LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Çöl ifadesini içeren 146 kelime bulundu...

"icl" meselesi

  • Buzağı olayı. Bu olay İsrailoğullarının Firavun'dan kurtulup Sina Çölüne yerleştikleri zaman yaşandı. Bir ara Mûsa (a.s.) Tur Dağına çıkmış ve orada bir müddet kalmıştı. İsrailoğulları da bu esnâda altından bir buzağı yaptı ve ona tapmaya başladı.

a'rab / a'râb / اعراب

  • Vatanı çöl olan ve medeniyetten uzak yaşayan Arap.
  • Göçebe Araplar, çölde yaşayan Araplar.
  • Araplar, çöl arapları. (Arapça)

a'rabi / a'rabî / a'râbî / اعرابى

  • Çölde yaşayan Arab.
  • Çöl arabı. (Arapça)

akfar

  • (Tekili: Kafr) Sahralar, çöller.

akvam-ı bedevi / akvâm-ı bedevî

  • Bedevî kavimler; çölde yaşayan kavimler, topluluklar.

antut / antût

  • Çöl ortasındaki küçük dağ ve tepe.

arabi / ârâbî

  • Bedevî. Çölde yaşayan köylü.

aram / ârâm

  • (Tekili: İrem) Çölde, sahrada konulan hususi nişan.

asem

  • Kesbetmek. Kazanmak. çalışmak.
  • Dirsekten itibaren elin kuruyup çolak ve eğri olması.
  • Ayağın topuktan kuruyup eğilmesi ve aksak olması.

bad-ı semum / bâd-ı semûm

  • Çölde, sıcakta gündüz esen sıcak yel. Sam yeli. Zehirli rüzgâr.

badiye / bâdiye / بادیه

  • Çöl, kır.
  • Kır. Ova. (Farsça)
  • Sahrâ. Çöl. (Farsça)
  • Çöl, kır.
  • Kır, ova, sahra, çöl.
  • Çöl. (Arapça)

badiyet-üş-şam / bâdiyet-üş-şam

  • Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip denize döküldükleri yerden, batıya doğru uzanan çöl.

beda'

  • Fikir, rey.
  • Çöle çıkmak.

bedavet

  • Çölde oturmak, Bedevilik.

bedevi / bedevî / بدوی / بَدَو۪ي

  • Çölde yaşayan. Göçebe. Medeni olmayan ve şehir hayatı yaşamıyan.
  • Seyyid Ahmed-i Bedevî nâmındaki büyük bir zâtın tarikatı ve onun mensubu olan.
  • Sahrada, çölde ve vahada göçebe halde yaşayanlar.
  • Çölde çadırda yaşayan göçebe, çöllü, Arap göçebesi.
  • Göçebe, çölde yaşayan.
  • Çöl arabı. (Arapça)
  • Çölde yaşayan, medenî olmayan.

bedeviler

  • Köylüler, çölde yaşayanlar, şehirli olmayanlar, uygar olmayanlar.

bedeviyane / bedeviyâne

  • Bedevilere uygun şekilde, çölde yaşayanlar gibi. (Farsça)
  • Bedevice, çölde yaşayanlar gibi.

bedid

  • Büyük sahra, geniş çöl.

bediy

  • Çok âşikâr, göze çarpan.
  • Çölde sahrada oturan.

bedligam

  • Serkeş at, gem almaz at. (Farsça)
  • İsyan eden, âsi, serkeş, söz dinlemiyen kimse. (Farsça)
  • Bedevi, çöl adamı. (Farsça)

belakik

  • (Tekili: Bülükka) Sahralar, çöller. Düzovalar.

belka'

  • Tenha çöl. Harap ve boş yer.
  • Yazı.
  • Yalan yere yemin etmek.
  • Su, süt gibi boğaz ıslatan şeyler.
  • Bir hurma cinsi.

berari

  • (Tekili: Berriyye) Sahralar, çöller. Geniş kumluklar.

berdeng

  • Çöl ortasında yer alan küçük dağ ve tepe. (Farsça)

beriyye

  • Halk. Mahlûk. İnsan.
  • Sahra. Çöl.
  • Kır.

berrah

  • Sahra, çöl.
  • Zeval, sona ermek.
  • Gitmek, zehab.

berriye

  • Toprağa âit.
  • Çöl. Beyaban. Sahra.
  • Kara askeri. Piyade.

berzen

  • Sahra, çöl. (Farsça)
  • Sokak, cadde. Mahalle. Köşebaşı. (Farsça)

bevadi

  • (Tekili: Bâdiye) Bâdiyeler, sahralar, çöller.

bevbat

  • Sahra, çöl, geniş kumluk araziler.

beyaban / beyâbân / بيابان

  • Çöl. Sahra. (Farsça)
  • İmar olunmamış arazi. (Farsça)
  • Kır. (Farsça)
  • Çöl, kır.
  • Çöl. (Farsça)

beyda

  • Tehlikeli mevki.
  • Sahra, çöl.
  • Medine ile Mekke arasında bulunan düz bir yer.

bi-hanüman / bî-hanüman

  • Çoluk çocuksuz, yersiz yurtsuz. (Farsça)

bu're

  • Çukur.
  • Çölde çukur tarzında yapılan ocak.

cedda'

  • Küçük memeli kadın.
  • Susuz çöl.

cinas-ı tamm

  • Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).

dabie

  • Kişinin çoluk çocuğu.

dafef

  • Çoluk çocuğun fazla oluşu.
  • Şiddet.
  • Darlık.
  • Hâcet.
  • Acele etmek.

daviye

  • Otsuz çöl.

dehna

  • Ova, sahrâ. Çöl, geniş veya susuz ova.
  • Bir yer ismi.

deşt / دشت

  • Bozkır, çöl, sahra. Kumluk ve nebatsız geniş arazi. (Farsça)
  • Kır. (Farsça)
  • Ova. (Farsça)
  • Çöl. (Farsça)

deşt-i hayat

  • Hayat çölü.

deviye

  • Otsuz sahrâ. Otu olmayan çöl

devv

  • Otsuz çöl.

earib

  • (Tekili: A'rabî) Çölde yaşayan, göçebe Arablar.

ebu laşey / ebu lâşey

  • Çoluk-çocuk gibi hiçbirşeyi olmayan.

ehl-i beyt

  • Ev ehli, evdeki çoluk çocuk. Daha ziyade Hz. Peygamberimizin (A.S.M.) evine mensub olanlar bu isimle anılırlar.

ehl-i veber ve badiye / ehl-i veber ve bâdiye

  • Çölde sürekli hareket halinde yaşayan insanlar.
  • Çadırda oturan bedevi Arab, çöl ahalisi.

ehl-i veber ve badiyet / ehl-i veber ve bâdiyet

  • Çölde sürekli hareket halinde yaşayan insanlar.

ekol

  • (Ecole) Fikir üzerinde işleyen bir nevi mekteb. (Fransızca)
  • Bir üstadın talebeleri. Bir üstadın mesleği, tarzı. (Fransızca)

eksibe

  • (Tekili: Kesib) Büyük çöllerde ve sahralarda, rüzgârın biriktirdikleri kum yığınları.

emalis

  • (Tekili: İmlis"e") Otsuz ve susuz sahralar, çöller.

emere

  • (Çoğulu: İmer) Çöllerde taştan belirlemek için yapılan alâmetler.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

eşell

  • Çolak. Kolu sakat olan.
  • Eli dâima hareketli olan kimse.

evlad ü ıyal

  • Çoluk çocuk. Evlâdlar ve karısı.

evlad ü iyal / evlâd ü iyâl

  • Çoluk çocuk.

fela

  • (Çoğulu: Felevât) Sahra, çöl.

felat

  • Sahrâ, çöl. şenliksiz yer.

felevat

  • (Tekili: Felât) Susuz çöller, sahralar.

feyafi / feyafî

  • (Tekili: Feyfâ) Çöller, sahralar.

feyfa'

  • (Çoğulu: Feyâfi) Büyük çöl, sahra.

feyfa-neverd

  • Çöl yolcusu. Çöllerde yol alıp ilerliyen. (Farsça)

gabit sahrası / gabît sahrâsı

  • Gabît çölü; Arap Yarımadasında, Benî Yerbû' kabilesinin yaşadığı ve bugün Yemen sınırları içerisinde yer alan bir çölün adı.

hamun / hâmûn / هامون

  • Çöl. (Farsça)

huzane

  • Kendileri sebebinden gam ve tasa çekilen çoluk çocuk.

iale

  • Çoluk çocuğun nafakasını te'min etme. Evlâd u iyâlin maişetini tedarik etme.
  • İyali çoğalmak, çoluk çocuğu artmak.

ictisar

  • Cür'et ve cesâret göstermek.
  • Çölü aşıp gitmek.
  • Denizde geminin geçip gitmesi.

ifda'

  • Sahraya çıkmak, çöle çıkmak.

ılgam

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.

ılgımsalgım

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda, buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi görünen yer. Serap, pusarık.

imlise

  • Çöl, sahra.

imtizac

  • Muvafık ve mutabık olmak. Mezcolmak, uyuşmak. İyi geçinmek. Karışmak.

kafr

  • Arz. Çöl. Beyâban.

kaur

  • Çok derin.
  • Çöllerde, rüzgârların esmeleri sebebiyle yığılan kum tepeleri. Kumullar.

kerş

  • Karın.
  • İşkembe.
  • Topluluk, cemaat.
  • Kişinin çoluk çocuğu veya küçük evlâdı.

kıfar

  • Çöller. Susuz, otsuz yerler.

kufar

  • (Tekili: Kafr) Issız ve susuz yerler. Çöller, sahralar.

kumistan / kumistân

  • Kumluk çöl veya arâzi. (Farsça)
  • Kumluk, çöl.
  • Kumluk yer, çöl.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

lühle

  • (Çoğulu: Lehalih) Serap görünen geniş çöl.

lünc

  • Ağzın içi. (Farsça)
  • Dudak. (Farsça)
  • Çolak. (Farsça)

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

mail / maîl

  • Ehil, iyal, çoluk çocuk.

mechel

  • (Çoğulu: Mecâhil) Belirtisiz, işaretsiz, nişansız.
  • Yolu ve izi olmayan çöl.

mefaviz

  • (Tekili: Mefâze) Sahralar, çöller.

mefaze

  • (Çoğulu: Mefâviz) Çöl, sahra.
  • Çöl, sahra.

mehavi

  • (Tekili: Mehva) Çöller, sahralar.
  • Vâdiler.
  • İki yükseğin arası.

mehme

  • (Çoğulu: Mehâme) Irak, uzak.
  • Issızlık.
  • Korkunç sahrâ. Büyük çöl.

mehva

  • (Çoğulu: Mehâvâ) Sahrâ, çöl,
  • Uçurum, yar.
  • İki dağ arası.
  • İki şeyin arası.

mehvat

  • Çöl, sahra.
  • İki şeyin arası.

meravih

  • (Tekili: Mirvaha) Etrâfı açık ve rüzgârlı yerler. Çöller, sahralar. Ovalar.

mervaha

  • (Çoğulu: Merâvih) Ova, çöl. Her tarafından rüzgâr esen yer.

mevmat

  • (Çoğulu: Mevâmi) Sahrâ. Çöl.
  • Yazı.

meyla'

  • Otsuz sahra, çöl.
  • Acele, hızlı, seri.

moğol

  • Turâni milletlerinin en büyüklerinden bir kabile olup Türkler ve Mançurlarla cinsi yakınlıkları vardır. Asyanın ortalarında bugün Çin Devletine tâbi olan ve Moğolistan ismiyle bilinen geniş bir çölde ve Sibirya ve Türkistan'ın da bazı taraflarında bulunurlar.Cengiz Hanla beraber Asyanın batı tarafla

mugaylan

  • Çölde yetişen bir nevi dikenli çalı. Deve dikeni.

muil / muîl

  • Evlâd ü iyâli, yâni çoluk çocuğu çok olan kimse.

mündericat / mündericât

  • İçindekiler. Dercolunmuş olanlar.

münhal / منحل

  • Boş, açık. (Arapça)
  • Çölülmüş. (Arapça)

mütemevvin

  • İyâline çok nafaka veren. Ailesine, çoluk çocuğuna iyi bakan.

nescolmak

  • Dokunmak, örülmek, örülü hâle gelmek. Kumaş dokunması, bez dokunması. (Canlıların vücudundaki nescolunmak gibi)

nesic

  • (Çoğulu: Nüsüc) (Nesc. den) Dokunmuş, nescolunmuş.

nesice

  • (Çoğulu: Nesâyic) Dokunmuş, nescolunmuş şey.

sahara / sahâra / صحاری

  • Çöller. (Arapça)
  • Kırlar. (Arapça)

sahari / saharî

  • (Tekili: Sahrâ) Çöller, sahrâlar, kırlar.
  • (Tekili: Sahrâ) Sahrâlar. Çöller.

şahik-ul-cebel / şâhik-ul-cebel

  • Dağda, çölde veya baskı ve zulüm rejimleri altında yaşayıp da peygamberleri ve onların getirdikleri dinleri işitmemiş kimseler.

sahire

  • Yer yüzü, arz.
  • Kıyamet günü, Cenab-ı Hakk'ın haşir meydanı için tecrid edeceği Arz-ı Beyza.
  • Aslâ insan ve hayvan ayak basmadık yer yüzü. Çöl.
  • Cehennem.

sahra / sahrâ / صحرا / صَحْرَا

  • (Çoğulu: Sahârâ-Sahravât) Kır, ova, çöl.
  • Yazı.
  • Kızıl dişi eşek. (Müz-Eshar)
  • Ova, meydan. Çöl.
  • Kır, ova, çöl.
  • Çöl. (Arapça)
  • Kır. (Arapça)
  • Çöl.

sahra-i vesia / sahrâ-i vesîa

  • Uçsuz bucaksız çöl.

sahra-neverd

  • Çölde dolaşan. Göçebe. (Farsça)

sahra-nişin

  • Çölde oturan. Sahrada hayat geçiren. (Farsça)

sahra-yı alem / sahrâ-yı âlem

  • Kâinat çölü.

sahra-yı azim / sahrâ-yı azîm

  • Büyük çöl.

sahra-yı azime / sahrâ-yı azîme

  • Büyük çöl.

sahra-yı bedeviyet / sahrâ-yı bedeviyet

  • Göçebe Arapların yaşadığı çöl.

sahra-yı ceziretü'l-arab / sahrâ-yı ceziretü'l-arab

  • Arap Yarımadasında bulunan çöl.

sahra-yı hail / sahrâ-yı hâil

  • Ürperti veren çöl.

sahra-yı kebir / sahrâ-yı kebir

  • Büyük çöl. Cezayir, Tunus ve Libya'nın güneyinden Çat Çölü hizasına kadar uzanan Afrika'nın en büyük çölü.
  • Büyük çöl.

sahra-yı kesret / sahrâ-yı kesret

  • Çokluk çölü.

sahra-yı vahşet / sahrâ-yı vahşet

  • Son derece ıssız ve hiç kimsenin bulunmadığı çöl.

sahra-yı vesia / sahrâ-yı vesîa

  • Pek geniş olan sahra, geniş çöl.

sahranişin / sahrânişin

  • Çölde yaşayan.
  • Çölde oturan, bedevi.

sahravat

  • (Tekili: Sahra) Sahralar, çöller. Ovalar. Kırlar.

sardah

  • Düz yer.
  • Sahrâ, çöl.

sarma'

  • Susuz sahra. Suyu olmayan çöl.

sebseb

  • (Çoğulu: Sebâsib) Issız büyük çöl.
  • Kâfirlerin bayramı.

sehb

  • Sahra, çöl. Düz yer.
  • Çok söylemek, çok konuşmak.

şell

  • Seyrek seyrek dikmek.
  • Çolak.
  • Çolaklık. Kolun eğri oluşu.

semum

  • Zehirli şey.
  • Sam yeli.
  • Gündüz vakti sıcak çölde esen pek sıcak rüzgar olup, bitki ve hayvanları mahveder.

serab / serâb / سَرَابْ

  • Çölde, sıcak ve ışığın tesiriyle ilerde veya ufukta su ve yeşillik var gibi görünme olayı. Şaşkın hale gelme.
  • Şaşkın hâle gelme. Çorak yerlerde, çölde sıcak ve ışığın te'siriyle ileride, yakında yahut ufukta su veya yeşillik var gibi görünme hâdisesi.
  • Çölde uzaktan su gibi görünen ve ışığın kırılmasından ileri gelen parlaklık.

serab-ı gurur

  • Gurur serabı; çöldeki aldatıcı su görüntüsü gibi insanları aldatan gurur.

sida'

  • Sahrâ, çöl.
  • Yazı.

siyy

  • Arz-ı Arabdan bir yer.
  • Çöl, sahra.
  • Benzer, misil.

tarr

  • Kesmek.
  • Keskinletmek.
  • Yapmak.
  • (Bıyık) gelmek.
  • Çolak olmak.
  • Düşmek.

tebeddi

  • Sahraya çıkmak, çöle çıkmak.

tedbir-i menzil / tedbîr-i menzil

  • İnsanın çoluk-çocuğuna karşı hareketlerinin nasıl olacağı ve ev idâresi ile ilgili husûslardan bahseden ilim.

teyma'

  • Sahra, çöl, yaban.

tih / tîh

  • Çöl, susuz sahra. Sinâ yarımadasındaki çöl.
  • (Çoğulu: Etyâh) Çöl. Susuz sahra. Sina yarımadasındaki çöl.

urban / urbân

  • Çöl arabaları.
  • Aşiretler.
  • Çöl Arapları.

vaha / vâha / واحه

  • Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yer.
  • Çöl ortasında yeşillik.
  • Vaha, çöl ortasındaki yeşil alan. (Arapça)

vahat

  • Çöl ortasında yeşillik ve suyu olan yerler. Vâhalar.

yaban

  • Çöl, sahra. (Farsça)

yeban

  • Sahra, çöl. (Farsça)
  • Issız ve tenha yer. (Farsça)

yehma

  • Sahra, çöl.

yuşa

  • Hz. Musa'dan (A.S.) sonra peygamber olmuş ve Benî İsrail'i çöllerden kurtarmıştı. Ondan sonra pek çok reisler Yahudilerin idaresinde bulundu, bazan da hâkimsiz kalarak esaret hayatı yaşadılar. Tâ bir müddet sonra İsmail (A.S.) hâkim oldu. Onbir sene Benî İsrail'i idare etti. Sonra içlerinden bir mel