, oluk biçiminde kire
  • Ramazan-ı şerîf ayında, geceleri çift minâre bulunan câmilerde iki minâre arasına gerilen ve halata (kalın ipe) asılarak kandillerle (lambalarla) yazılan yazı ve şekiller.

mekarib / mekârib

  • (Tekili: Mikreb) Çift sürülen sabanlar.

mesani / mesanî

  • (Tekili: Mesnâ) Bir şeyin tekrarı. İki. Çift. Mükerrer.

meşare

  • Bostan. Tarla.
  • Çiftçiler arasında meşhur olan tahta yer.

mezraa

  • Ziraat olunacak, ekilecek tarla, yer, çiftlik.

mihrat

  • Tennur odunu karıştırdıkları âlet.
  • Çiftçi sabanı.

mikreb

  • (Çoğulu: Mekârib) Çift sürmede kullanılan saban.

muhtasıd

  • (Hasad. dan) Ekinci, çiftçi. İhtisâd eden, ekin biçen.

müsire

  • Çift öküzü.

müzavece

  • (Zevc. den) Çift olmak.
  • Evlenme.

müzevvec

  • (Zevc. den) Çiftleştirilmiş, tezvic edilmiş.

na'leyn

  • Bir çift ayakkabı.
  • Bir çift nalın.

naddahatan

  • Püsküren çifte pınarlar.

papure

  • İki çift öküz koşulan ağır bir cins saban. (Farsça)

renc-ber

  • (Renc; sıkıntı, zahmet. Ber; çeken) Tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazmak veya taş, toprak taşımak gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi. Amele, ırgat. (Farsça)
  • Çiftçi. (Farsça)

rençber

  • Çiftçi.

resatik

  • (Tekili: Rustâk) Köyler, çiftlikler.

revv

  • Çift, karı-koca, zevc.

rustak

  • (Çoğulu: Resâtik) Köy, karye. Çiftlik.

saban

  • Çiftçilerin toprağı sürmek için kullandıkları bir araç.

sahnan

  • Çifte zil.

şef

  • Çift, baş.

şef'

  • Çift.
  • Kurban bayramı günü.
  • Namazların her iki rek'atı demektir. Dört rek'atlı bir namazın evvelki iki rek'atında Şef'-i evvel, diğer iki rek'atına da Şef'-i Sâni denilir. Üç rek'atlı namazın üçüncü rek'atı da Şef'i sâni'dendir.

sevaim

  • (Tekili: Sâime) Otlak hayvanları. Çayıra başı boş salınan hayvanlar.
  • Zekâtı icab eden koyun, keçi, sığır, deve gibi çift tırnaklı hayvanlar.

sifad

  • Hayvanların çiftleşmesi.

tev'em

  • İkiz. Çift doğan çocuklar.
  • Mc: Benzer, eş, mümasil.

tevşih / tevşîh / توشيح

  • Süsleme. (Arapça)
  • Çifte kafiye kullanma. (Arapça)

ucale

  • Misafirlerin yolda yemek için götürdükleri azık.
  • Çiftçilerin azık diye evvelce koyup getirdikleri buğday ve arpa.

useyle

  • Bal gibi tatlı olan küçük bir şey.
  • Çiftleşme, cinsî münasebet.

vaty

  • Ayak altında çiğneme, ezme, basma.
  • Çiftleşme.

verzkar / verzkâr

  • Rençber, çiftçi, işçi. (Farsça)

vitr

  • Tek olan şey. Çift olmayan. Tenha.
  • Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât namaz.
  • Kurban bayramından bir önceki gün.

ya'lul

  • (Çoğulu: Yeâlil) Beyaz bulut.
  • Su üzerinde peydâ olan kabarcık.
  • Çift hörgüçlü deve.

yealil

  • (Tekili: Ya'lul) Suları berrak ve saf akan göller.
  • Beyaz bulutlar.
  • Su üzerinde meydana gelen kabarcıklar.
  • Çift hörgüçlü develer.

zani / zanî

  • Zina eden, çiftleşen.

zari' / zâri' / زارع

  • (Zer'. den) Ekin eken. Çiftçi.
  • Ekici, çiftçi. (Arapça)

zay'a

  • (Çoğulu: Zıyâ') Geliri olan bina.
  • Tarla. Çiftlik.
  • Binasız arsa.

zebn

  • Şiddetle def'etmek.
  • Devenin çifte vurması.

zerra' / zerrâ' / زراع

  • Ekinci, çiftçi.
  • Ekici, çiftçi. (Arapça)

zevata

  • İki zat.
  • İki sahib.
  • Çift.

zevc / زوج

  • Çift. İki şeyden meydana gelen.
  • Sınıf, cins, nev'.
  • Karı ve kocanın herbiri.
  • Koca, eş.
  • Çift, eş.
  • Koca. (Arapça)
  • Çiftin teki. (Arapça)

zevceyn

  • Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın