Süleymaniye Camii

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yaratma ifadesini içeren 91 kelime bulundu...

adet-i ilahiyye / âdet-i ilâhiyye

  • Sünnet-i ilâhî; Allahü teâlânın kânûnu. Allahü teâlânın bir şeyi yaratmak için arada bulundurduğu sebebler. Bu sebebler tecrübe ile anlaşılır.

ahsen-i takvim

  • En güzel kıvama koyma.
  • Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

bab-ı hikmet / bâb-ı hikmet

  • Cenab-ı Hakk'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.

bedia

  • Yaratma.
  • Estetik değeri yüksek, sanat eseri, eşine az rastlanan güzel.

ber'

  • (Berâ, Bur', Bürü') Yaratmak. Halketmek.
  • Hastanın iyileşmesi. Sağlamlık.

burhan-ı sani / burhan-ı sâni

  • Allah'ın herşeyi mükemmel bir şekilde ve san'atla yaratmasının delili.

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim
  • Yapma, meydana getirme, yaratma.

cebl

  • İhtira, ibda. Yoktan yaratma.

cedl

  • Yaratmak, halk.
  • Kuvvet.
  • Sağlam bükmek.
  • Azâ, organ, uzuv.

cud-u icad / cûd-u icad

  • Bolca, çokça yaratma.

da'va-yı halk / da'vâ-yı halk

  • Yaratmak iddiasında bulunmak, halk etmeyi, yaratmayı dâva etmek.

dava-yı halk / dâvâ-yı halk

  • Yaratma iddiası.

delil-i ihtira / delil-i ihtirâ

  • Allah'ın hiç yoktan yaratması delili.

desatir-i icadiye / desâtir-i icadiye

  • Yoktan yaratma kanunları.

devair-i tedbir ve icad / devâir-i tedbir ve icad

  • İdare etme ve yaratma daireleri.

emr-i tekvin / emr-i tekvîn

  • Yaratma emri.

emr-i tekvini / emr-i tekvînî

  • Yaratma emriyle ilgili; Allah'ın birşeye "kün=ol!" deyince onu derhal olduruveren emriyle ilgili.
  • Allahü teâlânın yaratmayı dilediği şeylere "kün" yâni "ol" demesi.

eser-i ibda / eser-i ibdâ

  • Hiçten yaratmanın neticesi, eseri.

evamir-i icadiye / evâmir-i icadiye

  • Yoktan yaratma emirleri ve kanunları.

evamir-i tekviniye / evâmir-i tekvîniye

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklar âlemini dilediği şekil ve tarz ile yaratmaya yönelik emirleri.

failiyet mertebesi / fâiliyet mertebesi

  • Bir fiili yapma veya yaratma derecesi.

fatr

  • Bir şeye başlamak.
  • İcab eylemek.
  • Yarık, çatlak.
  • Yarmak.
  • Yaratmak.
  • Oruç tutanın orucunu açması.

fetur

  • Oruç açacak nesne.
  • Yaratmak.
  • Yarmak.
  • İki parmağıyla kaşımak.

futr

  • (Fitre) Yaratmak, halk.

hak

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Vâcib-ül-vücûd yâni varlığı lâzım olan, hiç yok olmayan, dâimâ var olan ve kendisinden başkası yaratmaya lâyık olmayan.
  • İslâmiyet.
  • Gerçek, doğru.
  • Alacak.
  • Pay, hisse.
  • Hâtır, hürmet.
  • İnsanı

hakimiyet / hâkimiyet

  • Hikmetlilik; Allah'ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı ve tecellîsi.

hakimiyet-i ilahiye / hâkimiyet-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi belli bir amaç ve fayda doğrultusunda yerli yerinde yaratması.

halk / خلق / خَلْقْ

  • İnsan topluluğu. İnsanlar.
  • Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek.
  • Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek.
  • Yaratma.
  • Yaratmak, yoktan var etmek.
  • Mahluk, yaratılmış, insan topluluğu.
  • Yaratma, yaratılma.
  • Yaratma.
  • Yaratmak.
  • Yaratma. (Arapça)
  • Yaratılma. (Arapça)
  • Halk. (Arapça)
  • Halk etmek: Yaratmak. (Arapça)
  • Yaratma.

halk etme

  • Yaratma.

halk etmek

  • Yaratmak.

halk eylemek

  • Yaratmak.

halk ve idare

  • Varlıkları yaratma ve idare etme.

halk-ı ezdad

  • Birbirine zıd halleri bir şeyde yaratmak. Meselâ: Bir zerrede hem def edici hem de cezb edici (çekici) kuvvetin bulunmasını yaratmak.

halk-ı şer / خَلْقِ شَرْ

  • Şerri yaratma.

halketmek

  • Yaratmak.

halkışer

  • Kötüyü yaratma.

hark

  • Herhangi bir kanunun delinmesi, yırtılması, kanunu devre dışı bırakarak yaratma.

hikmet-i ebediye

  • Allah'ın sonsuz hikmeti; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i ilahi / hikmet-i ilâhî

  • Allah'ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i ilahiye / hikmet-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i rabbaniye / hikmet-i rabbâniye

  • Allah'ın her şeyi terbiye ederek, muhtaç olduğu şeyleri verip bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması.

hilkat

  • Doğuştan gelen vasıf. Yaratma. Yaratılış.

hulle-i icadat / hulle-i îcâdât

  • Yaratma fiilinin üzerini saran elbise; îcat elbisesi.

ib'as

  • Yeniden yaratmak, göndermek. Hayat vermek.

ibda / ibdâ

  • Benzersiz güzellikte yaratma.
  • Meydana getirme.
  • Yaratma.
  • Yoktan örneksiz yaratma.

ibda' / ibdâ' / ابداع

  • İzhar etmek. Bir yerden diğer bir yere çıkmak.
  • Yaratmak. Nümunesiz şey yapmak.
  • Cenab-ı Hakkın âletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması ve icâdı.
  • Misli gelmemiş bir eser meydana koymak, icâd, ("İbda', ihdâs, ihtirâ, icâd, sun', halk, tekvin" kelimeleri birbirine yakın mânâdadırlar.)
  • Edb: Geçmişte benzeri olmayan şiiri söylemek.
  • Yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme. (Arapça)
  • İbdâ' etmek: Yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek. (Arapça)

ibtida'

  • Benzeri olmayan bir şey yaratmak.

icad / îcad / îcâd / ایجاد

  • Yoktan yaratma.
  • Yoktan var etme, vücûda getirme, yaratma.
  • Var etme, yaratma. (Arapça)
  • İcat. (Arapça)
  • Îcâd edilmek: (Arapça)
  • Var edilmek, yaratılmak. (Arapça)
  • İcat edilmek, buluş yapılmak. (Arapça)
  • Îcâd etmek: (Arapça)
  • Var etmek, yaratmak. (Arapça)
  • İcat etmek, buluş yapmak. (Arapça)
  • (Arapça)

icad etme

  • Var etme, yoktan yaratma.

icad etmek

  • Yaratmak, var etmek.

icad u ibda / icâd u ibdâ

  • Yapma ve yaratma.

icad vermek

  • Yaratma özelliğini vermek.

icad-ı ilahi / îcâd-ı ilâhî / اِيجَادِ اِلٰٓه۪ي

  • Allahın yaratması.

icad-ı ilahiye / îcâd-ı ilâhîye

  • Allah'ın var etmesi, yaratması.

icadat / icâdât

  • Yaratmalar.

icadi / îcadî

  • Yaratmayla ilgili.

icadsız

  • Yaratma özelliği olmayan.

iddia-yı icad / iddia-yı îcad

  • Var etme, yaratma iddiası.

ihtira / ihtirâ

  • Yoktan yaratma.

ihtira' / ihtirâ' / اِخْتِرَاعْ

  • Evvelce olmayan bir şeyi ortaya çıkarma, îcâd etme, yaratma, yoktan var etme.
  • Benzersiz yaratma.

inşa / inşâ

  • Yapma. Vücuda getirme. Terkib etme. Bir şey peyda etmek.
  • Yaratma.
  • Edb: Yazı dersi. Nesir yazmak.
  • Güzel nesir halinde yazı yazmak veya güzel yazılmış nesir halindeki yazı.Çeşitli mektuplaşma ve güzel yazma için mektup, tezkere, istida (dilekçe), tebrik, tâziyenâme, sen
  • Varlıkları var olan şeylerden, kâinattaki var olan unsurlardan yaratma.

kader kalemi

  • Allah'ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi ve kudretiyle yazması, yaratması.

kaf-nun / kâf-nûn

  • Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah'ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden "kün", yani "ol" emri.

kalem-i kader ve kudret

  • Allah'ın olacak hadiseleri önceden bilip takdir etmesi ve kudretiyle yaratması.

kavanin-i teşekkülat / kavânin-i teşekkülât

  • Allah'ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları.

kaviyy

  • Allahü teâlânın Esma-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi tam olarak yaratmakta kuvvet sâhibi olan, her şeyi yaratıp, varlıkta devâm ettiren; dilediğini yapmak kendisine zor gelmeyen.

kaza / kazâ

  • Allahü teâlânın ezelde irâde ve taktir buyurduğu şeyleri, zamânı gelince, ilim ve irâdesine muvâfık (uygun) olarak yaratması. Kazâ gelmez Hak yazmayınca, Belâ gelmez kul azmayınca.

kelimat-ı hikmet

  • Hikmetin kelimeleri; Allah'ın her bir varlığı belirli gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatının kelimeleri, sözleri.

kemal sıfatları / kemâl sıfatları

  • Allahü teâlânın zâtında ve işlerinde hiçbir kusûr, karışıklık, değişiklik ve noksanlık olmadığını gösteren hayât (diri olmak), ilim (bilmek), sem' (işitmek), basar (görmek), kudret (gücü yetmek), irâde (istemek), kelâm (söylemek) ve tekvîn (yaratmak) sıfatları. Bunlara Subûtî, Hakîkî ve Kâmil sıfatl

kudret ve kader kalemi

  • Allah'ın olacak olayları olmadan önce bilip yazması, takdir etmesi ve kudretiyle yaratması.

kün emri

  • Allahü teâlânın yaratmayı dilediği şeylere "Ol!" emri.

makasıd-ı aliye-i ilahiye / makasıd-ı âliye-i ilâhiye

  • Allah'ın kâinatı yaratmasındaki yüce maksatlar.

makasıd-ı ilahiye / makasıd-ı ilâhiye

  • Allah'ın varlıkları yaratmasındaki maksatları.

makasıd-ı sübhaniye / makasıd-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten uzak olan Allah'ın kâinatı yaratmasındaki maksatlar.

medeni-i bittab'

  • Doğuştan, yaradılıştan huyları ile medeni oluş.
  • Cenab-ı Hakkın yaratması ile tab'an iyi huylu, kibar, faziletli kimse.

saniiyet / sâniiyet

  • San'atla yaratma.

sıbgatullah

  • Cenab-ı Hakk'ın dilediği tarz, manevî renk, biçim ve şekilde yaratması. İslâmî ahlâk ve karakteri halketmesi.
  • Allah'ın dini.

sun' / صنع

  • Yapma. (Arapça)
  • Yaratma. (Arapça)
  • Güç. (Arapça)

tahlik

  • Yaratmak.
  • Eskitmek.

tasarruf-u hallakıyet / tasarruf-u hallâkıyet

  • Allah'ın varlıkları istediği şekilde yaratma faaliyeti.

tasni / tasnî

  • San'atlı bir şekilde yaratma.

tecelli-i icad / tecellî-i icad

  • Yaratma, var etme tecellîsi.

tekvin / tekvîn / تكوین

  • Var etmek. Meydana getirmek. Yaratmak.
  • İlm-i Kelâmda: Cenab-ı Hakk'ın sübutî bir sıfatıdır ve ademden vücuda getirmesi, icad etmesidir.
  • Var etmek, meydana getirmek, yaratmak, Kelâm ilminde Allah'ın subûti bir sıfatıdır, yokluktan vücuda getirmesi, icad etmesidir.
  • "Yaratmak" mânâsına Allahü teâlânın subûtî sıfatlarından.
  • Yaratma, var etme. (Arapça)

tekvinat / tekvinât

  • (Tekili: Tekvin) Tekvinler, var etmeler, yaratmalar.

tekvini / tekvinî / tekvînî / تَكْو۪ين۪ي

  • Yaratmaya, var etmeye dâir.
  • Yaratmakla ilgili.
  • Yaratmaya âit.

tekvini ayat / tekvînî âyât

  • Yaratmaya, var etmeye dâir âyetler, deliller.

tekviniye

  • Yaratmağa, tekvine ait. Tekvinle alâkalı.

tesir-i icadi / tesir-i icadî

  • Yaratma kabiliyeti.

vücut vermek

  • Yok olan birşeyi var etmek, yaratmak.

zer'

  • Yaratmak.
  • Yere tohum saçmak.
  • Çoğaltma.
  • Halketme, yaratma.
  • Tohum ekme.
  • Ağzından dişlerin dökülmesi.
  • Saç ağarması.
  • Perde, hâil.

 

Facebook sayfamızdan bizi takip edebilirsiniz

Her gün en az 7.000 kişinin gördüğü bu alanda reklamınızın yayınlanmasını ister misiniz?

Luggat.com sizin katkılarınızla büyüyecek

Sözlüğümüz yakında blog ve forum bölümleri ile de hizmet vermeye başlayacak. Katkıda bulunmak istiyorsanız aşağıdaki formu doldurarak bize gönderin. Luggat.com'u birlikte büyütelim.


Kişisel Bilgiler

Kişisel Bilgiler

Hangi konularda destek olabilirsiniz?