Osmanlı Macunu

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Damla ifadesini içeren 129 kelime bulundu...

a'raş

  • (Tekili: Arş) Tahtlar.
  • Çatılar, damlar.

ahba

  • (Tekili: Haba) Saray adamları.

akılcılık

  • (Rasyonalizm) fels. İnsanın, akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini, aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe. Tenkitçi felsefe, deneyci felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür. Bugünkü ilim adamları herş

ammal

  • Yapıcılar.
  • Devleti idare eden adamlar.

an / ân

  • Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. (Farsça)
  • Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. (Farsça)
  • Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. (Farsça)

asaletlu / asaletlû

  • Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

ashab-ı devlet / ashâb-ı devlet

  • Devlete mensub olanlar. Devlet adamları.

asker

  • (Çoğulu: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.

avrupa hükeması

  • Avrupalı filozoflar, felsefeciler, Batılı ilim adamları.

bevahe

  • (Tekili: Bûhe) Dişi baykuşlar.
  • Çakır doğan kuşları.
  • Ahmak, ebleh adamlar.

beyadıka

  • (Tekili: Beyâzıka) (Beydak ve Beyzak) Küçük yapılı, bodur boylu ve çabuk yürüşlü adamlar, paytaklar.
  • Satranç oyununda paytaklar, piyadeler.

bihan

  • (Tekili: Bih) İyiler, iyi adamlar. (Farsça)

çehan

  • Damlıyan, damlayıcı. (Farsça)

çekan

  • Damlamış, damlıyan. (Farsça)

çekide / çekîde / چكيده

  • Gürz ve topuz gibi eski zamanlarda kullanılan savaş âletleri. (Farsça)
  • Damlamış. (Farsça)
  • Damlamış. (Farsça)

çekre

  • Küçük su damlası. Su serpintisi. (Farsça)

cemaat-i ruhaniye-i mücahidin / cemaat-i ruhâniye-i mücahidîn

  • Allah yolunda cihad eden ruhânîlerin (din adamlarının) oluşturduğu topluluk.

cür'a-riz

  • Damla damla döken. (Farsça)
  • Bir çeşit ibrik. (Farsça)

damia

  • Yavaş olarak ve damla damla kan sızdıran yara.

dem'a

  • Bir damla göz yaşı.

eazım / eâzım

  • (Tekili: A'zam) İleri gelen büyükler. Büyük adamlar.

efarit

  • (Tekili: İfrit) İfrit gibi, ifrite benzer adamlar. Hilekârlar, kurnazlar, cüretliler.
  • Pek hain cinler.
  • Şeytanlar, iblisler.

efsürde-gan / efsürde-gân

  • (Tekili: Efsürde) Duygusuz, gayretsiz adamlar.

ehl-i fen

  • Bilim adamları.

ehl-i ilhad ve fen

  • Dinsizler ve bilim adamları.

ehlullah

  • Allah adamları, Allahü teâlânın emirlerine uyup, O'nun sevgisini ve ism-i şerîfini gönlünden hiç çıkarmayan evliyâ zâtlar.

enbire

  • Üzeri toprakla sıvalı olan damlarda sıvanın altına konulan çalı, saz, talaş gibi şeyler. (Farsça)

enzal

  • (Tekili: Nezl ve Nizil) Soysuzlar, alçaklar, âdi ve aşağılık adamlar.

evşal

  • (Tekili: Veşl) Damla damla akan su.
  • Birbiri ardınca katar gibi peşpeşe gelen kimseler.

fetva / فَتْوَا

  • Din adamlarının İslami konularda belirttiği görüş.

fuhul-i ulema

  • Âlimlerin ileri gelenleri, seçkin ilim adamları.

habhabi / habhabî

  • İşsiz güçsüz boş olarak dolaşan adamlar.

haşerat

  • Küçük böcekler; Karınca, akrep, yılan gibi hayvancıklar.
  • Değersiz ve zararlı adamlar.

havaşi

  • (Tekili: Hâşiye) Bir yazının kenarına eklenen not veya açıklamalar. Hâşiyeler, derkenarlar.
  • Maiyet adamları.

