LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Çiçe ifadesini içeren 188 kelime bulundu...

abher / عبهر

  • Nergis çiçeği,
  • Dolu kap.
  • Nergis. (Arapça)
  • Zerrinkadeh çiçeği. (Arapça)
  • Yasemin. (Arapça)

abile / âbile / آبله

  • Su çiçeği. (Farsça)
  • Sivilce. (Farsça)
  • Su kabarcığı. (Farsça)

abu

  • Nilüfer çiçeği. (Farsça)

açalya

  • yun. Fundagillerden, güzel çiçekli bir bitki ve çiçeği.

aftab-gerdek

  • Kaya keleri. (Farsça)
  • Ayçiçeği. (Farsça)

aftab-perest

  • Nilüfer çiçeği. (Farsça)
  • Güneşe tapan kimse. (Farsça)
  • Ayçiçeği. (Farsça)

ahfiye

  • (Tekili: Hıfâ) Örtüler, perdeler, gizli şeyler.
  • Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk.

ale / âle

  • İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen çiçek. (Farsça)

alek / âlek

  • İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen bir çiçek. (Farsça)

ancec

  • (Çoğulu: Anâcic) Büyük nesne.
  • Fesliğen adı verilen çiçek.

arusan-ı bağ / arusân-ı bâğ

  • Tarla çiçekleri.

aysum

  • Filin dişisi.
  • Sırtlan.
  • Büyük deve.
  • Süsen çiçeği.

azer-gun / azer-gûn

  • Ateş renginde olan, kızıl, kırmızı. (Farsça)
  • Ay çiçeği. (Farsça)

bahar

  • Güzellik.
  • Güzel.
  • Papatya.
  • Ölçek.
  • Put, sanem.
  • Atılmış pamuk.
  • Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır.
  • Sığır gözü.
  • İyi kokulu bir sarı çiçek.

baharistan

  • İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. (Farsça)
  • Yeşil ve çiçekli yer. (Farsça)
  • Molla Câmi'nin eseri. (Farsça)

behramec

  • Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı.
  • Her renkte olan leylâk çiçeği.

behramen

  • Bir çeşit kırmızı yakut. (Farsça)
  • Kadınların kullandıkları allık. (Farsça)
  • İpekten dokunan güzel bir kumaş. (Farsça)
  • Kırmızı gül, asfur çiçeği. (Farsça)

behreme

  • Saç ve sakalın kınayla boyanması.
  • Çiçeğin göz alıcı ve câzib olan güzellik ve parlaklığı.
  • Hindlilerin ibadeti.

benefşe

  • Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek. (Farsça)
  • Mor. (Farsça)

bişkufe

  • Kusma, istifra. (Farsça)
  • Çiçek. (Farsça)

bitlab

  • Hurma çiçeğinin tomurcuğu. (Farsça)

bostan

  • (Bustan) Ağacı, çiçeği, yeşilliği çok olan yer, kokulu yer. Sebze bahçesi. (Farsça)
  • Kavun, karpuz. (Farsça)

bujene

  • Tomurcuk. (Farsça)
  • Henüz açılmamış çiçek. (Farsça)

buket

  • Çiçek demeti. (Fransızca)

bür'um

  • Açılmamış gonca çiçek.

bür'ume / bür'ûme

  • (Çoğulu: Bür'um - Berâim) Açılmamış tomurcuk gonca çiçek.
  • Gül gılafı.

bustan

  • Çiçek ve gül kokularının çok olduğu yer, bahçe. (Farsça)

buy-i ezhar

  • Çiçeklerin kokusu.

came-i idi / came-i îdî

  • Bahar çiçekleri. Kırmızı renkli elbise.
  • Bayram elbisesi.

came-i nevruzi / came-i nevruzî

  • Rengârenk elbise.
  • Bahar geldiğinde açan çeşitli çiçekler.

çark-ı felek

  • Bir makine veya dolaba benzetilen gökyüzü.
  • Mc: Tâlih, baht.
  • Yakıldığı zaman dönerek ateşler püskürten bir çeşit donanma fişeği.
  • Bir nevi sarmaşıklı nebat çiçeği.

çeçek

  • Gül. Çiçek. (Farsça)
  • Gönül. (Farsça)
  • Çiçek hastalığı. (Farsça)
  • Vücutda çıkan ben. (Farsça)

cederi / cederî

  • Vücutta çıkan çiçek hastalığı.

çelenk

  • Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. (Cenazelere çelenk göndermek İslâm âdeti değildir, israftır.) (Farsça)

çemen

  • Yeşil ve kısa otlarla kaplı yer, çimen. Ağaç ve çiçekleri olan yeşillik, çayır.
  • Pastırmaya konulan bir çeşit ot.

cers

  • Gizli ses.
  • Arının ağaçtan ve çiçeklerden emmesi.
  • Bir miktar zaman.

cevazinc

  • Nilüfer çiçeği.

çiçek-i ekber

  • En büyük çiçek.

çiçekdanlık

  • Çiçeklik.

çiçekdar / çiçekdâr

  • Çiçekli.

çiçektar

  • Çiçekli.

cilnar

  • (Cüllenâr) Gülnar. Nar çiçeği.

çimengah / çimengâh

  • Çim ve çiçek ekip dikilen, yetiştirilen yer.

cüderi / cüderî

  • Kabarcık denilen hastalık.
  • Çiçek hastalığı.
  • Çiçek hastalığı.

cüff

  • İçi boş olan şey. Kof.
  • Dimağa işlemiş olan baş yarığı.
  • Hurma çiçeğinin kabuğu.
  • Cemaat, topluluk.
  • Yarısı kesilip kova olmuş olan çürük ve eski kırba.

dabb

  • (Çoğulu: Dıbâb-Edubb) Keler, kertenkele.
  • Yaraya merhem sürmek.
  • Akmak.
  • Süt sağmak.
  • Yere yapışmak.
  • Dudakta olan bir hastalık (çatlayıp kan akar).
  • Hurma çiçeği.

dahk

  • Tere yağı.
  • Bal.
  • Kar.
  • Ağzı yarılmış olan çiçek tomurcuğu.

davmeran

  • Fesleğen denilen iyi kokulu çiçek.

debabic

  • (Tekili: Dibâc) Dallı, çiçekli ipek kumaşlar.

deysem

  • Köpekten olmuş kurt eniği.
  • Sultan böreği denilen kırmızı çiçekli bir ot.

dühn

  • Ot, yemiş veya çiçekten çıkarılan yağ.

ekahi

  • (Tekili: Ukhuvan) Papatyalar, papatya çiçekleri.

ekmam

  • (Tekili: Kimm) Tomurcuklar. Ağaç çiçeklerinin kapçıkları.

ercüvan

  • Erguvan çiçeği.
  • Kırmızı kadife.
  • Kırmızı şey.

ergavan

  • Bir kırmızı çiçek. Ercüvân denilen kırmızı çiçekli ağaç.

ergüvan

  • Güzel ve parlak kızıl renkli bir çiçek. (Garbda ercuvan denilir.)

ezahir

  • Çiçekler, şükufeler.
  • Çiçekler.

ezahir-i efkar / ezahir-i efkâr

  • Fikir çiçekleri.

ezhar / ezhâr / ازهار

  • Çiçekler.
  • (Tekili: Zehre) Çiçekler. Zehreler. şukufeler.
  • Çiçekler.
  • Çiçekler. (Arapça)

ezhar ve esmar-ı binihaye / ezhâr ve esmâr-ı bînihaye

  • Sonsuz çiçekler ve meyveler.

ezhar-ı latife / ezhâr-ı lâtife

  • Hoş, güzel çiçekler.

ezhar-ı müzeyyene-i ravza-i safaiye

  • İçinde safâ sürülecek olan bahçeyi süsleyen çiçekler.

ezhar-ı nev-bahar / ezhar-ı nev-bahâr

  • Bahar çiçekleri.

ezhar-ı rebii / ezhar-ı rebiî

  • Bahar çiçekleri.

ezhar-ı tevafuk / ezhâr-ı tevafuk

  • Tevafuk çiçekleri.

faih

  • (Çoğulu: Fevâih) Meyve ve çiçek kokusu.

fakha

  • Her nebatın yeni açmış çiçeği.
  • Bir yıldız adı.
  • Dübür halkası.

fakkah

  • Ezhar otunun çiçeği.

fayiha

  • (Çoğulu: Fevâyıh) Meyve ve çiçek kokusu.
  • Güzel kokulu nesne.

fegv

  • Kına çiçeği.

fevaih

  • (Tekili: Fâih) Meyve ve çiçek kokuları.

filiz

  • Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün.
  • Eritilip temizlenmemiş olan altun, gümüş,demir, bakır gibi külçe, ham maden.
  • Erimiş bakır.

gaziz / gazîz

  • Gılâfından yeni çıkan çiçek.
  • Taze.

girift

  • Yakalama, tutma. (Farsça)
  • Dolaşık. Birbiri içine girik. Girintili çıkıntılı, karışık. (Farsça)
  • Motifleri birbirine girik ve içiçe geçme olan tezyinat tarzı. Buna aynı zamanda arabesk de denilir. (Farsça)
  • Türk musikisinin nefesli sazlarından olup, bugün unutulmak üzeredir. Ney'e benzer. Girift ç (Farsça)

gonce

  • Gonca. Tomurcuk. Çiçeğin açılmamış durumu. (Farsça)

gül / گل

  • Çiçek. (Farsça)
  • Gül. (Farsça)

gülçe

  • (Gül-çe) Küçük gül, gülcük, çiçekçik. (Farsça)

güldan

  • Vazo, içine çiçek konan kap, gül mahfazası. (Farsça)

güldeste / گلدسته

  • Çiçek demeti. (Farsça)

gülnar / gülnâr / گلنار

  • Narçiçeği. (Farsça)
  • Narçiçeği.
  • Nar çiçeği. (Farsça)

habarir / habarîr

  • (Tekili: Hıbrîr) Dağçiçekleri. Dağda yetişen çiçekler.

hamta

  • Üzüm çiçeğinin kokusu.

havzan

  • Sarı çiçekli, güzel kokulu bir çiçek. Nilüfer çiçeği.
  • Tarhun otu.

hibrir

  • (Çoğulu: Habârîr) Dağ çiçeği.

hindeb

  • (Hindebâ-Hindebâe) Hindibâ, gündöndü çiçeği.

hir

  • Bir çeşit çiçek.

huc

  • Horoz ibiği. (Farsça)
  • Kuş tacı, ibik. (Farsça)
  • Koç. (Farsça)
  • Horoz ibiği adlı bir çiçek. (Farsça)

hudud

  • (Tekili: Hadd) Yanaklar.
  • Cemâatler.
  • Yeri kazmalar. Yeri yarık etmeler.
  • Çiçek yaprakları.

humaz

  • Kırmızı çiçeği olan bir bitki çeşidi.
  • Kuzu kulağı.

hünsa

  • Erkek veya kadın olduğu belirsiz olan.
  • Aynı çiçekte dişi veya erkeklik uzvunun bulunması.
  • Kendisinde hem erkeklik hem dişilik alâmeti bulunan kimse.
  • Aynı çiçekte erkeklik ve dişiliğin bulunması.

huzami / huzamî

  • Lavanta çiçeği.

ibrinşak

  • Ağaçta çiçek açmak.

ibşas

  • Bazı bitkilerin veya çiçeklerin birbirine sarılıp karışması.

iğde

  • Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.

igriz

  • Kabuğundan henüz çıkan çiçek.

ihbal

  • Gebe koyma, hâmile yapma.
  • Çiçekler dökülüp meyve tutma.

