LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Åžis ifadesini içeren 136 kelime bulundu...

adaletname

  • Mahkemeye davet yazısı.

arabi hattı ve hurufu / arabî hattı ve hurufu

  • Arapça yazısı ve harfleri.

arazi-i emiriyye-i sırfa / arâzi-i emiriyye-i sırfa

  • Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi.

arazi-i mülkiye / arâzi-i mülkiye

  • Hükümet arazisi, hükümet toprağı. Hazine arazisi.

asaletlu / asaletlû

  • Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

ba'z

  • Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz.
  • Bir kısmı, bir parçası, bazısı.
  • Bir şeyin bir bölümü,bir parçası, bazısı.

baht

  • Kader. Tâli. Uğur. Alın yazısı. Kısmet. İkbal. (Farsça)
  • Saadet. Lezzet. (Farsça)

basit / bâsit

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarından bâzısına rızkı az, bâzısına çok veren, sadakaları kabûl edip sevâb veren. Bâzısının rûhunu kabzeden (alan) bâzısının ömrünü uzatan, bâzısının kalbini daraltıp hayırlara (iyiliklere) rağbetsiz, bâzısınınkini ise geniş yapıp, hayırla

baştina

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.

beyanname / beyannâme

  • Açıklama yazısı, bildiri.

ceffe-l kalem

  • Düşünmeksizin, birden, hemen.
  • Kalemin yazısı kurumuş, silinmez.
  • Kat'i olan şey.

cemaziyel evvel

  • Arabi ayların beşincisidir.
  • Bir kişinin mazisi, geçmişi.

delab

  • (Dülâb) (Çoğulu: Degâlib) Bâzısı su ile ve bâsızı da hayvan ile döndürülen su çekmeğe mahsus çark.

delil-i fer'i / delîl-i fer'î

  • Aslî delîllere bağlı ve onlardan elde edilen ikinci derecede delîller. İstihsân, İstishâb, İstislâh, Örf ve âdet, Sahâbî (Peygamber efendimizin arkadaşlarının) kavli (sözü), fer'î delîllerden bâzısıdır.

derebeyi

  • Ortaçağda kendi arazisi içindeki insanlara istedikleri gibi hükmeden, devamlı olarak birbirleriyle savaşan geniş toprak sahiplerinden her biri.
  • Mc: Asi, zorba.

derkenar / derkenâr / دركنار

  • Kenar yazısı. (Farsça - Arapça)

emirname / emirnâme

  • Emir yazısı.
  • Emir yazısı.

emirname-i arifane / emirnâme-i ârifâne

  • Ârif olana, bilene yakışır biçimde olan emir yazısı.

felil / felîl

  • Bir yere toplanmış kıl.
  • Devenin azısı.

haşiye / hâşiye

  • Sayfanın altındaki açıklama yazısı.

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

hatt-ı arabi-i kur'ani / hatt-ı arabî-i kur'ânî

  • Arapça Kur'ân hattı, yazısı.

hatt-ı dest

  • El yazısı. (Farsça)
  • El yazısı.

hatt-ı hümayun

  • Padişanın el yazısı. Padişahın emri. (Farsça)

hatt-ı kur'an / hatt-ı kur'ân / خَطِّ قُرْآنْ

  • Kur'ân hattı, yazısı.
  • Kur'ân yazısı.
  • Kurân yazısı.

hatt-ı kur'ani / hatt-ı kur'ânî

  • Kur'ân yazısı.

hatt-ı kur'aniye / hatt-ı kur'âniye

  • Kur'ân hattı yazısı.

hatt-ı mismari / hatt-ı mismarî

  • Çivi yazısı.

hatt-ı şehriyari / hatt-ı şehriyarî

  • Tar: Padişahın yazısı manâsına gelen bir kelimedir. Eskiden padişahlar "hatt-ı hümayun" "hatt-ı şerif" adı verilen emirleri kendi el yazılarıyla yazdıkları gibi, başkalarına yazdırdıklarının başına da imzalarını koyarlardı. İşte bu türlü vesikalardaki padişahların el yazılarına "hatt-ı şehriyarî" de

hicviyye

  • Hicv sözü veya yazısı, taşlama.