hezb

  • (Çoğulu: Hizâb-Ehazıb) Yağmur damlası birbiri ardınca damlamak.

hıristiyan ruhaniler / hıristiyan ruhanîler

  • Hıristiyan din adamları.

hisbet

  • İyiliği emr edip kötülükten alıkoymak husûsunda, hükûmet adamlarının bizzat işe karışıp gerekeni yapmaları. İhtisâb da denir.

hükema ve ulema

  • Filozoflar, felsefeciler ve ilim adamları.

hükkam / hükkâm

  • Hâkimler, söz sahipleri, devlet adamları.

ibrikdar

  • Eskiden sarayda büyük devlet adamlarının konaklarında su döken ve leğen ibrik işlerine bakan kimse.

ıktar

  • Damlatma, damlatılma.

istibra / istibrâ

  • Temizlenme.
  • Erkeklerin küçük abdesti yaptıktan sonra yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak, idrar yolunda damlalar bırakmaması. Kadınlar istibrâ yapmaz.
  • Nikâhla alınacak dul bir câriyenin hâmile olup olmadığını bilmek ve şüpheye yer vermemek için bir temizlik müddeti geçip tekr

istıktar

  • Damla damla akıtma, damlatma.

istiktar

  • (Katr. den) Damıtma. Damla damla akıtma.

itlal

  • Hayvanı yedeğinde götürme.
  • Damlatma.

jik

  • Yağmur damlası. (Farsça)
  • Kirpi. (Farsça)

kabbe

  • Yağmur damlası.
  • Gök gürlemesi.

kaht-ı recul

  • (Kaht-ı rical) Adam kıtlığı. Değerli devlet ve siyaset adamlarının yokluğu.

katarat / katarât / قطرات

  • (Tekili: Katre) Katreler, su damlaları.
  • Damlalar.
  • Damlalar.
  • Damlalar. (Arapça)

katarat ve lemeat-ı hayat

  • Hayat damlaları ve parıltıları; damlalara ve parıltılara benzeyen mahlûkatın hayatları.

katarat-ı baran / katarat-ı bârân

  • Yağmur damlaları. Yağmur katreleri.

katarat-ı şadi / katarat-ı şadî

  • Sevinç damlaları. Sevinçten dolayı akan gözyaşları.

katarat-ı semine

  • Kıymetli damlalar.

katare

  • Kuyudan veya başka bir yerden damlayan su.

kater

  • (Tekili: Katre) Katreler, damlalar.

katr

  • Damlamak. Damlatmak. Damlayan şey.
  • Develeri katarlamak.
  • Birisini şiddet ve hiddetle yere çalmak.
  • Yağmur.

katre / قطره / قَطْرَه

  • Damla.
  • Damla. Su damlası.
  • Bir damla olan şey.
  • Damla.
  • Damla. (Arapça)
  • Damla.
  • Damla.

katre-i baran / katre-i bârân

  • Yağmur damlası.

katre-i fikr

  • Düşünce damlası.

katre-i gevher

  • Cevher damlası. İnci tanesi.
  • Pek kıymetli şey.

katre-i nur

  • Nur damlası.

katre-misal

  • Damla gibi.

katrecik

  • Damlacık.

katrecu

  • Bir damla arıyan. (Farsça)

katrefeşan

  • Damla saçan. (Farsça)

kavas

  • Eskiden vezirlerin maiyetlerinde kullandıkları silâhlı adamlar.

kemain

  • (Tekili: Kemin) Pusuya gizlenmiş adamlar.

kesan

  • Adamlar. İnsanlar. Kişiler. (Farsça)

kıbab

  • (Tekili: Kubbe) Kubbeler. Tepesi yarım küre şeklinde olan binâ damları.

kibarane

  • Büyük adamlara, nâzik ve görgülü kimselere yakışır şekil ve surette. (Farsça)

kisve-i ilmiye

  • İlim adamlarına, hocalara âit elbise.

kubbe altı

  • Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.

kubeb

  • (Tekili: Kubbe) Kubbeler, kemerler. Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları.

kudema

  • (Tekili: Kadim) Kadimler. Eski büyükler. Eski adamlar. İleri gelen büyükler. Eski zamanda gelmiş olanlar.

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

makatir

  • (Tekili: Maktar) Damlalar, katreler.

maktar

  • Damla, katre.

manastır

  • Hıristiyanlıkta ibâdet edilen ve din adamlarından bir râhib veya râhibenin idâre edip, barındığı binâ.

mensubat / mensubât

  • (Tekili: Mensub) Bir yere mensub olanlar. Bir yerin adamları.

mensubin / mensubîn

  • (Tekili: Mensub) Mensublar. Mensub ve alâkadar olanlar. Bir daire veya yerin adamları.

merdüman

  • (Tekili: Merdüm) İnsanlar, kişiler, adamlar. (Farsça)

misyonerlik

  • Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi. Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti. Bu çalışmaları yürüten râhib, papaz ve din adamlarına misyoner, bu

muhakkikler

  • Gerçekleri araştıran ve delilleriyle ortaya koyan ilim adamları.

müreşşah

  • Terbiye edilmiş.
  • Damla damla süzdürülmüş.

musale

  • Kuyudan ince akan damla.
  • Harman sonunda kalan kesmik.
  • Arpa ve buğday kapçığı. (Tane onun içinde olur.)

müstaktır

  • (Katre. den) Damlatan, istiktar eden.

müstebri / müstebrî

  • İstibra eden. Tenasül uzvunda idrar damlası bırakmayan.

mütekattır

  • Damlayan, katre katre dökülen.

nardan

  • Gözyaşı damlaları. (Farsça)
  • Nar tâneleri. (Farsça)
  • Mangal. (Farsça)

nevakıs

  • (Tekili: Nâkis) Başlarını devamlı olarak önlerine eğen adamlar.

nusayri / nusayrî

  • Eshâb-ı kirâma (Peygamber efendimizin arkadaşlarına) iftirâ eden şîanın kollarından. On birinci imâm olan Hasen bin Ali Askerî'nin adamlarından olduğunu söyleyen İbn-i Nusayr adındaki bozuk inanışlı kimseye uyanlar.

papaz

  • Hıristiyan din adamlarına verilen ad.

paşa

  • Sivillerle askerlerin ileri gelenlerinin bir kısmına verilen resmi ünvandı. Osmanlıların ilk devirlerinde bu ünvan, hânedân mensublarıyla yalnız bir kısım idare adamlarına verilirken sonradan askeriden "mir-i liva" ve daha yüksek rütbede olanlarla; mülkiyeden vezir, beylerbeyi, mir-i miran ve mir-ül

paşalı

  • Paşa ünvanını alan vezir ve beylerbeyi gibi büyük devlet adamlarının hizmetinde bulunan gedikli ağalar.

piskopos

  • Hıristiyanlığın katolik ve doğu kiliselerinde en yüksek rûhânî ünvâna sâhip ve umûmiyetle bir bölgenin dînî lideri olan hıristiyan din adamlarına verilen ad.

raib

  • Korkmuş.
  • Semizliğinden yağı damlar olan.
  • Dolu.

reht

  • (Çoğulu: Erhüt-Erhât-Erâhit) Cemaat, kalabalık.
  • Kavim, kabile.
  • Ondan az olan adamlar.
  • Göbekle diz arası miktarı deri. (Hayızlı avretler giyerler)

reşehat / reşehât

  • (Tekili: Reşha) Reşhalar, damlalar, sızıntılar.
  • Damlalar, sızıntılar.

reşha

  • Damla, katre. Sızıntı, ter, rutubet, yaşlık.
  • Sızıntı, damla.

reşhapaş / reşhapâş

  • Damla saçan. (Farsça)

reşhariz

  • Damla döken. (Farsça)

reşraş

  • Kavak ağacı.
  • Su veya yağ damlayan kebap.
  • Su saçmak.

rical / ricâl

  • Erkekler, adamlar.
  • Yaya olanlar.
  • Rütbeli, mevki sahibi kimseler, hadis ravileri.
  • (Tekili: Recül) Erkekler, er kişiler.
  • Mevki sahibi kimseler, devlet adamları.
  • Yaya olanlar.
  • Adamlar; makam sahibi olanlar.

rical-i devlet / ricâl-i devlet / رِجَالِ دَوْلَتْ

  • Devlet adamları, devletin ileri gelenleri. Devlet ricali.
  • Devlet adamları.

rical-i siyasiye

  • Siyaset adamları.

ruhani reisler / ruhanî reisler

  • Din adamları, mânevî liderler.

ruhban / ruhbân

  • Evlenmeden bekâr yaşamayı tercih eden, dünyâdan yüz çevirip, insanlardan uzak yaşayan kimseler, râhibler. Hıristiyanlıkta sâdece ibâdetle meşgûl olan din adamları sınıfına verilen ad. Hıristiyan din adamları evlenmedikleri ve insanlardan uzak yaşadık ları için bu ad verilmiştir.

şebnem / شَبْنَمْ

  • Çiğ damlası.

şelşele

  • Dökmek.
  • Su damlatmak.

sühal

  • Çocuk doğunca beraber çıkan su.
  • Zayıf adamlar.

sukuf-u büyut

  • Evlerin damları.

takattur / تقطر / تَقَطُّرْ

  • Damla. Damlama. Damla damla akma.
  • Ud ağacı ile buhurlanma.
  • Vuruşmağa hazırlanma.
  • Bir kimse kendini bir yerden atma.
  • Ağacın dalı kopup düşme.
  • Bir adamı yanı üzere düşürmek. (Kamus'dan)
  • Damlama.
  • Damlama.
  • Damlama. (Arapça)
  • Damlama.

takattur eden

  • Damlalar halinde süzülen.

takattur etme

  • Damlama, damla damla akma.

taktir

  • Damla damla akıtmak. Damlatmak. İnbikten çekmek.

taktirat

  • Damla damla akıtmalar.

tekatir

  • (Tekili: Taktir) Damlamalar.

tekatur

  • Damlama. Damla damla dökülme.

tekevvür

  • Damlamak.

telebbün

  • (Leben. den) Durma, eğlenme.
  • Memeden sütün damla damla akması.

tereşşuhat-ı gaybiye

  • Gaybî sızıntılar, damlalar.

tevkaf / tevkâf

  • (Ev) damlamak.

tevşih

  • (Vişah. dan) (Çoğulu: Tevşihât) Süslü elbise giydirme. Süsleme veya süslendirme.
  • Kur'ân-ı Kerimi usul ve kaidelerine göre okuma.
  • Bir kimseye mücevher gerdanlık takmak.
  • Ist: Bir eseri, büyük bir adamın adıyla süsleme. Eski ilim adamları, bazı kimselerin adına kitap yaz

ulema-i su / ulemâ-i sû

  • Kötü âlimler; insanları doğru yoldan saptıran, ilmini dünyâ kazancına, mala ve mevkîye kavuşmaya vâsıta eden din adamları.

vadk

  • Yağmur damlamak.
  • Alışmak.
  • Yağmur.
  • Genişlik.
  • Kolaylaştırmak, yakın olmak.

vedk

  • Yağmur. Yağmurun damlaması.
  • Alışıp üns ve ülfet etmek. Yakın olmak.

vekf

  • Evin damlaması.
  • Kat'etmek, kesmek.

yezidiler / yezîdîler

  • Hazret-i Ali'ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. İbâdiyye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd'ın adamlarından Yezîd bin Enîse'ye uydukları için bu adı almışlardır. Emevî halîfelerinden Yezîd'in bunlarla hiçbir ilgi si yoktur.

yuce

  • Damla, katre. (Farsça)

 

Her gün en az 6.000 kişinin gördüğü bu alanda reklamınızın yayınlanmasını ister misiniz?

Luggat.com sizin katkılarınızla büyüyecek

Sözlüğümüz yakında blog ve forum bölümleri ile de hizmet vermeye başlayacak. Katkıda bulunmak istiyorsanız aşağıdaki formu doldurarak bize gönderin. Luggat.com'u birlikte büyütelim.


Kişisel Bilgiler

Kişisel Bilgiler

Hangi konularda destek olabilirsiniz?