ıhlamur

  • Kerestesi marangozlukta kullanılan ve çiçeği haşlanıp çay gibi içilen ağaç.
  • Ihlamur ağacından yapılmış.

ikmam

  • Ağaçların tomurcuklanması. Çiçek tomurcuğu görünmesi.
  • Elbiseye yen yapmak.

iltifaf

  • Örtünme, sarınma.
  • Çiçeklerin katmerleşmesi.

infitah-ı ezhar

  • Çiçeklerin açılması.

işa

  • (Ağaç) çiçek açma.

işa'-i eşcar

  • Ağaçların çiçek açması.

işgüfe

  • İstifrağ, kusma. (Farsça)
  • Çiçek. (Farsça)

işküfe

  • Çiçek. (Farsça)

ispergam

  • Fesleğen çiçeği. (Farsça)
  • Gül. (Farsça)
  • Yeşillik. (Farsça)

izbad

  • Köpüklenme.
  • (Ağaç) çiçek açma.

jardiniyer

  • Salonlara süs için konulan ve içine çiçek ekilmek üzere bir sandığı bulunan bir mobilya. (Fransızca)

kafur

  • Hurma çiçeğinin kılıfı.

kameriyye

  • Çardak. Bahçelerde, mehtaplı gecelerde oturmak üzere yapılıp, etrâfı sarmaşık v.s. çiçeklerle örtülü bulunan yer. Küçük köşk.

karanful

  • Yaprağı, çiçeği ve kokusu güzel ve uzun olan budaklı bir nebat. Karanfil.

katmer

  • t. Bir şeyin kat kat olması.
  • Çok yapraklı oluşu. (Gülün, çiçeğin, böreğin, elbisenin kat kat olduğu gibi.)

keser

  • Hurma çiçeği.

kual

  • Üzüm çiçeği.

külale

  • Çiçek demeti. (Farsça)
  • Kıvrım kıvrım olan saç. Kıvırcık saç. Bukle. (Farsça)

kurrasa

  • (Çoğulu: Kırâs) Papatya çiçeği.

lale / lâle / لاله

  • Lâle denen meşhur çiçek.
  • Vaktiyle suçluların ve delilerin boynuna takılan halka.
  • İncir koparmak için ucu çatallı değnek.
  • Lale çiçeği. (Farsça)

latif / latîf

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Lütf ve ihsân edici, dâimâ güzel muâmelede bulunan.
  • Yumuşak, hoş, güzel, nâzik. Âdem oğlu aç gözünü, yeryüzüne kıl bir nazar, Gör bu latîf çiçekleri, hangi kuvvet yapar, bozar.
  • Gözle görülmeyen.

lavanta

  • Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı.

leylak

  • Salkım şeklinde mor ve beyaz renkli çiçekleri olan bir nebat adı.

lifafe

  • (Çoğulu: Lefâif) Sargı.
  • Kefen. Ölünün sarıldığı bez katlarının herbiri.
  • Bazı çiçeklerin etrafını çeviren değişik yapraklar.

ma-i mukayyed / mâ-i mukayyed

  • Çiçek, üzüm, kavun-karpuz suyu gibi cinsi ve sıfatı birlikte söylenen sular.
  • Herhangi bir maddenin karışması ile yaratılmış oldukları hâlden çıkmış ve hususi bir ad almış sulardır. (Gül, çiçek, üzüm, asma, et suları gibi.)

mahbube

  • (Hubb. dan) Sevilmiş veya sevilen kadın. Muhabbet edilen kadın veya kız.
  • Vaktiyle çok kıymetli ve pahalı olan lâle cinsinden bir çiçek.

mecdur

  • Tıb: Çiçek çıkarmış kimse.

mecleb

  • Beyaz çiçekli bir otun adı. (Adam boyu uzar ve yaprağı zerdaliye benzer.)

mektub-u samedani / mektub-u samedanî

  • Hiç bir şeye muhtaç olmayan Allah'ın eserleri. Yeryüzü. İnsanlar, ağaçlar, çiçekler, çekirdekler, dağlar, denizler gibi çok hakikatlı mâna ifâde eden Allah'ın mektupları.