hiyeroglif

  • Eski Mısırlılar'ın yazısı. (Fransızca)

huruf ve hatt-ı kur'an / huruf ve hatt-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın harfleri ve yazısı; Arapça harfler.

i'lam

  • Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak.
  • Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı.

i'timadname

  • İtimad yazısı, itimad bildiren yazı. (Farsça)

i'tirazname / i'tirâznâme / اِعْتِرَاضْنَامَه

  • İ'tirâz yazısı.

iddianame / iddiânâme

  • İddia yazısı; savcının, yapılan soruşturmalar neticesinde tutuklu hakkındaki suçlamalarını bildirmek üzere mahkemeye sunduğu yazı.

iftiraname

  • İftira yazısı.
  • İftira yazısı.

ihbarname

  • Haber kağıdı, haber yazısı.

ihtarname / ihtarnâme

  • Uyarı yazısı.

ikazname / ikaznâme / îkaznâme

  • İkaz yazısı.
  • Uyarma yazısı.

ilamname / îlâmnâme

  • Bildirme yazısı.

ilanname / ilânnâme

  • Duyurma yazısı.

ilanname-i ilahi / ilânnâme-i ilâhî

  • İlâhî hakikatleri aktaran duyuru yazısı.

ilticaname

  • Sığınma yazısı, metni.

iltifatname / iltifatnâme

  • İltifat yazısı, metni.

inayetname / inâyetnâme

  • Yardım yazısı.

intihal

  • Çalma. Başkasının malını kendisinin gibi iddia etme.
  • Edb: Başkasının yazısını kendisinin gibi göstermek. Onu benimsemek. Böyle şiire, sirkatî şiir de denir.

irade-i seniyye

  • Padişahın, bir işin yapılması veya yapılmaması hakkında verdiği emir. İrade eskiden şifahî, yani ağızdan emir vermek, yahut kendi el yazısı ile yazmak suretiyle verilirdi. Sonradan iradeler mabeyn baş kâtibinin imzasını taşıyan yazılı kâğıtla bildirilmeğe başlamıştır.
  • Çok yüksek ve m

istiktab

  • Söyleyip yazdırma. Dikte ettirme.
  • Yazısını kontrol etmek için bir kimseye bir kaç satır yazı yazdırma.

istirhamname / istirhâmnâme

  • Merhamet dilenme yazısı.

ithamname / ithâmnâme / اِتْهَامْنَامَه

  • Suçlama metni, yazısı.
  • Suçlama yazısı.
  • Suçlama yazısı.

itirazname / îtiraznâme

  • İtiraz yazısı.

ittihamname / ittihâmnâme

  • Suçlanma yazısı.

kader

  • Allahü teâlânın ilm-i ezelîsi (başlangıcı olmayan ilim sıfatı) ile, ilerde olacak hâdiseleri ezelde (başlangıcı olmayan öncelerde) bilip takdîr etmesi; alın yazısı.

kanunname / kanunnâme

  • Kanun yazısı.

kararname / kararnâme

  • Kararların yazısı.

kemsere

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Bazısı bazısına girmek.
  • Yab yab yürümek.

kesre

  • Kur'an-ı Kerim yazısında harfin altına konarak, o harfi "İ" veya "I" diye okutan ve bir adı da "esre" olan işâret.

kirfi / kirfî

  • Bazısı bazısının üstüne yağılmış olan yüksek bulutlar.
  • Yumurtanın dış kabuğu.

kitabe / kitâbe / كتابه

  • Kabartılarak veya oyularak sert levhalar üzerine yazılan yazı. Levha olarak yazılan manzum olmayan nesir halinde levha yazma ilmi.
  • Mezartaşı yazısı.
  • Mezar taşı yazısı. (Arapça)
  • Yazıt. (Arapça)

kitabe-i seng-i mezar

  • Mezar taşı yazısı.

lütuf

  • Rıfk ve nevâziş. İltifatla mülâyemet üzere muâmele eylemek. Allah (C.C.) Hazretlerinin kullarını rıfk ve sühuletle murâdına muvaffak eylemesi.
  • Güzellik, hoşluk.
  • İyilik, iyi muâmele.

lütufname / lütufnâme

  • İltifat yazısı.
  • Güzel, hoş risale, yazı.

makale

  • Söz, gazete yazısı.

marifetname / mârifetnâme

  • Marifet yazısı.

medhiye / مَدْحِيَه

  • Övgü yazısı.
  • Övgü yazısı.

meşş

  • Elini bez ile silmek.
  • Bir şeyi aldıktan sonra yine almak.
  • Davarın sütünü sağıp bazısını koymak.

mez'

  • Haberin bazısını söyleyip bazısını gizlemek.

minyatür

  • Eski el yazısı kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ince resimler hakkında kullanılır bir tâbirdir. İtalyanca "minyatura" kelimesinden alınmadır. Buna vaktiyle küçük nakış demek olan "hurde nakış" denilirdi.
  • İnce bir san'atla yapılmış küçük resimler.

mizan-ı a'zam-ı adalet / mîzân-ı a'zam-ı adâlet / م۪يزَانِ اَعْظَمِ عَدَالَتْ

  • En büyük adâlet terazisi.

mizan-ı adalet / mizan-ı adâlet

  • Adâlet terâzisi.

mizan-ı adalet-i ilahiye / mizan-ı adalet-i ilâhiye

  • İlâhî adâlet terazisi.

mizan-ı adl

  • Adalet terazisi.

mizan-ı azam-ı adalet / mizan-ı âzam-ı adalet

  • Büyük adalet terazisi.

mizan-ı haşir

  • Haşir terazisi, büyük hesap günü olan haşir meydanında amelleri tartan terazi.

mizan-ı hikmet / mîzan-ı hikmet

  • Hikmet terazisi.

mizan-ı idrak

  • İdrak terazisi, kavrayış terazisi.

mizan-ı kaza ve kader / mizan-ı kazâ ve kader

  • Kazâ ve kader terazisi.

mizan-ı nizam

  • Düzen ölçüsü, terazisi.

mizan-ı şeriat

  • Şeriat terazisi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin teraizisi, ölçüsü.

mizan-ı siyaset

  • Siyaset terazisi; siyasi denge.

mizan-ı zemin

  • Zemin ve yeryüzü terazisi.

mizanü'l-vücut

  • Varlık terazisi.

mizanü't-ta'dil

  • Dengeleme ölçüsü; adâlet terazisi.

mücerred

  • (Çoğulu: Mücerredât) Yalnız, tek.
  • Hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan. Tek başına.
  • Çıplak, soyulmuş.
  • Tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr.
  • Edb: Kur'ân yazısında noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume. Bu şekil yazıya mahzuf veya mühmel de denir.

müdafaaname / müdafaanâme / müdâfaanâme / مُدَافَعَه نَامَه

  • Savunma yazısı.
  • Savunma yazısı.
  • Savunma yazısı.

mukadder

  • Kıymeti biçilmiş, kadri, değeri bilinmiş.
  • Alın yazısı.

mukadderat / mukadderât

  • (Tekili: Mukadder) Kader. Ölçü ve miktarı tâyin olunan şeyler. Alın yazısı.
  • Allahü teâlânın olacak şeyleri ezelde (sonsuz öncelerde) bilip takdîr ettiği şeyler, kader, alın yazısı.

mukaddim

  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden: Mahlûklardan (yaratılmışlardan) bâzısını bâzısından önce var ve yok eden; dilediğini kendine yakınlaştıran, dilediğini uzaklaştıran, kendisine yakın kıldığı meleklerini, peygamberlerini aleyhimüsselâm ve âlimlerini üstün kılan.

mükatebat / mükâtebat

  • (Tekili: Mükâtebe) Mektuplaşmalar, mükâtebeler, yazışmalar.

mükatebe / mükâtebe / مكاتبه

  • Yazışma. Mektuplaşma. Birbirine yazma.
  • Fık: Azâd edilmesi, bazı şartlara -mal kazanmak veya bir müddet hizmet etmek gibi neticeye- bağlı olan köle veya câriye ve bu azad hususunda yapılan mukavele.
  • Yazışma, mektuplaşma, birbirine yazma, köle ile yapılan azatlık sözleşmesi.
  • Yazışma.
  • Yazışma. (Arapça)

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

muvazene-i adalet

  • Adaletin denge, ölçü ve terazisi.

nakş-ı kader

  • Kader yazısı, nakşı.

nasihatname

  • Nasihat yazısı.

nazm

  • Kur'ân-ı Kerim'in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.

nevaziş / nevâziş / نوازش

  • (Nüvaziş) Okşayış, iltifat. (Farsça)
  • Okşama. (Farsça)
  • Nevâziş eylemek: Okşamak. (Farsça)

nizamname / nizamnâme

  • Düzen yazısı, düzenleme ile ilgili belge.

nota / نُوطَه

  • Emir ve istek bildiren yazı, kısa hatırlatma yazısı.

rass

  • Binayı sağlamlaştırmak.
  • Birbirine darlık getirmek.
  • Bazısını bazısına ulaştırmak.

rebabe

  • (Çoğulu: Ribâb) Bazısı bazısına binmiş olan beyaz bulut.

ricaname / ricânâme

  • Rica yazısı, ümit ifade eden yazı.

röportaj

  • Bir gazete muharririnin gördüklerini anlatan yazısı. (Fransızca)

rubz

  • Her nesnenin ortası.
  • Bazısı bazısının üzerine sağılmış süt.

şekvaname / şekvâname / şekvânâme

  • Şikâyet yazısı.
  • Şikâyet mektubu, yazısı.

sermeşk

  • Temrin yazısı; alıştırma için hazırlanmış yazı örneği.

sernüvişt / سرنوشت

  • Yazı başlığı. (Farsça)
  • Başa yazılan, alın yazısı. Kader, mukadderat. (Farsça)
  • Yazgı, alın yazısı. (Farsça)

ta'lik

  • Asmak, geciktirmek, bağlamak, bir zamana bırakmak, Arap yazısının bir çeşidi.

tahmidname / tahmidnâme

  • Hamd ve teşekkür yazısı.
  • Medih ve şükür yazısı.

tahtaha

  • Bir şeyi doğrultmak.
  • Beraber etmek.
  • Bazısını bazısına katmak.

takriz / takrîz / تقریض

  • Bir eserin medih yazısı.
  • Borç verme. (Arapça)
  • Kitaba beğeni yazısı yazma. (Arapça)

takrizname / takriznâme

  • Bir eser hakkında yazılan övgü ve beğeni yazısı.

tarak

  • Bulutların bir yere toplanması.
  • Aynı cinsten olan şeylerden bazısı bazısının üstünde olması.

tarife

  • Tanıtma yazısı.

tarifename

  • Tanıtma yazısı.

tarifname

  • Tanım yazısı.

tasdikname / tasdîknâme / تَصْدِيقْنَامَه

  • Doğrulama yazısı.

tashih layihası / tashih lâyihası

  • Düzeltme yazısı, kararnamesi.

teb'iz / teb'îz

  • Tamamını değil de bazısını, bir kısmını gösterme.

tebelbül

  • Lisanların muhtelif ve muhtelit olması. Bazısı Arapça, bazısı Farsça ve Türkçe olmak gibi.
  • Karışıklık.

tebliğname / tebliğnâme

  • Tebliğ yazısı.

tebrikname / tebriknâme / tebrîkname / تبریك نامه

  • Kutlama yazısı.
  • Kutlama yazısı. (Arapça - Farsça)

tefe'ülname / tefe'ülnâme

  • Hayra yorma yazısı.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Tefekkür yazısı.

teharüc

  • Çıkışmak.
  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Fık: Ortakların bir kısmı akar (para getiren mülk), bir kısmı arazi, bazısı da para üzerine yaptıkları anlaşma.

tekatüb

  • Yazışmak.

temyiz evrakı

  • Yargıtay'ın kaleme aldığı cevap yazısı.

tenaşir

  • Acemi yazısı, çocuk yazısı.

terbiyename

  • Terbiye yazısı.

teşekkürname / teşekkürnâme

  • Teşekkür yazısı.
  • Teşekkür yazısı.

tevkifname

  • Tutuklama metni, yazısı.
  • Tutuklama yazısı.

tezkire

  • Hatırlatma yazısı, not.
  • Hatırlatmaya yarayan yazı, hatırlatma yazısı.

vasiyetname

  • Vasiyet yazısı.

vedaname / vedânâme

  • Vedâ yazısı.
  • Veda yazısı.

vekaletname / vekâletnâme

  • Vekil etme yazısı.

zabtname / zabtnâme / ضبط نامه

  • Tutanak, zabıt yazısı. (Arapça - Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR