LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Çıkış ifadesini içeren 42 kelime bulundu...

azul / azûl

  • Çok azarlayan, çıkışan, paylıyan.

beygar

  • Tekdir, azarlama, çıkışma. Sövme. (Farsça)

cülus-u hümayun / cülûs-u hümayun

  • Padişahın tahta çıkışı.

feth-i suver

  • Suretlerin meydana çıkışı. Her mahlûkun Allah'ın ilim, irade ve kudretiyle en münasib şekilde suretlerinin açılışı.

firaz

  • Yukarı, yüksek. (Farsça)
  • Çıkış, yokuş. (Farsça)
  • Kaldıran, yükselten, yücelten. (Farsça)

hile-i şer'iyye / hîle-i şer'iyye

  • Şer'î (dînî) çâre. Müslümanların, İslâmiyet'e uymaları ve haram işlememeleri için ihtiyatlı yol aramaları. Herhangi bir hususta İslâmiyete uymağa mani bir durum bulununca o şeyi yapabilmek için kolay olan bir çâre aramak veya bu sûretle bulunan çıkış yolu.

huruc / hurûc

  • Çıkma. Dışarı çıkma, çıkış.
  • Ayaklanma, isyan etmek.
  • Çıkma, çıkış, dışarı çıkma.
  • Yevm-i hurûc: Kıyamet günü.
  • Çıkma, çıkış.

huruç

  • Çıkma, çıkış.

huruc / hurûc / خروج

  • Çıkış. (Arapça)
  • Ayaklanma. (Arapça)

ibtida-i cülus

  • Hükümdarlığın başlangıcı. Tahta çıkışın ilk zamanları.

itab / itâb / عتاب

  • Azarlama, paylama, çıkışma. (Arapça)

kundak

  • Küçük çocukları sıkı bağlamaya yarıyan bezler takımı.
  • Yangın çıkarmak için bir yere sokulan, tutuşturulmuş yağlı bez çıkısı.

labirent

  • Bir defa içine girildiğinde çıkış yolu çok güçlükle bulunabilen bina. (Fransızca)
  • Çok karışık ve birbirini kesen yol. (Fransızca)

mahrec

  • Sesin ağızdan çıkış yeri.
  • Çıkış yeri.

mahreç

  • Çıkış.

mahrec / مخرج

  • Çıkış yeri. (Arapça)

masdar / مصدر

  • Çıkış yeri.
  • Çıkış yeri, kaynak. (Arapça)
  • Masdar. (Arapça)

mazhar / مظهر

  • Ortaya çıkış yeri. (Arapça)
  • Şereflenme, nail olma. (Arapça)
  • Mazhar olmak: Karşılaşmak, nail olmak. (Arapça)

mebde-i ruh

  • Ruhun başlangıç ve çıkış noktası; ruhun başlangıç noktası olan kâinattaki genel hayat; kâinatın ruhu.

meharic-i huruf / mehâric-i huruf

  • Harflerin çıkış yerleri.

mekanizma

  • Lât. Bir şeyin makina kısmı.
  • Mc: Oluş ve işleyiş. Meydana çıkış.

menfez / منفذ

  • Nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu. (Arapça)

muahezat

  • (Tekili: Muâheze) (Ahz. den) Tenkid ve itirazlar.
  • Azarlama ve paylamalar. Çıkışmalar.

muaheze / muâheze / مؤاخذه

  • Azarlama. Çıkışma. Darılma. Alay eder tarzda karşısındakini küçümseme. Tenkid.
  • Azarlama, paylama, çıkışma, tenkit.
  • Çıkışma, azarlama, paylama. (Arapça)

muahezekar / muahezekâr

  • Tenkid ve itiraz edici. (Farsça)
  • Azarlayıp çıkışan. Paylayan. (Farsça)

muateb

  • Azarlanılan. Tekdir olunan. Azarlanmış.
  • Paylamak, çıkışmak.

mukim / mukîm

  • Doğduğu veya evlendiği veya hep kalmak niyyeti ile yerleştiği yerde oturan veya 104 km ve daha uzak bir yerde giriş çıkış günlerinden başka on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet eden kimse. Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde dört gün kalmaya niyet eden ve kendi memleketine giren mukîm olur.

muttala

  • Çıkış, doğuş noktası; ıttıla olunacak mahal.

naşize

  • Kocasının hanesinden, izni olmaksızın çıkıp kendisini kocasından haksız yere men'eden kadın. Bu çıkış hakikaten olabileceği gibi, hükmen de olabilir.
  • Kabarmış, şişmiş.

nebean

  • Kaynayıp yerden çıkmak. Pınar suyunun çıkışı. Fışkırmak.

sebeb-i zuhur

  • Ortaya çıkış ve görünüş sebebi.

serzeniş

  • Takaza, tekdir. Başa kakma, çıkışma, azarlama. (Farsça)

sitem

  • Çıkışma, eziyet.
  • Haksızlık, zulüm. (Farsça)
  • Nâzikâne çıkışma. (Farsça)
  • Eziyet, cefa. (Farsça)

sudur / sudûr / صدور

  • Çıkış. (Arapça)
  • Göğüsler. (Arapça)

teayyün-i evvel

  • İlm-i ilâhîde ilk teayyün, zuhûr, ortaya çıkış.

tecelligah / tecellîgâh / تجليگاه

  • Görünme yeri, zuhur yeri, ortaya çıkış yeri. (Arapça - Farsça)

tecvid / tecvîd

  • Güzel yapmak, Kur'ân-ı kerîmi harflerin mahreclerine (çıkış yerlerine) ve sıfatlarına uygun olarak okumak ve bunu anlatan ilim.

teharüc

  • Çıkışmak.
  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Fık: Ortakların bir kısmı akar (para getiren mülk), bir kısmı arazi, bazısı da para üzerine yaptıkları anlaşma.

tezahürat / tezâhürât / تظاهرات

  • Ortaya çıkışlar, oluşlar. (Arapça)
  • Destekler. (Arapça)

vasat

  • Orta; burada, boğaz ile dudak arası harflerin çıkış yeri olan damak kastedilmiştir.

vuku'

  • Düşme, rastlama.
  • Olma, oluş.
  • Gidip çatma.
  • Bir hadisenin çıkış şekli, cereyânı.

vuku'-i hal / vuku'-i hâl

  • Bir hâdisenin çıkış ve oluş şekli.