mensur

  • (Nesr. den) Dağılmış. Saçılmış.
  • Gece vaktinde güzel kokan bir çiçek.
  • Edb: Manzum olmayan nesir halindeki yazı. Bunun mânaca çok güzel ve şiir gibi ahenkli yazılmış olanına "mensur şiir" denir.

mezahir / mezâhir

  • Çiçekli yerler.
  • Görünme yerleri, çiçekli yerler.

mezbul

  • Solmuş çiçek.
  • Zayıf, arık ve zebun olmuş olan.

mezher

  • Çiçeklik.
  • Çiçeklik. Bir çiçeği içine alan şeylerin hepsi.
  • Çiçeklik.

mezhere

  • Çiçeklik.
  • Çiçek yeri. Çiçek bahçesi.
  • Çiçeklik, çiçek bahçesi.

muattar

  • Itırlı, kokulu.
  • Güzel kokulu bir lâle çiçeğinin adı.

mugalli / mugallî

  • (Galeyân. dan) İyice kaynatılmış.
  • Ihlamur, papatya gibi çiçeklerin kaynatılmış suyu.

mugliyy

  • Kaynamış çiçek, papatya veya ıhlamur suyu.

müressem

  • (Resm. den) Yapılmış, çizilmiş. resmolunmuş. Resmi yapılmış.
  • Çiçekler ve resimlerle süslenmiş.

mütezehhir

  • Çiçekli, çiçeklenen.
  • Parıldayan.

müzehher

  • Çiçeklerle bezenmiş.
  • Çiçeklenmiş. Çiçeklerle donanmış.
  • Çiçekli.

müzhere

  • Çiçekli yer, çiçek bahçesi.

nergis

  • (Nerges - Nercis) İri papatya biçiminde ortası yeşil veya sarı, yaprakları gri ve sarı bir çiçek. Suyu, uyuşturucudur. Mahmur bakışı andırır.
  • Bir çiçek.

neşm

  • Zerdali ağacı gibi bir ağaç.
  • Bir çiçek cinsi.

nevfer

  • Nilüfer çiçeği.

nevr

  • (Çoğulu: Envâr) Parlaklık.
  • Ağaç çiçeği. Tomurcuk.

nevşüküfte

  • Yeni açılmış (çiçek). (Farsça)

neynüfer

  • Nilüfer çiçeği.

nilüfer

  • Beyaz, mavi ve sarı çiçekler açan bir cins su bitkisi. (Farsça)
  • Bursa yakınlarında akan bir akarsu. (Farsça)

nu'man

  • (Tekili: Niam) Dört ayaklı hayvanlar.
  • Kan.
  • İmam-ı Azam Hazretlerinin adı.
  • Şakayık-ı nu'man denen bir lâle çiçeği.

nüvvar

  • (Çoğulu: Nevâre) Ağaç çiçeği.

radin

  • Za'feran çiçeği.

rakan

  • (Rakun) Za'feran çiçeği.
  • Kına.

rebi-i evvel

  • İlkbahar. Çiçeklerin açıp otların bittiği mevsim.

reyhan / reyhân

  • Hoş ve güzel koku veren çiçek.

şahide

  • (Müe.) Kadın şâhid. (Farsça)
  • Mezar taşı. (Farsça)
  • Mezara dikine dikilen ve üzerinde yazı ve çiçek motifi bulunan baş ve ayak taşları. (Farsça)
  • Dilber, güzel. (Farsça)

seci'

  • Edb: Nesrin kafiyesidir. Seci'ler, ya cümlelerin sonunda yahut arasında bulunur. Sondaki seci'ler bir kelime vasıtasiyle birbirine bağlanır, onlara "Seci'-i mukayyed" denilir. Aradaki seci'ler ise yekdiğerlerine bağlı olmadıklarından onlara sec'i-i mutlak tâbir olunur. İçiçe olan seci'lere "Seci' en

segame

  • (Çoğulu: Sigâm) Beyaz çiçekli bir ot.

şemate

  • Destenik çiçeği.
  • Düşmana belâ, gam ve tasa geldiğinde şâd olup sevinmek.

siclat

  • Bir güzel kokulu çiçek.

şükuf

  • Çiçek. Zühre. Tomurcuk. (Farsça)

şükuf-misal / şükûf-misal

  • Goncaya, çiçeklere benzer.

şükufe / şükûfe / شكوفه

  • Çiçek. (Farsça)

şükufe-misal / şükûfe-misâl

  • Çiçek gibi, gonca gibi.

şükufezar / şükûfezar / شكوفه زار

  • Çiçek bahçesi. (Farsça)
  • Çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi. (Farsça)

şüküfte / شكفته

  • Açılmış, çiçek açmış. (Farsça)

süllem

  • Merdiven, basamak.
  • Derece.
  • Tıb: Kulağın içindeki içiçe daireler şeklinde olan boşluğun adı.

sündüs

  • Sırmadan kabartma deseni. Eski bir çeşit ipekli kumaş. Parlak renkli, çiçekli, işlemeli, nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaş. Altun veya gümüş tellerle işlemeli ve nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaşlardan biri.

tal'

  • Tomurcuk.
  • Miktar. Kadar.
  • Çiçeklerin üremelerine sebep olan sarı tozları.

tefarik

  • Büyük yapraklı ve beyaz çiçekli bir bitki; bir koku ismi.

tekmim

  • Ağaç çiçek verecek vaktinde gılafıyla tomurcuğunu çıkarıp izhâr etmek.

tesmir

  • (Semer. den) İktisad ederek malın çoğalması.
  • Ağaçların çiçeklerini döküp yemiş bağlaması.

tevrid

  • Gülgün etmek.
  • Ağacın çiçek vermesi.

tezehhür

  • (Çoğulu: Tezehhürat) Çiçeklenme.
  • Yıldıramak, parlamak.

tezeyyün-ül ezhar / tezeyyün-ül ezhâr

  • Çiçeklerin tezeyyünü, ziynetlenmeleri.

tıraz

  • " Süsleyen, donatan" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şükufe-tıraz : Çiçek süsleyen. (Farsça)

üşkufe

  • Çiçek. (Farsça)

üşküfte

  • Açılmış çiçek. (Farsça)

vakt-i tefrih

  • Tıb: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından te'sirini gösterinceye kadar geçen zaman.

veli'

  • Kabuğunda olan hurma çiçeği.

yasemin

  • Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç. (Farsça)

za'feran

  • (Çoğulu: Zeâfir) Güzel kokulu meşhur bir çiçek.

zakkum

  • Cehennem'de bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği.
  • Gösterişi güzel, çiçekli ve zehirli meyvesi olan yâsemine benzeyen bir bitki ismi.

zat-ul ilkah-i zahire / zât-ul ilkah-i zâhire

  • İlkahı (döllenmesi) çiçek vâsıtasıyla olan nebat.

zayan

  • Yasemin çiçeği.

zebl

  • İnce belli olmak.
  • Çiçeğin solması.
  • Deniz kaplumbağasının sırt kemiği.

zeher

  • (Çoğulu: Ezhâr - Ezâhir) Çiçek.

zehr / زهر

  • Çiçek. şükufe.
  • Çiçek. (Arapça)

zehre / زهره

  • (Çoğulu: Ezhâr) Çiçek.
  • Beyaz, berrak. Süs, ziynet.
  • Çiçek. (Arapça)

zehv

  • Bâtıl.
  • Yalan.
  • Fahirlenmek, gururlanmak, tekebbürlenmek.
  • Güzel manzara.
  • Taze ot.
  • Otun çiçeği.
  • Titremek.
  • Yürümek.
  • Yel esmek.
  • Alacalanmış hurma koruğu.

zenbak

  • Güzel kokulu bir çiçek. Zambak.
  • Yâsemin yağı.

zerdec

  • Usfur çiçeğinin evvel çıkan sarı suyu.

zevahir / zevâhir

  • (Tekili: Zühre) Çiçekler.
  • Parlak yıldızlar.
  • Ziynetli, parlak ve berrak olanlar.
  • Çiçekler, görünüşler.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR